Sosyal ve dayanışma ekonomisine yönelik son yıllarda giderek artan ilgiyi hangi nedenlere bağlayabiliriz? Uygulama, politika ve akademi alanlarında sosyal ve dayanışma ekonomisi neden bir alternatif olarak görülüyor? Kanımca yanıtlardan biri, belki de birinci sırada geleni, tüm dünyada artan eşitsizlikler. Gelir dağılımındaki eşitsizliğin ulaştığı bu nokta ‘eşitsizlik krizi’ olarak adlandırılmayı hak ediyor.

Dünya Eşitsizlik Raporu

2018 başlarında yayınlanan iki önemli çalışma, eşitsizliğin boyutlarını gözler önüne seriyor. İlk çalışma,  2018 Dünya Eşitsizlik Raporu (World Inequality Report 2018). Çalışmayı gerçekleştiren Dünya Eşitsizsizlik Laboratuarının kurucularından biri 21. Yüzyılda KAPİTAL başlıklı yapıtın yazarı ünlü iktisatçı Thomas Piketty. Piketty, gelir dağılımı eşitsizliklerinin daha iyi incelenmesi için bir veri tabanı oluşturulmasına doğrudan katkı sağlayan bir isim. Kısaca belirtmek gerekirse, eşitsizliğin incelenmesi için Gini katsayısı ya da yüzde onluk gruplar arası oranlar üzerinden gidilmesi yeterli değildir. Gelir dağılımının zirvesi en üst yüzde 1, yüzde 0,1 ve hatta yüzde 0,01’lik dilimlere odaklanılarak incelenmelidir. Dünya Eşitsizlik Raporu, bu dilimler üzerinden veri ürettiği için ayrı bir önem taşımakta.

Dünya Eşitsizlik Laboratuarın nicel bulgularından bazılarını aşağıda bulacaksınız. Küresel ve ulusal düzeyde yaşanan eşitsizliğe ilişkin genel resmi bu bulguların yardımıyla görmek mümkün:

1980’den bu yana eşitsizlik küresel düzeyde artmıştır.

  • Ülkeler arasındaki yüksek ve giderek artan eşitsizlik nedeniyle, 1980’den bu yana en zenginlerin (en üst yüzde bir), gelir artışından aldıkları pay, en yoksullara göre (en alt  yüzde 50) iki kat daha fazla olmuştur. Gelirleri en alt ve en zengin gruplar arasında yer alan bireylerin gelirlerindeki artış neredeyse sıfırdır.
  • 1980-2016 dönemindeki reel gelir artışının yüzde 28’ini en zengin yüzde 1 ele geçirirken, en zengin yüzde 0,1 toplam büyümenin yüzde 14’ünü almıştır. En alt gelir grubunun gelir artışından aldığı pay yüzde 9 olmuştur. Ekonomik büyümeden esasen zenginler yarar sağlamaktadır.
  • 1980’de dünya gelirinin yüzde 16’sı en üst yüzde bire giderken, 2016’da bu oran yüzde 20’ye yükselmiştir. Aynı dönemde, en alttaki yüzde 50’nin aldığı pay yüzde 8 ve yüzde 10 olarak gerçekleşmiştir.

Pek çok ülkede 1920-1970 döneminde eşitsizliklerde azalma yaşanmasına karşın 1970’lerin sonundan başlayarak ülke içi eşitsizliklerin arttığı görülmektedir.

  • ABD ve İngiltere’de gelir eşitsizliği, Batı Avrupa ile karşılaştırıldığında daha fazla artmıştır. 2016’da Batı Avrupa’da ulusal gelirin yüzde 12’si, ABD’de yüzde 20’si en üst yüzde 1 tarafından elde dilmiştir. 1980’de bu oranlar sırasıyla yüzde 10 ve yüzde 11 olmuştur.
  • ABD’de ortalama gelir 66.100 Dolardır. Ancak bu rakam gelir eşitsizliğini gizlemektedir. En alt yüzde 50, 16.600 Dolar kazanmaktadır ve yıllık gelirleri ortalamanın ancak dörtte biri kadardır.
  • ABD’de en üst yüzde 1 ve en alt yüzde 50 arasındaki gelir farkı 1980’de 27 kat iken günümüzde 81 kata çıkmıştır.
  • 1980’den sonra piyasa ekonomisine geçen, dünya ekonomisi ile bütünleşme sürecini başlatan Rusya, Çin ve Hindistan’da gelir eşitsizliği bu süreçte artmıştır.
  • Gözlemlenen en yüksek eşitsizlik düzeylerine sahip Brezilya, Güney Afrika ve Orta Doğu “aşırı eşitsiz” rejimler olarak nitelenmektedir.

Küresel servet, gelirden daha eşitsiz dağılmıştır.

  • 2017 verileri servetin yoğunlaşmasını açıkça göstermektedir. Toplam servetin yüzde 70’ini en zengin yüzde 10 elinde tutarken, en zengin yüzde 1 grubundaki bireyler tüm zenginliğin yüzde 33’üne sahiptir. En alt yüzde 50’deki nüfusun neredeyse hiç serveti yoktur (toplam servetin yüzde 2’sinden azı).
  • ABD, Avrupa ve Çin’de 1987-2017 döneminde servetteki yıllık artış oranı yüzde 3,5 (ortalama servet artış oranı yüzde 2,8 ve ortalama gelir artış oranı yüzde 1,9) olmuştur. Servet basamaklarında yukarıya çıkıldıkça artış oranı da yükselmektedir. En üst yüzde 0,1’in servetinde yıllık artış oranı yüzde 4,4 iken en üst yüzde 0,01’lik dilimde yüzde 5,6’dır.
  • Çin ve Rusya en zenginlerin servet paylarında en fazla artışın yaşandığı iki ülke olmuştur.
  • ABD’de son 30 yılda önemli ölçüde artan servet eşitsizliği büyük oranda en zengin yüzde 0,1’in servetindeki artışa bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Bu kesimin servetten aldığı pay 1978- 2012 döneminde yüzde 7’den yüzde 22’ye çıkarak üç kat artmıştır.

Serveti Değil Çalışmayı Ödüllendir

Burada alıntı yapacağım diğer çalışma, yoksulluğa karşı mücadele eden İngiliz yardım kuruluşu Oxfam’ın Serveti Değil Çalışmayı Ödüllendir (Reward Work, Not Wealth) başlıklı raporu.

Oxfam raporu da dünya genelindeki eşitsizliklerin boyutunu anlamamız açısından değerli verileri içermekte:

  • Günümüzde 42 kişi, dünya nüfusunun yarısını oluşturan 3,7 milyar insanın servetine eşit miktarda bir serveti elinde tutuyor.
  • Geçen yıl en alttaki yüzde 50’lik kesimin servetinde hiçbir değişiklik olmamasına karşın, küresel zenginlikteki artışın yüzde 82’si dünya nüfusunun en zengin bölümünü oluşturan yüzde 1’lik kesime gitmiş. Bu da ekonomik büyümeden asıl yarar sağlayanların en zenginler olduğunun bir başka göstergesi.
  • Hazır giyim sektörü üzerinden verilen örnek raporun belki de en çarpıcı tespitlerinden biri: 2016’da dünyanın en zengin dördüncü kişisi olan Amancio Ortega’nın dünyanın en büyük moda zincirlerinden biri olan Zara hisselerinden elde ettiği yıllık kâr payı yaklaşık 1,3 milyar Euro iken, Bangladeş’te ihracat için elbise diken, çoğu gün 12 saat çalışan ve yeterli parayı kazanamadığı için öğlen yemeklerini atlayan Anju’nun yıllık geliri ise yalnızca 900 Dolardır.
  • Hazır giyim sektöründeki en büyük beş firmanın CEO’larının, Bangladeşli kadın işçilerin tüm yaşamları boyunca elde edecekleri geliri kazanmaları için yalnızca dört gün yeterli.
  • ABD’deki bir CEO’nun bir günden biraz fazla çalışmasıyla elde ettiği gelir, ortalama bir işçinin tüm yıl boyunca kazandığına eşit.
  • Her 10 kişiden 7’si son 30 yıldır eşitsizliğin arttığı bir ülkede yaşıyor.
  • 2010 yılından bu yana, milyarderlerin serveti, sıradan çalışanlara göre altı kez daha hızlı büyürken, Mart 2016 ile Mart 2017 arasında her iki günde bir yeni bir milyarder ortaya çıktı ve milyarderlerin sayısı 2043’e ulaştı.
İlgili İçerik:   Mondragon Kooperatif Grubu - Yönetişim

Gelir Adaletsizliğinin Nedenleri

Raporda, gelir adaletsizliğindeki uçurumun nedenleri vergi kaçırma, şirketlerin siyaset üzerindeki belirleyici güce sahip olmaları, işçi haklarındaki aşınma ve kemer sıkma politikaları olarak belirtilmiştir. Oxfam’ın raporuna göre daha adil toplumlar yaratmanın ve eşitsizlikleri azaltmanın yolu “iyi ücretli ve insana yakışır işler”den geçiyor.

“Kıyafetlerimizi yapan, telefonlarımızı monte eden ve yiyeceklerimizi yetiştiren insanlar, istikrarlı bir şekilde ucuz mal tedarikini sağlamak için istismar ediliyor ve şirketlerin ve milyarder yatırımcıların kârlarını arttırıyorlar.”

Winnie Byanyima, Oxfam’ın direktörü

Yukarıda kısa alıntılarla tanıtmaya çalıştığım raporlarda Türkiye için veri bulunmamaktadır. Credit Suisse tarafından hazırlanan Küresel Servet Veri Kitabı 2014’te (Global Wealth Databook 2014), yer alan veriler çok yeni olmamakla birlikte Türkiye’de 2000 sonrası eğilimi izlemek açısından yararlı olabilir. Buna göre, 2000-2014 döneminde Türkiye’nin en zengin yüzde 1’lik kesiminin payı hızla yükselmiştir. 2000 yılında ülke servetinin yüzde 38,1’ine sahip olan bu kesim, 2014 yılında payını yüzde 54,3’e çıkarmıştır. Bu oran ile Türkiye, incelenen ülkeler arasında Rusya’nın arkasından ikinci sırada gelmekte. Ancak  en zengin yüzde 1’lik kesimin toplam servetteki payının artış oranına bakıldığında, bu dönemde, Türkiye yüzde 43 ile Rusya’nın (Rusya’da bu oran yüzde 25) önünde yer almıştır.

TÜİK verilerine göre (2017) Türkiye’de en alt ve en üst yüzde 20’nin ulusal gelirden aldıkları paylar sırasıyla % 6,2 ve % 47,2’dir.  Yoksulluk sınırına göre yoksulluk oranı ise % 21,2 olarak hesaplanmaktadır.

Sonuç Yerine

Dünyanın her yanındaki insanlar daha eşitlikçi toplumlarda yaşamak istiyorlar. Oxfam’ın çalışması için 10 ülkede 70.000 kişiden fazla kişi ile yapılan anketin sonuçları bu talebi ortaya koymakta:

  • Katılımcıların üçte ikisinden fazlası ülkelerindeki zenginler ve yoksullar arasındaki farkın çok fazla olduğunu düşünüyor.
  • Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi bu eşitsizliğin acil ya da çok acil bir sorun olduğunu belirtmekte.
  • Katılımcıların yüzde 60’ına göre zengin ve yoksul arasındaki uçurumu kapatmak devletlerin görevi.

“10 kişiden biri günde neredeyse iki doların altında bir parayla geçinirken bu kadar servetin birkaç kişinin elinde olması korkunç. Eşitsizlik, yüz milyonlarca insanın yoksulluk içinde yaşamasına yol açıyor, toplumlarımızı parçalıyor ve demokrasimizi zayıflatıyor.”

Winnie Byanyimak, Oxfam’ın direktörü

 

Serbest piyasa savunucularının iddia ettiklerinin aksine kâr amaçlı üretim ve ticaret ile gelen ekonomik büyüme ve refah artışı geniş yığınların yaşamlarına bir iyileşme getirmiyor. Hisse sahiplerinin, tepe yöneticilerin kazançlarını en çoklaştırmak için verilen kararlar insanları kolaylıkla göz ardı ediyor. Baştaki soruya geri dönüp soralım: Sosyal ekonomi ve onun büyük bir parçasını oluşturan kooperatifler  bu sistemi bir ölçüde dengeleme potansiyeline sahip değil mi?

Kaynakça

Credit Suisse. (2014). The Credit Suisse Global Wealth DatabookErişim

TÜİK. (2017). Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması, 2016. Erişim

Vázquez Pimentel, D. A., Macías Aymar, I., & Lawson, M. (2018). Reward Work Not Wealth. Oxfam International. Erişim

World Inequality Lab. (2018). World Inequality Report 2018. Erişim

 

Kategori(ler): Akademik

Bir yorum

Eşitsizlik Krizi

  1. Bence sahip. Yeterli farkındalık ve kuruluş destekleri ile kooperatifler örgütlü bir dengelerini olarak iş piyasasında söz sahibi olacaktır. Bunun için özellikle de “sosyal kooperatifiçiliğin” tanınması ve mevzuat girmesi Ülkemiz için çok önemli!
    Bu güzel ve bilgi dolu makale için de tekrar teşekkürler 🙏
    Dayanışma ile…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir