Sürdürülebilir girişimler ve şirket sorumlulukları üzerine 100’den fazla makalesi olan Dr. Sandra Waddock bu yazısında, neoliberal iktisadın baskın paradigmasının yerini alması için yaşamı sürdürecek bir iktisat çerçevesi sunuyor. Bu çerçeve içine yerleşecek iyi oluş ekonomisinin önerdiklerini yaparsak ekonomik ve sosyal sistemlerimiz nasıl olur? Ya da biz nasıl oluruz? 


Günümüzde “kendimizi toparlamak” veya Covid-19 salgını dünyayı ve herkesin hayatlarını altüst etmeden önce normal gözüyle bakılana dönmek çok konuşuluyor. Fakat bu fikirle ilgili büyük bir sorun var.

Sosyal sistemlerdeki karmaşıklığın ve kötü huylu sorunların doğası gereği, karmaşık sistemler bir kez bir değişim tetiklendikten sonra kolayca önceki durumlarına dönemezler.

Sistemin eskiden olduğu halini “geri getirme” çağrıları ve hükümetlerle şirket yöneticilerinin bunu gerçekleştirme çabaları ne kadar çok olsa da ekonomi, iş, eğitim ve toplum sistemlerinin, eğitim ve iş sistemlerinin pek çoğu, çoktan salgın öncesi şartlara tümden bir dönüşü olasılık dışı hale getirecek tahmin edilemez şekillerde değişti.

Meydana gelen başka bir önemli şey de var. Salgın, önceki “normali” şekillendiren ekonomik etmenlerin pek çok sorun ortaya çıkardığı konusunda farkındalık yarattı. Bu sorunlar arasında iklim değişikliği, türlerin yok oluşu ve eşitsizlik gibi varoluşsal krizler de var. Hatta bazı gözlemciler Covid-19 salgınından doğanın şiddetli bir şekilde sömürülmesini sorumlu tutuyor.

O halde sorulması gereken soru şu: WEAll’un (Wellbeing Economy Alliance – İyi Oluş Ekonomisi Birliği) günümüz iktisadının “daha iyisini inşa etmek” ve “ötesine geçmek” için önerdiklerini yaparsak ekonomik ve sosyal sistemlerimiz nasıl olacak?

Adil Bir Alternatif

Günümüzün baskın ekonomik belirleyicileri, bir ekonomik paradigma oluşturan inançları veya merhum sistem teorisyeni Donella Meadows’ın adlandırmasıyla düşünce yapılarını içeriyor. Bu paradigma (neoliberalizm), artan eşitsizliği, çevresel etkilerin görmezden gelinmesini ve işten çıkarmaları, pek çok şirketin küresel tedarik zincirlerinin istismarcı çalışma koşullarını ve kıyasıya rekabeti haklı çıkaran bir “verimlilik” güdüsünü haklı çıkarmak için kullanıldı. Bu kusurlu inanç çerçevesinin en çok sesi çıkan savunucusu merhum Milton Friedman’dı.

Neoliberalizm, pazarların “serbest” olduğunu ve olmaları gerektiğini, insanların kendi çıkarlarını düşünen fayda maksimize ediciler olduklarını ve bunun şirketler için de geçerli olduğunu savlar. En iyi hükümetlerin işletmelerin güçlerine en az düzenleme veya yasal nüfuz uygulayanlar olduğunu savunur. Ekonomilerin ve şirketlerin hedefi sınırsız büyümedir. Şirketlerin tek sosyal sorumluluğu bir paydaş grubu için kârı maksimize etmektir. Friedman, 1970’te, ünlü ve etkili ama tartışmaya açık bir New York Times makalesinde bu paydaşların hissedarlar olduğunu belirtmiştir.

Neoliberalizmin kusurlu ve tartışmalı ortodoksisi (genel kabul görmüş bir teori, doktrin veya uygulama) hem iş uygulamalarında hem de hükümetin GSYH gibi kusurlu ölçülere odaklanmasında derin şekilde yerleşik olmaya devam ediyor. Mesele şu ki, yakınlarda çıkan (Sustainabilityde yayımlanan) “Ekonomiyi Hayat Etrafında Yeniden Çerçevelendirmek ve Dönüştürmek”  isimli makalemin savunduğu gibi, dünyanın şu anda ihtiyacı olan şey, hâlihazırdaki çerçevenin reformu için başka bir teşebbüs değil ama tamamen yeni bir iktisadi ortodoksi.

Dünyanın hayatı her yönüyle destekleyen bir iktisada ihtiyacı var. Tüm insanların ve insan olmayan canlıların iyiliğini gözeten bir iktisada. Bu iktisadın, yaygın olarak kabul gören ancak neoliberalizmden daha bütüncül, güçlü kaideler – kültürel araçlar vasıtasıyla kolayca yayılan düşünce şekilleri veya kültürün temel yapıtaşları – üstüne kurulması gerekiyor.

Bu kolay yayılan düşünce şekilleri günümüzün yeni/gelecek ekonomi girişimlerini destekliyor. Tıpkı Amsterdam’ın Raworth’un simit ekonomisini ve diğer iyi oluş ekonomilerini benimsemesinde olduğu gibi.

İyi Oluş Ekonomisi İçin Yapı Taşları

Makalem, İyi Oluş Ekonomisi için geniş bir literatürden yararlanan altı adet sentezlenmiş kaideyi veya yapı taşını savunuyor.

1. Bütünün Yönetimi

Bütünün yönetimi temel niteliğindedir. Basitçe açıklamak gerekirse, liderlerin, hükümetlerin, toplulukların, işletmelerin, diğer kurumların, gerçeği söylemek gerekirse hepimizin gezegenimiz de dâhil olmak üzere “bütün” sistemin öngörülebilir bir gelecekte sağlıklı olduğundan ve tüm yaşamı desteklediğinden emin olma sorumluluğunu paylaştığımız anlamına gelir. Topluluklar, örgütler ve Dünyanın kendisini içeren canlı sistemler tüm parçaları birlikte üretken şekilde çalışırken sağlıklıdır. Yalnızca parçalar değil, “bütün” düşünüldüğünde.

2. Birlikte Ortak Değer Yaratmak

Ekonomik faaliyetler olumlu ya da olumsuz olabilir (ormanların kesilerek yerlerine tarla açılmasını düşünün). Bu yüzden günümüz iktisadının para artışına iyi oluşu değerlendirmenin tek yolu olarak odaklanması akıl almaz derecede dar görüşlü. Pek çok başka değer, parasal gelir kadar kolay ölçülebilir olmasa da insanlar için önemlidir. Bunlar arasında sağlık, ilişkiler, topluluk, anlamlı iş ve aidiyet var. Dolayısıyla, sağlığın, hayatın ve iyi oluşun temelini oluşturan bir diğer kaide de birlikte ortak değer yaratmaktır. Akademisyenler Donaldson ve Walsh ortak değer üretmenin işletmelerin temel amacı olması gerektiğini savunuyorlar. İnsani sistemlere “hayat” veren birçok önemli toplumsal değer, Gerçek İlerleme Göstergesinin ortaya koyduğu gibi, bir ölçüye dâhil edilebilir.

3. Evrensel-Yerelci Yönetim

Başka bir temel kaide evrensel-yerelci yönetimdir. Günümüzün teknolojik olarak birleştirilmiş dünyası göz önüne alındığında, vatandaşların ses, girdi ve etki sahibi olduğu yerel yönetim sistemleri yaratmak ve bunları küresel bir sisteme bağlamak mümkün. Bazen kullanılan ismiyle evrensel-yerel yönetim, bu bağlantısallığa yaslanır. Bir yandan karar vermeyi mümkün olduğunca yerelleştirerek toplulukların fikir, bilgi, yetenek, teknoloji, kültür ve çevresel olarak sürdürülebilir kaynaklar üretmelerine ve paylaşmalarına izin verir.

4. Yenileme, Karşılıklılık ve Döngüsellik

Evrensel-yerelcilik; yenileme, karşılıklılık ve döngüselliğe odaklanan bir mal ve hizmet üretimi yaklaşımıyla tamamlanır. Buradaki fikir, mal ve hizmetleri doğal çevrenin yenileme kapasitesiyle orantılı şekilde üretmek, doğanın ilkeleri ile uyum içinde faaliyette bulunmaktır. Bu durumda değişimler karşılıklı olarak, girdi ve çıktı olarak dengelenmiş olur ve zehirli yan ürünlerden (veya ürünlerden) kaçınılır. Döngüsellik, günümüzde fazlasıyla yaygın olan al-yap-at yaklaşımından kaçınır ve onun yerine bazı ekolojistlerin öne sürdüğü “atık eşittir gıda” yaklaşımını benimser. Bu yaklaşım, sistemin bir parçasında atık olanın bir diğer parçada “gıda” (girdi) olarak yeniden kullanılması gerektiğini öne sürer.

5. İlişki ve Bağlantılı Olma

Neoliberalizmin bireysellik ve bireysel sorumluluğa eğilimine zıt olarak, tüm yaşam için iktisat, insan olmanın temeli olarak ilişki ve bağlantılı olma fikrini kabul eder. Ve fizikçilerin dediği gibi her şeyin birbirine bağlı olduğu karmaşık bir dünyada yaşamanın ne demek olduğunu bilir. İnsanlar ilişki bağlamında gelişir ve gerçekten de kendi başlarına hayatta kalamazlar. Güney Afrikalı, “ben varım çünkü biz varız” fikri olan Ubuntu ilkesi ve “her şey ilişkilidir” (veya bazen çevrildiği şekliyle “tüm ilişkilerim”) fikri olan Lakota ilkesi Mitikuye Oyasin; ilişki ve bağlantılı olmanın özündeki ilkeleri yansıtır.

6. Adil Piyasa ve Ticaret

Hepimiz birbirimize bağlı olduğumuzdan, adil piyasaların ve ticaretin kusurlu serbest piyasalar ve ticaret fikrinin yerini alması gerekli. Çünkü birbirimize piyasa ve ticaret ortamlarında nasıl davrandığımız önemli. Adil veya eşitlikçi piyasalar/ticaret, tüm maliyetlerin içselleştirildiği adil ürünler ve hizmetler teklif eder. Çünkü aksi takdirde maliyetler toplumlar ve çevre tarafından yüklenilir ve onlara zarar verir. Bu aynı zamanda müşterilerin gerçekten ihtiyaç duyduğu ürünleri ve hizmetleri üretmek ve iyi – ve katılımcı – yönetimin malların adil olmasından daha önemli olduğunu kabul etmek anlamına gelir.

Tüm bu ilkeler hakkında söylenebilecek daha çok şey var.

Buradan çıkarılacak ana fikir, bir İyi Oluş Ekonomisine doğru ilerleme kaydetmek için daha birçok ilerici girişimin, böyle bir ekonomiyi harekete geçirecek temel fikirlerin ne olduğu konusunda anlaşmaya varması gerektiğidir.

Benim makalem, bu tartışmaya bir başlangıç niteliği taşımak niyetiyle yazıldı. Fakat katiyen bir son söz değil.


Not 1: Sandra Waddock’un Wellbeing Economy Alliance sitesinde yayımlanan “Life-Centered (Wellbeing) Economics for the 21st Century” başlıklı yazısından Murat Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim 

Not 2: Öne çıkan görsel, Elia PellegriniUnsplash

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir