Ana akım iktisat, makro düzeyde iyi yaşamın yolunu ekonomik büyüme; ölçütünü ise GSYH[i] olarak belirler. Ekonomik büyüme, bireylerin kişisel tüketim harcamalarında artışa; sonuç olarak yurttaşların mutluluğuna giden yolu açar. Daha fazla şey satın aldıkça daha “iyi” yaşarız; hatta daha fazlası: Kendimizi değiştirir, daha “iyi” oluruz! Kabul edelim; büyümeye sosyal olarak bağımlıyız. Tüketim kalıpları artık kimlik referansımız ve toplumsal konum göstergemiz.

“Sen yediğin yemek, yaşadığın yer, kullandığın araba, içtiğin içkisin” (Fine & Leopold,  1993: 3).

Graham Hill, TED Konuşmasında Amerikalıların evlerinin elli yıl öncesine göre üç kat büyüdüğünü belirtiyor. Ancak satın alınan şeyleri koymak için bu bile yeterli olmadığından 22 milyar dolarlık kişisel depolama endüstrisi devreye girmiş. Satın aldıklarınızı evinize sığdıramıyorsanız kiraladığınız depolarda tutabilirsiniz. Yeter ki tüketime ara verilmesin. Tüketiciler satın alıp biriktirdiklerinin altında ezilse bile aşırı üretim-tüketim çarkı dönmeli…

Toplumların en önde gelen amacının ekonomik büyüme olması bireylerin kimliklerini tüketici olarak tanımlaması ile sonuçlandı. Bu süreçte iyi yaşamın bireysel tüketime bağlı olduğu fikri özellikle son altmış yılda muazzam bir tüketim propagandası ile tüm toplumlara dayatıldı. Netice, inanılamayacak borçlanma düzeyi ve muazzam bir ekolojik ayak izi. Peki, arzulanan ve peşinde koşulan iyi yaşamlara ulaşıldı mı?

iyi yaşam

Parayla Mutluluk Satın Alınmıyor

Ekonomik büyüme = İyi yaşam = Mutluluk formülü ilk kez 1970’li yıllarda ciddi olarak sorgulanmaya başlandı. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde mutlak maddi yaşam standartlarının muazzam bir artış gösterdiği gelişmiş ülkelerde yapılan kamuoyu araştırmasının sonuçları hiç de beklendiği gibi değildi. Maddi yaşam standartları yükselen bireylerin yaşamlarından memnuniyet düzeyi artmamıştı. Bu çelişki, araştırmayı yürüten Richard Easterlin (1974)’e ithafen “Easterlin Paradoksu” olarak adlandırıldı.

Araştırma öylesine ilgi çekti ki başka ülkelerde de tekrarlandı. Paradoks bugün hala geçerliliğini koruyor. Son altmış yıldaki muazzam GSYH artışı, ABD’de yaşayan çoğu insanın yaşam tatmini değerlerine neredeyse hiç değmemiş gibi. ABD Genel Sosyal Anketi (Smith et al., 2015), kayıtların tutulmaya başlandığı 1972 yılından bu yana genel mutluluk düzeyinin neredeyse hiç değişmediğini göstermekte.

Kuşkusuz yeterli beslenme, barınma, eğitim, sağlık olanaklarına sahip olmak için belirli bir gelire sahip olmak gerekiyor. Ancak bu düzeyin ötesindeki gelir artışları ile edinilen mal ve hizmetler mutluluğu sadece kısa bir süre için artırıyor. Teknolojik ürünler, uzak ülkelere yolculuklar veya lüks restoranlarda yenilen yemeklerle mutluluğu kalıcı olarak arttırmak söz konusu değil. Başlangıçtaki heyecan geçtikten sonra ve davranışsal iktisatta hedonik uyum olarak adlandırılan süreç devreye girdiğinde kişiler yaşam doyumu anlamında başlangıçtaki durumlarına geri dönüyorlar. Daha çok para kazanma uğruna ruhunu kurutan işlerde çalışırken de, “tüketici” kimliği ile daha çok tüketirken de mutluluk elde edilemiyor. Bir kısır döngünün tutsağı haline geliniyor…

İyi Yaşamı Tekrar Tanımlamak

Dayanışma ekonomisine göre sınırsız maddi ilerlemeye dayanmayan bir iyi yaşam mümkün. İyi yaşamanın yolu, doğa ve diğer insanlarla savaş halinde olmaktan vazgeçmekten geçiyor. Kıtalararası Sosyal Dayanışma Ekonomisi Destekleme Ağı RIPESS, doğayla ve birbiriyle uyum içinde yaşayan And yerlilerinin perspektiflerini esas alan ‘buen vivir’ ya da ‘sumak qawsay’ (iyi yaşama) kavramını benimsemiştir. Ekvator İyi Yaşam Ulusal Planı iyi yaşamayı şu şekilde tanımlar (Kawano, 2018):

“İhtiyaçları karşılamak, onurlu bir yaşam ve ölüm kalitesi elde etmek; sevmek ve sevilmek; tüm bireylerin doğayla barış ve uyum içinde sağlıklı bir biçimde gelişmeleri ve insan kültürlerinin sınırsız yeniden üretiminin sürekliliğini sağlamak.”

Bu tanımlama, iyi yaşamın diğer insanların ve doğanın iyi durumda olmasından bağımsız olamayacağını anımsatıyor. Dayanışma ekonomisinde doğa ve diğer insanlar sahip olunacak, sömürülecek varlıklar olarak görülmez. Hatta ekosistemlerin “var olma, doğal kapasitelerini geliştirme ve canlandırma” gibi yasal haklara sahip olduğunu savunulur. Bolivya ve Ekvador Anayasaları, Toprak Ana’nın (doğanın) haklarını güvence altına almıştır.

İlgili İçerik:   Suriye'nin Kooperatif Ekonomisine Geçişini Desteklemek

Ekonomik akılcılık, rekabet ve kazanç hırsı üzerine temellenen kapitalizm ekonomik ve toplumsal yaşamı etkilemekle kalmıyor; kişilikleri de biçimlendiriyor. Merdivenin üst basamaklarına çıkmak ve orada kalmak için sürekli para kazanmak gerekiyor. Para kazanmak ve kişisel zenginleşme uğruna diğer insanlar ve doğa feda edilirken üzerinde neredeyse hiç düşünülmüyor.

Edward ve Robert Skidelsky kitaplarında, “servet ne içindir? İyi bir yaşam sürmek için ne kadar paraya ihtiyacımız vardır?” sorularını yönelterek para kazanmanın bir amaç olamayacağını belirtiyorlar:

“Para kazanmak kendi içinde bir amaç olamaz – en azından ciddi bir zihinsel bozukluk taşımayan bir kişi için. ‘Benim hayattaki amacım çok fazla para kazanmak’ demek ‘benim amacım çok fazla şişmanlamak için yemek yemek’ demekle aynıdır… Para kazanmak insanlığın kalıcı ticari faaliyeti olamaz; çünkü çok basit olarak, parayı harcamak dışında yapabileceğimiz bir şey yoktur. Ve öylece harcamaya devam edemeyiz. Doyacağımız ya da tiksineceğimiz ya da her ikisini birden yapacağımız bir nokta gelecektir (Skidelsky ve Skidelsky, 2014: 3).”

Doyduğumuz ya da tiksindiğimiz noktaya geldik mi bilmiyorum ancak, eşitsizlik krizi ile ekolojik krizin “artık yeter!” dediğini neredeyse duyabiliyorum.

Kaynakça

Easterlin, R. A. (1974). Does economic growth improve the human lot? In Paul A. David & Melvin W. Reder (Eds.), Nations and households in economic growth: essays in honor of Moses Abramovitz. New York: Academic Press. Erişim

Fine, B. & Leopold, E. (1993). The world of consumption.  London:  Routledge.

Kawano, E. (2018). Solidarity economy: building an economy for people & planetErişim

Skidelsky, E. ve Skidelsky, R. (2012). Ne Kadarı Yeterli? Para Sevgisi ve İyi Yaşam Mücadelesi. (L. Konyar, Çev.). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Smith, T. W,. Son, J. & Schapiro, B. (2015). General social survey final report: trends in psychological well-being, 1972-2014. Erişim


[i] GSYH’nın refahı ölçmekte yetersiz bir ölçüt olduğuna ilişkin bir okuma için: Köne, 2019.

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir