Ünlü Mondragon kooperatifinin memleketi İspanya’dan, modern kooperatifçilik modelinin anavatanı olan İngiltere’ye, Avrupa’nın pek çok yerinde kooperatiflerin önemli bir ekonomik ve kültürel yeri var. Bu yerlerden, dünyada pek bilinmeyen ama daha çok konuşulması gereken, biri de Finlandiya.

Genellikle sosyal kapitalizmin zenginliği ile özdeşleştirilen İskandinav ülkelerinden biri olan Finlandiya, aslında nasıl ortak çabanın toplu zenginliğe dönüştürülebileceğinin en güzel örneklerinden biri.

Finlandiya, vatandaşların %80’inden fazlasının en azından bir kooperatif üyesi olduğu (çoğu birden fazlasının ortağı), kooperatiflerin ekonomik gelişmeye önayak olduğu, dünyanın en sosyal ekonomilerinden biri.

Bir teoriye göre Finlandiya’nın sert iklimi ve engebeli arazileri, tarımdan verim elde etmek için çiftçilerin işbirliği yapmalarını zorunlu kılmış. Günümüzde kooperatifler, ülkenin tarımında ezici bir üstünlüğe sahipler ama modelin asıl yıldızı, kooperatif sektörünün dörtte üçünden fazlasını oluşturan tüketici kooperatifleri. Bunların günlük hayatta ne kadar etkili olduklarını anlamak, dışarıdan bakanlar için pek kolay olmayabilir. Fakat Finlandiyalı İşletme Profesörü Anu Puusa’ya göre kooperatifler sadece konunun uzmanlarını değil, nüfusun büyük kısmını yakından ilgilendiriyor.

 

Puusa, kooperatiflerin bazen aslında olduklarından az görünebildiklerini anlattığı konuşmasında, kooperatif üyeliklerinin ona kazandırdıklarını detaylarıyla paylaşıyor. Üç kooperatifin ortağı olarak, sadece yaptığı alışverişlerin büyük kısmında indirimler ve yılsonu kârından pay almakla kalmıyor; aynı zamanda, bir topluluğun parçası olma ve topluluğu için fark yaratma duygusunu da yaşıyor. Bu, basitçe bir bölgedeki gelir düzeyinin yükselmesiyle elde edilemeyecek bir sosyal fayda.

“Ama mesele sadece parayı geri almamızdan ibaret değil. Bu, topluluğumuzun çoğunluğunun iyiliğiyle ilgili.” – Anu Puusa

Finlandiya’da kooperatifler istihdam sağlamanın ötesinde gençleri, sporu, sanatı, üniversiteleri ve kültürel etkinlikleri destekliyorlar;  belediyelerle anlaşma yaparak kamuya yatırım yapıyorlar. Örneğin, yeni bir spor merkezi inşa eden bir kooperatif hem kira sözleşmeleriyle kendileri için faydalı yatırımlar yapmış, hem de çoğu kendi üyesi olan yerel halk için pozitif dışsallık üretmiş oluyor.

Kooperatiflerin ekonomik ve sosyal hayattaki bu büyük etkisi, onların alışıldık tarım, tüketim ve konut endüstrileri dışında daha deneysel alanlara da yayılmalarına izin veriyor. Mesela, Nokia’nın cep telefonu sektöründeki liderliği kaybetmesinin yarattığı ekonomik dalgalanmalardan sonra kurulan bir buluş kooperatifi. 160’ın üzerinde ortağı olan bu kooperatif, yeni patentlerin geliştirilmesine ve pazarlanmasına yardımcı olmanın yanı sıra üyelerini yatırımcılarla buluşturarak ve üniversitelerle işbirliği yaparak bilimsel ve teknolojik ilerlemeyi destekliyor. Buluşların sadece kâr peşinde koşan büyük şirketler tarafından yapılabileceği anlatısının yaygın olduğu bir dönemde, küçük de olsa umut verici bir kuruluş.

Finlandiya’nın ekonomik modelinin taşıdığı inanılmaz potansiyel uzun süre pek fark edilmedi ama yavaş yavaş diğer ülkeler böyle bir rol modelinden faydalanmayarak neler kaçırdıklarını anlamaya başladılar. Örneğin, İskoçya, kendilerine benzer GSYH’ye ve nüfusa sahip olmasına rağmen Finlandiya vatandaşlarının kooperatiflerden çok daha fazla yararlandığını gözlemleyip özellikle çiftçiliğin geleceğinde işbirlikçi ekonomiye daha çok yer verme planları yapıyor. Her ne kadar farklı jeopolitik ve ekonomik geçmişleri olan yerlerde Finlandiya gibi bir kooperatif kültürünün oluşması daha güç olsa da, getirilerin ne kadar somut olduğu düşünülürse, bu uğurda harcanacak çabanın kazançsız olmayacağı açıktır.

Peki, Finlandiya gibi kooperatiflerin yaygın ve etkili olduğu bir ekonomi nasıl elde edilebilir? Bu sorunun kolay bir yanıtı yok ama tabandan gelen bir hareketi desteklemek için kooperatiflerin ve diğer sosyal ve dayanışma ekonomisi kuruluşlarının halk arasındaki itibarlarını arttırma çabaları iyi bir başlangıç olabilir. Bu hareketi daha önce duymayanlar veya ona şüpheyle yaklaşanlar, Finlandiya örneğini gördükten sonra belki bir kooperatif ortağı olmak için daha istekli olurlar.


Not: Öne çıkan görsel, Veikko VenemiesUnsplash 

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir