Manisa’nın Akhisar İlçesi’nin Büknüş Köyü’nde doğdu. 1945 yılında doğduğunda, köyünde çocuk ölümlerinin yüksek olduğunu, bu nedenle çocuklarını kaybedenlerin dolaplarındaki giysileri köydeki diğer çocuklara hediye ettiğini paylaşıyor. Bunun sonucu olarak da köyde vefat eden çocukların giysilerini giyen çocuklar, çocuklarını kaybeden anne-babalara her bayram gider, ellerini öpermiş. Mustafa Pala, “Köyümün yarısı benim annem babamdı, onlar bana sahip çıktı ve ben de köyüme, ülkeme borçlu olduğumu her an hissederek 50 yıldır kooperatifçilik yapıyorum.” diyor. Anlatırken gözleri dolan, yüreğindeki coşkuyu iliklerimize kadar hissettiren kooperatifçilik duayeni Mustafa Pala ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Manisa’nın kooperatifçi abisi Pala, yaşamının dönüm noktalarını, sosyal dayanışma ekonomisine inancını kendi deneyimleriyle, bolca örnek vererek anlatıyor.


Köyümün yarısı benim annem babamdı, onlar bana sahip çıktı ve ben de köyüme, ülkeme borçlu olduğumu her an hissederek 50 yıldır kooperatifçilik yapıyorum.

Mehmet Kuzu: Mustafa Bey, röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Kooperatifçilik kıvılcımı sizde nasıl ateşlendi, öncelikle bize kooperatifçilik maceranızı anlatır mısınız?

Mustafa Pala: Ben köy kökenliyim. Ailem köyün en yoksul ailesiydi, topraksız köylü. Babam çobanlık yapardı, her okul döneminde beni alır öğretmenlere götürür; eti senin kemiği benim derdi. “Çünkü ben çobanım, bu çocuğun okuması lazım” diye eklerdi. 1945 doğumluyum ve okul hayatım 1950’li yıllarda başladı. Başarılı bir öğrenciydim, bu yüzden öğretmenlerim özel olarak ilgilenirlerdi benimle.

12 yaşındaki bir çocuğu şu an bakkala göndermiyorlar. Ben 12 yaşında, kendim Büknüş Köyü’nden Konya’ya gittim.

Paralı okulda okuyamayacağım için ilkokulu bitirdikten sonra yatılı okul seçenekleri üzerinden Konya’daki askeri okula gönderildim. Bir öğretmenim beni aldı, Balıkesir’e sınava götürdü. Diğer bir öğretmenim de beni İzmir’e götürdü askeri muayeneye girdim. 12 yaşındayken Manisa, Akhisar’ın Büknüş Köyü’nden Konya’ya tek başıma gittim. Köyümden 1958 yılında çıktığımda daha kent görmemiştim, askerliği ilk kez orada gördüm, daha doktor görmemiştim. Dünyayı köyüm kadar sanırken bambaşka bir kapı açıldı hayatımda, dağların arkasını gördüm.

Bir de öğretmenlerin farklı insanlar olduğunu, bize benzemediklerini ve hatta onların farklı “yaratıklar” (güler) olduğunu düşünürdüm, saçları başka, giyimleri başka… Bir gün öğretmenimi tuvaletten çıkarken gördüm ve bütün hayallerim yıkıldı. Dedim ki o da bizim gibi… (kahkahalar) Ve ondan sonra dedim ki “Ben de onun gibi olabilirim!”, bu bana özgüven yükledi. Öğretmenlerim bana çok sahip çıktı. Çok ilginç, 12 yaşındaki bir çocuğu şu an bakkala göndermiyorlar. Ben 12 yaşında, kendim Büknüş Köyü’nden Konya’ya gittim. Babam okuma yazma bilmezdi, götürme imkânı yoktu. Özetle, ilkokulu 1958 yılında bitirip. Konya Astsubay Hazırlama Okulunu kaydoldum. Bizim zamanımızda ilkokul eğitimi, şu anki ortaokul eğitiminden daha nitelikliydi. İlkokul sonrasında ben şiir yazıyordum, resim yapıyordum.

1962 yılında Muhabere Okulu’nu bitirip 1964 yılında Astsubay olarak orduya katıldım. Beni tanıyanların bilmedikleri, öğrendiklerinde de şaşırdıkları, inanmak istemedikleri dönem, on yıl süren Astsubaylık dönemidir. Akşam Ticaret Lisesi’ni Astsubay olduğum dönemde bitirdim. Tayinler nedeni ile lise öğrenimimde kesintiler oldu.  Muhabere Okulunda öğrencilik ve ilk tayin yerimin Ankara olması nedeniyle Ankara’nın yaşantımda önemli yeri vardır. Erzurum’a tayinim çıktığında, uyum sorunu yaşayacağımı sanıyordum. Hiç de öyle olmadı. Erzurum’a gittiğimde, Erzurum Belediyesi’nin Belediye Konservatuarı’nın olduğunu öğrendim. Hemen Tiyatro Bölümü’ne kaydımı yaptırdım. Tiyatro Tarihi derslerimize o zaman Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Dr. Yuhanna Kuçuradi geliyordu. Mitolojiye ilgim o dönemde başladı. Şair Afşar Timuçin’i, Şair Ahmet Necdet Sözen’i Erzurum’da tanıdım. Üç yıllığına gittiğim Erzurum’da kendi isteğimle bir yıl daha kaldım.

O yıllarda üniversite eğitimi olarak kooperatifçilik vardı.

Astsubaylığım sırasında Ankara’da akşam lisesini bitirip üniversite sınavlarına girdim ve Hacettepe Üniversitesi İşletme Kooperatifçilik Bölümü’nü okudum. Üniversiteye başladığım yıl Köy-Koop Merkez Birliği’nde çalışmaya başladım. Onların “Taban” diye bir dergileri vardı. Derginin çıkarılmasını sağladım. Daha sonra mezun oldum ve köyüme döndüm, kooperatifçilik yapmaya başladım. 1978 yılında Köy-Koop Manisa Birlik Başkanı oldum. TARİŞ’te bakanlık murakıplığı ve Köy-Koop Merkez Birliği Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. Daha sonra konut kooperatifçiliği başladı. Yeni Manisa Konut Üretim Yapı Kooperatifleri Birliği Başkanlığını sürdürüyorum.

Mehmet Kuzu: 1960’lı yıllarda üniversitedeydiniz ve o yıllarda dört yıllık lisans bölümü olarak Kooperatifçilik var, doğru mu anladım?

Mustafa Pala: Evet, kesinlikle. O yıllarda üniversite eğitimi olarak kooperatifçilik vardı, bölümden mezun olduktan sonra bugün halen kooperatifçilikle ilgilenen tek kişi benim. 1974’ten beri kooperatifçilik yapıyorum, arkadaşlarım farklı alanlar seçtiler. İlkokullarda kooperatifçilik kolu dahi vardı. Köyüme hizmet eden kooperatifçiliği seçerek hayatıma devam ettim. Tarımsal Kalkınma Kooperatifi kurduk, zeytin salamura tesisi açtık.

Köyüme hizmet eden kooperatifçiliği seçerek hayatıma devam ettim.

O yıllarda, Köy İşleri ve Kooperatifçilik Bakanlığı vardı ve biz Kooperatifler Bankası’nı konuşuyorduk. 1978 yılında Ecevit iktidara geldiğinde, beni Bakanlık temsilcisi olarak Tariş’e davet ettiler. Ben o yıllarda Köy-Koop Manisa’yı yönetiyordum, Tariş bir devlet kooperatifi olduğu için oraya seçilerek gitmem mümkün değildi, Köy-Koop Manisa’ya seçilerek gelmiştim. Tariş’in devlet güdümünde olması beni heyecanlandırmadı bu yüzden Köy-Koop Manisa’da devam ettim. 12 yıl köyümdeki kooperatifin başkanlığını yürüttüm, köylülere emsallerin yarı fiyatına traktör dağıtmaya başlamıştık. Salça fabrikamız vardı, Demirci’nin köylerinde halıcılık tesislerimiz vardı. 12 Eylül maalesef kooperatifçiliğe de bir darbe vurdu.

1980 sonrası kentleşme arttığı için kent merkezinde kooperatifleşme hareketine katıldım.

Mehmet Kuzu: 12 Eylül sonrasında kooperatifçilik nasıl yeniden canlandı?

Mustafa Pala: Kentleşme arttığı için kent merkezinde kooperatifleşme hareketine katıldım. “Yeni Manisa” Projesini hazırladık ve Belediyeye gittik. Manisa’nın en güzel yerleşim yerini oluşturduk. Sosyal donatıları, çevre düzenlemeleri ve ferah ortamıyla Güzelyurt Mahallesi, Manisa’nın güzide bir yeri haline geldi. Kentleri kurtarmanın yolu, yeni kenti kurmaktır. Yeni kenti kuramazsanız eski kenti koruyamıyorsunuz çünkü eski kentteki tarihi yapılar yok oluyor. Biz, Manisa’da batı yönünde büyüdük ve olabildiğince eski kenti koruduk. Şimdilerde durum biraz tersine dönüyor, kentleşme yerine kırsala dönüş başladı. Bu konuyu son üç yıldır gündeme getiriyorum. Bunun ilk işi olarak Üçpınar Köyü’nde 12 kişilik bir kooperatif kurduk. İnsanlar kentleri boşaltmak istiyor, pandemiyle bu hareket hızlandı.

Mehmet Kuzu: Peki, insanlar size neden güveniyor? Mustafa Pala’ya neden güveniriz?

Mustafa Pala: Şimdi, koyduğumuz ilkelerden bir tanesi açıklıktı. Gizlilik kuşku yaratır ve kuşku gelişmeyi önler. Yani, onun için açık olabilmeli diye olabildiğince açık olmaya çalışıyorum. Her şeyi paylaşıyorum. Başarıyı da başarısızlığı da paylaşıyorum. Kapalı kapılar ardında iş yapmıyorum. Bir de konut üzerinden söyleyecek olursak, tüm uygulama sürecini ayrıntısıyla düzenli olarak paylaşıyorum. Örneğin, Manisa Tarzanı heykeli ve Barış alanı yaptığımız bir projede “Bizim Evler Bülteni” çıkarıyoruz.

Hiçbir müteahhit yaptığı binada oturmaz…Ancak ben kooperatifler yöntemiyle yaptığım evlerde oturuyorum. O nedenle insanlar bana güveniyor.

Her hafta insanlara bilgi veriyorum. Örneğin, Manisa’da 100 ev yapan bir müteahhit Yalı’da bir ev alır ve altına cip çekebilir. Farklı bir yaşama sahip olabilir. Ben, 5.000 ev yaptım ve benim yaşamımda bir değişiklik olmadı. İnsanlar bunu da görüyor. Ayrıca, hiçbir müteahhit yaptığı binada oturmaz, neden? Çünkü sabah çıktığında, bizim baca tıkandı, şurası çatladı, burası bir şey oldu derler. Ancak ben kooperatifler yöntemiyle yaptığım evlerde oturuyorum. O nedenle insanlar bana güveniyor.

Her şeyi kooperatiflerle yapıyorum. Benim için kooperatifçilik tanımı, ortak sorunların ortaklaşa çalışarak çözülmesidir. Benim için kooperatifçilik bir yaşam biçimine dönüştü. Ben hep, ortak sorunu, ortaklaşa kooperatiflerle çözebiliriz diye düşünüyorum bu yüzden hep kooperatif yapıyorum.

Mehmet Kuzu: Size göre kooperatifçilik nedir? Kooperatifler yaşamınızın neresinde?

Mustafa Pala: Her şeyi kooperatiflerle yapıyorum. Benim için kooperatifçilik tanımı, ortak sorunların ortaklaşa çalışarak çözülmesidir. Benim için kooperatifçilik bir yaşam biçimine dönüştü. Ben hep, ortak sorunu, ortaklaşa kooperatiflerle çözebiliriz diye düşünüyorum bu yüzden hep kooperatif yapıyorum.

Mehmet Kuzu: Sizin yaşamınız aynı zamanda Türkiye’ye farklı bir açıdan da örnek. Kooperatifçilik mevzuatına göre farklı kooperatif türlerinin denetimini, takibini yapan üç bakanlıkla da çalışıyorsunuz, Çevre ve Şehircilik, Ticaret, Tarım ve Orman Bakanlıkları… 

Mustafa Pala: Sadece onlar değil, Sanayi ve Teknoloji ile Kültür ve Turizm Bakanlıkları da var. Onlardan hibe alıyoruz. Neredeyse bütün bakanlıklarla çalışıyoruz. Bugüne kadar ardı ardına hazırladığımız 5 projenin 5’i de bakanlıklardan destek almaya hak kazandı. Türkiye rekoru 5’te 5… Bu gerçekten Türkiye rekorudur.

Katılım olmadan atılım olmaz.

Mehmet Kuzu: Bir kooperatifin hedefe ulaşması için iç yönetimde nelere dikkat edilmesi gerekiyor?

Mustafa Pala: Katılım olmadan atılım olmaz. Genel kurullarımızı yasal zorunluluk olduğu için değil, gereklilik olduğu için yapıyoruz. Yaptıklarımızın hesabını düzenli olarak şeffaf bir şekilde veriyoruz. Genel kurullar geçiştirilemez. Herkesin konuşmasına imkân tanımak gerekiyor. İkna etmeye ve ikna olmaya açık olmak gerek, ben böyle yapıyorum. Bana hiçbir zaman %60 – %40 oylama sonucu yetmez. Olabildiğince tartışıyoruz, en doğrusunu birlikte buluyoruz ve her zaman ikna olmaya hazırım. Oybirliğine inanıyorum, her zaman oybirliğinin olması için çaba gösteriyorum.

Genel kurullar geçiştirilemez. Herkesin konuşmasına imkân tanımak gerekiyor. İkna etmeye ve ikna olmaya açık olmak gerek.

Mehmet Kuzu: Manisa Ticaret ve Sanayi Odası’nda uzun yıllardır yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıyorsunuz, pek çok büyükşehir ticaret odalarının üst yönetimlerinde kooperatifçiler yok, size yaklaşım nasıl?

Mustafa Pala: Ben Ticaret Odası’nda meclis üyeliği yapıyorum, Kooperatifçilik komitelerinde yer alıyorum. Hatta seçimlerden sonra ilk Meclis toplantılarını yaşımdan dolayı ben yönetiyorum. Yani bu, Ticaret Odası’nda en yaşlı benim olduğumu gösteriyor. (güler) Arkadaşlar, sağ olsunlar saygı gösteriyorlar. Bugüne kadar Ticaret Odası’na götürdüğüm hiçbir öneriye hayır denmedi. Bunun arkasında yatan, imkânları  bilmek, Ticaret Odası’nın mevzuatına hâkim olmak ve yapılabilecekler üzerinden öneriyi hazırlamaktır. Kişiye “şu nedenle hayır” denmeyecek bir öneri götürmek gerekir.

Şimdi, yeni bir bilgi vereyim. Saruhanlı’da, Tarım Organize Sanayi Bölgesi kuruluyor. Pek çok Bakanlık işin içerisinde. Bana, şöyle bir teklif getirdiler. Bu bölgenin 5 km. yakınını yerleşime açalım ve fabrika sahipleri ile çalışanların oturabileceği alanlar oluşturalım. Ben de “mevcut köy yapılarını bozmadan ona uygun yeni köyler oluşturabiliriz” dedim. Mevcut köy yapısı asla bozulmadan bu projeyi gerçekleştireceğiz, köyün taş evi yıkılıp yerine apartman yapılmayacak. Bu yepyeni bir açılımdır ve yaklaşım kabul gördü.

Kooperatifçilik altın dönemini Atatürk döneminde yaşamıştır.

Mehmet Kuzu: Manisa’da büyük bir kooperatifçilik birikimi var. Genel politika düzeyinde bakarsak Türkiye’de kooperatifçiliğin önünde ne gibi engeller var?

Mustafa Pala: Kooperatifçilik altın dönemini Atatürk döneminde yaşamıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk, Silifke’de Tarım Kredi Kooperatifi’ni kurmuş ve 1 numaralı ortağı olmuş. Ondan sonra, tarım kredi kooperatiflerinin ve tarım satış kooperatiflerinin yasalarının çıkarılmasına öncelik verilmiş. Sonra, Ankara’da tüketim kooperatifi adımı atılmış ve öğretmenlerle kurdukları kooperatife birer maaş ikramiye vererek kooperatifin sermayesini oluşturmuş. Konut kooperatifçiliğini teşvik etmiş ve Türk Kooperatifçilik Kurumu kurulmuş. Daha sonra inişler, çıkışlar olmuş. Bir zamanlar, kooperatifler bakanlığı olmuş. Şimdi, anayasada devlet kooperatifçiliğin gelişmesi için önlemler alır maddeleri eklenmiş.

Yalnız, bazı dönemlerde kooperatifçilik komünizmin ya da sosyalizmin tezahürü olarak yorumlanmış ve propagandalar yapılmış ve bu söylemler kabul görmüş. Oysa Amerika’da kooperatifler var ve kırsal elektriğin %60’ını kooperatifler sağlıyor. Demokratik Avrupa ülkelerinde kooperatifler var ve bizim zincir market olarak gördüğümüz çoğu işletme, tüketim kooperatifi. Büyük sigorta şirketleri kooperatif.

İşte, ülkemizde kooperatifleri farklı gören bu anlayışın değişmesi gerekiyor. Kooperatif, amaca göre sonuç veriyor. Amaç, yaşam odaklı kalkınmaysa kooperatifler buna en iyi yanıtı verecek araçtır. Bir de, kooperatif eğitiminin desteklenmesi, eğitim kurumlarında kooperatif derslerinin verilmesi gerekiyor. Demokratik kooperatiflerin gelişmesi gerekiyor. Ayrıca, kooperatifler basamak olarak da görülüyor. Bence, kooperatifçilik milletvekilliğinden daha somut çıktıları olan bir görev. Burada, yaşam alanı oluşturuyorsunuz; konut, hizmet vs. Ben milletvekili olsam ne yapacağım; Ankara’ya gelen hemşerilerimi yemeğe götüreceğim, iş isteyenlere iş bulmaya çalışacağım ve sürekli bir zorluk içinde olacağım. Sonra bir de ülkemizde denildiği şekilde parmak kaldırmak gerekiyor. Eğer aksini düşünürsen oyunbozan ilan edileceksin, bu bana göre değil.

Ülkemizde kooperatifleri farklı gören bu anlayışın değişmesi gerekiyor. Kooperatif, amaca göre sonuç veriyor. Amaç, yaşam odaklı kalkınmaysa kooperatifler buna en iyi yanıtı verecek araçtır.

Mehmet Kuzu: 50 yıllık kooperatifçilik hayatınızda size aktif siyaset için teklifler mutlaka gelmiştir. Bu tekliflere yanıtınız ne oldu?

Mustafa Pala: Tüm teklifleri reddettim, hiçbir zaman böyle bir görev düşünmüyorum. Bu yapı içerisinde kendime yer bulamıyorum. Avrupa’da belediye başkanı, belediyeyi temsil eden kişidir, genel sekreter ve kadrolar tüm işleri yürütür. Belediye başkanı, toplantılara katılır. Burada, ihaleler falan her şeye belediye başkanı katılıyor.

Mehmet Kuzu: Sizin dâhil olduğunuz kooperatiflerde üyeler ve çalışanlar var, yönetimi nasıl yürütüyorsunuz?

Mustafa Pala: Kooperatiflerde üyelerin katılımı çok önemli. Örneğin, bir ev 100.000 TL’ye çıkacaksa, ödemelerin evin teslim alınmasını istenildiği süreye kadar tamamlanması gerekiyor. Üyeler, ödemelerini yapacak ki kooperatif işlevini gerçekleştirerek üyenin ihtiyacını belirlenen sürede karşılasın. Enflasyonu dikkate almak çok önemli. Aidat belirlenirken hesap doğru yapılmalı ve belirlenen sürede kooperatifin amacını tamamlaması için düzenli ödemeler önemli. Kooperatiflerin elinde bir sihirli değnek yok, üyeler kooperatife verdikten sonra almak olduğunu bilmeli.

Kooperatiflerde üyelerin katılımı çok önemli… Kooperatiflerin elinde bir sihirli değnek yok, üyeler kooperatife verdikten sonra almak olduğunu bilmeli.

Mehmet Kuzu: Bugünlerde kooperatiflerinizde karşılaştığınız bir zorluk var mı?

Mustafa Pala: En az üç kişiden oluşan yönetim kurullarımız var, en az 2 kişiden oluşan denetim kurullarımız var. Pandemi nedeniyle genel kurullarımızı yapamıyoruz. Örneğin, geçen yıl bir kooperatif kurduk, 7 kişiyle birlikte eko-turizm projesi yapacağız ancak maalesef kurulduğumuzdan beri 7 kişiyle genel kurulumuzu yapamadık. Hâlbuki spor kulübü dernekleri öncelikli olarak genel kurul yapabilirken, 7 kişilik kooperatifler genel kurul yapamıyor. Yöneticilerin kooperatiflerden haberi yok. Anonim şirketler, limited şirketler tüm toplantılarını yapabilirken, adı genel kurul olduğu için biz yapamıyoruz.

Mehmet Kuzu: Eko-turizm projeniz hakkında bilgi verir misiniz?

Mustafa Pala: Arsayı aldığımız yerde emsal oranı diğer yerlerimize göre çok düşük. %10 emsal değeri var bu yüzden 100 metrekarelik alana 10 metrekare kapalı alan yapabiliyoruz. Bu demek oluyor ki geniş bahçeler içerisinde birbirinden olabildiğince bağımsız yaşam alanları olacak. Bunun yanında 3.000 metrekarelik gölet yapacağız. Manzaralı, doğanın küçük bir parçası olan evler oluşturacağız.

Turizm ayağını geliştirmek için araştırmaya başladık ve farklı bir şey yapmak istedik. Örneğin, “obasya” sözcük olarak yoktu. Biz “oba” ve “Asya” sözcüklerini birleştirerek türettik.

Mehmet Kuzu: Obasya nasıl ortaya çıktı? Şu an kaç ortağınız var?

Mustafa Pala: Manisa’da daha önce Vali Halil İbrahim Daşöz vardı. Valimiz himayesinde bir kurul oluşturulmuştu. Bir toplantıda Manisa’nın verimli tarım arazileri olduğu, tarımda ileri gittiği; sanayide Türkiye’ye örnek olduğu konuşuldu. Doğal güzellikleri, mitolojik değerleri ve köklü bir kültürü olduğu ancak turizmden hiç pay alamadığı konuşuldu. Turizm ayağını geliştirmek için araştırmaya başladık ve farklı bir şey yapmak istedik. Örneğin, “obasya” sözcük olarak yoktu. Biz “oba” ve “Asya” sözcüklerini birleştirerek türettik. Obasya adıyla, yapısıyla, her şeyiyle farklı olsun diye ortaya çıktı. Bugün, Google’da arama yaptığınızda obasya yazınca 3.000.000 sonuç çıkıyor.

Bu alanımızda pek çok etkinlik yapılabiliyor, hem konaklama tesisi hem de etkinlik düzenlenebilecek bir alan. Kooperatif ortaklarımızın, ortaklıkları çok değerlendi. 110 ortağımız var. İlk başta 10.000 TL ile katılanların bugünkü ortaklık değeri 40.000 TL oldu ya da hobi bahçeleri 4.000 TL iken şu an 10.000 TL oldu. Burada, 8 kişilik bir istihdam var. Bugünlerde Halk Eğitim’le ilgili istihdam yaratıyoruz. Bahçıvanlık eğitimini tamamlayan 2 kişiyi daha kooperatifimize dâhil edeceğiz, böylece yakında zamanda 10 çalışanımız olacak.

Ben, bu ülkeyi yönetenlerden “kooperatifçilik” sözcüğünü duymak istiyorum.

Mehmet Kuzu: Mustafa Bey, son olarak röportajımızı okuyanlara vermek istediğiniz mesaj nedir?

Mustafa Pala: Kooperatifçilik bizim geleneklerimizde var. Biz yardımlaşmayı seven bir toplumuz; köylerimizde imece var. Bir kişinin işi olunca herkes ona giderdi. Giderek bireycilik öne çıkıyor. Yine de kooperatifçiliği desteklemeliyiz, ben yerine biz diyen insanlar çoğalmalı.

Tartışma geleneğimiz olmalı, tartışarak karar almayı, tartışmasız uymayı bilmeliyiz. Genel kurullarda konuşmak isteyen var mı diye soruluyor, kimse söz almıyor. Tam genel kurul bittikten sonra birileri çıkıp böyle şey olur mu, böyle yapılır mı diyenler oluyor. Bu şekilde kooperatifçilik olmaz. Kooperatifçilik bir iş ve işletme sürecidir, resmi genel kurullarda mutlaka herkes fikrini açıklıkla paylaşmalıdır; tartışma olmalıdır ve birlik olmak unutulmamalıdır.

Bir de tarım toplumlarında dedikodu çok fazladır, bunları önlemenin yolu açıklıktır ve bu da eğitimden geçer. Çaba göstereceğiz, kooperatiflere yönelimin ülke kalkınmasına büyük katkı sağlayacağına inanıyorum. Ben, bu ülkeyi yönetenlerden “kooperatifçilik” sözcüğünü duymak istiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir