Blogda yakın tarihte ABD işçi kooperatifleri hakkında iki haber yayınlandı: ABD İşçi Kooperatifleri Nasıl Bu Kadar Büyüdü? ve ABD İşçi Sahipliği Yasası ile Kooperatifleri Mutlu Etti başlıklı haberlerin ortak noktası, ABD’deki işçi-emek kooperatiflerine ilişkin gelişmeleri içermeleriydi. Gelişmelerin ABD ile sınırlı kalmadığını, tüm dünyada işçi-emek kooperatiflerinin özellikle kriz dönemindeki performansları ile dikkat çektiklerini, uluslararası kuruluşların bu kooperatiflerin ekonomik ve sosyal sorunları çözme kapasitelerine sık sık atıf yaptıklarını biliyoruz.

https://allevents.in/bronx/celebrate-new-and-green-worker-cooperatives-bronx-6-28-18/1000045443388398

Dünyada İşçi Kooperatifleri

İşçi kooperatiflerinin dünya ölçeğinde nasıl bir büyüklüğe sahip olduklarını anlamak için Uluslararası Kooperatifler Birliği ICA’nın ihtisas kuruluşu CICOPA’nın (Sanayi Üretim ve Hizmet Kooperatifleri Uluslararası Örgütü) verilerine bakılabilir. CICOPA’yı oluşturan 68.000 kooperatif işletmede 4 milyon işçi istihdam edilmektedir. Bu işçiler, kooperatiflerin hem işçisi hem de ortağıdır.

İşçi kooperatifi deyince herkesin ilk aklına gelen ve dünyadaki en büyük işçi üretim kooperatifleri federasyonu Mondragon, 266 şirket ve kooperatif, 80.818 çalışanı ile faaliyetleri İspanya sınırlarının ötesinde Avrupa’dan, Asya’ya, Güney Amerika’ya ve ABD’ye kadar uzanan çokuluslu bir yapıdır (Mondragon hakkında blogda yayınlanan yazıların bağlantıları burada, burada ve burada). Mondragon çalışanlarının %74’ü kooperatif ortağı işçilerdir. Kooperatif ortakları içinde kadın işçilerin payı %43’tür (Annual Report, 2017).

İşçi kooperatifleri hakkında literatürde en çok üzerinde durulan konulardan biri, bu istihdam yaratma ve var olan istihdamı koruma konusundaki başarılarıdır. Mondragon üzerinden devam edersek, grup bünyesindeki Fagor’un 2013 yılında ekonomik kriz nedeniyle kapatılmasının ardından, 6.000 işçi ortağının diğer işletmelere yerleştirilmesi, kapitalist işletmelerde göremeyeceğimiz bir istihdam güvencesi örneğidir (Polat, 2017, s. 131).

ABD’de İşçi Kooperatiflerinin Gelişimi

ABD’ye geri dönersek, son on yılda işçi kooperatiflerinin sayısının üstel olarak arttığını ve neredeyse iki katına çıktığını biliyoruz (Harvey, 2018). Birleşik Devletler İşçi Kooperatifleri Federasyonu (USFWC) başkanı Esteban Kelly (2018) işçi kooperatiflerinin bu hızlı büyümesini birkaç faktöre bağlıyor. Bunlar:

– 2008 krizi: Esteban Kelly, bu gelişmenin katalizörünün 2008 mali krizi olduğunu belirtiyor. Kelly, çöküş meydana geldiğinde, işleri farklı bir yolla yapma arzusunun, insanları kooperatif modelini daha yakından incelemeye yönelttiğini belirtiyor.

– Medya: Film yapımcısı, Michael Moore’un, bazı USFWC üyeleri de dâhil olmak üzere işçi kooperatiflerini tanıttığı Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi (2009) belgeseli işçi kooperatiflerinin görünürlüğünün artmasında rol oynayan medya çabalarının bir örneğidir.

– Aktivizm: 2011’deki Occupy Wall Street’i İşgal Et Eylemleri, işçi kooperatiflerinin yeniden tartışılmaya başlamasına yardım etmiştir.

– Uluslararası Görünürlük: Birleşmiş Milletler’in 2012 yılını Uluslararası Kooperatifler Yılı olarak ilan etmesi kooperatiflerin görünürlüğünü arttırmıştır.

– Yerel Siyaset: 2014’te Bill de Blasio’nun New York Belediye Başkanı olarak seçilmesi, işçi kooperatifleri ekosisteminin belediyenin finansal desteğini de almasını sağladığı için New York’taki kooperatif sayısı hızla artmıştır. USFWC’nin raporundan bu konuda New York belediyesinin yalnız olmadığını görüyoruz. Raporda Berkeley, Oakland, Austin, Jackson, Madison, Milwaukee, Cleveland, Minneapolis, Boston, Philadelphia, o veya bu şekilde “belediye işçi kooperatifi girişimleri”nin izlenebileceği şehirler olarak sıralanmıştır.

Ekosistem ve Hikâye Anlatımı

http://smartbe.be/fr/news/intervenant-ag-2018/esteban-kelly/

Kelly’nin sözlerinden USFWC’nin, bu olumlu ortamı, bir ekosistem oluşturmak için gerekli olan adımlarla birleştirdiğini anlıyoruz.  Ekonomik ve sosyal olarak marjinal topluluklarda işçi kooperatifinin gelişiminin yeterince desteklenmesi, etkili ve stratejik bir şekilde yönetilmesi amacıyla Democracy at Work Institute adı verilen bir sivil toplum kuruluşu kurulması bu çabaların bir ürünü.  Democracy at Work Enstitüsü, hayırseverlerin bağışlarını toplamak yanında uzmanlar ve ağlar ile bağlantıların kurulmasını da sağlamıştır.  Enstitü bir yandan da ekosistemlerinde eksiklik olarak gördükleri mesleki eğitimlere yönelik önemli bir gereksinime yanıt vermiştir. Bir kooperatif geliştirme alanı oluşturulması hedefi doğrultusunda, kâr dışı alana yerleştirilecek daha çok insanın, kooperatif iş modeli hakkında bilgilendirilmesi sağlanmıştır.

Kelly ayrıca, işçi kooperatiflerine destek oluşturmak için hikâye anlatımının ve söylemlerin önemini de vurgulamaktadır. Burada önceliğin, daha az ekonomik fırsata sahip kırsal toplulukları istikrara kavuşturabilen kooperatiflerin öyküleri olması gerektiğini vurgulamakta. Muhafazakâr kırsalda, bir kişinin sahibi olduğu nalbur dükkânını işçilerine satması ve sonuçta işletmenin bir işçi kooperatifine dönüşmesi örneği üzerinden işçilerin güçlenmesinin anlatılmasının etkili olabileceğine dikkate çekiyor.

İşletmelerin İşçilere Satılması

Kelly’in verdiği bu örnek, yakın zamanda okuduğum bir makaleyi hatırlattı. Harvard Business Review’da yakın bir tarihte yayımlanan ABD’nin Neden Daha Çok İşçi Kooperatifine İhtiyacı Var (Why the U.S. Needs More Worker-Owned Companies) başlıklı bir makale ile Kelly’nin örneğinin ortak noktası, işletmelerin işçileri tarafından devralınması (worker buyout). İşletmelerin işçilere satılması, mülkiyeti bir kişi ya da az sayıdaki kişiye ait şirketlerin mülkiyetlerinin, şirketin işçilerine-emekçilerine devredilmesini ifade eden bir kavram.

Yazarlar, gelecek on yıl içerisinde ABD’de işçi kooperatiflerinin popülerliğini destekleyecek üç eğilimden söz ediyorlar.

  1. Yerel toplulukların ekonomik yaşayabilirliklerini sağlamak tekrar ilgi çekmeye başladığından emekli olmaya hazırlanan Bebek Patlaması Kuşağının şirketlerini işçilere satma olasılıkları giderek artması. Artık emeklilik yaşı yaklaşan bu kuşak ABD’deki özel işletmelerin yarısının sahibi. Bu 2,3 milyon şirket ülke genelindeki her altı işçiden birini yani yaklaşık olarak toplam 25 milyon kişiyi istihdam etmekte. Bu işletmelerin sahiplerinin yarısından fazlasının önümüzdeki 10 yıl içinde emekli olması beklenmekte ve dörtte biri, şirketlerinin mülkiyetini iş ortaklarına ya da çalışanlarına transfer etmeyi istiyor.
  2. İşçi ve çalışan kooperatiflerinin özellikle ekonomik gerileme dönemlerinde rakiplerinden çok daha başarılı olduklarına ilişkin güçlü kanıtlar bulunması. Rutgers Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre işçi ve çalışan kooperatiflerine dönüştürülen işletmelerin kârı %14 oranında artış göstermektedir.
  3. İşçi ve çalışan kooperatiflerinin bu güçlü performansının bir sonucu olarak, işçilerin işçi satın almalarının muhtemelen en büyük engeli olan finansman sorununun üstesinden gelmeleri kolaylaşmaktadır. İşçilerin bir şirketi satın almalarının finansmanını sağlamakla ilgilenen sosyal etki fonları ve geleneksel kurumların sayısı giderek artmaktadır. Sosyal etki fonlarının desteği, sosyal gerekçelere dayanırken hedge fonları ve diğerleri, mülkiyetin işçilere ait olduğu firmaların üstün dayanıklılık ve performanslarının kendi getirilerini arttırabileceği beklentisiyle finansman sağlamaktadırlar.
İlgili İçerik:   TUC Direktörü Karşılaştırdı: Sendikalar ve Kooperatifler

Bu noktada, bir parantez açıp 13 Ağustos’ta imzalanan Main Street İşçi Mülkiyeti yasasını hatırlatmak yerinde olur. Yasa, ek bir kamu kaynağı sağlamamakla birlikte; şirketlerin işçi mülkiyetine geçişinin finansmanına yardımcı olmak için kredi dağıtımının hızlandırılması amacını taşıyor. Düzenleme, aynı zamanda bu kredileri kooperatiflere daha uygun hale getirmesi için Küçük İşletmeler İdaresi’ni görevlendirmekte ve işçi mülkiyetine geçişle ilgili teknik eğitim, yönetici eğitimi ve bire bir danışmanlık sağlamak için ülkede bulunan 900 Küçük İşletme Geliştirme Merkezi ağıyla birlikte çalışılmasını öngörmekte.

https://www.californialaborandemploymentlaw.net/2016/worker-cooperatives-california-law/

ABD’den Örnekler

Makalede sunulan örnekler ABD’deki eğilimleri yansıtması bakımından incelenmeye değer. Örneğin, Kaliforniya’da bir güneş enerjisi şirketi olan Sun Light & Power. Şirket hisselerinin dağıtımında en düşük ücretli çalışanların en fazla oy gücüne sahip olmaları istenmiş: Şirket kurucularının hisselerinin yarısı eşit olarak çalışanlara dağıtılırken, %25’i şirkette çalıştıkları yıl sayısına, %25’i ise her çalışanın ücret düzeyine göre dağıtılmış. Aynı zamanda “Kooperatif” olarak adlandırılan ve temel işletme finansını öğrenmek isteyen herkese açık olan ve yönetim kurulu için tüm çalışanlara hisse sayılarına göre oy hakkı veren bir çalışanlar kurulu oluşturmuş.

Özellikle örgütlü işçilerin olduğu endüstrilerde, sendikaların desteğinin alınması durumunda, işletmelerin işçi kooperatiflerine dönüşme olasılığı daha yüksektir. Geçtiğimiz yıl 400 üyeli IAM Maine Lobstering Sendikası, Trenton Bridge Lobster Pound’un toptan operasyonlarını satın almış ve Lobster 207 adlı bir işçi kooperatifine dönüştürmüştür. Kooperatif, fiyatlardaki çöküş ve piyasanın küresel şirketler tarafından ele geçirilmesiyle yok olmakta olan ıstakoz endüstrisini koruma çabalarında, The International Association of Machinists and Aerospace Workers sendikasından yardım almıştır. Kooperatif, ıstakoz avcılarının, toptan piyasaya katılmalarına olanak sağlamakta ve kârdan pay vermektedir. Balıkçılar, ıstakozlarını sendika kooperatifleri aracılığıyla piyasa fiyatından satabilirler ve yılsonunda kârdan pay alırlar.

Sendikaların işçi kooperatiflerini destekledikleri bir başka endüstri de taşımacılıktır. Denver’da taksi sürücüleri Uber ve Lyft gibi “paylaşım ekonomisi” iş modeline bir alternatif oluşturacak ve aynı zamanda sahibi olan işçilere daha iyi koşullar ve söz hakkı verecek bir kooperatif oluşturmak için CWA Local 7777 sendikası ile birlikte çalışmaktadır.

Makalede dikkat çekilen noktalardan bir diğeri ise işçilerin profesyonel tutkularının yerine getirilmediği kötü yönetilen sektörlerde, işçilerin mülkiyetine dayalı iş modellerinin, çalışanları motive etmekteki başarısı. Gallup’un çokça referans verilen raporu, ankete yanıt veren 31 milyon kişiden yalnızca % 13’ünün gerçekten işine bağlı olduğuna işaret ediyor. Harvard Business Review’a göre,  şirketler çalışanların işe bağlılığını sağlamak için her yıl 720 milyon Dolardan fazla harcama yapıyorlar ve bu harcamaların 1,5 milyar Dolara ulaşacağı tahmin edilmekte (Chau, 2018).

https://nonprofitquarterly.org/2018/08/13/could-hybrid-forms-of-worker-ownership-shape-the-economy-of-the-future/

Beklentiler Farklı

Ekonomik ve sosyal fırtına emekçileri işçi kooperatiflerinde birleştiriyor. İşletmelerin işçi-emek kooperatiflerine devri tartışmalarla sınırlı kalmıyor, farklı ülkelerde yaşama geçiyor. Bu süreçte işletmelerin işçi kooperatiflerine devrini savunanlar arasında hem kapitalizmin alternatifi arayışı içesinde olanları hem de kapitalizmi destekleyenleri görmek de hayli ilginç. Örneğin, 11 Ağustos 2018 tarihinde Abstrakt İnternet Dergisi’nde yayımlanan Krizden Halkçı Çıkış Programı: Toplum İçin ve Toplum Kontrolünde Üretim başlıklı makalede, alternatif üretim programının bir unsuru olarak, orta ve küçük ölçekli işletmelerin emek kooperatiflerine dönüştürülerek burada çalışan işçilere devredilmesi önerilmektedir. İngiliz İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, iktidara geldiklerinde işletmesini kapatmak ve piyasadan çıkmak isteyenlerin ilk önce işletmede çalışan işçilere teklif yapmalarının isteneceğini belirtmektedir. İngiliz İşçi Partisi işçi kooperatiflerini yerelden ulusala uzanan geniş çaplı bir planın parçası olarak görmektedir (Flanders, 2018).

Diğer taraftan, bu yazıda yararlandığım ABD’nin Neden Daha Çok İşçi Kooperatifine İhtiyacı Var başlıklı çalışmada işletmelerin işçilere satılarak işçilerin “kapitalistlere” dönüştürülmesi yoluyla eşitsizlik uçurumunun daraltılabileceği görüşü savunulmakta. Yazarların, mülkiyetin işçilere devrini kapitalist sistemle tamamen uyumlu gören yaklaşımı, şu cümlede en açık biçimde kendini gösteriyor: “Bugün işçi ve çalışanlar kapitalist olmak ve istihdam edildikleri işletmelere yatırım yapmak için her zamankinden daha fazla fırsata sahipler.”

Peki, işçi kooperatiflerinde çalışanlar bu konuda ne söylüyorlar? İşte bir kaç görüş:

İspanya’daki Toprak ve Özgürlük Kooperatifinin ortakları bu kooperatifin kendilerine daha iyi bir yaşam sağlayacağı inancını taşıyorlar. Kurucu ortaklardan Tomas Ramon: “Daha iyi bir geleceğe sahip olmak, artık başkaları için çalışmak zorunda olmamak ve bize kötü davranan patronlara sahip olmamak için bu kooperatifi yaratıyoruz.”  (Sosyal Ekonomi, 2018).

Çınarcık Hanımelleri Kooperatifi’nden Hülya Altuntaş: “Her ev kadınının isteği tabii ki evine ailesine katkı sağlamaktır. Çocuklarım küçüktü yapamıyordum ama şimdi onlar büyüdü. Böyle bir kooperatif kurulduğu için çok sevindim ve ben de arkadaşlarımla birlikte başladım. Bu işi yapmaya gönül koyduk.” (Sosyal Ekonomi, 2018)

USFWC başkanı Esteban Kelly: “Kooperatiflerin hepsinin alternatif, solcu ve ilerici olduklarına dair bir söylence var. Elbette kooperatifler böyle olabilirler ve çoğunluğu kesinlikle böyledir ama sadece bu değildirler.”

Kaynakça

Chau, M. (2018). Companies spend $720 million on employee engagement each year, here’s what you can do for free. Erişim

CICOPA. (n.d). Erişim

Dubb, S. (2018). Key Trends behind the Growth of Worker Co-ops. Erişim.

Flanders, L. (2018). From Co-op to Co-op. Erişim

Harvey, R. (2018). What has caused the number of US worker co-ops to nearly double? Erişim

Kelly, E. (n.d.). Worker&Co-Ops and Economic Development. The U.S. Federation of Worker Cooperatives. Erişim

Mondragon. (2018). Annual Report, 2017. Erişim

Polat, H. (2017). Yarının İşletmesi Kooperatif. Ankara

Sosyal Ekonomi. (2018). ABD İşçi Kooperatifleri Nasıl Bu Kadar Büyüdü? Erişim

Sosyal Ekonomi. (2018). ABD İşçi Sahipliği Yasası ile Kooperatifleri Mutlu Etti. Erişim

Sosyal Ekonomi. (2018). Bir Çiftçi Kooperatifi Hikayesi. Erişim

Sosyal Ekonomi. (2018). Çınarcık Kadınları Kooperatifleşmenin Ötesine Geçti. Erişim

Walsh, P., Peck, M.& Zugasti, I. (2018). Why the U.S. needs more worker-owned companies.  Harvard Business Review. Erişim

 

 

Kategori(ler): Akademik Uygulama

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir