• Yerli halkların paylaşım ekonomisini benimsemeleri ve kooperatif değerlerine uygun bir yaşam sürdürmeleri ve yüzyıllar boyu varlıklarını devam ettirmeleri, doğanın ve çevrenin ortak kullanımı ve korunması ile mümkün olmuş.
  • ILO’da görev yaparken, Asya, Afrika ve Latin Amerika’da bazı yerli halklar (indigenous peoples) ile tanışmam ve onların kooperatifleri ve geleneksel örgütleri ile çalışmam, bu insanların yaşam biçimleri hakkında bilgi sahibi olmamı sağladı. Doğaya ve çevreye zarar vermeksizin yaşamlarını sürdürmelerinin arkasındaki tılsımın doğa yasalarına saygı göstermek olduğunu anlamıştım ama bunun iklim değişikliğine meydan vermemek gibi bir uzak görüşlülüğün sonucu olduğunu bilmiyordum, bunu çok sonraları öğrendim.

İklim değişikliği: En önemli sorunumuz

Birleşmiş Milletler (BM), geçtiğimiz yıl 193 ülkeden bir milyonu aşkın kişiyi kapsayan bir diyalog kampanyası düzenledi. Bu kampanyaya katılanların uzun vadedeki en büyük kaygısının iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı olduğu belirtildi.  Nitekim bu yıl Eylül ayında toplanan BM Genel Kurulu, BM yapısının acil olarak değiştirilmesinin gerekçeleri arasında örgütün iklim değişikliği gibi önemli sorunları çözemediği de sayıldı.[1]

Dünyanın iklim felaketini durdurmak için çok az zamanının kaldığı hemen herkes tarafından kabul edilmekte. Zengin yoksul herkes, dünyayı kurtarmanın yolunun doğal kaynakları akıllıca kullanmaktan geçtiğini biliyor.  Artık, yerküreyi içinde bulunduğu iklim krizinden kurtarmak ve gelecek nesillere sürdürülebilir biçimde devretmenin öncelikli görevimiz ve sorumluluğumuz olduğunun bilincine vardık.

The Economist, çözüm konusunda daha pratik bir öneri sunuyor: “İklim felaketini önlemek için çok geç DEĞİLDİR. Soru şu, nasıl? Üç önceliğin haritasını çıkarıyoruz: Emisyonları azaltmak ve havadaki karbonu emmenin yollarını bulmak, iklim değişikliğine uyum sağlamak ve Kasım ayında Glasgow’daki BM İklim Konferansı’nda anlaşmaya varmak için yüklü gündemi olan küresel siyasette gezinmek.”[2]

Kanımızca, başımıza bunca iklim felaketleri geldikten sonra, artık yerli halkların (İngilizcesi indigenous peoples) sürdürülebilirlik konusunda yüzyıllardır düşündüğü gibi düşünmeye başlamalıyız: Doğal kaynaklara ve yerküremize gözümüz gibi bakmak.

https://www.earthrise.studio/project/choose-earth

İklim değişikliğinin nedenleri

Önce, iklim değişikliğinin nedenlerine ilişkin kısa bir bilgi verelim. İklim değişikliğinin ana itici gücünün sera etkisi olduğunu biliyoruz. Dünya atmosferindeki bazı gazlar, bir seranın camı gibi davranır, güneşin ısısını hapseder ve tekrar uzaya sızmasını engelleyerek küresel ısınmaya neden olur. İnsan faaliyetleri tarafından üretilen CO2, küresel ısınmaya en büyük katkıda bulunandır. 2020 itibariyle, atmosferdeki konsantrasyonu, sanayi öncesi döneme göre (1750’den önce) %48 artış göstermiştir.

Diğer sera gazları, insan faaliyetleriyle daha küçük miktarlarda yayılır. Metan, CO2‘den daha güçlü bir sera gazıdır, ancak atmosferik ömrü daha kısadır. Azot oksit, CO2 gibi, atmosferde on yıllar ve yüzyıllar boyunca biriken uzun ömürlü bir sera gazıdır.

Güneş radyasyonu veya volkanik aktivitedeki değişiklikler gibi doğal nedenlerin, 1890 ile 2010 yılları arasındaki toplam ısınmaya artı veya eksi 0,1°C’den daha az katkıda bulunduğu tahmin edilmektedir.[3] Diğer taraftan, Sanayi Devrimi’nden 2010 yılına kadar gerçekleşen toplam emisyonların üçte ikisinin yalnızca 90 şirketten geldiği[4] hesaplanıyor.

Bu girişten sonra, bu yazının asıl konusuna gelelim: Yerli halklar ve iklim değişikliği. Yerli halk(lar), kendilerinden söz edilirken “halk” ifadesinin çoğul olarak kullanılmasında ısrar ediyorlar. Bunun nedeni de dünyada 5.000’den fazla değişik ırktan ve soydan yerli halk bulunması. İngilizcede de bu ifade “indigenous peoples” olarak kullanılıyor.

Yerli Halkları tanıyalım (indigenous peoples): Yerküremize ve kaynaklarına en çok sahip çıkan insanlar

Küresel olarak, 238,4 milyonu kadın ve 238,2 milyonu erkek olmak üzere toplam 476,6 milyon yerli halkın dünyamızın çeşitli bölgelerinde yaşadığı hesaplanıyor. Bunlar, yaşadıkları toprakların ilk insanları olarak biliniyorlar ve onlara dünyanın her yerinde yerli ve/ya kabile halkı (indigenous and tribal peoples) deniliyor.

Yerli halklar genellikle marjinalleştirilmiş ve ülkelerin hukuk sistemlerinde ayrımcılığa maruz bırakılmıştır. Bu da onları şiddet ve istismara karşı daha savunmasız kılmıştır. Sesini yükselten yerli insan hakları savunucuları, genellikle devlet tarafından desteklenen, gözdağı ve şiddet eylemleriyle karşılaşmışlardır. Ayrıca, genel kanı odur ki, bireyler sadece bir Yerli halka ait oldukları için fiziksel saldırıya uğrayabilir ve öldürülebilir.[5]

Uluslararası Yerli Halklar Günü

Dünyada, bu insanlara “unutulmuş nesil” gözüyle bakılmakta iken ve onlara hemen hiç ilgi gösterilmezken, yerli halkların kurdukları STK’lar tarafından sürdürülen çok yoğun çabalar sonucunda baskılara dayanamayan BM, 1994 yılını Uluslararası Yerliler Yılı olarak ilan etti. Aynı yıl aldığı ikinci bir kararla da her yılın Ağustos ayının 9’uncu gününün Uluslararası Yerli Halklar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı. Bu sürecin başlangıcı, 1992’ye, Kristof Kolomb’un Amerika’ya ayak basmasının 500. yıldönümüne dayanıyor. Yıldönümünün kutlanmasına karşı çıkan yerli halkların STK’ları, Kuzey Amerika’nın Avrupalılar tarafından fethini protesto ederek Kızılderili halklarının ve kültürlerinin hastalıklar, savaşlar, katliamlar ve zorla asimilasyon yoluyla uğradıkları kayıplara dikkat çektiler. Bunun üzerine BM, 1992’de, Kolomb Günü’nü sembolik biçimde Yerli Halklar Günü olarak değiştirdi.

Öte yandan, 9 Ağustos Dünya Yerli Halklar Günü’nün bu yılki amacı, yerli halkların toplumun egemen kesimlerince dışlanmasını önlemek için “Kimseyi dışlamamak: Yerli halklar ve yeni bir toplumsal sözleşme çağrısı” olarak belirlendi. BM buna ilişkin yaptığı açıklamada, “Kendi kendilerini yönetmelerine ve bazı bölgelerde özerklik kurmada başarılı olmalarına rağmen birçok yerli halk hâlâ toprakları, bölgeleri ve kaynakları üzerinde kontrol uygulayan merkezi hükümetlerin nihai otoritesine tabi olarak yaşıyorlar” denildi.[6]

https://www.un.org/development/desa/indigenouspeoples/unpfii-sessions-2/18-2.html

BM ayrıca, yerli halkların sorunlarını düzenli olarak izlemek ve BM kararlarında bu sorunların dikkate alınmasını sağlamak amacıyla 2000 yılında Yerli Halklar Sorunları Daimî Forumu (UNPFII) adı altında, Ekonomik ve Sosyal Konsey’le ilintili üst düzey bir danışma organı oluşturdu.

BM 2016 yılında bir adım daha atarak 2019’u Uluslararası Yerli Diller Yılı ilan etti. Bu adımı atmasına UNESCO öncülük etti ve yerli halklar, üye devletler, UNPFII, Yerli Halkların Hakları Özel Raportörü, Yerli Halkların Haklarına İlişkin Uzman Mekanizması ve bir dizi farklı paydaşla işbirliği içinde bir eylem planı geliştirdi.

Yerli halkların çoğunluğu korunmasız

Yerli halklar, dünya nüfusunun yüzde 6,2’sini temsil ediyorlar. Asya ve Pasifik, yerli halkların en yüksek oranda yaşadığı bölge (yüzde 70,5), onu Afrika (yüzde 16,3), Latin Amerika ve Karayipler (yüzde 11,5), Kuzey Amerika (yüzde 1,6) ve Avrupa izliyor. Orta Asya ise çok düşük bir oran oluşturuyor (yüzde 0,1). Yerli halkların yaklaşık yüzde 15’i, ILO’nun 1989 tarihli Yerli ve Kabile Halkları Sözleşmesini (No. 169) onaylayan 23 ülkede yaşıyor. Bu az sayıdaki onay, önemli bir sorunun altını çiziyor – yerli halkların çoğunluğu, kabulünden 30 yıl sonra bile, 169 No’lu ILO Sözleşmesi kapsamında sağlanan korumanın dışında kalmaya devam ediyor.

Geçim kaynaklarını avcılık ve toplayıcılık teşkil eden bu insanlar genel anlamda, atalarının topraklarında (ancestral domain) bulunan doğal kaynakları zarar vermeden kullanmaları sayesinde bugüne kadar dış dünyaya bağımlı olamadan yaşamışlar. Yüzyıllar boyunca, atalarının geçim sistemlerini ve uygulamalarını sürdürmeye yönelik mirasları sayesinde zaman içinde korunan toprak ananın armağanları üzerinde barış içinde var olmuşlar.

Bu sürdürülebilir özellik, kolonizasyonun 16. yüzyılda yüzeye çıkmaya başladığı zamana kadar devam etti. O zamandan beri, bu yerli ve kabile halklarının yaşamlarını sürdürdükleri zengin kaynaklara, atalarının topraklarına sistematik istila yoluyla sömürgeciler tarafından tehditle ve sömürüyle el konuldu. “Toprağı ve toplumu kalkındırmak için” gibi ulvi beyanlarla, yerli ve aşiret halkı yavaş yavaş doğal geçim kaynaklarından mahrum bırakıldı ve sonunda sömürgeci ustalar tarafından kalkınma adına kenara itildiler. Sonunda, yerli ve kabile halkları sadece fakirleşmekle kalmadı, aynı zamanda kültürel olarak da ezildi.

Çevre mültecileri

Son yıllarda Hindistan gibi kabile (tribal) nüfusunun fazla olduğu ülkelerde gözlenen demografik değişiklikler de kabileleri geleneksel yaşam biçimlerini terketmeye zorlamakta. Ülkenin kabile nüfusunun yaklaşık yüzde 55’i artık geleneksel yaşam alanlarının dışında yaşıyor. Giderek daha fazla sıkıntıya neden olan kabile nüfusu göçünün arttığı bilinmektedir. Ancak Ulusal Sağlık ve Aile Refahı Bakanlığı tarafından yakın zamanda yayınlanan Hindistan’da Kabile Sağlığı raporu, bu bilinen gelişmenin bazı endişe verici yönlerini ortaya çıkardı. Ülkenin 104 milyonluk kabile nüfusunun yarısından fazlası şu anda Hindistan’ın 809 kabile çoğunluk bloğunun dışında yaşıyor. [7] Bunlara ‘çevre mültecileri’ de denilebilir. Zira, El-Hinnawi böyle mültecileri, “Varlığını tehlikeye atan veya yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen belirgin bir çevresel bozulma (doğal süreçler ve/veya insanlar tarafından tetiklenen) nedeniyle geçici veya kalıcı olarak geleneksel yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalan insanlar” olarak tanımlıyor.[8]

SGP-GEF-UNDP Peru/Enrique Castro-Mendívil
Santa Francisca Manzano, Peru’nun yüksek And meralarından yerli bir kadındır.

ILO-INDISCO Programından Dersler

ILO’nun yerli halklar programı (INDISCO – Indigenous Peoples’ Cooperatives), 1993’ten 2010’a kadar başlıca 6 Asya ülkesinde yerli ve kabile halkları örgütleriyle işbirliği içinde uygulanan önemli bir projeydi. Proje DANIDA fonuyla başladı, daha sonra INDISCO kapsamındaki projeleri finanse etmek için başka bağışçılar da devreye girdi. Bu bağışçılar Hollanda, UN/OCHA, CIDA, UNDP, AGFUND, İspanya ve Finlandiya idi. INDISCO ve pilot projeler tarafından kullanılan toplam fon 20 milyon doları aştı. INDISCO’nun genel amacı, seçilmiş yerli ve kabile gruplarını kendi kendilerine yetebilmeleri ve kendi gelişmelerini yönetebilmeleri için yetkilendirmekti.[9]

ILO’nun Kooperatif Bölümünde yerli ve kabile halklarının sorunlarının çözümü için kendilerinin kurdukları kooperatiflerin geliştirilmesi amacıyla uluslararası bir program hazırlanması görevi bana verilmişti. Program dokümanını hazırlayan ve uygulamadan sorumlu uluslararası koordinatör olarak 13 yıl süre ile başka görevlerimin yanı sıra bu programın da sorumluluğunu üstlendim. Bu vesileyle de yerli ve kabile halklarının kendilerinin kurdukları kooperatifler altında örgütlenmelerine katkıda bulunma olanağını elde ettim. Programın çıktıları konusunda şu özet bilgi verilebilir:

Programın çıktıları

“Son on yılda (1993-2003), INDISCO projeleri 15.000’den fazla yerli ve kabile halkını eğitti ve bunun karşılığında da toplulukların geleneksel mesleklerini canlandırma kapasitelerini arttırmış oldu. INDISCO projeleri, uygun maliyetli ve sürdürülebilir su toplama sistemleri, ormanları canlandırmak için bitki fidanlıkları, biyogaz tesisleri ve günlük planları dâhil olmak üzere yerli ve kabile halklarının kaynak tabanının korunmasına yönelik, yerli bilgiyi kullanarak yenilikçi yaklaşımları başarıyla uygulamaya koydu.

Bu alanlardaki gelir getirici planlar ve toplum temelli döner kredi fonları tarafından verilen mali destek yoluyla on binden fazla geleneksel iş güvence altına alındı. Yerli halkların çiftçilik, balıkçılık, madencilik, doğal kaynak yönetimi ve el sanatları üretimi ile ilgili en yaygın uygulamaları hakkında veri ve bilgiler toplandı ve bu geleneksel mesleklerin yaşatılması için uygulamalar proje faaliyetlerine dâhil edildi. Çoğu kooperatif olan 250’den fazla taban örgütü, proje girişimlerini devralmak ve kendi başlarına devam etmek için projelerin ortak toplulukları tarafından oluşturuldu. Yerel insan kaynaklarının gelişimine de daha fazla önem verildi ve son altı yıllık dönemde çoğu kadın olan on binden fazla kişi gayriresmî okuma yazma kurslarına katıldı”.[10]

Hindistan’daki Mayurbhanj projesini ziyareti sırasında Hüseyin Polat’tan keman-benzeri geleneksel halk çalgısını denemesini istediler. (Sosyal hayatında keman çalmasına karşın Polat’ın bu denemesi başarısız oldu.)

Hindistan’daki sonuçlar

Hindistan’da INDISCO programının yalnız istihdam yaratmakla yetinmeyip, kabile halklarını borç tuzağından kurtarmak için de adımlar attığı ILO’nun aylık dergisi World of Work’de şöyle özetleniyor:

“İki buçuk yılda, yenilikçi bir ILO projesi 2.000’den fazla iş yaratılmasına ve 200’den fazla borçlu ailenin borç tuzağından kurtarılmasına yardımcı oldu. Bu üç yıllık ILO INDISCO projesi, Hindistan’ın Orissa eyaletindeki gözlerden uzak Mayurbhanj ormanlarındaki kabile halkları için insana yakışır istihdam yaratmayı amaçlıyor ve tekrarlanabilir bir model olma yolunda ilerliyor.”[11]

INDISCO, Hindistan’ın kabile kuşağı (Tribal Belt) denilen orta kısmında, kabile nüfusun büyük çoğunluğunun yaşadığı Gujarat, Madya Pradeş, Orissa ve Bihar (daha sonra Çarkand) eyaletlerinde yerel STK’lar tarafından uygulandı. INDISCO India’nın nihai değerlendirmesi (final evaluation) Haziran 1999’da DANIDA, Hindistan Hükümeti, ILO ve ortak STK’ların katılımıyla gerçekleşti. Bu değerlendirmede dikkati çeken iki proje, Orissa ve Gujarat projeleri, aradan 20 yıldan fazla zaman geçtiği halde hâlâ varlıklarını koruyorlar ve yerli STK’lar ve kooperatifler tarafından uygulanmaya devam ediyorlar. Aşağıdaki tabloda da görüleceği üzere, örneğin Orissa projesi, ilk beş yıl içerisinde 46 köyde tasarruf ve kredi kooperatifi, 6 köyde de üretici kooperatifleri kurulmasını, bunların da bir araya gelerek bir kooperatifler birliği kurmalarına yardımcı olmuştu. Ayrıca gençlerin örgütlenerek 30 gençlik kulübü kurmalarını da desteklemişti.[12]

Filipinler’deki sonuçlar

Ayrıca, Kasım 1999’da Filipinler’de üçlü bir değerlendirmenin yapıldığını da belirtmek gerekir. Bu değerlendirme, başarı göstergeleri ile ölçülebilen nispeten yüksek bir başarı derecesine ulaşıldığının altını çizmiştir. Filipinler’deki INDISCO projelerinin, 1997 tarihli yeni kanunun (IPRA – Yerli Halkların Hakları Yasası) yürürlüğe girme sürecinde dikkate alındıkları için, ülkedeki politika gelişimine önemli bir katkı sağladığı kabul edildi. Buna göre, 1998 yılında, o zamandan beri INDISCO’nun ulusal muadili olarak çalışan bir Yerli Halklar Ulusal Komisyonu (NCIP) kuruldu. Değerlendirme raporu ayrıca, proje ortaklarının, atalarından kalma toprakları da dâhil olmak üzere, doğal kaynaklarını planlayıp yönetebildiklerine ve bu başarı öykülerinin belgelenmesi ve çoğaltılması için yaygınlaştırılması gerektiğine işaret etti.

Hüseyin Polat, bu resimde “Filipinli kız arkadaşları” ile görülüyor. INDISCO Program Koordinatörü olarak Filipinler’deki projeleri ziyareti sırasında, projenin kendi ana dillerinde düzenlenen okuma-yazma kurslarını tamamlayan ve sertifika alan Tagakaolo-B’laan halklarının temsilcileri olan kadın grubu ile… Yaş ortalaması 70 civarında olan bu yerli kadınlar aynı zamanda kooperatifin de yönetiminde yer alıyorlardı.

Bu tür iyi uygulamalar, hükümetlerle işbirliği içinde yapılan katılımcı yerel kalkınma planlamasını (Hindistan’da Gujarat ve Filipinler’de Bukidnon, Sarangani ve ARMM), kabile kadınlarının ilerlemesini (Orissa), çevre dostu yerel kaynak yönetimi uygulamalarını (Hindistan’da Gujarat ve Orissa; Filipinler’de Tawi Tawi, Bukidnon, Sarangani, Bakun, Cordillera), geleneksel işlerin yeniden canlandırılmasını (Hindistan ve Filipinler’deki tüm projeler), yerli bilgi ve kalkınmayı (Filipinler) ve benzerlerini kapsar.

ILO-INDISCO Filipinler’in hazırladığı IKSP dokümanı

Filipinler’de, yerli halkların sorunlarına ilişkin kapsamlı bir ILO raporundan esinlenerek hazırlanan INDISCO Filipinler proje dokümanı, uygulama süresince proje personeline ışık tutmaya devam etti.[13]

Yerli / Geleneksel Bilgi (indigenous knowledge) ve Uygulamalar (IKSP)

ILO’nun 169 No.lu Yerli ve Kabile Halklar Sözleşmesi’nin 4. maddesi, yerli halkların kültürlerini ve çevresini korumak için diğerlerinin yanı sıra özel tedbirlerin alınacağını vurgulamakta ve 5’inci maddede bu halkların sosyal, kültürel, dini ve manevi değerlerinin ve uygulamalarının tanınacağını ve korunacağını belirtmekte. Sözleşmenin 23. maddesinde, “El sanatları, kırsal ve toplum temelli sanayiler ve ilgili halkların avcılık, balıkçılık, tuzakçılık ve toplayıcılık gibi geçimlik ekonomisi ve geleneksel faaliyetleri, geçimini sağlamada önemli faktörler olarak kabul edilecektir”[14] denilmektedir.

Yerli Bilgi Sistemleri ve Uygulamaları (IKSPs), yerli halkların ataları tarafından yüzyıllar boyunca yapılan deneyler sonucunda geliştirilen ve nesilden nesile sözlü olarak aktarılan yerel bilgilerdir. Bu bilgi ve uygulamaların geçmişi, bugünü ve geleceği birbirine bağlayan sürdürülebilir kalkınma için mükemmel bir iskele olduğu kanıtlanmıştır.

Son yıllarda geleneksel bilginin değeri anlaşıldı. Geleneksel bilgi ve geleneksel kaynaklar, çok eski zamanlardan beri yerli ve yerel topluluklar tarafından, manevi kozmolojiye gömülü gelenek hukuku kullanılarak yönetilmektedir. Geleneksel yasalar ve folklor da dâhil olmak üzere geleneksel bilginin büyük bir kısmı, yerli halka kendi hukuk sistemlerini, bilgilerini ve dünya görüşlerini dayatan sömürgeciler ve sömürge sonrası devletler tarafından baltalandı ve yok edildi. Ancak bugün, geleneksel bilginin değeri ve potansiyeli giderek artan bir şekilde takdir edilmektedir.[15]

Yirmi birinci yüzyıla kadar yerli halklar, çevre koruma ajanları olarak değil, iklim değişikliği etkilerinin kurbanları olarak görülüyordu. Yerli halkların temsilcileri aslında 2008’den beri, uluslararası çevre konferanslarına katılımlarının yanı sıra, yerel ve ulusal düzeylerde aktivizm ve siyasi katılım yoluyla iklim değişikliğiyle mücadeleye katkıda bulunmada daha aktif bir rol almaya çaba gösteriyorlar.[16]

https://www.earthrise.studio/project/choose-earth

İklim değişikliğine en az katkısı olan fakat en fazla etkilenen yerli halklar

Yerli halkların “düşük karbonlu” geleneksel yaşam biçimleri iklim değişikliğine çok az katkıda bulunmuş olsa da iklim değişikliğinden en fazla olumsuz etkilenenler onlardır. Bu, büyük ölçüde, bir geçim ve esenlik kaynağı olarak yerel biyolojik çeşitliliğe, ekosistem hizmetlerine ve kültürel peyzajlara tarihsel bağımlılıklarının bir sonucu olarak değerlendiriliyor.[17]

Yerli halkların kimliği, ağırlıklı olarak insan yerleşiminin sosyal-ekolojik sınırlarında bulunan; küçük adalar, tropik ormanlar, yüksek irtifa bölgeleri, kıyılar, çöl kenarları ve kutup bölgelerindeki topraklarıyla ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. İşte bu sınırlarda, iklim değişikliğinin sonuçları arasında tarım, hayvancılık, balıkçılık, avcılık ve toplayıcılık ve suya erişim dâhil diğer geçim faaliyetleri üzerindeki etkiler yer alıyor.

Topluluk temelli bilgi

Yeryüzü, gökyüzü ve deniz hakkında ortak bilgi sahibi olan bu halklar, çevredeki değişimin mükemmel gözlemcileri ve yorumlayıcılarıdır. Ardından gelen topluluk temelli ve toplu olarak tutulan bilgi, iklim modellerini doğrulamak ve bilim adamları tarafından çok daha geniş mekânsal ve zamansal ölçekte geliştirilen iklim değişikliği senaryolarını değerlendirmek için kritik olan kronolojik ve peyzaja özgü hassasiyet ve ayrıntılarla bilimsel verileri tamamlayan değerli bilgiler sunar. Ayrıca, yerel bilgi, birbirine bağlı yerel, bölgesel ve küresel ölçeklerde sosyal-ekolojik sistemlerin direncini sürdüren topluluk kaynaklı uyum ve azaltma eylemleri için çok önemli bir temel sağlar.[18]

Önüne geçilemeyen iklim değişikliği, yerli halkların hayatta kalması için büyüyen bir tehdit oluştururken, çoğu zaman, geleceklerini belirleyen resmi küresel karar verme ve politika oluşturma süreçlerinden, örneğin BM iklim müzakerelerinden, dışlanmalarının son bulması için mücadele ediyorlar.

İklim değişikliği ile savaşıma olumlu katkı vermesi için yerli ve kabile halklarının hangi uygulamaları desteklenmelidir? Bu soruya, yerli halklar arasından çıkmış çeşitli uzmanların görüş ve önerilerini özetleyerek yanıt verelim:

Karbon salımı olmayan ve korunması gereken geleneksel meslekler

INDISCO programının Hindistan’ın Orissa bölgesindeki projeyi yerli halklarla birlikte yöneten Sosyal Bilim ve Kalkınma Enstitüsü Başkanı Dr. N. Patnaik, editörlüğünü INDISCO Hindistan Temsilcisi Bayan Mahanti ile birlikte yaptığım “Empowering Tribals” kitabında, kabile halklarının karbon salımı olmayan ve korunması gereken geleneksel mesleklerini şöyle özetliyor:[19]

  • Sulak ve kurak alanda yerli tohumlar kullanılarak ve değişken (rotatif) ekim alanı kullanılarak yapılan tarım,
  • İp ve halat yapımında kullanılan sabai çayır üretimi ve işlenmesi
  • Sal yaprakları toplanarak düğün-dernek ve toplantılarda gıda dağıtımında bir defaya mahsus kullanılmak üzere yemek kabı ve tabağı üretimi ve satışı
  • Orman ürünlerinin toplanması, kurutulması ve satışı
  • Arıcılık ve bal üretimi
  • Tasar ipek böcekçiliği ve işlenmesi
  • Bitkilerden geleneksel yöntemlerle ilaç elde edilmesi ve toplumun sağlıklı yetişmesi için kullanılması (Kabilelerde bitkilerden ilaç hazırlayan geleneksel uzmanlara medicine-man veya medicine-woman denilir.)
  • Pirinç başta olmak üzere yerli tohumları geliştirmek, muhafaza etmek ve kullanmak.

Filipinler’de ise aşağıda sıralanan ek meslekler bugün bile geçerliliğini koruyor:

  • Teras ekimi, özellikle pirinç (rice terracing),
  • Avcılık, toplayıcılık ve tuzakçılık
  • Ağaç oymacılığı başta olmak üzere yerel hammaddeler kullanılarak geleneksel el sanatlarının üretimi ve satışı,
  • Nehir, göl ve deniz balıkçılığı,
  • Yörenin iklimine uygun ırklarda hayvan yetiştiriciliği, geleneksel yöntemlerle süt ve mamullerinin üretimi ve satışı,
  • Geleneksel bitkisel ilaçlar (herbal medicine).

Bezos Yeryüzü Fonu kuruldu

Dünyanın en zengin insanı, yerli ve kabile halkları dostu, Amazon’un kurucusu ve CEO’su Jeff Bezos, geçtiğimiz yıl şu açıklamayı yapmıştı:

“Bugün, Bezos Yeryüzü Fonu’nu başlattığımı duyurmaktan heyecan duyuyorum. İklim değişikliği gezegenimiz için en büyük tehdit. Hem bilinen yolları güçlendirmek hem de hepimizin paylaştığı bu gezegende, iklim değişikliğinin yıkıcı etkisiyle savaşmanın yeni yollarını keşfetmek için başkalarıyla birlikte çalışmak istiyorum. Bu küresel girişim, bilim adamlarını, aktivistleri, STK’ları – doğal dünyayı korumaya ve korumaya yardımcı olmak için gerçek bir olasılık sunan her türlü çabayı – finanse edecek. Dünyayı kurtarabiliriz. Büyük şirketlerden, küçük şirketlerden, ulus devletlerden, küresel kuruluşlardan ve bireylerden toplu eylemler gelecek.”[20]

İklim değişikliği ile savaşım için 10 Milyar Dolar taahhüt eden Amazon’un kurucusu ve CEO’su Jeff Bezos

Sonuç olarak

İklim değişikliğinin ve biyoçeşitlilik kaybının hızını yavaşlatarak dünyayı kurtarma çabalarında yerli halkların uygulamalarından yararlanılması konusunda ciddi adımlar atılmaya başlandı. BM örgütü ve Yerli Halklar Forumu, iklim değişikliği ile savaşımda geleneksel yöntemlerin kullanılmasına hız verilmesini istiyor. Yerli halkların mütevazı (modest) yaşam biçimlerinin değeri gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Özellikle iklim değişikliği ile savaşımda ve biyoçeşitliliğin korunmasında yaşam biçimimizin değiştirilmesine gereksinim duyulduğu her geçen gün daha iyi anlaşılıyor.

Glasgow’da 31 Ekim – 12 Kasım 2021 tarihleri arasında yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP 26) Paris Antlaşmasının uygulama esaslarını belirleyecek. Konferansın sonuç bildirgesinde ayrıca yerli halkların yerküremizi korumaya dönük uygulamalarının korunması ve geliştirilmesine de yer verilmesi beklenmektedir.

ILO-INDISCO programının değeri ise, on yıldır anlaşılamamıştı. Ya da yapılanlardan gerekli dersler çıkarılarak yerli halkların kooperatifleri ile ilgili tamamlayıcı projeler geliştirilmemişti. Umuyorum ki programın etkileri son gelişmeler ışığında yeniden değerlendirilecektir.

Yararlanılan Kaynaklar

[1] Güvenlik Konseyi’ne reform gerek (2021, 1-7 Ekim). Oksijen Haftalık Gazete.

[2] What should be priotised in the race to avoid climate disaster (2021, 27 Eylül). The Economist.

[3] https://ec.europa.eu/clima/change/causes_en

[4] Pistor, K. (2021, 24-30 Eylül). Yeşil kapitalizm şehir efsanesi, Oksijen Haftalık Gazete.

[5] Indigenous Peoples. Erişim

[6] Yerli haklar zorluklarla karşı karşıya (2021, 9 Ağustos). Birgün. Erişim

[7] Mahapatra, R. (2018, 21 Kasım). More than 50% of India’s tribal population has moved out of traditional habitats. DownToEarth. Erişim

[8] Durmuş, M. (2021, 10 Ekim). İklim Mültecileri (İklim krizi, göç ve sığınmacı ilişkisi-2). T24. Erişim

[9] Polat, H. Indigenous Peoples’ Cooperatives and the ILO-INDISCO Programme, ICA Review of International Co-operation, Vol 4/98.

[10] Polat, H. (2003, 10-12 Kasım). Poverty Reduction through Cooperatives among Indigenous and Tribal Peoples. Paper presented at Regional Workshop on the role of cooperatives in poverty reduction with particular emphasis on PRSP and Decent Work. Bangkok, Thailand.

[11] Kiran Mehra-Kerpelman (2003). “We created jobs…”: The forest peoples of Mayurbhanj. ILO’s World of Work Magazine. No. 49. Erişim

[12] INDISCO. (1999). India Newsletter, No. 4.

[13] Polat, H., Tomei, M. (1996). Philippines: Participatory Development Framework for Indigenous Peoples; tss1 report. Geneva: International Labour Office, Cooperative Branch: United Nations Development Programme, (2nd edition).

[14] ILO Convention No. 169 (1989) on Indigenous and Tribal Peoples. Erişim

[15] https://www.un.org/development/desa/indigenouspeoples/mandated-areas1/culture.html

[16]   Etchart, L. (2017). The role of indigenous peoples in combating climate change. Palgrave Communications. 3: 17085. Erişim

[17] Raygorodetsky, G. (2011, 13 Aralık). Why Traditional Knowledge Holds the Key to Climate Change, United Nations University. Erişim

[18] Raygorodetsky, G. a.g.y.

[19] Patnaik, N. (2006). Empowering Tribals – Progressing from Partnership to Ownership (edited by D. Mahanti & H. Polat), INDISCO Case Study No. 9. ILO Subregional Office for South Asia, New Delhi.

[20] Bezos, J. (2020, 17 Şubat). https://www.instagram.com/p/B8rWKFnnQ5c/?igshid=1x28mo3g4yngn


Not: Öne çıkan görsel, Alice Aedy, https://www.earthrise.studio/reads/the-case-for-climate-reparations 

Kategori(ler): Akademik Konuk Yazarlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir