İspanya’nın Bask bölgesindeki kooperatifler, sosyal amaçlara göre hareket ederken kârlı olmanın mümkün olduğunu gösteriyorlar. Ölçeği nedeniyle sosyal ekonomi hareketinin simge yapılarından biri olan Mondragón Kooperatif Grubu, yazıyı kaleme alan Peter S. Goodman’ın yorumu ile “kapitalizmin sert kenarlarını yumuşatıyor”. Yazı, büyük ölçekli olsa bile kooperatif yapısının hissedar kapitalizminden ne denli farklı olduğunun kanıtlarını sunuyor. 


Bir grup işçi mülkiyetindeki işletme hissedarların çıkarlarının egemen olduğu ekonomilere alternatif bir model sunabilir.

Erreka Grubu çoğu işletme gibi çalışsaydı, grubun işçileri pandemi döneminde travmatik bir darbeye maruz kalırdı.

İspanya’nın engebeli Bask bölgesinde bulunan kooperatif, sürme kapılar, otomobillerde kullanılan plastik parçalar ve dünya çapında satılan tıbbi cihazlar dâhil olmak üzere çeşitli ürünler üretiyor. Koronavirüs Mart ayı sonlarında Avrupa’yı kasıp kavururken, İspanyol hükümeti, işletmenin üç yerel fabrikasından ikisini kapatmasını isteyerek oradaki 210 işçinin geçim kaynaklarını tehdit etti.

Ancak Erreka Grubu, ücretleri geçici olarak yüzde 5 düşürerek işten çıkarmaları engelledi. İşler düzeldiğinde, kayıp saatlerinin bir kısmını telafi edecekleri sözü karşılığında kooperatif, evlerinden çıkamayan işçilere ödeme yapmaya devam etti.

Mondragón: Sosyal Ekonomi Hareketinin Simge Yapısı

Bu esnek yaklaşım, kooperatifin Mondragón kasabasında bulunan geniş bir kooperatif girişimleri topluluğunun bir parçası olması sayesinde mümkün oldu. Çalışanlarının çoğu ortak, yani “şirketin” sahibi. Mondragón Corporation’ın 96 kooperatifi, herhangi bir şirketin yaptığı gibi, faaliyetlerini sürdürmek için kâr elde etmek zorunda olsa da, bu işletmeler, hissedarlara cömert kâr payları dağıtmak veya yöneticilere hisse senedi opsiyonlarını yağdırmak için değil, maaş çeklerini korumak için tasarlanmıştır.

Kooperatif kavramı, “hippi” sosyalizmi kavramlarını çağrıştırarak küresel ekonomi için bir model olarak taşıdığı değeri sınırlayabilir. Ancak Mondragón gerçekten büyük bir işletme olarak öne çıkıyor. Mondragón’daki Kooperatifler İspanya’da 70.000’den fazla kişiyi istihdam ediyor ve bu da onu ülkenin en büyük maaş ödeyen kaynaklarından biri yapıyor. Yıllık gelirleri 12 milyar avronun (14,5 milyar $) üzerinde. Grup, ülkenin en büyük market zincirlerinden biri olan Eroski’nin yanı sıra bir kredi birliğini ve ürettikleri ürünleri dünyanın dört bir yanına ihraç eden imalatçıları içeriyor.

Paris’teki Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü Girişimcilik Merkezi’nde politika analisti olan Amal Chevreau, “Mondragón, ölçeği nedeniyle sosyal ekonomi hareketinin simge yapılarından biridir” dedi. “Sosyal amaçlara göre hareket ederken kârlı olmanın mümkün olduğunu gösteriyorlar.”

Çalışanları Korumak

Büyüyen ekonomik eşitsizliğin sonuçlarıyla boğuşan bir dünyada kooperatifler, küresel kapitalizmin yerleşik tarzına ilgi çekici bir potansiyel alternatif olarak dikkat çekiyorlar. Tanımlayıcı bir amacı vurguluyorlar: çalışanları korumak.

Pandemi, hissedar getirilerini en üst düzeye çıkarmak için inşa edilen şirketlerin karşı karşıya olduğu tehlikeleri vurguladı ve şiddetlendirdi. Dünya ekonomisinin büyük kısmının kapanması, işsizliği tırmandırarak, işçilerin ailelerini doyurma ve kira ve ipotek ödemelerini zamanında yapma güçlerini tehdit etti – özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde. Devletlerin, hisse senetleri ve tahviller gibi varlıkların korunmasına önem veren kurtarma paketleri, yatırımcıları desteklerken çalışanları savunmasız bıraktı.

Kurumsal dünyada, yüksek profilli girişimler daha yüksek bir toplumsal farkındalığa sahip bir zihniyetin doğuşunu ilan etti. Geçen yıl, önde gelen bir üst düzey yöneticiler grubu olan Business Roundtable’ın 181 üyesi, işletmelerindeki tüm faaliyetlerini yalnızca hissedarların zenginleştirilmesi için değil, aynı zamanda diğer paydaşların (işçiler, tedarikçiler, çevre ve yerel topluluklar) ayakta tutmak için yeni bir misyon beyanına sadakat sözü verdiler.

Pandemi, hissedar kapitalizmi ilkelerinin ilk gerçek sınavıydı. Sonuçlar, bildiriyi imzalayanların ortalama bir şirketten daha iyi bir performans göstermediğini bulan bir çalışma ile kontrol edildi.

Birçok büyük işletme, kazançlarının çoğunu hisse senedi fiyatlarını yükselten kendi hisselerinin satın alınması ve kâr payı şeklinde hissedarlarına dağıttı. Pandemi geldiğinde, pek çok şirket ekonomik krizi atlatacak rezervlerden yoksundu. Bu da yöneticileri maliyetleri düşürmek için işçilere ücretsiz izin vermeye ve işten çıkarmaya sevk etti.

Kooperatifler, her şeyden önce bu tür sonuçları önlemek için oluşturulmuştur. Zor zamanlarda işten çıkarmaları önlemek için genellikle yöneticilerden kârın büyük bir kısmını şirkete geri yatırmalarını talep ederler.

Erreka Group’un CEO’su Antton Tomasena, “İnsanları işten çıkarmama felsefesine sahibiz.” dedi. “İnsanların çok fazla kaygılanmamasını istedik.”

İç Savaşın Enkazından Doğan Kooperatif

Kooperatifler sonunda, kapitalizmin nasıl güncelleneceği konusundaki tartışmanın giderek daha fazla parçası olsalar da ticari hayatın kenarlarında kalıyorlar. İtalya ve Belçika’da bulunabilirler. İngiltere’nin kuzeyinde Preston şehri, kooperatifleri on yıllık bir ulusal kemer sıkma politikasının panzehri olarak teşvik etti. Cleveland’da bir dizi kooperatif, kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Democracy Collaborative tarafından örgütlendi.

Mondragón’daki kooperatiflerin kökeni, rahip José M. Arizmendiarrieta’nın ekonomik iyileşme hakkında aykırı fikirleriyle bölgeye geldiği 1940’lardaki İspanyol İç Savaşı’nın enkazına dayanıyor.

Madenler bakımından zengin olan Bask bölgesi, uzun zamandır sanayiye, özellikle de çelik üretimine ev sahipliği yapıyordu. Ancak işçilerin çoğuna düşük ücret ödeniyordu. İnsanlar genellikle 14 yaşındayken çalışmaya başlıyor ve çok az ilerleyebiliyorlardı.

Rahip, özel bir meslek okulunun sahibiyle okulun herkese açılmasını görüştüğünde, terslendi. Bunun üzerine bugün Mondragon Üniversitesi olarak bilinen kendi okulunu kurdu.

Rahip, kooperatif ilkelerini yaşam standartlarını yükseltmenin anahtarı olarak görüyordu. 1955’te, yerel mühendislik programının ilk mezunlarından beşini ısıtıcıları yapan bir şirket satın alıp bir kooperatif olarak işletmeye ikna etti. İşçileri işletme sahipliğine, teknik terimiyle ortaklığa terfi ettirdiler. İşçilerin (ortaklar) her biri,  ücretleri, çalışma koşullarını ve her yıl dağıtılacak kâr payını belirleyen demokratik bir süreçte tek bir oy hakkı kazanıyordu.

İlgili İçerik:   Haritalama Çalışması: Nasıl?

On yıllar boyunca, çok sayıda başka kooperatif kök saldı ve şehrin ekonomisine hâkim oldular. Her işletme özerktir, ancak ortak ilkeler altında çalışır. Ortak ilkeler kapsamında bir kişinin bir kooperatifteki işini kaybetmesi durumunda, diğer kooperatiflerin birinde işe başlama hakkına sahip olduğu anlayışı kabul edilmiştir. Hiçbir iş olmadığında, ortaklar mesleki eğitim artı iki yıla kadar işsizlik ödeneği alma hakkına sahiptir.

Washington’daki Ekonomi Politikası Enstitüsü’ne göre, Amerika Birleşik Devletleri’nde en büyük 350 şirketin üst yöneticilerine normal bir işçinin yaklaşık 320 katı maaş ödeniyor. Mondragón’da yöneticilerin maaşları, en düşük ücretin altı katı ile sınırlandırılmıştır.

Fagor ve Kooperatif Modelinin Değeri

En düşük kademe şu anda yılda 16.000 € ‘dur (yaklaşık 19.400 $), bu da İspanya’nın asgari ücretinden daha yüksektir. Çoğu kişi bunun en az iki katını kazanıyor, ayrıca özel sağlık yardımı, yıllık kâr paylaşımı ve emeklilik hakkından yararlanıyor.

Her kooperatif, işsizlik yardımlarını ve zor durumdaki kooperatif üyelerine yardımı kapsayan kolektif bir para havuzuna ödeme yapar. Kriz, üretimin sınırlandırılmasını gerektirdiğinde, işçiler normal ödemelerini almaya devam ederler. Bunun karşılığında yönetim, daha sonra, işçilere çalışma saati borç bakiyesi tahakkuk ettirebilir.

Sistem, 2008 küresel mali krizi ve ardından gelen Avrupa çapındaki borç krizi sırasında güçlü olduğunu kanıtladı. İspanya’da işsizlik yüzde 26’nın üzerine tırmandı. Ancak Mondragón’da kooperatifler, ücret kesintileri ve gelecekteki çalışma saatleri karşılığında yapılan avans ödemeleri yoluyla acıları paylaştırdı. İşsizlik neredeyse hiç kıpırdamadı.

Kriz, buzdolabı gibi elektrikli ev aletleri üreten en eski kooperatif olan Fagor’un çöküşünü başlattı. Çöküşle birlikte yaklaşık 1.900 kişi işsiz kaldı.

Fagor’un çöküşü, kooperatif modelinin bir zayıflığının açığa çıktığı söylentilerine neden oldu. Getirileri maksimize etmeyi başaran farklı bir iş türü, Asya’daki düşük ücretli ülkelerden gelen sert rekabet göz önüne alındığında, buzdolabı yapmanın bir İspanyol şirketi için güvenilmez bir girişim olduğu sonucuna çok daha önce ulaşabilirdi. İşleri koruma kararlılığı ile Mondragón, Fagor’u yıllarca ayakta tuttu. Ancak Fagor’un şansını döndürme uğraşları başarısız oldu.

Ancak gruba göre, Fagor’un batışından sonraki altı ay içinde, eski işçilerinden 600’ü diğer kooperatiflerde iş buldu. Geri kalan işçiler kıdem tazminatı ve erken emeklilik paketleri aldı. Mondragón yöneticilerinin tanımlamasıyla Fagor’un çalışanlar korunurken çöktüğü gerçeği, kooperatif modelinin değerini doğruladı.

 Mondragón’un iletişimini yöneten Ander Etxeberria, “Normal bir şirket iflas ettiğinde, bunun kapitalist sistemin sonu olduğunu söylemiyoruz.” dedi.

Uluslararası Piyasalara Açılmanın Etkileri

Son yıllarda, kooperatifler, ortaklık haklarından yoksun sözleşmeli ve geçici işçileri istihdam ettiler. Bu, faaliyetler büyüdükçe ve büyük oyuncularla rekabet ederken modelin dayanıp dayanamayacağı hakkında soruları gündeme getirdi. Mondragón kooperatif işletmelerinin çoğu Meksika, Brezilya, Çin ve diğer birçok ülkeden müşterilerini izleyerek yurtdışına açıldı. Uluslararası iştiraklerin çoğu kooperatif değil, geleneksel işletmelerdir. Yerel çalışma koşullarını iyileştirmeye karşı gevşek bir yönetmelik altında çalışırlar. Ancak Mondragón’un yöneticileri bunun gerçeklikten çok bir niyet olduğunu kabul ediyorlar.

Ne de olsa Mondragón kooperatifleri, dünya çapındaki işgücü piyasalarında reform yapmak için değil, Mondragón’daki geçim kaynaklarını iyileştirmek için kurulmuştu.

Mondragón’daki sosyal programları yöneten Zigor Ezpeleta, “Kooperatif modeli çalışanlarını koruyor, ancak kooperatiflerin rekabetçi olması gerekiyor.” dedi. Aksi takdirde kooperatifler yok olurlar.

Bahar aylarında, müşterilerinin çoğu salgın nedeniyle fabrikalarını kapatmak zorunda kaldığı için Mondragón’un parça siparişleri dibe vurdu. Mondragón fabrikalarındaki üretim, kapasitenin yüzde 25’ine geriledi. Kooperatifler buna yüzde 5’lik ücret kesintisi ile cevap verdi. Kimse bundan memnun değildi, ancak karşı çıkan azdı.

O zamandan beri neredeyse bütün kooperatifler tam kapasiteye geri döndü. Ortaklar fabrikalar kapalıyken kendilerine ödenen emek saatlerini geri ödedirler. Hepsinden önemlisi kooperatifler yılsonunda kâra geçmeyi bekliyorlar.

Mondragón, pandemi performanslarını, çevikliklerinin bir kanıtı ve aynı zamanda ortak bir amaç duygusundan doğan güvenin operasyonel avantajları olarak değerlendiriyor.

Mondragón Corporation’ın başkanı Iñigo Ucín, “Durumu çok açık bir şekilde açıkladığınızda ve insanlar işletmenin sahibi olduklarını bildiklerinde, bu tür başarıları elde edebilirsiniz.” dedi.

Pandemiye uyum sağlayan çoğu çok uluslu şirket için hissedarların ve çalışanların çıkarları genellikle farklılaşır. Yöneticiler, işten çıkarmalara başvuran şirketlerde bile, kamunun kurtarma paketlerinin desteği ile hisse opsiyonlarını paraya çevirmeye devam ettiler.

Kooperatif Bir İşten Fazlasıdır

Mondragón’da işçiler, işletmenin sahipleri olarak, işletmeyi güçlendiren fedakârlıklardan yararlanmayı desteklerler.

Fabrikası Nisan ayı boyunca kapalı olan Erreka Group’ta üretim müdürü Joana Ibarretxe Cano, “Bu bir işten daha fazlası” dedi. “Bu bir ekibin parçası olmaktır.”

İki çocuğu olan bir anne, pandeminin ilk dalgası ortaya çıktığında ailesi, yönettiği ekip ve iş için endişeli olduğunu söyledi. “Kimse işe gidememekten hoşlanmaz.” dedi.

Ancak kooperatifin krizi aşma biçimi, işletmenin yapısına olan inancını pekiştirdi. Fabrika kapalı kalsa bile geliri büyük ölçüde etkilenmedi.

“Kooperatif sistemi bize gönül rahatlığı verdi” dedi.


Not 1: Peter S. Goodman’ın 29 Aralık 2020 tarihinde New York Times’ta yayımlanan “Co-ops in Spain’s Basque Region Soften Capitalism’s Rough Edges” başlıklı yazısından Mehmet Kuzu tarafından çevrilmiştir. Erişim

 Not 2: Öne çıkan görselde, İspanya’nın Bask Bölgesi’nde bulunan Bilbao’daki ünlü Guggenheim Müzesi görülmektedir. Müzenin çatısı Mondragón işçileri tarafından inşa edilmiştir.

Kategori(ler): Uygulama

3 Yorum

İspanya'nın Bask Bölgesindeki Kooperatifler

  1. Ülkemizde üretim kooperatifleri bir şekilde işliyor da tüketim kooperatifleri pek yok gibi. Günümüzde çok iyi işlev görebilecek Tüketim Kooperatifçiliğini yeniden hayata geçirebilmek için neler yapılabilir Mehmet Bey?

    1. Erdoğan Bey, öncelikle yorumunuz ve sorunuz için teşekkürler.
      Tüketim Kooperatifleri nasıl canlanır konusunda kaynak taraması yapıp pandemi yasaklarının ilk başladığı günlerde bir yazım yayımlanmıştı blogda: Adım Adım Dayanışma Ekonomisi (https://sosyalekonomi.org/adim-adim-dayanisma-ekonomisi/). Bu yazıyı inceleyebilir ve ardından Kadıköy Kooperatifi, Yeryüzü Kooperatifi gibi örnekleri sosyal medyada inceleyebilirsiniz.

  2. Mehmet Bey merhaba. Teşekkür ederim önerileriniz için. Yazınız ilk adım için cesaretlendirici , gayet güzel olmuş. Ben halen Bodrum Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin üyesiyim. Uzun yıllar perakende sektöründe çalıştım, bir süredir de kendi firmamda çalışıyorum aynı zamanda. Kooperatifçilik konusuna dalınca sizin siteye ulaşmam zor olmadı. Türkiye’de bir şekilde üretim kooperatifleri ve kalkınma kooperatifleri öyle ya da böyle yaşıyor. Ancak asıl olması gereken tüketim kooperatiflerinin maalesef neredeyse adı bile yok, yine buradan öğrendiğim Mihtük gibi örnekleri saymazsak. Aylin Hocam’a kaynak konusunda ulaşmıştım sağolsun yurtdışı örnekler konusunda bilgilendirdiler, bugün de Alternatif Ekonomi programındaki söyleşisini izledim. Sosyal Ekonomi ve Dayanışma Ekonomisi kavramlarının, kurulan kooperatiflerin amaçlarını da belirlediğini öğrenmiş oldum. Kadıköy Kooperatifi, Yeryüzü Kooperatifi ve hatta Dayanışma Kooperatifi gibi örneklerin Dayanışma Ekonomisine yakın olduklarını,üretici kooperatiflerinin ürünlerinin satış noktası gibi işleyen, iyi bir ”tüketici kooperatifi” profili çizemediklerini görüyorum. Üretici Kooperatiflerimiz de şüphesiz çok çok önemli bir işlevi yerine getirmektedirler, ancak tüketici boyutu tamamen gözardı edilmekte, piyasa koşullarına göre satışa sunulsa aradaki toptancılara gidecek olan kar, tüketiciyle paylaşılmayıp, tamamen üretici kooperatiflerinde kalmaktadır. Oysa günümüzün ekonomik koşullarında en büyük ihtiyaç, tüketici olarak bizlerin, doğru düzgün üretilmiş, temiz gıda ürünlerine, uygun fiyatla ulaşabilmemiz olduğunu ve bunun da ancak tüketim kooperatifleri yoluyla sağlayabileceğimizi düşünüyorum. Sitenizi keyifle takip ediyorum, iyi çalışmalar selamlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir