ABD’deki Institute for Policy Studies (Politika Çalışmaları Enstitüsü) tarafından 2016 yılından bu yana düzenli olarak yayımlanan Gilded Giving (Yaldızlı Bağış) raporu, bu yıl hayırseverliğin nasıl gelir ve servet eşitsizliğinden etkilediğini inceliyor.


Artan servet ve güç yoğunluğu hayırseverliği çarpıtıp demokratik kurumlarımızı tehlikeye atıyor

Giriş

On yıl önce, Ağustos 2010’da, Bill Gates ve Warren Buffett’ın başlarında olduğu birkaç düzine ABD milyarderi, ölmeden önce servetlerinin en azından yarısını bağışlama vaadinde bulundular. O zamandan beri pek çoğu, hayır kuruluşlarına ve vakıflara hatırı sayılır miktarda bağış yaptı. Ama bir grup olarak bu milyarderlerin servetleri sözde Bağış Taahhüdünün (Giving Pledge) başlangıcından itibaren geçen on yılda tavan yaptı.

Milyarder sınıfının serveti o kadar hızlı artıyor ki, bağışlama kapasiteleri servetlerinin gerisinde kalıyor. Ama hayır işlerine şiddetle ihtiyaç duyulduğu bu günlerde geniş hayırseverlik sektörünün giderek büyüyen başka bir endişesi var: Bu fonların çoğu sahadaki gerçek hayır işlerine asla destek olmadan, yasal olarak süresiz var olabilecek aile vakıflarına ve bağışçının tavsiyesi ile yapılan fonlamalara gidebilir.

Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca, hayırsever bağışlar istikrarlı olarak yükseliş gösterdi. Ama bu yükseliş kaygı verici bir eğilimi gizliyor: Hayır işleri giderek demokratik olmayan bir hale geliyor. Kurumlar daha küçük bir zengin bağışçı grubundan daha büyük bağışlara bel bağlarken alt ve orta gelir düzeyindeki bağışçılardan azalan miktarlarda bağış alıyorlar.

Dahası, bu yüksek bağışların artan bir bölümü gerçekten hayır işi yapan kurumlara değil, varlıklarının sadece küçük bir yüzdesini hayır işine bağışlayan vergi imtiyazlı özel vakıflara ve bağışçının tavsiyesi ile yapılan fonlamalara gidiyor. Bu araçlar, bağışçılara azımsanmayacak miktarda vergi indirimleri sunuyorlar. Ama sonra bu bağışların çoğunu veya hepsini kendi vakıflarında istifleyip gerçek kâr amacı gütmeyen kurumlara kalanları ciddi miktarda kısıtlayabiliyorlar.

Bu durum kâr amacı gütmeyen sektörün bağımsızlığı, vergi sisteminin bütünlüğü ve demokrasimizin sağlığı için büyüyen bir risk oluşturuyor. Ve bu, kâr amacı gütmeyen sektörün varlığına yönelik iki tehdidin ortaya çıkmasından önceydi: 2017’de yasalaşan Cumhuriyetçi Parti vergi indirimi paketi ile COVID-19 salgını ve ekonomik durgunluk. Bunların ikisi de muhtemelen daha fazla servetin tepede yoğunlaşması ve sıradan insanların bağış yapma imkânının zedelenmesiyle sonuçlanacak.bağış

Azalan bağışlar demek, hayır işlerine olan talebin arttığı bir dönemde hayırseverlik eşitsizliğinin daha da artması demek. Zaman, hayır işlerine geniş çaplı katılımı köreltme ya da bağışlanabilecek geliri servet saklama araçlarında istifleme zamanı değil.

Gilded Giving 2020 (Yaldızlı Bağış 2020), bu koşulların bazı olası sonuçlarını sunuyor ve bazı çözüm önerilerinde bulunuyor.

Temel bulgular

Bağış Taahhüdünü imzalayanların servetleri hızla artıyor

  • 2010’da milyarder olup Bağış Taahhüdünü imzalayan 62 kişinin toplam servetleri neredeyse iki katına çıktı – 2010’da 376 milyar $’dan 18 Temmuz 2020’de 734 milyar $’a.
  • Bu 62 milyarderden dokuzunun servetleri geçtiğimiz on yılda yüzde 200’den fazla arttı. Bunların arasında Mark Zuckerberg (yüzde 1.783), John Doerr (yüzde 416), Marc Benioff (yüzde 400), Ken Langone (yüzde 288) ve Stephen Schwarzman (yüzde 245) var.
  • Covid-19 salgınının en kötü dört ayında, Mart 2020’de milyarder olan 100 bağışçının toplam servetleri 213,6 milyar $ arttı – yani yüzde 28’lik bir artış gerçekleşti. 18 Mart’ta 758,3 milyar $’dan 17 Temmuz 2020’de 971,9 milyar $’a.

Hayırseverlik gittikçe varlıklıların alanı oluyor

  • Çalışan ve orta sınıf için artan ekonomik riskin ortasında küçük bağışların miktarı son yirmi yıldır düzenli olarak düşüyor. 2000 ve 2016 arasında (en son veri) hayır işlerine bağış yapan hanelerin sayısı yüzde 66’dan yüzde 53’e düştü. Bağışlardaki herhangi bir artış dev bağışçıların ve 300 milyon $’ın üzerindeki dev bağışların sonucu.
  • 1 milyon $’dan fazla geliri olan hanehalklarında bağış nedeniyle vergi indiriminden yararlananların oranı 1995’de %12 iken 2017’de %33’e yükseldi.

 Hayırseverlik gittikçe sorumsuzlaşıyor ve farkı vergi mükellefleri karşılıyor.

  • 2005 ve 2019 arasında vergi avantajı sağlayan özel vakıfların sayısı 71.097’den 119.791’e çıktı ki bu %68’lik bir artış. Aynı süre içerisinde bu vakıfların varlıkları iki kattan fazla artarak 551 milyar $’dan 1,2 trilyon $’a çıktı. Bağışlanan tüm paralardan vakıflara gidenlerin oranı son 30 yılda üç katına çıktı.
  • Varlıklarını harcama zorunluluğu olmayan bağışçının tavsiyesi ile yapılan fonlamalara yapılan bağışlar giderek artıyor. Bu fonlamaların bağış pastasından aldıkları pay 2010 ve 2018 arasında üç katına çıktı. Ve geçtiğimiz üç yıl süresinde bağış toplamada birinci olan 10 kuruluşun altısı bağışçının tavsiyesi ile yapılan fonlamalar oldu.
  • Bağışçılar, bağışlarının vergiden düşülmesini istediklerinde hesabı kapatmak sıradan vergi mükelleflerine kalıyor. Eğer hayatta olan 100 ABD Bağış Taahhüdü imzacıları servetlerinin – tahminen 485 milyar $ – yarısını bugün bağışlasalardı ABD Hazinesinin vergi geliri kaybı 360 milyar $ olurdu.

Tavsiyeler

Hayır işlerini varlıklı bağışçıların aşırı etkisinden korumak, vergi sistemimizin sömürülmesine engel olmak, toplumun her kesiminden geniş tabanlı bağışları teşvik etmek ve bağışlanan paraların onlara en çok ihtiyacı olan kamu yararı gözeten kurumlara hızla gittiğinden emin olmak için bir Hayır İşi Reform Gündemine ihtiyacımız var.

Hâlihazırda, yapılan tüm bağışların giderek artan bir bölümünü tüketen özel vakıflar her yıl varlıklarının sadece %5’ini yardım olarak harcamak zorunda. Bağışçının tavsiyesi ile yapılan fonlamaların (Donor Advised Fund, DAF) bir asgari ödeme miktarları bile yok.

Covid-19 ve ekonomik durgunluğun sebep olduğu acil krizlerin ihtiyaçlarını karşılamak için,

  • Kongre bir Acil Durum Bağış Teşviki yürürlüğe koymalıdır: Özel vakıfların ödemelerini %5’ten %10’a çıkarmasını gerektiren ve DAF’lar için geçici bir %10 ödeme zorunluluğu koyan üç yıllık geçici bir direktif. Bu, kenarda kalan tahminen 200 milyar $’ı sahada çalışan hayır kurumlarına yönlendirir, üstelik vergileri veya bütçe açığını arttırmadan.

Daha uzun vadede hayır işlerini düzenleyen kuralların kamu yararını en üst düzeye çıkarmak için elden geçirilmesi gerekli. Önerilen reformlardan bazıları şunlar:

  • Az hissedarlı özel vakıf fonlarından bir varlık vergisi toplamak ve vergi indirimlerine bir süre kısıtlaması koymak.
  • Özel vakıf ödeme zorunluluklarını anlamlı hale getirmek ve çalışan hayır kuruluşlarına giden para miktarını arttırmak. Şu anda oldukları şekliyle daimi özel vakıfları ortadan kaldırmak.
  • Bağışçının tavsiyesi ile yapılan fonlamalara ödeme zorunluluğu getirmek ve şeffaflık ve raporlamayı arttırmak.
  • Varlıklı olmayanların bağışlarını arttırmak için evrensel bir bağış kredisi uygulaması getirmek.
  • Sömürüleri engellemek ve şeffaflığı teşvik etmek için yönetim kurulu bağımsızlığını, aile üyelerine para ödenmesi yasağını ve bağışçı ifşasını içeren reformlar yapmak.
  • Vakıfların harcamaları üzerinden alınan vergilerle finanse edilen bir federal vakıf ve hayır kuruluşları gözetim organı oluşturmak.

Not: Chuck Collins ve Helen Flannery’nin Inequality.org internet sitesinde 28 Temmuz 2020 tarihinde yayımlanan “REPORT: Gilded Giving 2020: How Wealth Inequality Distorts Philanthropy and Imperils Democracy” başlıklı yazılarından Murat Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim

Kategori(ler): Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir