Ekonomilerin büyüme, insanın ise yeni sevdası; her seferinde daha fazla doğal kaynak tüketimi, daha fazla atık üretimi ile sonuçlanıyor. Ekosistemdeki kredilerimiz ise bitmek üzere. Çevreye duyarlı girişimlerimiz ve zararlarımızın tazminatı olan diktiğimiz ağaçlar ise yetersiz. O halde insana, ekosistemin sahibi olmadığını, insan dışı yaşam ile bağı olduğunu göstermeli. Nasıl mı? Derin ekoloji kavramının yaratıcısı, düşünür ve aktivist Arne Næss, bizlere ekosistemin bütününü görmemize yarayacak doğadan gelen bilgeliğini bıraktı. Derin ekoloji platformunun sekiz ilkesi, ekosofinin içeriği ve ekosisteme saygı için yapabileceklerinizin listesi, aşağıda sizleri bekliyor.

Derin Ekoloji

Sürdürülebilirliğe dair endişelerimiz var; çevremiz, yine kendi ırkımız tarafından tehdit altında ve krizin içerisindeyiz. Bu krizlere pek çok isim takıyoruz: Nükleer tehditler, doğal kaynak tahribatı, iklim krizi, kirlilik, yoksulluk vs. Adına ne derseniz deyin, bu krizler dünya görüşlerinin yenilenmesi gerektiğine işaret ediyor olabilir.  Derin ekoloji ise bu ihtiyacın karşılığı olarak karşımıza çıkıyor. Derin ekoloji hareketinin amacı, ekolojik dengeyi sağlamaktır (Capra, 1995, s. 19, 24).

1972 yılında Arne Næss’in ortaya attığı derin ekoloji, aynı ismi taşıyan bir hareketi de başlatmıştır (Drengson ve Devall, 2010, s. 48). İnsan-merkezcilikten biyomerkezci görüşe ve mevcut toplumsal düzenden doğaya dönüşe, değişimi zorunlu kılar çünkü ekolojik krizlerin çözümü için değişim gereklidir (Akbaba, 2020, s. 159). Güçlü bir manevi yönü olan derin ekoloji, Amerikan Kızılderili maneviyatı ve Budizm, Taoizm ve Hinduizm gibi Doğu dinlerinin ve felsefelerinin izlerini taşımaktadır (Jacop, 1994, s. 479-480).

Kaynak: https://buddhajeans.com/encyclopedia/deep-ecology/

Derin ekolojiyi diğer çevresel görüşlerden farklı kılan bazı unsurlar söz konusudur. Bunlardan ilki, biyomerkezci olmasıdır. Bu harekete göre çağdaş ekolojik sorunların nedeni, Batı’nın insan merkezli görüşüdür. İkincisi ise kendini gerçekleştirmedir. Bu, Batı geleneğinin mekanik paradigması olan Kartezyen düalizmden koparak, insan olmayan dünyayı içeren şekilde, insanlığın ötesine geçen bir benliğin tanımlanması demektir. Dolayısıyla derin ekoloji için ruh-madde, insan-insan olmayan uzlaşmasına ihtiyaç vardır. Derin ekolojinin diğer farkı ise bilimsel kaygı taşımamasıdır. Bu yönü, onu düşünsel bir uğraş olarak değil, yaşam tarzımızı değiştirme nedeni olarak görmemiz gerektiğini söyler  (Akbaba, 2020, s. 160).

Sığ Ekoloji

Derin ekolojinin eleştirilerine uğrayan sığ ekoloji, aslında günümüzün baskın bakış açısını betimlemek üzere kullanılmaktadır: İnsan-merkezli bu yaklaşımda, değerin kaynağı insandır; insan doğadan üstündür; doğanın değeri, insana araç olmasından ileri gelir. Bu anlayışın çevresel endişelere yönelik çözümünün sığ görülmesinin nedeni, kirlilik kontrolü ve kaynak kullanımı ile fazlaca  meşgul olmasıdır. Derin ekoloji ise insanı ya da başka herhangi bir şeyi doğadan ayırmaz, hepsi bir bütündür. Sığ ekolojinin parçalara böldüğü her şeyi, derin ekoloji, bir yaşam sisteminin birbirine bağlı ve bağımlı fenomenler ağı olarak görmektedir. Dolayısıyla insana hizmet etsin ya da etmesin, her canlı, bu ağın bir parçası olarak değerlidir (Capra, 1995, s. 20).

Derin Ekolojik Hareketin Prensipleri

1984 yılında Næss ve Sessions’un sundukları platform (sekiz prensip) derin, uzun menzilli ekoloji hareketini tanımlar ki bu, kişisel yaşam tarzları ve kamu politikası için çıkarımları olan felsefi bir harekettir (Devall, 1991, s. 251). Bahsedilen sekiz prensip, aşağıda sıralanmıştır (Næss, 1995, s. 68):

  1. Yeryüzündeki insan ve insan dışı yaşamın refahı ve gelişmesi, başlı başına bir değere sahiptir. Dolayısıyla insan olmayan dünyanın sahip olduğu değer, insan amaçları için yararlı olmaktan bağımsızdır.
  2. Yaşam formlarının (insan ve insan dışı yaşam) zenginliği ve çeşitliliği yeryüzündeki değerlerin gerçekleşmesine katkıda bulunur ve aynı zamanda kendi içlerinde de başlı başına bir değerdirler.
  3. İnsanların yeryüzündeki kaynakların çeşitliliği ve zenginliğini azaltmak gibi bir hakkı yoktur; hakkı olan, hayati ihtiyaçları kadarını almaktır.
  4. İnsan yaşamının ve kültürlerinin gelişimi için insan nüfusunun düşük olması gerekir. Daha düşük nüfus aynı zamanda insan dışı yaşamın gelişimini de sağlar.
  5. İnsanın, insan dışı dünyaya yaptığı muameleler aşırıdır ve durum gitgide kötüleşmektedir.
  6. Kötüleşen durum gereği, politikalar değiştirilmelidir. Bu politikalar temel ekonomik, teknolojik ve ideolojik yapıları etkiler. Ortaya çıkacak yeni durum, şimdiki duruma kıyasla derin farklar yaratacaktır.
  7. Değişen ideoloji ile birlikte daha yüksek yaşam standardı yerine, içsel değerlerde olduğu gibi yaşam kalitesi bilinci takdir edilecektir. Dolayısıyla büyüklük ve yücelik arasındaki fark anlaşılacak, açılan fark ile derin bir farkındalık da oluşacaktır.
  8. Yukarıdaki maddeleri onaylayanların, doğrudan veya dolaylı olarak, gerekli değişiklikleri uygulamak üzere çalışma yükümlülüğü vardır.

Ekosofi

Yukarıda sıralanan bu platform ilkeleri, bir dünya görüşü sunar ve bunun ardında bir kültür vardır. Ekosofi için yapılan okumalarda karşınıza ilk çıkan metinlerde ekosofi ile derin ekolojinin, bu hareketin parçası olan isimlerin tamamı için bir tamamlayıcı olduğunu düşünebilirsiniz. Bu, Drengson ve Devall’e göre yanlış bir genelleme olacaktır çünkü “ekosofi T”, Næss’e aittir; onun kişisel felsefesini tanımlar (2010, s. 61). Ekosofi, Næss’in etik anlayışının yansımasıdır; insan ve doğa arasındaki indirgenemez ve kaçınılmaz birlikteliğe işaret ederken, insanın kendini doğadaki her şey ile özdeşleştirmesi gerektiğini anlatır (Levesque, 2016, s. 527).

Næss, popülasyonla ilgili bütüncül bir görüşe ihtiyaç olduğunu ve ekolojiden ilham aldığı için kendi görüşüne “ekosofi T” dediğini ifade eder. (Næss, 2008, s. 302). Yüksek düzeyde kültürel çeşitlilik ve yaşam zenginliği, derin ekolojinin arzularıdır ancak çeşitlilik demek, daha fazla nüfus demek değildir (Drengson ve Devell, 2010, s. 63). Zira Næss’in görüşleri, insanlığın nihai amaçlarının gerçekleşebilmesi için mevcut nüfustan daha azının yeterli olduğu; insan nüfusu azaldıkça insan yaşamı ve kültürlerinin gelişeceği yönündedir (Næss, 2008, s. 302-305).

Şekil 1. Ekosofi T

Kaynak: Næss, 1995, s. 81’den alınmıştır.

Ekosofi, bir ekolojik akıl yürütme paradigmasıdır; hem politik katılım hem de günlük eylem yoluyla felsefesi olan bir eylem yaratır, yaşam tarzının mantığıdır. Çevre üzerinde daha az etki yaratmak, toplulukları sürdürmek ve kapitalist yaşam tarzına karşı durmak, ekosofinin içeriğidir (Levesque, 2016, s. 512).

Şekil 2. Apron Diyagramı

Kaynak: Drengson ve Devell, 2010, s. 61.

Yukarıdaki Apron diyagramı, genetikten farklı olarak, görüşler arasındaki ilişkileri ve bunların sosyal hareketler, politikalar ve pratik eylemlerle olan bağlantılarını göstermeyi amaçlamaktadır. İnsanların farklı öncüllere sahip olmasının bölgesel, ulusal veya uluslararası düzeyde işbirliği eylemini engelleyemeyeceğini göstermektedir (Drengson ve Devell, 2010, s. 61-62).

Sürdürülebilir Kalkınma ve Derin Ekoloji

Çoğu ekonomist (biz bunlara sistem ekonomisti diyelim) ekonomiyi, ekolojik ve sosyal dokunun bir parçası olarak görmek yerine, aralarındaki bağlantıları görmezden gelir ve hatta sözkonusu bağları koparmaya çalışır. Böylesi bir çabayı daha fazla büyümeyi teşvik eden politikalarla desteklerken sadece niceliğe bakarlar (Capra, 1995, s. 23). Ekonomik, ekolojik ve sosyal hedeflerle, dünyanın ömrünü uzatma çabası olarak tanımlayabileceğimiz sürdürülebilir kalkınma ise ekolojik endişeler taşır. Bu açıdan derin ekoloji ile benzer olduğunu bile düşünebilirsiniz. Ama ayrım daha temelde başlar; kalkınma, insan-merkezli; derin ekoloji, biyomerkezlidir.

Sürdürülebilir kalkınma, insanın refahı için çevresel korumayı destekler; insan ve diğer türlerin çıkarlarının nasıl dengelenmesi gerektiği konusunda ise yol gösteremez. Ayrıca birkaç ağaçlandırma çalışmasına katılarak çevreyle dost olan ekonomik faaliyet olamaz. Böylesi girişimler, daha ziyade geliri sürdürme ihtiyacından kaynaklanıyor gibi görünmektedir. Dolayısıyla sürdürülebilir kalkınma, ekolojik sürdürülebilirlik taahhüdünü yerine getirecek bir yeteneğe sahip değildir  (Jacop, 1994, s. 484). Nitekim sürdürülebilir kalkınmanın daha fazla baca filtresi gibi çözümleri, derin ekoloji için yüzeyseldir (McKibben, 2007, s. 2). Anlayacağınız, sürdürülebilirlik için bugünkü faaliyetlerimizi ve alışkanlıklarımızı sürdürmememiz gerekir.

https://unsplash.com/photos/ERZJ6a7aPW0

Öneriler

Kişisel pusulamı değiştirmek, derin ekolojiyi felsefe edinmek ne işe yarar ki demeyin; küresel ısınmaya karşı büyük faaliyetleri gerçekleştirenler McKibben’in (2007, s. 172) de ifade ettiği gibi hükümetler değil, şehirler ve hatta daha küçük birimlerdir. Yaşam tarzınıza derin ekolojiyi dâhil etmek sizin elinizde. Eğer nasıl olacağına dair öneriler arıyorsanız, aşağıdakiler yol gösterici olacaktır (Næss, 2008, s. 140-141).

  1. Basit yöntemler kullanın; gereksiz, karmaşık araçlardan ve diğer türlü yöntemlerden kaçının.
  2. Seçtiğiniz faaliyetler, o faaliyetin içindeki değerlere doğrudan hizmet eden ve içsel değeri olanlar olsun. Sadece yardımcı olan, içsel değeri olmayan veya temel hedeflerden uzak olan faaliyetlerden kaçının.
  3. Tüketimcilik karşıtlığı uygulayın. Bu olumsuz tutum, önceki iki maddedeki eğilimleri izler.
  4. Herkese yetecek miktarda mal teminine karşı duyarlılığınızı ve minnetinizi, korumaya ve arttırmaya çalışın.
  5. Neofiliyi yani yeni olana sadece yeni olduğu için duyulan sevgiyi ortadan kaldırın veya azaltın.
  6. Meşgul olmak yerine içsel değeri olan durumlarda kalmaya ve harekete geçmeye çalışın.
  7. İnsanlar arasındaki etnik ve kültürel farklılıkları takdir edin; farklılıkları tehdit olarak görmeyin.
  8. Gelişmekte olan ülkelerdeki durumla ilgili kaygıları savunun ve ihtiyaç sahiplerinin yaşam standartlarından çok daha yüksek bir yaşam standardından kaçınmaya çalışın (küresel bir yaşam tarzı dayanışmasını sürdürün).
  9. Evrensel olarak devam edebilecek hayat tarzlarını takdir edin; hemcinslerine veya diğer türlere karşı adaletsizlik olmaksızın sürdürülmesi açıkça olanaksız olmayan hayat tarzlarını takdir edin.
  10. Deneyimlerde yoğunluk yerine derinlik ve zenginlik arayın.
  11. Sadece geçiminizi sağlamak yerine, mümkün olduğunda, anlamlı işleri takdir edin ve seçin.
  12. Karışık değil, çok yönlü bir hayat sürün, her zaman aralığında mümkün olduğu kadar, olumlu deneyimlerin birçok yönünü gerçekleştirmeye çalışın.
  13. Yaşamı toplum içinde geliştirmek (Gesellschaft) yerine topluluk içinde (Gemeinschaft) geliştirin.
  14. Küçük ölçekli tarım, ormancılık ve balıkçılık gibi birincil üretimlere değer verin veya katılın.
  15. Arzular yerine yaşamsal ihtiyaçları karşılamaya çalışın.
  16. Sadece güzel yerleri ziyaret etmek yerine doğada yaşamaya çalışın; turizmden kaçının (ancak ara sıra turistik tesislerden yararlanın).
  17. Savunmasız doğadayken, “hafif ve iz bırakmadan” yaşayın.
  18. Sadece güzel, dikkat çekici veya dar bir şekilde kullanışlı olarak kabul edilenlerden ziyade, tüm yaşam formlarını takdir edin.
  19. Yaşam formlarını asla yalnızca araç olarak kullanmayın. Onları kaynak olarak kullanırken bile içsel değerlerinin ve saygınlıklarının bilincinde olun.
  20. Kedi ve köpeklerin (ve diğer evcil hayvanların) ve vahşi türlerin çıkarları arasında bir çatışma olduğunda, vahşi yaratıkları korumaya çalışın.
  21. Sadece bireysel yaşam formlarını değil, yerel ekosistemleri de korumaya çalışın ve kendi topluluğunuzu, ekosistemlerin bir parçası olarak düşünün.
  22. Doğaya aşırı müdahaleyi gereksiz, mantıksız ve saygısız olarak nitelendirmenin yanı sıra, müdahaleden sorumlu kişileri kınamadan, müdahaleyi küstah, vahşi, zalim ve gayrimeşru olarak kınayın.
  23. Çatışmalarda kararlı ve korkmadan hareket etmeye çalışın, ancak söz ve eylemlerde şiddetten uzak kalın.
  24. Diğer eylem yolları başarısız olduğunda şiddet içermeyen doğrudan eylemlere katılın veya onları destekleyin.
  25. Vejetaryenliği uygulayın.
https://widtaabbqs.home.blog/2019/03/14/arne-naess/

Sözün Özü

İnsan, kendini hâlâ doğadan üstün konumluyor; oysa diğerleri kadar ekosistemin bir parçası. Çevreye duyarlılık ödülleri üzerinden saygınlık kazanılıyor mesela. Peki, doğa bütün bu tahribatımıza izin verdiği için kendisi ile hiç böbürlendi mi? Üzerinde durduğu buz parçası küçülen kutup ayıları size acınası ama uzak geliyorsa şunu düşünün: Dolaplar dolusu eşyalar, garajlar dolusu araçlar, kasalar dolusu paralar hepsi bir sel, bir deprem, bir anlık felaketle yok olabilir. İşte tam bu sebeple doğanın insanın böbürlenmesine izin vererek bize neler lütfettiğini fark edip; doğayı yücelten, insana saygı duyan bir sorumlulukla davranabiliriz.

Bu sorumluluğu taşımak, bir bilgelik gerektirir ki derin ekoloji bize yeterli donanımı verir. Ekolojik krizin çözümü, yeni bir dünya görüşünü gerektirir. Yenilenme parçadan bütüne, nicelikten niteliğe, rekabetten işbirliğine, esaretten özgürlüğe bir hareket gerektirecektir. Bu harekete siz de katılmak isterseniz, artık izleyeceğiniz yolu biliyorsunuz. Bu yol sizi büyüyen ekonomilere değil, daha yüksek yaşam kalitesine götürecektir.

Kaynakça

Akbaba, M. (2020). Eve Dönen Düşünce: Toplum-Doğa İlişkisinin Tarihsel Dönüşümü (1. b.). Runik Kitap.

Capra, F. (1995). Deep Ecology: A New Paradigm. G. Sessions içinde, Deep Ecology for the Twenty-First Century (s. 19-25). Shambhala.

Devall, B. (1991). Deep Ecology and Radical Environmentalism. Society & Natural Resources: An International Journal, 4 (3), 247-258. Erişim

Drengson, A., & Devall, B. (2010). The Deep Ecology Movement: Origins, Development & Future Prospects. The Trumpeter, 26 (2), 48-69. Erişim

Jacop, M. (1994). Sustainable Development and Deep Ecology: An Analysis of Competing Traditions. Environmental Management, 18 (4), 477-488. Erişim

Levesque, S. (2016). Two Versions of Ecosophy: Arne Næss, Félix Guattari, and Their Connection with Semiotics. Sign Systems Studies, 44 (4), 511-541. Erişim

McKibben, B. (2007). Deep Economy: Economics As If The World Mattered. Oneworld.

Naess, A. (1995). The Deep Ecological Movement: Some Philosophical Aspects. G. Sessions içinde, Deep Ecology for the Twenty-First Century (s. 64-84). Shambhala.

Næss, A. (2008). The Ecology of Wisdom. (A. Drengson, & B. Devall, eds.) Counterpoint.

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir