Tüketicinin kral olduğu piyasa anlatısının gerçek yaşamda karşılığı neredeyse yok. Salgın dönemi derslerinden biri de ekonomik sistemin aslında bir kurumsal şirket sistemi olduğu ve tüketici talebinin şirket uygulamalarıyla sürekli yönlendirildiği. O halde düşüncelerimizi, hayallerimizi kısıtlayan iktisat diline karşı; alternatif dil, benzetmeler ve fikirlere yer açmanın tam zamanıdır.


Piyasa kavramı

Küresel salgın ve buna bağlı gelişen küresel durgunluk, bir dizi ekonomik gerçeğin doğruluğunu sorgulamakta ve birbiriyle bağlantılı çeşitli toplumsal sorunlar için yeni çözümler talep etmektedir. Bu blog yazısında, pandemi sırasında şu anda perakende sektöründe gördüklerimiz ile “piyasa” kavramı özelinde, ekonomik değiş tokuşun doğası hakkındaki kökleşik anlatılar arasında ilişki kurmak istiyorum.

Piyasa, esasen iktisat disiplininin prestijinden ve piyasa kavramının disiplin tarafından yüceltilmiş olmasından (oldukça soyut bir şekilde de olsa) dolayı, sosyal dünyayı anlamlandırmakta kullanılan için en baskın kavramlardan biridir. En temelde, ekonomik alanı, bir pazar yerine benzer şekilde resmeder; eşit koşulların olduğu bir faaliyet alanı ve rakipler, öncelikle en uygun fiyatları elde etmek üzere alım satım için rekabet ederler. Ayrıca, daha karmaşık fikirler de bu kavramın üzerine yerleştirilir. Örneğin, arz ve talebin dengeye gelmesini sağlayan piyasa fiyatlandırma mekanizması, piyasa katılımcılarına karmaşık bilgileri ileten fiyat sinyalleri ve bu kapsamda tüketici talepleri tarafından yönlendirilen merkezi olmayan karar almaya olanak tanıyan piyasa. (Piyasa kavramının çok (çok) daha kapsamlı bir açıklaması için bakınız.)

Perakendeciler

Bununla birlikte, koronavirüs pandemisinin tuvalet rulosu, el dezenfektanı ve un gibi temel mallara yönelik talebi artırmasının sonucu olarak, bu malların dağıtımında sıkıntılar ortaya çıktı. Ve ekonomik sistemin rekabetçi, merkezi olmayan, kâr maksimizasyoncusu olarak piyasa anlatısından oldukça farklı bir yanıt ortaya çıktı. Bunun yerine gördüğümüz, kaynakların dağıtımında bir derece eşitlik sağlamak için yönetişim alanları olarak çalışan perakendecilerdir.

Bu yönetişimin çeşitli yollardan gerçekleştiğini gördük. Amazon platformunda, el dezenfektanı, yüz maskeleri ve tuvalet kâğıdını yüksek zamlarla satan kişilerin hesaplarını askıya alarak üçüncü taraf satıcıların vurgunculuğunu durdurmaya çalıştı. Daha sonra Amazon, üçüncü taraf satıcıların gerekli olmayan ürünlerini depolamayı ve göndermeyi durduracağını ve bunun yerine pandemi malzemelerine odaklanacağını duyurdu. Bu eylemleri gerçekleştirirken Amazon, özel fayda-kâr maksimizasyonu davranışına uymuyor, bunun yerine kamusal ve toplumsal ihtiyaçları karşılamaya odaklanıyor.

Süpermarketlerin kriz yönetimi

Süpermarketler kriz sırasında yönetime daha fazla dâhil oldular. Bazı süpermarketler belirli saatlerde sadece eski tüketicilerin alışveriş yapmasına izin verdiler. Birçoğu malları kısıtlı miktarda satma uygulamasına geçti ve artan talep karşısında fiyatlarını önemli ölçüde değiştirmedi. Bunun yerine, fabrikalarından üretimi artırmalarını ve talepteki dalgalanmayı karşılamak için tedarikçileriyle birlikte çalışmalarını istediler. Tüketici davranışlarını da yönlendirmeye çalıştılar, genç tüketicilerin evlere servis hizmetini kullanmak yerine mağazadan satın almasını istediler.

Hatta İngiltere’de süpermarketler birlikte çalışmaya başladı. Büyük süpermarketler ilk olarak ulusal gazetelerde yayımlanan ortak bir basın açıklaması ile müşterilere güven verdi. Açıklamada, süpermarketlerin hükümetle birlikte çalıştıklarını belirtip, alışveriş yapanların ne satın aldıklarını düşünmesini istediler. Açıklama şu cümle ile sona eriyordu: “Hepimiz beraberce çalışırsak herkese yeter.” İngiliz hükümeti daha sonra, rekabet yasalarının, süpermarketlerin dağıtım depolarını ve dağıtım araçlarını paylaşmasına ve stok seviyeleri hakkındaki verileri paylaşmasına izin verecek şekilde gevşetildiğini açıkladı.

Ekonomik sisteme ilişkin dersler

Öyleyse şirketlerin bu yönetişimi bize ekonomik sistem hakkında ne anlatıyor? Gösterdiği ilk şey, ekonomik sistemin devlet tarafından yönetilmese bile, ademimerkeziyetçi olmaktan çok uzak olmasıdır. Bunun yerine sahip olduğumuz şey, kısmen merkezi olan bir sistemdir. Piyasa anlatısının sadece arz edenler ve talep edenler arasındaki alışverişe odaklanması bu merkezileşmeyi gizler. Çünkü şirketlerin yaptığı şeylerin çoğunu, örneğin üretim, pazarlama, lojistik, araştırma ve tedarik gibi, göz ardı eder. Bu kriz, büyük şirketlerin yerel bir piyasada esas olarak fiyatlandırma yoluyla rekabete katılan tacirler ile aynı olmadığını acı biçimde göstermiştir. Şirketler büyük ölçekli endüstriyel bürokrasilerdir.  Rekabete katılımları hem daha kapsamlıdır – üretim, araştırma ve pazarlama alanlarına uzanan – ve hem de sonuç olarak böyle bir ölçekte rekabet edebilecek çok daha az organizasyon olduğundan her boyutta rekabet edebilirler. Çoğunlukla düşünüldüğünden daha sığ ve daha az rekabet.

İlgili İçerik:   Sosyal Dayanıklılık: Yeni Dönemin Anahtar Kavramı mı?

İkincisi, salgın tepkisi bize, fiyatların, piyasa hakkındaki ana akım ekonomi anlatılarında sunulanın aksine, ekonomik sistemin otomatik mekanizmaları olarak işlev görmediğini göstermektedir. Anlatının betimlemesinde, fiyatlar, talebin fiyat teklif ettiği bir açık artırma ile belirlenir. Bununla birlikte, modern ekonomide baskın fiyatlandırma mekanizması, fiyatın ilan edilmesidir, burada müşterilere pazarlıksız/son fiyat teklif edilir.  Fiyatlar günlük olarak büyük ölçüde öngörülebilir (eBay her iki yöntemi de kullanır – açık artırma sistemi ve farklı fiyatlar üreten ilan edilen fiyat sistemi “Şimdi Satın Al”. Dahası, perakendeciler bir şeylerin talep edilip edilmediğini söyleyecek fiyatlandırma bilgilerine ihtiyaç duymazlar. Bu iş için stok izleme sistemleri vardır. Bu yüzden İngiliz süpermarketleri rakiplerinin stok seviyelerini öğrenmek isterler; birlikte planlamalarına olanak sağlar.

Bununla birlikte, piyasa anlatısının hâkimiyeti nedeniyle, bazı pandemi tepkileri aşırı fiyat uygulamalarına neden olmuştur (ayrıca buraya bakınız). Bu gibi anlayışlar, piyasa anlatısına olan inancın büyüklüğünü gösterir, çünkü fiyat kısıtlanmazsa sistemin doğal olarak her türlü sorunu çözeceğini varsayarlar. İnsanların paniğe kapıldığı ve acı çektiği bir zamanda aşırı fiyat uygulamasının teşvik edilmesi, piyasa anlatılarının sosyal dünya hakkında sunduğu bakış açısının da sınırlılığını vurgulamaktadır. Sonuçta ortaya çıkacak insan acılarının derecesi, bu tür acıların yol açacağı toplumsal gerilimler (tanık olduğumuz ekonomik çöküş ile beraber) ve toplumsal gerilimleri çözme yöntemi olarak giyotinin varlığı “piyasaya bırak” bakış açılarında dikkate alınmaz.

Kurumsal ekonomik sistem

Son olarak ve en önemlisi, salgın sırasındaki kurumsal yönetişim bize ekonomik gücün ve kurumsal özerkliğin varlığını göstermektedir. Tüketici kral değildir ve büyük şirketler, tüketici arzularının pasif bir alıcısı konumunda değildirler. Yukarıdaki örneklerde, şirketler lojistik olarak kısıtlandıkları için insanların satın almak istedikleri şeyleri vermeyi bilfiil reddediyorlardı. Düşüncemizi azıcık genişletirsek, günlük bazda şirketlerin üstlendikleri lojistik zorluklar, faaliyetleri ölçeğinde, talebi karşılamaktansa talebi tahmin etmelerini ve yönetmelerini gerektirir. Şirketin üstlendiği tüm faaliyetlere bakarsak, satın almayı uzun bir eylemler, kararlar ve uzun vadeli planlama zincirinin son noktası olarak değil, başlangıç ​​noktası olarak görürüz. Ekonomiye bu açıdan bakarak, tüketiciler olarak sürekli deneyimlediğimiz, talebi yönetmeye hizmet eden şirket uygulamalarını – reklamcılık, promosyon teklifleri, ve indirimli satışlar gibi şeyler – daha iyi anlayabiliriz. Bu uygulamalar, tüketici liderliğindeki piyasa anlatılarında pek mantıklı değildir.

Piyasa metaforundan vazgeçmek

O halde, pandeminin ortaya çıkardığı şey, piyasa değil kısmen merkezi, lojistik olarak yüksek düzeyde koordine edilmiş ve arz odaklı kurumsallaşmış (şirketleştirilmiş) ekonomi sistemidir. Bu durum bize çağdaş ekonomi hakkındaki piyasa anlatısında yer verilen gerçek fiziki pazar benzetmesinin ampirik olarak geçerli olmadığını göstermektedir. Bunun yerine, “pazar” en iyi ihtimalle bir metafor. Şu işe bakın ki, bu metaforun kullanıldığı yüzyıllar boyunca, fiziksel pazarların yerini kurumsal süpermarketler aldı.

Piyasa metaforundan vazgeçmek, büyük şirketleri anlayabilmek için şarttır. Ve büyük şirketleri anlamak küresel endüstriyel sistemi, bu sistemin hayatlarımıza hükmetme rolünü ve bu sistemin nasıl farklı krizler ürettiğini anlamak için şarttır. Hükümetlerin iktisadi politika açısından kural kitaplarını yırtıp arttıkları bir zamanda olduğumuzdan – daha önce düşünülemez olanın ya da radikal bir politikanın ortodoksi haline gelebileceği bir zamanda – mevcut durumda düşüncelerimizi ve yeniden hayal etme kapasitemizi, sosyal dünyayı kısıtlamaya hizmet eden temel ekonomik dili yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir. Kurumsal ekonomiyle olduğu gibi yüzleşmemize izin veren alternatif dil, metaforlar ve fikirlerin kullanımını kucaklama zamanıdır.

 Terry Hathaway York Üniversitesi Norveç Çalışmaları Merkezi’nde Öğretim Görevlisidir.


Not 1: Terry Hathaway’in Developing Economics blogunda 24 Nisan 2020 tarihinde yayımlanan yazısından Aylin Çiğdem Köne tarafından çevrilmiştir. Erişim

Not 2: Öne çıkan görsel, Nathália Rosa Unsplash

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir