New York kentinde Brooklyn’in Park Slope semtinde bulunan Park Slope Gıda Kooperatifi ABD’nin en eski ve en büyük gıda kooperatiflerinden biri. Her kültürden ve ırktan zengin ve fakir, yaşlı ve genç 17.000 ortağı var. Ortaklar kooperatif kurallarına uymakla yükümlüler; ellerini taşın altına koymaları ve her ay yaklaşık üç saat kooperatifte çalışmaları bekleniyor. Gösterişten alabildiğine uzak, pazarlama ile ilgilenmeyen ve asla indirim yapmayan kooperatif, şaşırtıcı biçimde, metrekare başına gelirde rakiplerini geride bırakıyor. David Bollier’in, Park Slope’u bir müşterekleştirme pratiği olarak ele aldığı yazısı, kooperatifçiliğe farklı bir gözle bakmaya davet ediyor.


Brooklyn Park Slope Gıda Kooperatifi, açılışından beri geçen yaklaşık elli yılda hem bir efsane oldu hem de hafife alındı. İnsanlar, kooperatifin başarısının yiğitçe bir mücadele ve bir yığın zorlu iç müşterekleştirme üstüne kurulu olduğunu unutmuş gibiler. Pek çok yabancı, New York City’nin varlıklı profesyonellerle dolu gösterişli bir semtini görüyor. Fark etmedikleri ise kooperatifin, kaliteli, uygun fiyatlı, sorumlu bir şekilde üretilmiş yiyecekler isteyen sıradan insanların yaşadığı basit bir mahalleden doğduğu. Ve gerçekten de üyelerinin çoğu hâlâ sıradan, orta sınıf New York’lular.

The New Yorker dergisindeki (25 Kasım sayısı) uzunca bir yazı, kooperatifin karmaşık ve renkli tarihini şahane şekilde yakalıyor. Alexandra Schwarz’ın “Sebze ve Meyvenin Siyasetle Buluştuğu Market” yazısı, Kooperatifin iç yaşamını ve hem onu övenleri hem yerenleri derinlemesine irdeliyor. Park Slope Gıda Kooperatifi, kooperatif örgütlenmesinde müşterekleştirme yoluyla neler başarılabileceğinin bir simgesi.

Kooperatifin en belirgin başarısı ölçeğinin büyüklüğü olabilir. 17.000’den fazla üyesi var ve yıllık satış gelirleri 58,3 milyon dolar. Bununla birlikte, üyelerinin faal olarak çevre dostu tarımı ve toplumu gözeten uygulamaları umursadığı, faaliyetlerin demokratik olarak yürütüldüğü, katılımcı bir örgüt olarak işletiliyor.

Kendilerini piyasada rekabet eden sözde şirketler olarak gören pek çok kooperatifin aksine – belki de sosyal kaygıları desteklediklerini göstererek – Park Slope Gıda Kooperatifi, olası eleştiriler hakkında herhangi bir endişe duymadan, bir müşterek olarak çalışmaya kendini adamış. Kooperatif liderlerinden birinin belirttiği gibi, bu bir hayırseverlik projesi değil, bir kendi kendine yardım kolektifi.

Kooperatifle ilk karşılaşmalarında, gazeteci Alexandra Schwartz onu “bunaltıcı ölçüde kalabalık, mantıksızca düzenlenmiş ve şaşılacak şekilde zahmetli” bulmuştu. “Başka bir deyişle, bizimki ilk görüşte aşktı. Birden editör yardımcısı maaşımla baş editör gibi yemeye başlamıştım.” Kooperatif, kıymetli lüks detaylarla süslü, şık ve modern bir Whole Foods mağazası değil. Orası; inanılmaz taze, yerelde üretilmiş, hesaplı peynir ve preslenmiş kaliteli yemeklik yağ alabileceğiniz bir yer. Fiyatlar genellikle sıradan marketlerden %15 ila %50 daha ucuz.

Trader Joe’s gibi popüler ticari marketler, 1 metrekare perakende alanı başına 225 dolar civarında etkileyici gelirler elde etse de, Park Slope Gıda Kooperatifi metre kare başına 900 dolar gibi inanılmaz bir para getiriyor,” diye bildiriyor Schwartz.

Ama bu tür şeyler piyasa güçleri tarafından harekete geçirilmez; grupların işbirliğiyle ortaya çıkar ve serpilirler. Herkesin elini taşın altına sokması ve Kooperatifin kurallarına uyması gerekli. En önemli kurallardan biri, herkesin ayda iki saat kırk beş dakika çalışması zorunluluğu. Bu kural katı biçimde uygulanıyor. Eğer vardiyanızı kaçırırsanız iki vardiyada çalışarak telafi etmeniz gerekiyor. İş yükümlülüklerinizin çok gerisinde kalırsanız Kooperatif ayrıcalıklarınız elinizden alınabilir.

Başka bir deyişle, Kooperatif sadece hissesini satın aldığınız finansal bir kolektif değil. Ciddiye almanız gereken kişisel bir bağlılık. Teslimat kamyonlarını boşaltarak, peynir dilimleyerek, yerleri ve tuvaletleri temizleyerek, kasiyerlik yaparak, ücretsiz çocuk bakımı odasında küçüklere göz kulak olarak ve benzeri işleri yaparak kişisel zamanınızı ve enerjinizi Kooperatifin günlük işlerine adamanız zorunlu.

Kooperatifin böyle sorunsuz çalışmasını sağlayan; binlerce üyenin ücretsiz, metalaştırılmamış emeği: “Burası ter eşitliğiyle yürüyor: Ekmek için kanınız, balık için emeğiniz,” diye ifade ediyor The New Yorker. Sistem işliyor çünkü insanlar, yalnızca bir şirketin hisselerini almış “müşteriler” değiller. Onlar, mekânı (yetmiş kadar ücretli çalışanın yardımıyla) şahsen idare eden “işçi ortaklar” ya da “alışveriş yapanlar”.

Kooperatif, Silke Helfrich’in ve benim “ilişkiselleştirilmiş mülkiyet (relationalized property)” dediğimiz şeyi temsil ediyor – bir kaynak. Bu, sadece kâr elde etmek için tasarlanmış bir sermaye yığını değil, kişisel ve sosyal yaşamları, malvarlığıyla iç içe geçmiş kişilerin oluşturduğu bir toplumsal kolektif. Kooperatif, ekonomik bir uzlaşma olduğu kadar da kültürel bir deneyim. İnsanlar, akla gelebilecek her türlü New Yorklu ile dolu, kalabalık, işleve odaklı bir alanda alışveriş yapıyor. Bu insanlar akran yönetimi ve tedarikin çıkardığı karmaşık sorunları kavrıyorlar.

“Bir tıkla teslim çağında omzunuzdan sarkan ağır çuvallarla yorgun argın evin yolunu tutmak Nuh Nebi devrinden kalma görünebilir,” diye yazıyor Schwartz. “Gene de yiyeceklerin etrafında diğer insanlara değmenin getirdiği bir huzur var. Bakkal alışverişi süpermarketlerden önce böyleydi: Komşularla geçirilen sosyal bir zaman; tıpkı arkasından gelen öğün gibi.” Kooperatif deneyimi o kadar çekici ki Connecticut’a ya da yukarı New York’a taşınanlar bile ayda bir alışveriş için Brooklyn’e gelmeye devam ediyor.

Doğru konuşmak gerekirse pek çok Kooperatif üyesi gıdayı çevreleyen siyasi tartışmalardan kaçınıyor: Ürünlerin konulduğu plastik poşetlerden kurtulmalı mı? Belli katkı maddelerini barındıran gıdalar raflardan uzak tutulmalı mı? Kooperatif, ücretli “koordinatörlerin” (çalışanların) sendika kurma hareketini desteklemeli mi?

New York Times bu tür meseleleri zevkle sayfalarına taşıdı. Kooperatife “haydut devlet” muamelesi yapıyorlar, diye yazıyor Schwartz. Kooperatif üyeliğinin “komünizmin tuzaklarına yakalanmanın sevimli bir yolu olduğuna” dair şikayetler var… “Adil olmak uğruna fetişist kurallara uyma çılgınlığı olabilir; vatandaşların engellenmesi tarzı karşılıklar, bir barış koruyucusundansa anaokulu zorbalarını hatırlatıyor.”

Bu tartışmaların bazıları can sıkıcı olsa da Kooperatifin kendini işine adamış bu kadar üyeyi çekip tutabilmesinin sırrı tam da bu; sıradan süpermarketlerin ısrarcı pazarlamasına ve malların istiflendiği steril reyonlarına sahip olmaması. Gerçek insanların dağınık ve sevecen eğilimleriyle uğraşmaya gönüllü. Schwarz, Kooperatifin “küçük çaplı hatalarının ve gürültüsünün ve karışıklığının orayı ‘doğal’ hissettirdiğini,” yazıyor “kelimenin Tarım Bakanlığının düzenleyici mantığının dışındaki anlamıyla: Basit ve kaba saba, insanlarla yoğrulmuş ve canlı.”

Bu yüzden onca yıldan sonra hâlâ serpilen ve sevilen bir yer.


Not: David Bollier’in kendi blogunda 19 Aralık 2019 tarihinde yayımladığı yazısından Barış Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim

Kategori(ler): Uygulama

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir