Karbon emisyonlarımızı net sıfır düzeyine indirmek, iklim değişikliğine karşı mücadele için alınabilecek en önemli önlemlerden. Bu her ne kadar uzun süre erişilmez bir hedef gibi görünse de, geçtiğimiz yıl dünyanın pek çok yerinde pandemi kısıtlamaları nedeniyle emisyon değerlerinin oldukça düştüğü görüldü. Asıl soru, bu değişimi benimseyecek miyiz yoksa eski alışkanlıklarımıza mı döneceğiz?


Birleşik Krallık hükümetinin iklim danışmanları olan İklim Değişikliği Komitesi’ne göre, “net sıfır” emisyonlara ulaşmak için gereken önlemlerin beşte üçü en azından biraz davranışsal ve sosyal değişiklik gerektiriyor. Ancak bu yalnızca, benzinli arabalardan elektrikli olanlara veya doğal gaz kazanlarından ısı pompalarına geçiş gibi tüketici davranışındaki değişiklikleri hesaba katıyor. Bu, davranışsal ve sosyal değişimin çok dar bir tanımıdır. İnsanlar sadece tüketici değil; vatandaş, ebeveyn, topluluk üyesi, çalışan, işveren ve siyasi aktörlerdir de.

Bir çevre psikoloğu olarak, günlük davranışlarımızdaki değişikliklerin iklim değişikliğiyle mücadeleye nasıl yardımcı olabileceğiyle uzun zamandır ilgileniyorum. Bu değişiklikler insanların elektrikli araba satın almaları ve daha az kırmızı et yemeleri ile sınırlı değil; bu tür tüketici davranışları önemli olsa da. Diğer değişiklikler, büyük ölçekli düşük karbonlu altyapıyı kabul eden ya da siyasi eylem (oylama, protesto, boykot) ya da topluluk eylemi ve gönüllü eylem yapmaya karar veren daha fazla kişiyi içerecektir. Ayrıca, düşük karbonlu yaşam tarzlarını normalleştiren ve teşvik eden anlatılar yaratan ve yayan ve işletmelerden, hükümetlerden, arkadaşlardan ve aileden, eylemsizlikten hesap soran daha fazla sayıda insan anlamına gelecektir.

Bu daha geniş “davranış değişikliği” tanımını kullanmak, net sıfıra ulaşmak için gerekli olanın %100’üne yaklaşmanın en azından biraz davranış değişikliği gerektireceği anlamına gelir, çünkü bu, değişimin eyleyenleri olarak insanların karar vermesini içerir.

Bir “ne zaman” meselesi

Araştırmacılar, sosyal ve hayat tarzı değişimine ulaşmayı sağlamak için yalnızca nasıl müdahale edileceğinin değil, aynı zamanda ne zaman müdahale edileceğinin de önemini giderek daha iyi anlıyorlar. Davranışlarımızın çoğu alışkanlığa bağlı – alternatiflerin bilinçli ve dikkatli biçimde düşünülmesi (“bugün hangi ulaşım aracı en iyi tercih olur?”) yerine, bağlamsal ipuçları tarafından (“saat sekiz, işe gitme vakti”) tetiklenen bilinçsiz rutinler. Alışkanlıklar hayat tarzı değişimlerinin önündeki en büyük engellerdendir, davranışları “sabitlemek” için çalışırlar. Benzer şekilde, rutinler ve statüko tercihi örgütsel ve politika alanındaki değişimlerin önüne taş koyabilir.

Fakat alışkanlıklar ve rutinler, işin her gün aynı yerde ve zamanda başlaması gibi sabit bağlamlar tarafından işaretlendiğinden, bağlamdaki bir değişiklik alışkanlıkları bozar. Bununla tutarlı şekilde, birdenbire gerçekleşen “değişim anları”, hayat tarzı değişiminin en önemli kaldıraçlarından biri olarak tanımlanmıştır. Araştırmalar gösteriyor ki kişisel olsun (taşınmak gibi), toplumsal olsun (ekonomik gerileme, aşırı hava durumu koşulları), aksamalar sosyal uygulamaları yeniden şekillendirmek için fırsatlar sağlayabiliyor. Örneğin, işe arabayla gitmekten evden çalışmaya geçmek.

Dahası, bu değişim anlarını hedefleyen müdahaleler, diğer zamanlarda olduklarından daha etkililer. Örneğin, araba kullanımını kısma ve enerjiden tasarruf etme önlemleri, insanlar başka bir yere yerleştikten hemen sonra daha etkili olur. Müdahale için diğer fırsatların arasında, yeni yıl veya 18 yaşına basmak, çocuk sahibi olmak, emekli olmak ya da Covid-19 gibi dönüm noktaları var.

Pandemi, davranışsal değişimin ne kadar geniş çaplı ve çabuk olabileceğini gösterdi. “Kapanmada yaşamak” olarak adlandırabileceğimiz düzene geçiş, kasıtsız olarak karbon emisyonlarını azalttı. Kapanmadan çıkarken bu değişimden nasıl ders çıkarabiliriz?

Covid değişim anları

Covid-19 belki de İkinci Dünya Savaşından beri hayat tarzlarında en kayda değer aksamaya yol açtı. Vatandaşlar yeni yollarla çalışıyor, tüketiyor ve etkileşiyor – bunların bazıları hem kişisel hem de çevresel olarak daha makbul olabilir. Covid kısıtlamaları işe gitmeyi, uçmayı, tüketimi, yemek israfını azaltmaya ve daha çok bahçıvanlık ve okuma gibi iklim dostu hobiye yol açtı. Birçok insan, kısıtlamalar kaldırıldığında, kendilerine dayatılan bu hayat tarzı değişimlerini sürdürme niyetinde çünkü para biriktirme ve sağlıklarıyla refahlarını iyileştirme gibi daha geniş faydalar elde ediyorlar.

Elbette, niyetlerin her zaman davranışsal değişime yol açmadığı önemlidir. Yeni alışkanlıkların oluşması iki ila üç ay arası vakit aldığından, pek çok ülkedeki karantina dönemleri, yeni rutinlerin oluşması için yeteri kadar uzundu. Fakat kısıtlamalar kaldırıldığında, önceden var olan alışkanlıkların tekrar etmesi riski var, özellikle eğer ekonomik teşvik önlemleri, kontrolsüz, yüksek karbonlu tüketimi desteklerse.

O halde, Covid-19 özgün bir fırsat penceresi sunsa da, düşük karbonlu bir hayat tarzına geçiş sadece yeni rutinleri destekleyecek ve sabitleyecek uygun altyapı ve teşviklerle olası. Neyse ki, düşük karbonlu taşımaya geçiş veya kırmızı et tüketimini azaltmayı da içeren bir yeşil toparlanma ve politikalar için güçlü bir kamu desteği var. Bu, düşük karbonlu alışkanlıkları oluşturacak ve sabitleyecek cesur iklim değişikliği önlemlerini gerektiriyor.

Covid kısıtlamaları Birleşik Krallık’ta ve diğer her yerde hafifliyor ve insanlar bir kez daha davranışlarını değiştiriyor iken nasıl “yeniden daha iyi inşa edebileceğimiz” hakkında düşünmeliyiz. Net sıfır hedefine ulaşmak bu görevin merkezinde olacak ve başarılı olup olmayacağı büyük oranda davranışsal değişime bağlı olacak.


Not: Lorraine Whitmarsh’ın The Conversation sitesinde 19 Mayıs 2021 tarihinde yayımlanan “Net zero will mean breaking bad habits, but can we get there in time?” başlıklı yazısından Murat Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir