Kentlerde daha çok yeşil alan açılması aksi savunulamayacak bir hedef gibi görünüyor. Ancak Barcelona’dan gelen dört öykü, yeşil alanları arttırmayı hedefleyen projelerin her zaman masum olmadığını gösteriyor. Kentsel adaletsizlik bu kez yeşile bürünmüş haliyle karşımızda.


Editörün notu: Bu yazı Undisciplined Environments blogu ile ortaklaşa yapılan Kentte yeşil eşitsizlikler dizisinin bir parçasıdır. Bu dizi, şehirlerde gerçekleşmekte olan “yeşil” yeniden imarların baskın türleri ile kentsel çevre adaleti sorunları ve bunların daha adil ve ekolojik kentsel alanlar için beraberinde getirdiği zorluklar ve olanaklar arasındaki bağları inceleyen yeni araştırma ve fikirlere ışık tutmayı amaçlamaktadır.

Kentsel Yeşil Adaletsizlik

Barcelona’nın Avrupa’nın en çekici ve yaşanası şehirlerinden biri olmak gibi bir ünü var. Geçen yıllarda çok övgü alan, otomobilsiz superblocks modeli gibi ilerlemeci kent planlama tedbirleriyle tanınan  Barcelona, mahallelerin yeniden canlandırılmasını, iklim uyumunu ve yeşil kamu alanlarını bir öncelik haline getirerek izlediği yolu pekiştiriyor. Bu yeni kent modeli kulağa mükemmel gelse de daha iyi bir bakış, sorunlu eğilimleri ortaya çıkarıyor. Bazı bölgelerdeki yeni parklar, yeniden tasarlanan caddeler ve trafiği rahatlatan girişimler fiyatları yükseltip birçok yöre sakinini soylulaştırma/nezihleştirme yüzünden evlerinden etmişken diğer bölgeler hâlâ yeşil alanlardan büsbütün yoksun. Sonuç olarak, kent sakinleri mahallelerini hem yeşil hem de uygun fiyatta tutmak için mücadele veriyor.

 Süregiden COVID-19 salgını Barcelona’ya gelen ziyaretçilerin sayısını ciddi ölçüde düşürmüş olmasına rağmen soylulaştırma yerli halk ve yerel belediye karar vericileri arasında sıkıntılı bir mesele olmaya devam ediyor. Nitekim iki taraf da yeşil alanlardan kimin faydalanacağına ve kentteki pek çok boş bina ile arsanın salgın sonrasında nasıl kullanılacağına dair sorularla boğuşmaya devam ediyor. Yeşillendirmek ya da Yeşillendirmemek: Barcelona’da Dört Kentsel Adalet(sizlik) Öyküsü, Barcelona’da kentsel eşitsizlikle mücadele eden dört mahallenin öyküsünü gözler önüne seriyor. Hepsi yeşil alanlarla bağlantılı olmak üzere, sivil toplum gruplarının daha kaliteli hava, güvenli konut koşulları ve sağlık hizmetlerine erişim talep etmek için nasıl harekete geçtiğinin izini sürüyor. Belgesel, dört vakayla resmini çizdiği zenginlik, sınıf, ırk ve çevresel rahatlıklara eşit olmayan erişim gibi meselelerin, tarihi olarak turizm ve teknoloji merkezli ekonomi etrafında büyümüş bir şehirde nasıl kendilerini gösterdiklerine dikkat çekiyor.

La Fira

2019 Şubat’ında şehrin uluslararası fuar alanı Montjuic Fira de Barcelona, halkın görüşünü almadan kentle olan sözleşmesini yenilemeye karar verdi. Sözleşme 380 milyon avronun, var olan bina ve boş alanların alternatif kullanımları yerine turizm ve büyük etkinliklere harcanmasını önceliyor. Karşılık olarak, kent sakinleri, yerli halka faydası dokunacak yeşil alanları ve sosyal konutlarıyla yeni bir mahallenin yapımı önerisini sunan “La Fira o la Vida” isminde bir platformu kurmak için harekete geçtiler. La Fira’ya ne olacağı konusundaki tartışmalar devam ediyor ve fuar alanınına ilişkin gelecekteki planlama kararları bilinmiyor.

El Raval

Barcelona’nın tarihi merkezinde yer alan El Raval ekonomik, kültürel ve sosyal çeşitliliğiyle biliniyor. Turizm odaklı yeniden canlandırma ve arazi dönüşümünün dezavantajlı, çok kültürlü topluluklar üstünde muazzam bir etkisi oldu. Fazlasıyla ihtiyaç duyulan sağlık merkezinin yapımı hakkında yıllarca konuşulduktan sonra Barcelona 2013’te, planlanan Capella de la Misericòrdia arazisini turistik kültür merkezi MACBA’nın genişletilmesi için tahsis etti. Öfkelenen mahalle sakinleri ve sağlık çalışanları 2019’da bahsi geçen alanı işgal edip bölgede yaşayanların görmezden gelinen ihtiyaçlarına karşılık olarak eylemler örgütlediler. Bu protestolar sayesinde MACBA sözleşmesi bu sene nihayet iptal edildi ve yeni sağlık merkezi projesi Kasım 2020’de nihayet onaylandı.

İlgili İçerik:   COP24 İklim Değişikliği Zirvesi'ndeki 10 Madde!

Tres Turons

Kuzeydeki El Carmel mahallesi Barcelona’daki son sıra evlerden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Bu evler 1920’lerde ve 1930’larda ve ardından İkinci Dünya Savaşından sonra göçmenler tarafından inşa edilmiş. Yerel mirastaki ve bölgede oturanların kültürel hatıralarındaki derin önemine rağmen, mahalle Barcelona Şehri tarafından planlanan geniş bir merkez parka yer açmak için yıkılma tehdidi altında. Park, turizmi merkezden uzaklaştırma ve kentin tamamına daha çok yeşil alan sağlama amacıyla mahallenin üç seyir noktasını birbirine bağlıyor. Buna tepki olarak, mahalle sakinleri harekete geçip evlerini koruma ve parka alternatif gelişme planı önerme çabasıyla medya kampanyaları başlattılar. Mahalleliler, oturanların tahliyesi ve yer değiştirilmesi kadar park projesi hayata geçtikçe artacak mülk fiyatları yüzünden büyük sıkıntı yaşıyorlar.

Poblenou

Sanayi sonrası Polenou mahallesi, yeni teknoloji ve yeni girişim ekonomisini geliştirmeyi amaçlayan 2000 22@Plan’ı altında muazzam bir kentsel dönüşüme uğradı. Bu planın bir parçası olarak Şehir, 3×3 bloklar arasındaki trafiğin yönünü değiştirerek kent içinde yeşil alan cepleri yaratacak taslak superblocks projesini başlattı. Hem 22@ planı hem de superblocks planı şiddetli bir spekülasyon ve yerinden etme dalgasını tetikledi. Geleneksel işletmeler ve küçük dükkânlar kapanırken kiraları ödeyemeyen mahalle sakinleri çevreyi terk etti ve yüksek maaşlı iş vaatleri gerçekte düşük ücretli çağrı merkezi ya da hizmet sektörü işlerine dönüştü. Mahalleliler Ens Plantem sivil platformunu kurmak için bir araya geldiler. Platform daha çok kamu konutu ve COVID-19’un evden çalışma zorunlulukları yüzünden şimdi tehdit altında olan teknolojik ekonomi modelinden uzaklaşılması için çağrıda bulunuyor.

Dört Kentsel Adaletsizlik Öyküsünden Çıkarılan Dersler

Bu dört kentsel adaletsizlik vakası 1990’lardan beri temel olarak turizm ve teknoloji etrafına kurulmuş bir gelişim modelinden açığa çıkan toplumsal ve çevresel gerilimler ağını gözler önüne seriyor. Mahallelerin yeniden canlandırılması orada yaşayanların büyük bir kısmını yerlerinden edip topluluk bağlarını kopardı ve toplulukları temel hizmetlerden ve rahatlıklardan yoksun bıraktı. Yeni yeşil alanlar, kent sakinlerinden çok ziyaretçilere ya da yeni gelenlere yarıyor. Bu adaletsizlik tezahürlerinin birçoğunun sonuçları bilinmemekle birlikte eylemciler ve kent sakinleri hem yeşil hem de eşitlikçi bir Barcelona için mücadele etmeye devam edeceklerini tekrar tekrar gösterdiler.


Not: Emilia Oscilowicz’in 20 Ekim 2020 tarihinde The Barcelona Lab for Urban Environmental Justice and Sustainability blogunda yayımlanan “To Green or Not to Green: Four stories of urban (in)justice in Barcelona” başlıklı yazısından Barış Sosysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim

Kategori(ler): Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir