Kooperatifler ilk ortaya çıkışlarından günümüze kadar, özellikle sosyal ve ekonomik bunalımların yaşandığı dönemlerde, değişme ve gelişme kapasiteleri ile kendilerini yenileyen yapılar olmayı başarmıştır. 1990’lı yılların başında sosyal kooperatifler yeni bir kooperatif türü olarak kavramsallaşır ve yasal düzenlemelerle görünür hale gelirken bugün topluluk kooperatifleri gündeme gelmekte. Bu yazımızda, “Sosyal Dayanışma Ekonomisi ve Müşterekler Konferansı” yazısında bahsini geçirdiğimiz topluluk kooperatifleri ve ortaya çıkış süreçlerini kısaca aktarmaya çalışacağız .

Kooperatif hareketi 19. yüzyılın ortalarında bir işçi hareketi olarak başlayıp, sosyal dezavantaja sahip sınıflar arasında yayılmaya devam etti. Kooperatiflerin faaliyet motivasyonu, bu dezavantajlı gurupların çıkarlarını korumaya ve faydalarını arttırmaya odaklanıyordu. Dünyanın ilk kooperatifi olarak kabul edilen Rochdale Haksever Öncüleri Kooperatifi tarafından oluşturulan kooperatifçiliğin temel ilkeleri de özü gereği ortakların faydasını temel alarak oluşturulmuştu. Ancak kooperatifler varoluşları gereği ortaklarının faydasını arttırmakla kalmadılar aynı zamanda toplumun da faydasına olacak şekilde pozitif dışsallıklar yaratmaya devam ettiler.

20. yüzyılın sonlarına doğru neoliberal politikalara tepki olarak gelişen sosyal kooperatifler devletlerin elini çektiği eğitim, sağlık ve bakım gibi farklı alanlarda faaliyet gösterirken, dezavantajlı gruplara odaklanarak kamu faydası da yaratmaya başladılar. Kooperatiflerin yarattıkları faydaların ve dışsallıkların üye olmayanları da aşması nedeniyle 1995 yılında yedinci kooperatifçilik ilkesi olan “topluma karşı sorumlu olma” ilkesi Uluslararası Kooperatif Birliği (ICA) tarafından kooperatifçilik ilkelerine eklendi ve böylelikle ilkeler güncellenmiş oldu (ICA, 2015). Dolayısıyla kooperatifçilik ilkelerinin de kooperatiflerle birlikle evrildiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Sosyal kooperatifler dezavantajlı grupların iş yaşamına katılması ve faaliyet gösterdikleri sektörler gereği sosyal adaleti sağlayarak pozitif dışsallık yaratan bir kooperatif modeli olarak oldukça önemli bir yere sahip. Ancak bu noktada Mori (2014) sosyal kooperatifler aracılığıyla bu hizmeti alanların yine kooperatif üyeleri olduğunun altını çiziyor. Yani özetle sosyal adalet “pozitif” de olsa dışsallığa bırakılıyor. Özetle, geleneksel kooperatifler ya da sosyal kooperatifler belirgin bir kamu faydası yaratıyorlar ancak buradaki temel motivasyon sistematik bir kamu yararı oluşturmayı içermiyor.

Fotoğraf: Kat Yukawa

Kooperatifler Değişmeye Devam Ediyor

Yeni bir yüzyıla doğru geçiş yaparken kooperatifler özel grupların sosyal faydasından, topluluğun tamamının faydasına doğru evrilmeye başlıyorlar ve karşımıza “topluluk kooperatifleri” çıkmaya başlıyor. Çok yeni bir hareket olmadığının altını çizmekle birlikte, sayılarının yakın zamanda arttığını belirtmek gerekli. Topluluk kooperatiflerini; kendisini topluluğa adamış bireylerin bir araya gelerek topluluğun ihtiyaç ve isteklerini karşıladıkları, böylelikle ortakların yararının aşılarak topluluğun faydasının arttırıldığı bir kooperatif modeli olarak tanımlayabiliriz.

Topluluk kooperatifleri tabandan gelen bir hareket olması açısından önemli. Yerelde paydaşlar ya da vatandaşlar kooperatiflerin organizasyon yapısını kullanarak; yerel müştereklerin yönetilmesi, topluluk varlıklarının korunması ve iyileştirmesi, yarı kamusal hizmetlerin yönetilmesi ya da üretim faaliyetleri ile yerel toplulukların desteklenmesi gibi çeşitli görevleri üstleniyorlar (Bianchi ve Vieta, 2019). Pek çok topluluk kooperatifi, yalnızca toplumun faydasını arttırmaya değil aynı zamanda doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve hassas ekosistemin korunması için yerel doğal müştereklerin yönetilmesine de odaklı. Topluluk kooperatiflerinin yine piyasada faaliyet gösteren, istihdam yaratan, üretim yapan kooperatifler olduğu unutulmamalı.

İlgili İçerik:   Nerede Birlik Orada Kooperatifçilik
Fotoğraf: Vonecia Carswell

İtalya’da Topluluk Kooperatifleri

İtalya, topluluk kooperatiflerinin en hızlı çoğaldığı ülkelerden biri. Bunun altında yatan en önemli sebep ise 1991 yılından bu yana geçerli olan sosyal kooperatif mevzuatı. A tipi ve B tipi olmak üzere sosyal kooperatiflerin faaliyet alanları oldukça katı bir şekilde tanımlanmış durumda. Bu tanımlar günümüz ihtiyaçlarını karşılama konusunda bazı alanlarda oldukça sınırlayıcı ve sorunlara yol açıyor. Örneğin kırdan kente göç yoğunlaştıkça, köylerde kalan az sayıda insan ile sosyal kooperatiflerin “çalışanların en az %30’u dezavantajlı gruptan olmalı” prensibi karşılanamamaya başlamış. Yine 1991 yılında İtalya’nın belirgin bir mülteci sorunu yokken günümüzde Akdeniz’den gelen mülteciler de dezavantajlı gruplardan biri haline gelmiş durumda. Ortaya çıkan bu sorunlar karşısında yerelde topluluk kooperatiflerin öne çıkmaya başladığını söylemek mümkün.

Bu kooperatifler, topluluğun doğal, tarihi ya da kültürel varlıklarını gelir getiren faaliyetlerde kullanırken, bu varlıkların korunması ve bakımının sağlanmasını sorumluluğunu da üstleniyorlar. Örneğin; Valle Dei Cavalieri Topluluk Kooperatifi terk edilmiş bir kasabayı, Succiso’yı tekrar ayağa kaldırmayı başarmış. 1991 yılında bölgedeki son işletme de kepengi kapattıktan sonra köyde büyümüş olanlar bir araya gelerek bu topluluk kooperatifini kurmuşlar. Kooperatif tarımsal turizmi, restoran işletmesiyle desteklemiş. Aynı zamanda ulusal park ile işbirliği içinde doğa sporlarına da yönelmişler ayrıca çocuklara ve gençlere çevre eğitimi veriyorlar. Ayrıca, kooperatif bir minibüs satın alarak kasabadaki yaşlıların ihtiyaçlarını da karşılamaya başlamış. Yirmi sekiz yıldır faaliyetine devam eden kooperatif güneş enerjisi sistemleri aracılığıyla elektrik enerjisi ihtiyacını da karşılıyor. Yarattıkları fayda ortakların faydasından çok hem topluluğa hem de yaşadıkları alandaki doğal kaynakların korunması ve geliştirilmesine yönelmiş.

Farklı topluluk kooperatifleri örnekleri bulma çalışmalarımızın da devam ettiğini not olarak eklemek isteriz.

Not: Öne çıkan görselde yer alan fotoğraf  Helena Lopes’e aittir.

Kaynakça

Bianchi, M. & Vieta, M. (2019, May). Italian community co-operatives responding to economic crisis and state withdrawal: A new model for socio-economic development. Paper presented at UNTFSSE International Conference: Implementing the Sustainable Development Goals: What Role for Social and Solidarity Economy?, Geneva. Erişim

ICA. (2015). Guidance Notes to the Co-operative Principles. Erişim

Mori, P. A. (2014). Community and cooperation: The evaluation of cooperatives towards new models of citizens’ democratic participation in public services provision, Annals of Public and Cooperative Economics, 85 (3), 327-352. Erişim

Kategori(ler): Akademik Uygulama

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir