Bu yılın sonlarında yapılacak olan Birleşmiş Milletler Gıda Zirvesinde endüstriyel tarımın sunduğu ‘çözümlerin’ desteklenmesi bekleniyor. İklim ve ekoloji krizinde pay sahibi büyük şirketlere karşı, üreticilerin ve tüketicilerin bir araya gelerek gidişatı değiştirmek için ortaya koyacakları her çaba son derece kıymetli ve desteklenmeli. Gıdanın geleceği, bir ölçüde, onların mücadelesinin sonucuna bağlı.


Dünyanın her yerinde hızla büyüyen şirketler gıdanın kontrolünü ele geçirirken, üreticiler ve tüketiciler çaresiz görünüyorlar. Böyle değişiklikler aynı zamanda çevresel çöküşü, toplumsal sarsıntıları ve olumsuz yaşama şartlarını beraberinde getiriyor.

Uzun dönemli perspektif

Yakın zamanlı – Uluslararası Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Uzmanlar Paneli (IPES-Gıda) ve Erozyon, Teknoloji ve Yoğunlaşma ETC Eylem Grubu tarafından hazırlanan – ortaklaşa bir rapor, en hafif deyimle kaygı verici.

Başlıca yazar olarak Pat Mooney ile IPES-Gıda Müdürü Nick Jacobs’ın da içinde olduğu bir ekip tarafından yazılan Uzun Bir Gıda Hareketi (A Long Food Movement), gıda sistemlerinin önümüzdeki yirmi beş yılda teknolojideki ve diğer alanlardaki değişimlerle nasıl evrileceğinin analizini yapıyor.

Rapor, ‘yüksek teknoloji’ veri işleme ve varlık yönetimi şirketlerinin dünya gıda tedarik zincirlerini tekrar yapılandırmak için yerleşik tarım işletmelerine katıldığından bahsediyor.

Eğer mevcut eğilimler devam ederse gıda sistemi, milyarlarca çiftçinin ve tüketicinin zararına, giderek büyük ulusötesi şirketlerin (TNC’lerin) kontrolü altına girecek.

Büyük Tarım Büyük Veri ile birleşiyor

Davos Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) çok övülen ‘Dördüncü Sanayi Devrimi’ (IR4.0), dijitalleşmeyi, gıda sistemlerini dönüştürmeyi ve şirketlerin elinde yoğunlaşmayı hızlandırmayı savunuyor.

Yeni uygulamalar, tedarik zincirlerinin baştan sona daha iyi izlenmesine olanak sağlarken ‘hassas tarım’, artık hedeflenmiş tahılların üstüne insansız hava araçlarıyla pestisit püskürterek girdiyi ve muhtemelen çiftçilik maliyetlerini düşürmeyi gerektiriyor. Bugün, ordudan sonra en çok insansız hava aracını tarım kullanıyor.

Dijital devler, ‘bulut bilişim’ altyapısının olanaklarını genişletmekte diğer uluslarötesi şirketlerle birlikte çalışıyor. Altyapının izin verdiği ölçüde hızlı yayılan yeni ‘dijital tarım’ teknolojileri, tarım emeğinin yerini alıyor.

Bu esnada, gıda verileri meta olarak çok daha değerli oldu; mesela büyük tarım şirketlerinin kârları tüketici talebini karşılamak için ‘yeni ihtiyaçlar’ yaratarak arttı. Büyük veri, hâlihazırda tüketici tercihlerini yönlendirmek için kullanılıyor.

Pandemiyle birlikte, internet üstünden satış ve yemek dağıtım hizmetleri daha da hızlı gelişti. Böylece, e-ticaret platformları hızla dünyanın en büyük perakendecileri oldu.

Yeni ‘dijital tarım’ teknolojileri aynı zamanda, sürdürülemez monotarım uğruna çeşitli, ekolojik olarak daha uygun gıda tarımını baltalıyor. Aile çiftlikleri dünya nüfusunun üçte ikisinden çoğunu beslediğinden bu büyük bir tehdit.

Endüstri 4.0 iyi niyetli değil

Bu sırada, yüksek teknoloji ve varlık yönetimi firmaları gıda devlerinin hisselerinden hatırı sayılır bir pay elde etti. Güçlü holdingler farklı iş kollarını bir araya getirip rekabetten ve ‘yaratıcı karmaşadan’ dem vurarak yoğunlaşmayı arttırıyorlar.

IPES-ETC araştırması IR4.0 taraftarlarının etkisinin artması nedeniyle çiftçilik ve gıda güvencesine yönelik yeni tehditlere dikkat çekiyor. Rapor, büyük tarım şirketlerine ‘gıda sisteminin anahtarlarını’ vermenin gıda güvencesizliğini ve diğer varoluşsal tehlikeleri artırdığına dair uyarıyor.

Güçlü şirketler dünya besin arzının çoğu üstündeki kontrollerini arttıracak. Geniş çaplı güç çekişmeleri ve rekabet, çok yönlü işbirliğini yerinden ettikçe büyük tarım şirketlerinin kontrol ettiği tedarik zincirleri daha da kırılganlaşacak.

Başka bir seçenek yok mu?

Ama rapor sonraki yirmi beş yıl için daha iyimser bir bakış açısı da sunuyor. Bu alternatif senaryoda, taban örgütlenmelerinden başlayıp küresel düzeye kadar çıkan ortak çaba, toplumsal hareketleri ve sivil toplumu direnmeleri için güçlendiriyor.

Tarlaları küçük ölçekli insansız hava araçlarıyla izlemeden gıda güvenliği ve besin değerini doğrulayan tüketici uygulamalarına, yeni teknolojiler bu vizyonun bir parçası. Ama bunların kooperatif mülkiyetinde, açık erişimli ve iyi düzenlenmiş olmaları lazım.

Rapor, tarımın sera gazı üretiminin dörtte üçünü ortadan kaldıracak ve büyük tarım şirketlerinden 4 trilyon Amerikan dolarını agroekolojiyle gıda egemenliğine aktaracak pragmatik stratejiler içeriyor. Bunların arasında “sübvansiyonlardan 720 milyar dolarlık” ve sağlıksız beslenmenin yol açtığı “sağlık harcamalarından 1,6 trilyon dolarlık tasarruf’’ yer alıyor.

IPES-ETC ayrıca abur cuburları, toksinleri, karbon salınımını ve TNC kârlarını vergilendirmeyi öneriyor. Ayrıca açlıktan, sağlıksız beslenmeden ve çevresel bozulamadan sorumlu olanlar için cezai takibat talebinde bulunuyor.

Gıda güvenliği protokollerinin,  sadece acil durumlarla sınırlı olmadan, ticari ve fikri mülkiyet yasalarının önüne geçmesi lazım. Ama gıda sistemleri artan bir baskı altındayken büyük tarım şirketleri, başka bir çıkış yolu göremeyen endişeli yasa koyuculara daha çekici göründü.

Rotayı değiştirmek için son şans

Tarih boyunca doğal kaynaklar ya müştereken ya da kamusal olarak paylaşılmıştır. Su ve toprak ezelden beridir çiftçiler, balıkçılar ve göçebe çobanlar tarafından sürdürülebilir şekilde kullanılmıştır. Ama piyasa değeri ‘mülkiyet hakları’ ile birlikte büyüdü, özellikle şirket satın almalarında.

Son on yıllarda gıda güvencesine ulaşmanın en iyi yollarından biri olarak övülen şirket yatırımları, bunu yapmak şöyle dursun, kalan ‘geleneksel’ tarım ekosistemlerini mahvetti.

Büyük tarım şirketleri gıda, ekoloji ve iklim krizlerinin sadece kendilerinin sunabilecekleri finans, girişimcilik ve yenilikten faydalanan, üstün yeni teknolojileri sayesinde çözülebileceğini savunuyor.

Ama aslında çoktan başarısız oldular; sorunları çözmek yerine, kâr peşinde koşarken daha çok soruna sebep oldular. Yeni gıda sistemleri ve şirket yaklaşımları birleştikçe rota değiştirmek giderek daha zor olacak.

WEF tarafından önerildiği şekliyle, bu yılın sonlarında yapılacak BM Gıda Sistemleri Zirvesi açık şekilde şirket ‘çözümlerini’ desteklemeyi planlıyor. Uzun Bir Gıda Hareketi, uzun ve zorlu bu mücadele için tam zamanında gelen bir eylem çağrısı.

Bu kadar çok şey söz konusuyken, gıda üreticilerinin ve tüketicilerinin temsilcileri, hükümetlerin gıda şirketlerinin BM desteğiyle gıda sistemlerinin küresel yönetimini ele geçirmelerine izin vermesini önlemek için acilen harekete geçmeli.

(Bu makale ilk olarak Inter Press service (IPS) haberlerinde 27 Nisan 2021 tarihinde yayımlanmıştır.)


Not 1: Jomo Kwame Sundaram’ın International Development Economics Associates (IDEAs) internet sitesinde 28 Nisan 2021 tarihinde yayımlanan yazısından Barış Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim

Not 2: Tarım ve gıdanın geleceği konusunda blogda yayımlanan yazıların bağlantıları burada, burada ve burada

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir