Psikoloji alanında çok satan kitapların yazarı olan Dr. Steve Taylor, Leeds Beckett Üniversitesi’nde Sosyal Psikoloji ve Disiplinlerarası Psikoloji derslerini veriyor. Bu yazısında insanların özünde bencil ve rekabetçi oldukları varsayımına karşıt argümanlar ile yanıt veriyor. İşbirliği, eşitlikçilik, özgecilik gibi niteliklerin insan doğasında hâlâ var olduğunu savunuyor.


İnsanlar doğaları gereği bencil değiller: Aslında işbirliği içimize işlemiş

Uzun süredir insanların özünde bencil olduklarına dair genel bir varsayım var. Görünen o ki acımasızız; kaynaklar için, güç ve mal mülk biriktirmek için birbirimizle rekabet etme konusunda güçlü dürtülerimiz var.

Eğer birbirimize karşı nazik davranırsak bu, genellikle art niyetlerimiz olduğu içindir. Eğer iyiysek bu sadece doğamızdaki bencilliği ve canavarlığı kontrol etmeyi ve onların ötesine geçmeyi başardığımız içindir.

İnsan doğasına dair bu karamsar görüş, bilim yazarı Richard Dawkins ile yakından özdeşleştirilir. Dawkins’in kitabı Gen Bencildir popüler oldu çünkü geç 20. yüzyıl toplumlarının rekabetçi ve bireyci değerler sistemine çok iyi uyuyordu ve onu haklı çıkarmaya yardımcı oluyordu.

Diğer pek çok kişi gibi, Dawkins görüşlerini evrimsel psikoloji alanına atıfta bulunarak haklı çıkarıyor. Evrimsel psikoloji, günümüz insanının niteliklerinin tarih öncesi çağlarda, “evrimsel uyum ortamı” terimi ile adlandırılan dönemde geliştiği kuramını ortaya koyar.

Bu, genelde yaşamın bir tür Roma gladyatör dövüşü olduğu ve sadece insanlara hayatta kalma avantajı veren niteliklerin seçildiği ve diğerlerinin elendiği yoğun bir rekabet dönemi olarak görülür. Ve insanların hayatta kalabilmeleri kaynaklara erişime bağlı olduğu için – nehirleri, ormanları ve hayvanları düşünün – rakip gruplar arasında çekişme ve çatışma kaçınılmazdı, ki bu da ırkçılık ve savaş gibi niteliklerin gelişmesine yol açtı.

Bu mantıklı görünüyor. Fakat aslında, temel aldığı varsayım – tarih öncesi yaşamın hayatta kalmak için çaresiz bir mücadele olduğu – yanlış.

Tarih öncesi bolluk

Tarih öncesi dönemlerde dünyanın nüfusunun çok seyrek olduğunu hatırlamak önemli. Yani avcı-toplayıcı grupları için bir kaynak bolluğu olması olası.

Bazı tahminlere göre 15.000 yıl öncesinde, Avrupa’nın nüfusu sadece 29.000’di ve tüm dünyanın nüfusu yarım milyondan azdı. Bu kadar düşük nüfus yoğunlukları ile tarih öncesi avcı toplayıcı gruplarının birbirleriyle rekabet etmiş veya acımasızlık ve rekabetçilik geliştirmiş veya savaşa girmiş olmaları pek mümkün görünmüyor.

Gerçekten de pek çok antropolog savaşın insan tarihinde ilk tarımsal yerleşmelerle birlikte başlayan, geç bir gelişme olduğu konusunda artık hemfikirler.

Modern bulgular

Ayrıca tarih öncesi insanlar ile aynı şekilde yaşayan modern avcı-toplayıcı gruplarından elde edilen önemli bulgular var. Bu grupların eşitçilikleri çarpıcı.

Antropolog Bruce Knauft’un belirttiği gibi, avcı-toplayıcılar “aşırı politik olmaları ve cinsel eşitçilikleri” ile tanınırlar. Bu gruplardaki bireyler kendi mal ve mülklerini biriktirmezler. Her şeyi paylaşma konusunda ahlaki bir yükümlülükleri vardır. Ayrıca statü farklarının ortaya çıkmamasını sağlayacak eşitlikçiliği koruma yöntemleri vardır.

Güney Afrika’daki ǃKung halkı, örneğin, ava çıkmadan önce ve bir hayvan öldürüldüğünde oklarını değiş tokuş ederler. İtibar, oku atan kişiye değil, okun ait olduğu kişiye gider. Ve eğer bir birey fazlaca baskıcı ya da kibirli olursa, grubun diğer üyeleri onu dışlar.

!Kung insanları. Fotoğraf: Pinterest

Genellikle böyle gruplarda, erkeklerin kadınlar üzerinde hâkimiyeti yoktur. Kadınlar çoğunlukla evlenecekleri kişiyi seçerler, hangi işi yapmak istediklerine karar verirler ve seçtikleri işte çalışırlar. Ve eğer evlilik bozulursa, çocuklar üstünde velayet hakları vardır.

Pek çok antropolog bu tür eşitlikçi toplumların, nüfus artışının, çiftçiliğin ve yerleşik yaşam tarzının gelişmesine yol açtığı birkaç bin yıl öncesine kadar normal olduğu konusunda hemfikirdir.

Özgecilik ve eşitlikçilik

Yukarıdaki tablodan ırkçılık, savaş ve erkek egemenliği gibi niteliklerin evrim tarafından seçilmiş olması gerektiğini varsaymak için çok az sebep olduğu görülüyor. Çünkü bu niteliklerin bize çok az faydası olurdu. Bencilce ve acımasızca davranan bireylerin gruplarından dışlanacakları için hayatta kalma olasılıkları daha düşük olurdu.

İşbirliği, eşitlikçilik, özgecilik ve yumuşak başlılık gibi niteliklerin insana özgü olduğunu görmek daha mantıklı. Bunlar on binlerce yıl boyunca insan yaşamının olağan özellikleri olmuştu. Yani büyük olasılıkla bu nitelikler şu anda bizde hâlâ güçlü şekilde bulunuyor.

Eğer durum böyleyse günümüz insanının neden sık sık bu kadar bencilce ve acımasızca davrandığını sorabilirsiniz elbette. Neden bu olumsuz nitelikler pek çok kültürde bu kadar alışageldik? Fakat belki de bu nitelikler çevresel ve psikolojik faktörlerin bir sonucu olarak görülmeli.

Çoğunluğun iyiliği için birlikte çalışan insanların birçok örneği var.

Araştırmalar, primatların yaşam alanları bozulduğunda daha vahşi ve hiyerarşik hale gelme eğiliminde olduklarını defalarca göstermiştir. Yani avcı toplayıcı hayat tarzından vazgeçtiğimiz için aynı şeyin bizim de başımıza gelmiş olması mümkün.

Kitabım Çöküş’te, avcı-toplayıcı hayat tarzının bitişinin ve tarımın ortaya çıkışının bazı insan gruplarında meydana gelen psikolojik bir değişimle bağlantılı olduğunu öne sürüyorum. Yeni bir bencilliğe ve nihayetinde hiyerarşik toplumlara, ataerkilliğe ve savaşlara yol açan yeni bir bireycilik ve ayrı olma hissi vardı.

Her halükârda, bu olumsuz nitelikler o kadar yakın zamanda gelişmiş görünüyorlar ki onları uyum sağlama veya evrim terimleriyle açıklamak mümkün görünmüyor. Bunun anlamı, doğamızın “iyi” tarafının “kötü” tarafından çok daha köklü olduğu.


Not: Steve Taylor’ın The Conversation internet sitesinde 20 Ağustos 2020 tarihinde yayımlanan “Humans aren’t inherently selfish – we’re actually hardwired to work together” başlıklı yazısından Murat Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.