İnsan bir konuyla ilgili eskiye dönüp hatırında kalanları yazmak isteyince nereden başlayacağını bilemiyor. Böyle zamanlarda en güzeli konuya direkt girmek sanırım. Sizlere ortaokul yıllarımdan anlatmak istediklerim var. Okulun gözde kolu: Kooperatifçilik… Şimdi düşününce öyleymiş gerçekten. Benimle aynı dönemlerde okuyanlar hatırlayacaktır, bunun yanında birçok faaliyet kolu daha vardı. Şimdi çoğu okulda “kulüp” diye de geçiyormuş. Tiyatro Kolu, Müzik Kolu, Spor Kolu, Dans Kolu… Kendi çevrem için konuşacak olursam, her dönem başında nasıl da önemli bir işti bu seçimi yapmak. Özenle, büyük bir hevesle yazdırırdık isimlerimizi o gruplara.

Can Kurtaran Kooperatifçilik Kolu

Tezim için kooperatiflerle ilgili araştırmalara devam ederken bazı kesitler geldi gözümün önüne geçenlerde. Tabii ki üstünden çok zaman geçtiği için olanları net hatırlamamakla birlikte en iyi hatırladığım şey; o kooperatifçilik koluna hiçbir zaman katılmayışımdı. Nedenini ise şöyle hatırlıyorum: ne olduğunu bilmiyordum. Her dönem gözlemlediğim şey: Sınıflarımızın olduğu koridorda stant için ayrılan bir bölümde kooperatifçilik kolunda olan öğrenciler belli aralıklarla ikişer ikişer nöbet tutardı. Önlerindeki stantta fiyatları çok uygun olan birtakım kırtasiye malzemeleri olurdu. El işi kağıtları, kağıt yapıştırıcılar, birbirinden güzel kalemler, defter, karton vs. Bazen standın önünde durup o gün nöbetçi olan arkadaşlarımız varsa onlarla sohbet ederdik teneffüslerde. Bazen resim dersi için unuttuğumuz el işi kağıdı ya da resim defterini hemen gidip alırdık oradan.

Kapalı olduğu birkaç zamanı da hatırlıyorum. O zaman da bir tuhaf hissederdik. Standın bulunduğu koridordaki o bölümün varlığı bizim için bir renkti kısacası. Ama bunun dışında amacının ne olduğunu bilmiyordum. Bizden muhakkak bir grubu seçmemiz isteniyordu ama bilinçli seçimler yapılmıyordu açıkçası. Çok önemsenmiyordu da. Nasıl olsa bir kol seçerdiniz ve bir grupta faaliyet gösterirdiniz. Benim zamanımda asıl olması gereken her zaman yüksek not almak, sınıfı geçmek (zaten kalmamıza da izin vermiyorlardı), arkadaşlarınla sürekli rekabet halinde olmaktı (bazen en yakın arkadaşınla). “Sonrası”nda birlikte iş yapmak, paylaşmak, yardım etmeyi öğrenmek, saygı duymak? Evet, sonradan öğrendim ki kooperatifçilik kolu da bunlar için varmış, vardı.

“Kooperatifçilik Kolunu Bilmiyorum (Kooperatifleri de Çok Bilmiyorum Aslında)”

Ben böyle anılara dalınca şimdiki durumu öğrensem öğrensem en yakınımdan öğrenirim dedim ve İstanbul’da okuyan, orta son sınıf öğrencisi, kuzenimi aradım. Okullarında kooperatifçilik kolunun (kulübünün) olup olmadığını sordum. Öncelikle bilmediğini söyledi. (Duymamış bile!). Daha sonra okuluna sormasını rica ettim ve ertesi gün beni aradı. Okullarında böyle bir kulüp olmadığını öğrendim. Bu sadece bir okul için tabii. Ancak yine de tek bir okulun bile bundan yoksun olması üzücü aslında. Okul, ana sınıfında adım atıp devamında uzun bir yolumuzun olduğu bir süreç. Belki zaman zaman ailemizle geçirdiğimiz vakitten bile daha fazlasını geçirdiğimiz bir kurum. Okulda geçirdiğimiz zamanlar hafızamızda çok ayrı bir yere sahip. Evet, ilk eğitim, kendimizle ve çevremizle ilgili ilk farkındalık ailede. Ama gelişim sürecimizi tamamlarken okuldaki deneyimlerimizi küçümseyemeyiz. Durum böyleyken, “birliktelik” kavramının da iyice bizi sarıp sarmaladığı yer okul olmalı.

İlgili İçerik:   Kooperatifler için İnternet'te Var Olmanın Önemi

Çocuklar Mutlu Hissedemiyor…

Geçenlerde tanık olduğum bir olayı aktarmak isterim. Rutin anne-kız günlerimizden birinde, dışarıda yol üstü bir kafede kahvelerimizi içerken annemle sohbete dalmışız. Birden tahminen 7-8 yaşlarında ki bir çocuğun çığlığıyla irkildik. Ortamdaki tüm insanlar oraya bakıyoruz istemsizce. Çocuk çılgınlar gibi bir şey istiyor annesinden. Sonra annesinin sesini duyuyoruz “Hayır ben sana ondan almıştım”… Neyse uzaklaştılar ve sonra hayat normale döndü. Hepsi bu.

Bana “Ne var bunda?  Çocuktur ağlar” diye söylenmediniz umarım. Öyle sahiden çocuk ağlar, çocuk yaramazlık yapar, çocuk bu; istediği kadar saçmalar. (Bazen ne de güzel saçmalar). Ama sorun, bu çocuk(lar) mutsuz. Ve biz bunu “çocuktur ağlar” açıklamasıyla normalleştiriyoruz her geçen gün. Bu çocuklar büyüyüp yaş aldıkça, “hep bana hep bana” güdüleri de onlarla paralel büyüyor adeta. “Ben istiyorsam bu olacak!”, “Ben söylüyorsam bu yapılacak!”. Anne-baba iyilik yaptığını zannedip bu nazı çekebiliyor da çocuk okulda bunlara bir karşılık bulamayınca o zaman durum: Eyvah! Okulda karşısındaki çocuk (arkadaşı) neden kendi istediğini değil de onun istediğini yapsın? O da mutsuz. Neden karşısındakini düşünsün? Önce kendini mutlu edecek. Ne yorucu bir çekişme. Bu çekişmenin sonlandığı yer önce aile ama sonra okul olmalı. Aile olamıyorsa yine okul olmalı.

Güven = Mutluluk = Saygı = Birliktelik

Karşısındakini mutlu etmeyi ve güvenmeyi, ona yardım etmeyi, bazen kendinden önce onu düşünmeyi ama aynı zamanda sömürülmemeyi, ortak hareket etmenin ne kadar huzur verdiğini öğrenmeli. Bunların hepsi eşittir kooperatif. Nereye bakarsanız bakın, işin ucu dönüp dolaşıp “kooperatif”e geliyor. Gelecek için umudumuzu canlı tutan bu ufaklıklardaki meziyetlere bakınca bazen ağzım açık kalıyor. Hepimiz bazen onların ortaya çıkardıklarına şaşıp kalmıyor muyuz? Neden sahip oldukları bu meziyetler mutsuzlukla kendini yok etsin?

Onlara kooperatifleri öğretmeliyiz. Belki burada kooperatiflerimize iş düşüyor biraz da. Kendilerini sadece politika alanında duyurmamalı kooperatifler. Sadece devlet adamlarına ulaşmaya çalışmamalı bir kooperatif. Bir kooperatif zora düşünce hemen belediyelere koşmamalı. Bazen küçüğe ulaşmak büyüklere ulaşmaktan çok daha kolay ve çok daha güzel sonuçlar verebilir. Sorunlar aşılır, hedeflere ulaşılır. Ama hedeflerden biri bu olmalı. Zaman zaman eğitimler düzenlenmeli. Onlar için oyun bile geliştirilebilir. Onlar, oyun oynarken asıl meselenin birlikte hareket etmek olduğunu anlamalı. Birlikte oldukları için o oyunun güzel olduğunu… Bunlar bir rutin haline getirilip devamlılık sağlanmalı ki her gelen nesil bir sonrakinden geri kalmasın sorumluluk üstlenme, ortak çalışma ve iş yapma becerisine sahip olma konusunda. Her biri farklı özelliklere sahip bireyler olsalar da bu eğitimler sonucu ortaya çıkan duygu onları ortak bir noktada buluşturacaktır. Okullarda farkındalık yaratılması için bekleyen ve mutlu olmak isteyen çocuklar var.

Kategori(ler): Uygulama

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir