Modern kooperatifçiliğin, kentli işçilerin temel gereksinim maddelerine erişebilmek için kurdukları bir tüketim kooperatifi ile başladığı kabul edilir. Ancak kooperatifçilik modeli, esas olarak, kırsal alanda ve tarım sektöründe kök salmıştır. Henüz kırsal gelişme kavramı kullanılmazken, 1800’lü yılların ikinci yarısından itibaren Avrupa’da kurulmaya başlanan kooperatifler yoksulluk içindeki çiftçilerin yaşamını iyileştirmeye başlamıştı.

Bugün dünya çapında en yaygın kooperatif türü tarım kooperatifleridir (UN , 2014). Günümüzde, Avrupa Birliği (AB)’de 13 milyon çiftçinin 6,2 milyonu 22.000 tarım kooperatifi altında örgütlüdür. AB tarım sektörü toplam çıktısının %40’ı kooperatiflere aittir; tarım kooperatifleri 660.000 kişiye iş sağlamakta ve 350 milyar Euro’luk ciro elde etmektedir (Bijman et al., 2012). Japonya, ABD, Yeni Zelanda, Avustralya, Hindistan gibi ülkelerde, kooperatiflerin gıda zincirinde önemli bir rolü vardır. Örneğin Batı Hindistan’ın Gujarat Eyaletinin küçük bir kasabasında kurulan ve Amul markası ile tanınan Gujarat Süt Pazarlama Kooperatif Federasyonu, dünyanın en büyük süt kooperatifidir. 3,6 milyon üretici üyesi ile günde 23 milyon litre süt toplamakta ve 4,8 milyar dolarlık ciro (2018-2019) elde etmektedir (Sally, 2019).

Tarım kooperatiflerinin böylesine yaygın olmasının ekonomik nedenleri açıktır. Kooperatifler, küçük üreticilerin kaynaklarını (işgücü, teknik, arazi, para, ulaştırma, satış vb.) daha verimli kullanım için birleştirmelerini sağlar. Dolayısıyla, çiftçiler küçük arazi işletmelerinde, ölçek ve alan ekonomilerinden yararlanırlar. Ekonomik nedenlerin dışında kooperatifçiliğin işbirliği, karşılıklılık, dayanışma gibi ilke ve değerlerinin tarımsal kültürün özellikleriyle örtüşmesi kooperatiflerin tarım sektörüne yerleşmesinde etkili olmuştur.

Küreselleşen Gıda Sistemi ve Kooperatiflerin Tepkileri

Kırsal alanları, dolayısıyla tarım kooperatiflerini etkileyen en büyük dönüşümlerden biri “küreselleşme” süreci ile birlikte yaşanmıştır. 1980’lerden başlayarak devletler, özelleştirmeler ve piyasa müdahalelerinin ortadan kaldırması ile piyasaya alan açmıştır. Serbest piyasanın arz ve talep kurallarının uygulanması ile oluşacak fiyatların herkesin refahını arttıracağı savı ileri sürülerek bu politikalar savunulmaktaydı. Buna göre, üretici piyasadaki fiyatlara göre üretim yapacak ve çalışması piyasa tarafından ödüllendirilecekti. İthalat serbestleştirildiği için rekabet, dünya ölçeğinde gerçekleştirilecekti. Başarılı üretici dış pazarlar için üretim yaparak döviz geliri elde edebilirdi. Dünya ölçeğindeki bu rekabetin sonucunda elbette tüketici de kazançlı çıkacaktı; daha uygun fiyatlarla kendi ülkesinde üretilmeyen ürünlere bile kolaylıkla ulaşacak ve bu yolla refahı artacaktı. Küreselleşme, tarım kooperatiflerinin iş yapma biçimlerinde ve yapılarında önemli değişikliklere yol açtı.

Ölçeği Büyütmek

Kooperatifçiliğin gelişen teknolojiler ve uluslararası boyutta şiddetlenen rekabete verdiği ilk tepki ölçeklenmek oldu. Birincil ürünlerde üretim maliyetlerdeki artış ve fiyat belirleme gücünden yoksunluğun dayattığı bu gelişme, kooperatiflerin ölçeklerini büyütmelerinin ve/veya kendi aralarında birleşmelerinin yolunu açtı. Belki uç bir örnek olabilir ancak değişimin boyutlarını anlamak açısından Hollanda tarım kooperatiflerindeki değişim dikkate değer. Ülkedeki tarım kooperatifleri ölçek ekonomilerinden yararlanmak için önce federasyonlar altında birleşmiş, izleyen süreçte kooperatiflerin belirli büyüklüğe ulaşmaları ile birlikte, pek çok federasyon ya birincil kooperatife dönüşmüş ya da dağıtılmıştır (Bijman, 2016; çevirisi için Köne, 2018).

Katma Değer Yaratmak

Tarım kooperatiflerinin ikinci tepkisi, birincil tarım ürünlerine katma değer eklemek üzere yeniden yapılanmak olmuştur. Örneğin ABD tarım kooperatifleri, 1990’lı yıllardan başlayarak katma değere ve dikey entegrasyona dayalı olarak piyasada rekabet gücü elde etmeye çalışmaktadırlar. Bu kooperatifler, literatürde “yeni nesil kooperatif” olarak adlandırılırlar. Coltrain, Barton ve Boland (2000) çalışmalarında, yeni nesil kooperatiflerin odak noktasının katma değerli mallar olduğunu vurgularlar. Yeni nesil kooperatiflerin, geleneksel kooperatiflerden farklılıkları dört grupta incelenebilir: pazarlama, kâr dağıtımları, yatırım yükümlülükleri ve oy kontrolü. ABD yeni nesil kooperatif modelinin en büyük avantajı, üyelerin kooperatiflere risk sermayesi sağlamasına yönelik teşvikleri geliştirmesidir (Chaddad ve Cook, 2004). Özetle, ABD yeni nesil kooperatifleri, tarım kooperatiflerinin değişen piyasa koşullarına uyum göstermelerinin bir yolu olarak ortaya çıkmıştır.

Gıda Şirketlerinin Stratejilerini Kopyalamak

Küreselleşmenin getirdiği baskılardan önce tarım kooperatifleri, gıda zincirinde üreticilere yakın ve tüketicilerden oldukça uzak konumlanmıştı. Ancak 1990’lardan sonra bu konumlanma, uluslararası rekabetin etkisi ile kökten değişti. Yine Hollanda’dan örnek verirsek, 1980’lerden bu yana, kooperatifler uluslararası gıda şirketlerinin stratejilerini kopyalayarak kendi ulusal ve uluslararası markalarını yaratma yoluna gitmiştir.

Bir diğer eğilim ise yönetimlerin profesyonelleşmesidir. Bütün bu gelişmelerin toplamı olarak kooperatifler giderek şirketleşmiştir. Bu yolla piyasaya uyum sağlamakla birlikte, kooperatifçiliğin özünden uzaklaştıkları yönündeki eleştirilerle karşı karşıya kalmışlardır.

İlgili İçerik:   İklim Krizi Bir Adalet Krizidir

Küreselleşme Karşısında Yerelleşme ve Gıda Egemenliği

Küreselleşen gıda sistemi, dünya nüfusunu besleyen küçük üreticilerin çalışma ve yaşam koşullarının dayanılamayacak ölçüde kötüleşmesine yol açarken, bir alternatif olarak kooperatifleşmenin yeniden gündeme geldiğine tanık oluyoruz. Kooperatifler altında örgütlenemeyen küçük üreticinin karşı karşıya kaldığı/kalacağı tablo oldukça karanlık: Büyük şirketlerin sözleşmeli üreticisine dönüşme, toprağını yitirme, toprağını terk edip kente göç ve kent yoksuluna dönüşme olasılıkları oldukça fazla.

Zincirin diğer ucundaki tüketiciler içinse gıda bir endişe kaynağına dönüşmüş durumda. Besin değeri olan sağlıklı gıdaları ulaşmak, piyasa mantığında yeterli satın alma gücü olan bireylerin sahip oldukları bir hak olarak görülmekte.

Dolayısıyla tarımsal üretim ve gıda, artık bir kırsal gelişme ya da gıda tüketici fiyatları sorunu olmanın çok ötesindedir; bütünsel ve yaşama dair bir mesele haline gelmiştir. Toplumlara ve doğaya onarılamayacak zararlar veren küresel gıda sistemi yerine sürdürülebilir bir gıda sistemini oluşturmak gerekiyor. Sürdürülebilir bir gıda sistemi gıda egemenliği kavramına dayanarak kurulabilir. Gıda egemenliği, başka bir tarım ve başka bir dünya tasavvuru üzerinden geliştirilmiştir.

Gıda egemenliği halkın ve toplulukların ekolojik ve sürdürülebilir yöntemlerle üretilen; sağlıklı, kültürel olarak uygun gıdalara sahip olma ve kendi gıda, tarım sistemlerini ve tarım politikalarını belirleyebilme hakkına sahip olmalarıdır (Özkaya, 2019).

O Kadar Uzak mı?

Gıda egemenliği, üreticilerin ve tüketicilerin haklarını gözetir. Yerel ve sağlıklı gıdanın en kısa yoldan tüketiciye ulaşmasını hedefler. Gıda egemenliğini sağlamak için mevcut seçenekleri Prof. Dr. Tayfun Özkaya (2019) şu şekilde sıralamakta:

  • Topluluk destekli tarım grupları, gıda grupları
  • Yeni kuşak tüketim kooperatifleri. (Ekolojik politika uygularlar)
  • Ekolojik duyarlılığı olan köylü pazarları. (Katılımcı onay sistemini uygularlar)
  • Üretim kooperatiflerinin veya çiftçilerin internetten satış girişimleri
  • Üretim kooperatiflerinin doğrudan tüketiciye satış yaptığı birimler
  • Kent bahçecilerinin satış yerleri ve pazarları
  • Belediyelerin doğrudan kooperatiflerden ürün satın alması. (İzmir Büyükşehir Belediyesinin süt programı veya peyzaj çalışmaları için çiçek, çalı alması gibi)
  • Belediyelerin kurduğu gıda şirketleri ve marketler

Yerel üretim ve yerel tüketimin esas olduğu gıda egemenliğinde, yerel yönetimler ile işbirliği önemlidir. Belediyeler bu alternatifleri destekleyebilir ve desteklemelidir de. Ancak bu uygulamaların yaşamasını sağlayacak olan üreticiler ve tüketiciler olarak bizleriz.

Mevcut sistemin sürdürülemez olduğu bir kez kavrandığında, tarım ve gıda kooperatiflerinin salt kendi ortaklarının refahları ile ilgili olmanın ötesine geçmelerinin zorunlu olduğu görülür. Geleneksel kooperatifçiliğin şirketleşme tepkisinin kooperatifçiliğin önündeki tek seçenek olduğunu düşünmüyorum. Örneğin üretici ve tüketicilerin bir araya gelebileceği tarımsal üretim yapan çok paydaşlı bir topluluk kooperatifi neden olmasın? Kooperatifler ait oldukları toplumla neden daha derin bağlar kurmasın?

Tarımsal üretim insana, topluma ve gezegene karşı sorumlu olmalıdır. Kooperatiflerin söz ettiğimiz sorumlulukları üstlenmeleri; doğaya, çalışanlarına, tüketicilerine değer vererek üretim yapmaları, tüketiciye yaklaşmaları, diğer kooperatifler ve dayanışma ekonomisi inisiyatifleri ile işbirliklerini yaygınlaştırmaları gerekmekte.

Sağlıklı gıdaya uygun fiyatla ulaşmak isteyen kentli tüketicilerin bir gıda topluluğuna ya da bir tüketim kooperatifine dâhil olmaları ya da katkıda bulunmaları da bir zorunluluk. Yaşamın her alanında, kontrolün elimizden kayıp gitmesine ve bunun hissettirdiği güçsüzlük ve çaresizlik duygusuna karşısında çözüm olarak dayanışma temelli örgütlenmeleri öneriyorum. Kırsal gelişmenin de dayanışma ekonomisi içinde yer alan bu yeni kooperatifçilik ile yakından ilgili olduğunu düşünüyorum.

Kaynaklar

Bijman, J. (2012). Support for Farmers’ Cooperatives; Final Report. Wageningen: Wageningen UR. Erişim

Bijman, J. (2016). Agricultural cooperatives in the Netherlands: key success factors. International Summit of Cooperatives, 2016-10-11/2016-10-13. Erişim

Chaddad, F.R. ve Cook, M.L. (2004). “Understanding New Cooperative Models: An Ownership–Control Rights Typology”. Review of Agricultural Economics, 26 (3), 348-360.

Coltrain, D., Barton, D. ve Boland, M. (2000). Differences Between New Generation Cooperatives and Traditional Cooperatives. Department of Agricultural Economics, Kansas State University. Erişim

Özkaya, T. (2019, 15 Temmuz). Belediyeler adil ve ekolojik bir gıda dağıtım sistemine destek olmalı. Erişim

Özkaya, T. (2019, 7 Ekim). Gıda egemenliği nedir? Yurt Gazetesi. Erişim

Sally, M. (2019, April 1). Amul turnover grows 13% to Rs 33,150 crore in 2018-19. The Economic Times. Erişim

UN. (2014). Measuring the Size and Scope of the Cooperative Economy: Results of the 2014 Global Census on Co-operatives. Erişim 

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir