Profesör Sir Angus Deaton’ın eşitsizliğe dair raporunu memnuniyetle karşılıyorum. Özellikle eşitsizliğin nedenleri üstüne yaptığı vurgulardan hoşlandım:

“Eşitsizliğin bir sorun olup olmadığını anlamak için eşitsizliğin kaynaklarını; neyin adil olduğuna ve eşitsizliğin sonuçlarına ve yanı sıra eşitsizlik düzeylerine ilişkin görüşleri anlamalıyız. Şu andaki eşitsizlik düzeyleri hakkıyla kazanılmış ödüller mi, adaletsiz pazarlık gücü mü; bir düzenleme hatası mı, siyasi zapt mı?”

Bununla birlikte, korkarım burada eksik kalan bir şey olabilir – eşitsizliğin ekonomik üretkenlik üzerindeki etkisi.

Grafiğim anlatmak istediğim şeyi gösteriyor. 20 sene boyunca yıllık GSYH büyüme oranının işçi-saat başına oranını veriyor. Büyümenin, 1945’ten 70’lerin ortalarına kadar süren görece eşitlikçi dönemde, eşitsizliğin daha yüksek olduğu zamanlardan ya da öncekinden çok daha güçlü olduğu açıkça ortadadır.

Bu elbette bir tesadüf de olabilir: belki İkinci Dünya Savaşı hem yatırımlarda hem de yeniliklerde bir birikmeye yol açmış, bu da devamında bir büyüme dalgasını ve daha fazla eşitlik için bir talep getirmiştir.

Veya olmayabilir. Bu, eşitsizliğin büyüme için zararlı olduğuna dair tek kanıt değil. Roland Benabou eşitlikçi Güney Kore’nin nasıl eşitsiz Filipinler’den çok daha iyi duruma geldiğini örnek gösterdi. Ve IMF araştırmacıları, 1960 ile 2010 arasında 153 ülkede eşitsizlik ve müteakip büyüme süreçlerinin süresi ve boyutları arasında “güçlü bir negatif ilişki” buldular.

Önemli olan eşitsizliğin boyutundan ziyade yarattığı etkidir

Korelasyonlar, tabi ki, sadece fikir verici. Ortaya bir soru koyuyor: eşitsizlikteki büyümeyi azaltabilecek mekanizma nedir? İşte sekiz olasılık:

1. Eşitsizlik, Sam Bowles’un “muhafız emeği” olarak isimlendirdiği şekilde, zenginleri yenilik yerine kendi güç ve ayrıcalıklarını sağlamlaştıran yatırıma teşvik eder. Bu kısıtlayıcı telif hakkı yasalarını, çalışanları denetleme ve kontrol etme yollarını veya Brink Kindsey ve Steven Teles’in “zaptedilmiş ekonomi” diye adlandırdığı, kurumsal rant kollama ve lobiciliği içerebilir. Bu rant kollamanın özellikle maliyetli bir biçimi, bankaların devlet desteğini almak için “batmak için fazla büyük”  lobiciliği yapmasıydı. Bu banka sisteminin aşırı genişlemesini ve arkasından gelen krizi tetikledi ki bunun ekonomik büyüme üzerinde muazzam bir olumsuz etkisi oldu.

2. Eşit olmayan şirket hiyerarşileri – Jeffrey Nielsen’ın kademe temelli örgüt diye isimlendirdiği – kıdemsiz çalışanların moralini bozabilir. Örneğin, İtalyan futbol takımları üzerine bir çalışma, “yüksek maaş farklarının takım performansı üstünde zararlı etkisi olduğunu” gösterdi. Bu Benno Torgler ve meslektaşlarının Bundesliga ve NBA takımları üstünde yaptığı, “mevki temelli kaygıların ve kıskançlığın bireysel performansı düşürdüğünü” bulan çalışmayla uyumludur.

3. “Ekonomik eşitsizlik güvende azalmaya yol açar” diyor Eric Uslaner ve Mitchell Brown. Ve güven azlığının büyümede azalma demek olduğuna dair sağlam kanıtımız var. Bunun bir sebebi, basitçe, insanların birbirine güvenmediklerinde kazıklanma korkusuyla alım satıma yanaşmayacak olmalarıdır.

4. Sam Bowles’un tanımladığı gibi eşitsizlik, verimliliği arttıran değişiklikleri engelleyebilir. Kooperatiflerin, hiyerarşik olanlardan daha etkin olabileceğine dair sağlam kanıtımız var ama yaygınlaşmaları kredi kısıtlamaları tarafından engelleniyor. Yoksulluk kitaplara erişimi imkânsız kılarak veya zeki ama fakir öğrencileri gerektiğinden daha erken okuldan ayrılmaya teşvik ederek eğitim düzeyini düşürür ve kadınlarla BAME (siyah, Asyalı, etnik azınlık) bireyleri rol modeli eksikliği yüzünden aslında uygun oldukları kariyerlerin peşine düşmekten kaçınabilirler.

İlgili İçerik:   Pusula Yanlışsa?

Güçteki Eşitsizlikler

5. Eşitsizlik, zenginlerin gelecekte paranın el değiştirmesinden ya da devletleştirmeden korkmasına yol açıp, onları yatırım yapmaktan caydırabilir. National Grid (elektrik ve doğal gaz hizmet şirketi), belki de haklı olarak, İşçi Partisi’nin şirketi devletleştirme planının yatırımı geciktireceğini çığırıyor. Ama asıl sorması gereken şu: neden İşçi Partisi böyle bir şey öneriyor ve bu niçin popüler?

6. Güçteki eşitsizlikler – işçilerin seslerinin savaş sonrası dönemde olduğundan daha az duyulması ve sendikaların daha az güçlü olması bağlamında – hükümetlerin gerçekten tam istihdam sağlama hedefini terk edip firmalara maaşları ve çalışma koşullarını kötüleştirerek daha çok kâr sağlama imkânı tanımasına sebep oldu. Bu emekten tasarruf sağlayan teknolojilere yapılan yatırımları köstekledi.

7. Şirketlerin içinde eşitsizlikler yaratan çok güçlü teşvikler geri tepebilir. Benabou ve Tirole’un gösterdiği gibi, teşvikler işverenleri ölçülen hedeflere ulaşmaya ve o kadar ölçülemese de firmanın başarısı için bir o kadar önemli olan, sağlıklı kurum kültürü gibi şeyleri göz ardı etmeye itiyor. Ya da profesyonel etik gibi aslolan motivasyonlara yer bırakmıyorlar. Mesela büyük banka primleri, üretken eylemlerdense hileli satışları ve dalavereyi teşvik etti.

8. Yüksek yönetici maaşları, teknik ilerlemenin düşmanı olan, Joel Mokyr’in “muhafazakârlık güçleri” dediği şeyin önünü açabilir. Yeni teknolojilerin tüm faydalarından kazanç sağlamak çoğunlukla örgütsel yenilenme gerektirir. Ama kendi firmanızın arttırılmış pazar gücü sayesinde zaten iyi durumdaysanız niye buna yatırım yapmaya zahmet edesiniz ki? Ve eğer şirket bürokrasisi sayesinde yüksek bir maaşınız varsa ya da yüksek maaş alma umudunuz varsa, niçin yeni bir şirket kurasınız ki?

Burada anlatmaya çalıştığım, eşitsizliğin boyutundan çok yarattığı etkinin önemli olduğudur. Ve gayet tehlikeli bir etkisi olabilir. Eğer eşitsizlik zayıf ekonomik büyümeye katkı sağladıysa popülizmin yükselişine, Birleşik Krallığın AB’den ayrılışına ve ikisiyle de ilişkili olaylara katkı sağlamış olması kuvvetle muhtemel. Bu yolla, eşitsizlik aynı zamanda siyasi hasar da veriyor.

Bu bakış açısıyla, Gini katsayısının yıllardır yatay olduğuna dikkat çekmek (ki konut fiyatlarını görmezden gelirsek doğru), otobüs durduğu için ezdiği adamı umursamamamız gerektiğini söylemek gibi. Temel meseleyi anlamıyor.

Not 1: Chris Dillow’un Stumbling and Mumbling blogunda 17 Mayıs 2019 tarihinde yayımlanan yazısından Barış Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim

Not 2: Yazının başında öne çıkan görselde görülen figürler, Portekizli seramik sanatçısı Rosa Ramalho’nun eserleridir.

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir