20 Eylül Küresel İklim Grevi için hazırlıklar yapıldı. İklim krizine karşı dünyanın tamamında gerçekleştirilecek olan bir grev bu. Yıllarca aktivistlerin romantik eylemleri olarak görülen ve biraz da bıyık altından gülünüp geçilen çevresel tahribat ve iklim değişikliği sorunu karşımıza dimdik dikilmiş durumda. Dahası görmezden gelinecek hali de geçti çünkü farklı coğrafyalardan milyonlarca insanın canını yakmaya başladı. Sadece doğanın fiziki değişimi ile sınırlı kalmıyor bu süreç. Farkındayız ya da değiliz, küresel iklim değişikliği ve çevresel tahribat sosyolojik yapıyı da değiştiriyor. Kitlesel göçler ise meselenin yalnızca tek bir ayağı. Birleşmiş Milletler kesin bir sayı vermemekle birlikte 2050 yılına gelindiğinde 25 milyon ile 1 milyar insanın iklim değişikliği nedeniyle göç edeceğini tahmin ediyor (UN-IOM, 2019). Bu konudaki en özet ifade genç aktivist Greta Thunberg’in dediği gibi “artık çığlık atmanın zamanı geldi”.

iStockPhoto/Dena Steiner

Ayak İzimiz Giderek Büyüyor

Yarattığımız tahribatın boyutunu ölçmede pek çok endeks karşımıza çıkıyor. Bunlardan en bilindik endeks ise Mathis Wackernagel’in 1994 yılında tamamladığı doktora çalışması ile hayatımıza giren “ekolojik ayak izi” kavramı. Ekolojik ayak izi endeksi, bireyin veya topluluğun ya da herhangi bir faaliyetin tükettiği kaynakları elde edebilmek ve ortaya çıkan atığı bertaraf edebilmek için ihtiyaç duyulan biyolojik olarak verimli toprak ve su alanlarını hesaplayan bir endeks olarak tanımlanıyor (Wackernagel, 1994; Wackernagel & Rees, 1996). Dünyanın kapasite sınırına ulaştığı dönem yaklaşık olarak 31 Aralık 1968 ile 1970’lerin ortası olarak hesaplanmış (Wahl, 2018). Bugün itibariyle küresel ayak izimiz 1,7. Bu şu anlama geliyor, bir yılda kullandığımız kaynakları yerine koyabilmek için dünyanın 1 yıl 8 aya ihtiyacı var (Footprintnetwork, 2019). Ancak meselenin kentsel boyutu çok daha vahim. Örneğin Londra’nın ekolojik ayak izi 120 (Wahl, 2018).

İklim Değişikliği Karşısında Çözümsüz müyüz?

Elimizde sihirli bir değnek yok. Ancak konforlu yaşam çemberlerimiz içinde kalmaya ve hatta bu çemberleri genişletmeye devam ettikçe de daha kötüye gideceğiz. Peki ya ne yapmalıyız? Yaşam şekillerimizi, tercihlerimizi değiştirmemiz gerekiyor. Sonrası doğanın iyileştirici gücüne kalıyor. Mevcut sistemin sürdürülemez olduğu ortada. Ancak dayanışma ekonomisini bir yaşam biçimi haline getirdiğimiz zaman başarıya ulaşabiliriz (Soysaraç, 2019).

Kooperatiflerin Sürece Katkısı Ne Boyutta?

Kooperatifler doğaları gereği üç temel rolü üstlenirler (CICOPA, 2018). Ekonomik aktörler olarak gelir yaratma fırsatı oluştururlar, sosyal eşitlik ve adalete katkı sağlarlar. Son olarak da üyeleri tarafından yönetilen demokratik kurumlar olarak toplumu ve yerel toplulukları yönlendirme rolüne sahiptirler. Yerelde benimsenen bu rol ile dayanışma ve karşılıklı yardımlaşma prensiplerinin sürdürülebilir bir kalkınma modeli oluşturmada öncü bir rol oynayacağına şüphe yok (Antina, 2003).

Kooperatifler ve çevresel sürdürülebilirlik ilişkisinden bakılacak olursa, karşımıza çok sayıda güzel örnek ve istatistik çıkıyor. İklim değişikliği ve küresel ısınmaya neden olan en önemli sektörlerden biri de enerji sektörü. Enerji kooperatifleri enerji etkinliği ve emisyonların azaltılmasında ve sürdürülebilir enerji hedeflerine ulaşılmasında önemli katkı sağlıyorlar. Kooperatifler dünyanın pek çok noktasında yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması ve adapte edilmesinde öncü bir göreve sahipler. İngiltere’de 2008 ve 2012 yılları arasında 30’dan fazla yenilenebilir enerji kooperatifi kurulmuş. Alman Kooperatif ve Raiffeisen Konfederasyonu (DGRV) ise 2011 yılında enerji sektöründe faaliyet gösteren 250 kooperatiften 158’inin yenilenebilir enerji kooperatifi olduğunu ve 2006 ile 2011 yılları arasında da 430 yeni enerji kooperatifinin oluştuğunu açıklamıştır (ICA & ILO, 2014).

İlgili İçerik:   Elektrik Üretiminde Çevresel Sürdürülebilirlik: Singapur Örneği

Başka Örnekler de Var

Kooperatifler doğal kaynakların sürdürülebilir yönetiminde de güzel örneklerle karşımıza çıkıyorlar. Örneğin Endonezya’da ormancılık kooperatifleri tropikal sert kerestenin sürdürülebilir kullanımını destekliyorlar. Orman Koruma Konseyi (FSC) sertifikası alarak uluslararası mobilya piyasasında kereste satın alan monopollerin üstesinden gelerek geçimlerini sürdürülebilir hale getiriyorlar. İtalya’da sosyal kooperatifler kamusal yeşil alanların inşası, kentsel atıkların toplanması, kentlerin temizliği, güneş panellerinin kurulumu ve atıkların yeniden kullanımı gibi alanlarda hizmetler sunmaktadır  (ICA & ILO, 2014). Örnekleri çeşitlendirmek mümkün.

Sonuç yerine kısa bir not…

Sonuç yerine şunu söylemek isterim; küresel sorunları küresel çözümlerle gidermek mümkün değil. Elimizde bütün insanlığın tek kalemde eylem değişikliğine gitmesini sağlayacak sihirli bir formül yok. Çünkü hiçbirimiz güne “bugün küresel ısınma için şunu yapacağım” diyerek başlamıyoruz.

Yine, uluslar üstü organizasyonların ya da bir araya gelmiş ülke gruplarının aldıkları kararları duyuyoruz, okuyoruz. Evet, bütün bu kararlar elbette oldukça önemli. Ancak büyük binalarda, önemli isimlerin sözleşmelere attıkları imzalar da o “küresel çözümleri” sunmuyor. Ya da en azından uygulamada başarılı olamıyor.

Yerelde atılan küçük adımlar ise çok daha önemli. Çünkü yaşamlarımızı etkileyen birincil halka yaşam alanlarımız. Hem fiziki mekanlar hem de o mekanları paylaştıklarımız. Dolayısıyla yerelde atılan adımların hepsini bir arada düşündüğümüzde etkisinin tahmin edilenden çok daha büyük olduğunu görebilmek mümkün. Bodrum’da Tohum Derneği çatısı altında toplanmış insanlar, Budapeşte’de bir gurup insanın oluşturduğu bisiklet kargoları , Kopenhag’da kurulan gıda kooperatifi ya da Hindistan’daki bir konut kooperatifinin teraslarda yetiştirdikleri… Hiç biri “küresel” boyutta bir adım değil. Ancak yerelde atılmış önemli adımlar.

Sistem teorisinin söylediği gibi, bütünü parçalar oluşturuyor ve bu bütünü parçalara ayırarak inceleyebilirsiniz. Ancak parçaları topladığınızda bütünden daha fazlası yapar. Çünkü her bir parça bütünün içindeki görevinden çok daha fazlasına sahiptir.

Tüm dünya için yerel ağlara güvenmeye ve genişletmeye devam ettiğimiz, dayanışma dolu günlere…

Kaynakça

Antina, C.G.P. (2003). The cooperative movement as a model of ecological equilibrium. XII World Porestry Congress. Canada. Erişim

CICOPA. (2019). International day of cooperatives: sustainable societies through cooperation. Erişim

Footprint Network. (2019). World footprint. Erişim

ICA & ILO. (2014). Cooperatives and the sustainable development goals: a contribution to the post-2015 development debate a policy brief. Erişim

Soysaraç, M. (2019, 5 Eylül). Sosyal ve dayanışma ekonomisinin bugünü ve yarını. Erişim

UN-IOM. (2019). Migration, climate change and the environment: a complex nexus. Erişim

Wackernagel, M. (1994). Ecological footprint and appropriated carrying capacity: a tool for planning toward sustainability (Phd Thesis). Vancouver, Canada: School of Community and Regional Planning. The University of British Columbia. Erişim

Wackernagel, M. & Rees, W., E. (1996). Our ecological footprint: reducing human impact on the Earth. New Society Publishers.

Wahl, D.C. (2018). Our economy is a degenerative system, Erişim

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir