Kooperatifler, neoliberal küreselleşme sürecinde artan rekabet karşısında ayakta kalmak için çeşitli stratejiler uyguladılar. Bu süreçte, büyük kooperatiflerin kooperatifçilik değerleri ve ilkelerini ayak bağı olarak görmeye başladıkları yönünde eleştiriler ortaya çıktı. Yazıda yer verilen araştırmaların sonuçları, ilkeler ve değerlere bağlılıkta bir aşınma olduğunu gösteriyor. Buna karşın, kooperatif kimliğini bir sorun olarak görmek ve değerlerden taviz vermek ise başarısızlığa yol açıyor.


Kooperatiflerin kooperatifçilik değerleri ve ilkelerini gözden geçirip günümüzde nasıl uygulamaya koyulabileceklerini görmeleri lazım

1844’te kendi kooperatiflerini kurduklarında, Rochdale Öncüleri dünya çapında bugün hâlâ uyulan yedi ilke koydular.

Ve kooperatiflerin diğer işletme türlerinden nasıl farklı olduğunu gösteren bu değerler her zamankinden daha önemli. Co-operatives UK için yapılan yakın zamanlı bir YouGov anketi, Britanyalıların sadece %36’sının Birleşik Krallıktaki şirketlerin çoğunun tüketicilere adil davrandığına inandığını buldu, 2000 yılındaki %44’ten ve 1983’teki %61’den aşağıda. Ama %62, mülkiyeti ortaklarına ait ve ortakların örgütlerinin nasıl işletileceğinde söz sahibi oldukları Co-op Group veya John Lewis gibi işletmelere güveniyor.

Ama eski kooperatifçilik değerleri hareket içinde güç mü kaybediyor?

Etik güç kazanıyor

Geleneksel olarak, kooperatifler kendi kendine yardım, demokrasi, eşitlik, adalet ve dayanışma gibi değerleri esas alır. Kooperatif kimliği hakkındaki ICA (Uluslararası Kooperatifler Birliği) beyanı, ortakların dürüstlüğe, açıklığa, toplumsal sorumluluğa ve başkalarını umursamaya da inanmaları gerektiğini belirtiyor.

Rochdale Öncülerinin kooperatifi, günümüzün Co-op Group’una evrildi. Ortakların mülkiyeti ve yönetimi önemini korurken, iş dünyası topluluk ile ilgili endişelere büyük bir öncelik veriyor. Güncel bir kampanya tedarik zincirlerinde modern kölelikle mücadeleye odaklanıyor.

“Rochdale Öncüleri, 1860’larda, Amerikan İç Savaşı sırasında güney eyaletlerinde üretilen pamuğu boykot ederek köleliğe karşı kararlı şekilde saf tuttuğunda aynı değerleri savunuyorlardı” diyor Uluslararası Çalışma Örgütü eski görevlisi Sterling Smith.

“Kooperatiflerin kooperatifçilik değerleri ve ilkelerini gözden geçirip günümüzde nasıl uygulamaya koyulabileceklerini görmeleri ve halka ait şirketler olarak, şirketlerden farklı sosyal sorumluluk stratejilerine sahip olmaları lazım.”

Bilinçli tüketicilerin yükselişinin ardından, ahlaki ticaret ve hizmet toplulukları, diğer büyük kooperatifler için de göz önünde bulundurulması gereken bir mesele artık.

Muhasebe firması KPMG’nin en son Küresel Perakende Eğilimleri (Global Retail Trends) raporu, müşteriler için en önemli olan niteliklerin dürüstlük ve sahicilik olduğunu ortaya çıkardı. İşletmenin bir şeyi temsil etmesi ve bu mesajı yukarıdan aşağıya, tutarlı olarak çalışmalarına yansıtması gerekir.

Deloitte’nin Beşeri Sermaye Eğilimleri 2018 (Human Capital Trends 2018) araştırmasına göre, işletmeler artık sadece mali performanslarına, ürün ve hizmetlerinin niteliğine göre değil, aynı zamanda toplumsal etkilerine göre de değerlendiriliyor. Bu araştırmanın kapsamında 124 ülkeden 11.000 işletme ve İnsan Kaynakları liderleri vardı. Cevap verenlerin %77’si, bir örgütün toplum üstündeki etkisi olarak tanımlandığında, topluluğun önemli olduğunu söylerken, %18’i en yüksek öncelikte olduğunu söyledi.

Diğer eğilimler arasında artan şeffaflık, milenyum neslinin şirketlerin sosyal sorumluluğuna dair daha yüksek beklentileri ve siyasi bir duruşu olan işletmelerin sayısındaki artış var.

Sosyal sorumluluk

Kooperatifler kendilerini bu alanlarda lider olarak mı konumlandırmalı? Sonja Novkovic’in 2006 tarihli bir araştırma makalesi, yatırımcılara ait birçok şirketin kurumsal sosyal sorumluluk ve iş ahlakını uygulamaya koyduğunu dikkate alarak, bir kooperatif “alametifarikası” olarak sosyal sorumluluğu sorgulayan literatüre dikkat çekti.

Novkovic, anketi 60 kooperatif yöneticisi ve Kanada ile ABD’den yönetim kurulu üyelerine uyguladı. Yaklaşık %5’i, kooperatif işletmesini yatırımcılara ait şirket modelinden daha kötü buldu – ve yanıt verenlerin çoğunluğu büyük kooperatiflerden olan %23’ü kârı başlıca amaç olarak gördüklerini bildirdi.

Bütüne bakıldığında, katılımcıların %93’ü kooperatifçilik değerlerini ve ilkelerini, kendi kooperatiflerinin işlevselliği açısından önemli buldu. Tüketici, tarım, konut ve kamu hizmeti yapan kooperatiflerden katılımcılar, en önemli kooperatif değeri olarak demokrasiyi seçtiler. Finansal kooperatifler ve kredi birliklerinden yöneticiler ve temsilciler öz sorumluluğa odaklandı. Genel olarak, eşitlik, ikinci en önemli değerdi, arkasından öz sorumluluk ve adalet geliyordu. Dayanışma, anketi cevaplayanların %62’si tarafından önemli bulunmasına karşın listenin sonunda yer aldı.

Bu araştırma, yöneticiler için dürüstlük ve şeffaflık daha önemliyken, yönetim kurulu üyeleri için sosyal sorumluluk ve başkalarını umursamanın daha çok şey ifade ettiğini ortaya koydu.

Sektörün önemi

2014’te Sebastian Hill ve Reiner Doluschitz’in Alman eyaleti Baden-Württemberg’de üç yüzden fazla perakende ve bankacılık kooperatifinin yöneticileriyle yaptıkları anket temel değerleri belirledi. En önemli beş kooperatif değeri; güvenilirlik ve dürüstlük (birlikte birinci), sürdürülebilirlik, adalet ve güvenlikti. Demek ki ICA’nın kimlik beyanında bahsedilmeyen beş değer tepedeydi.

Yöneticiler diğer etmenleri “iyi ve makul müşteri tavsiyesi”, “yakınlık, ortaklık ve profesyonellik”, “adanmışlık”, ve “topluluk hissi” olarak tanımladılar. Sektörler arasında genel bir fikir birliği vardı ama kooperatif bankaları, kamunun bankacılığa duyduğu güvenin eksikliğinden ötürü adillik, güvenlik, güvenilirlik, dürüstlük ve sürdürülebilirliği daha çok vurgulamaya meyilliydi.

Alman kooperatif hareketinin kurucusu Friedrich Wilhelm Raiffeisen, modelini dayanışma ve kendine yeterlilik üstüne kurmuştu – artık dünya çapındaki kooperatifler tarafından hayati kabul edilmeyen değerler.

Çokuluslu modeller

Büyük kooperatifler için ticari rakiplerinden geri kalmadan kooperatifçilik değerleri ve ilkelerini korumak önemli bir zorluk. Rekabet etme ihtiyacı, kooperatifleri bu değerler ve ilkelerle çelişen uygulamaları hayata geçirmeye itebilir. Ve küreselleşme, pek çok kooperatifi bağlı ortaklıklar kurarak çokulusluluğa geçmeye zorladı.

Mondragon Gurubunun Çin’deki bağlı ortaklıkları hakkındaki 2016 tarihli makalesinde, Anjel Errasti, bu modeli “kopitalist” (coopitalist) olarak tanımlamıştı.

İspanyol işçi kooperatifleri federasyonu olan Mondragon, topluluk refahı ve dayanışması kavramı üstüne kurulmuştu. Federasyon, yedi geleneksel kooperatif ilkesiyle yönlendiriliyor  –çalışanların sermayeye sahip olmasının ve işlerinin korunmasının önemini yansıtmak için eklenen üç ilkeyle birlikte.

1990’larda İspanya’nın sanayi sektörü yabancı çokuluslulardan gelen sert bir rekabetle yüz yüze geldi. Karşılık olarak Mondragon, yurtiçi tesislerini kapatmadan yurtdışında bağlı ortaklıklar kurdu. Günümüzde, 74.635 ve çalışanı ve 12 milyar avroluk bir cirosu var. Hiçbiri kooperatif olmayan 140 yabancı üretim yan kuruluşunda yaklaşık 12.000 kişi çalışıyor. Mondragon’un Bask Bölgesinde bulunan merkezindeki işçi ortakların aksine, yurtdışındaki çalışanların işletmede, kârın paylaşımında, yönetim kurulunun seçiminde ya da firmanın günlük yönetiminde hiçbir söz hakkı yok.

Araştırma makalesi, bu çalışanların güçsüz kılınmış gibi hissettiklerini ortaya koydu. Mondragon bu bağlı kuruluşların bazılarında çalışan katılımına önayak olmayı hedeflemişti ve bu kuruluşları kooperatiflere dönüştürmek hakkında konuşmuştu – dahası, bazı yurtiçi iştirakler gerçekten de kooperatife dönüştürüldü. Ama hiçbir yurtdışı kuruluş kooperatife dönüştürülmedi; kısmen bu ülkelerin bazılarında kooperatifler hakkında bir mevzuatın bulunmayışı nedeniyle.

Erranti’nin araştırması, Mondragon’un yurtdışındaki bağlı kuruluşlarında insan kaynakları yönetiminin kooperatiflerin insan temelli yaklaşımına pek uymadığı sonucuna ulaştı.

Değerleri kaybeden her şeyi mi kaybeder?

Kooperatifçilik değerlerini anlamak ve uygulamakta başarısız olmak bir kooperatifi iflasa sürükleyebilir. Peter Couchman ve Murray Fulton tarafından yapılan 2016 tarihli bir çalışma – Büyük Kooperatifler Başarısız Olduğunda (When Big Co-ops Fail) – başarısız olan kooperatiflerin genellikle benzer erken uyarı işaretleri verdiğini belirtiyor. Bu işaretler arasında kooperatif kimliğinden uzaklaşmak ve modele hiçbir ilgisi ya da inancı olmayan yöneticilere sahip olmak var.

Araştırma büyük kooperatiflerdeki krizler üstüne kurulu. Araştırma, bir kooperatifteki rollerini anlayamayan üst düzey yöneticilerin, alt düzeylere muhtemelen kooperatif hareketinin değerlerini desteklemeyen idarecileri atayacaklarını ve kooperatif çözümlerine başvurmaktansa dışarıdan ana akım çözümler getireceklerini buldu. Makale, başarısızlığın temelinde kooperatifin doğasını anlayamamanın olduğunu öne sürüyor.

Yazarlar, “en erken işaret kooperatif olmayı bir çözüm değil bir sorun olarak gören bir kooperatiftir,” diye uyarıyorlar.


Not 1: Anca Voinea’nın 1 Eylül 2018 tarihinde Co-op News blogunda yayımlanan yazısından Barış Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim

Not 2: Öne çıkan görsel,  Sean StrattonUnsplash

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir