Ekonominin Pusulası GSYH, Refahı Ölçmek için Tasarlanmadı!

Ülke sınırları içerisinde bir yılda üretilen mal ve hizmetlerin piyasa değerini gösteren Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) uzun yıllardan bu yana bir ekonominin sağlamlığının baş göstergesi olarak kullanılmakta. Başlangıçta, II. Dünya Savaşı sırasında savaş dönemi üretim kapasitesinin bir ölçüsü olarak Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) biçiminde hesaplanmaktayken, sonraki yıllarda GSYH daha çok kullanılır oldu. Günümüzde politikacılar, iktisatçılar, uluslararası kuruluşlar ve medya bir ekonominin sağlığını ve iyi oluşunu temelde GSYH ile değerlendirmekteler. Karne notu çoğunlukla GSYH üzerinden verilmekte.

Oysa GSYH asla bu rol için tasarlanmamıştı. Refahı, iyi oluşu arttıran ve azaltan işlemler arasında bir ayırım yapmayan GSYH, sadece alınıp satılan mal ve hizmetlerin hesabını brüt olarak tutar.  Faydaları maliyetlerden, üretken faaliyetleri yıkıcı olanlardan ayırmaz; bunun yerine tanımı gereği tüm parasal işlemleri refaha ekler. Bu durumu, bütün “iş faaliyetleri”ni üst üste ekleyerek finansal durumunu değerlendirmeye çalışan dolayısıyla gelir ve harcamasını, aktif ve pasifini (varlıklar ve borçlar) bir araya getiren bir işletmenin yaklaşımının mantıksızlığına benzetebiliriz.

Para el değiştirmiyorsa önemli değildir!

Her şeyden önce, GSYH parasallaşmış değişim alanı dışındaki olup biten her şeyi refah üzerindeki önemini dikkate almadan göz ardı eder. Hane halkı ve gönüllü sektörünün gerçekleştirdikleri ekonomik işlevler tamamıyla görmezden gelinir. Hane halkı ve toplulukların piyasa dışı işlemleri ulusal ekonominin başarı hanesine kaydedilmez. Çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi son derece önemli faaliyetler, evde gerçekleştirilen diğer işler ve gönüllülerin çalışmaları, para el değiştirmediği için, bu işlemler piyasada gerçekleşmediği için tamamen görünmez olur. Piyasa dışı ekonomi zayıflayıp, işlevleri parasallaşmış hizmet sektörüne kaydığında, bu süreç GSYH’ya göre ekonomik ilerlemedir. Piyasa dışı işlemlere böylece boş verilmesinin yol açtığı sosyal maliyetler bir harcama ile sonuçlanıyorsa GSYH ölçüsüne göre ulusal gelir artar!

Üretimin sürmesini sağlayan kaynakları arz eden doğal çevrenin katkıları eğer piyasa fiyatı yoksa ulusal gelir hesaplarına katılmaz. Piyasa fiyatının olduğu durumlarda ise çoğu kez gerçek katkının çok çok altında değerler üzerinden dikkate alınır. GSYH doğal kaynakların tükenmesini ve bozulmasını gelir olarak işleme alır.  Ülke doğal kaynaklarını azalttıkça GSYH’sı artar. Bundan başka, kirletici faaliyetler GSYH’yı artırır. Eğer bu çevre kirliliğini temizlemek üzere harcama yapılırsa GSYH bir de bu nedenle artar. Sonuçta, GSYH sosyal yapıdaki ve doğal çevredeki bozulmayı maskelemekle kalmaz; daha kötüsü bu bozulmayı ekonomik kazanç olarak tanımlar.

GSYH suçu ekonomik kazanç olarak hesaba katar.

GSYH parasal işlemleri pozitif olarak kaydettiğinden sosyal bozulmanın maliyeti ekonomik ilerleme olarak sayılır. Suç GSYH’yı arttırır. Evet arttırır. Suç yüzünden başvurulan güvenlik önlemleri (silahlar, kilitler, kameralar, güvenlikli kapılar), polis korumasının artması, maddi hasar ve sağlık harcamaları, yeni hapishanelerin inşası, hukuki süreçlerin gerektirdiği harcamalar (avukat ücretleri, mahkemeler) bunların hepsi ulusal geliri yükseltir. Ekonomik büyümeye katkıda bulunur!

İlgili İçerik:   Biraz Matematik Biraz Kooperatifçilik

Gelir dağılımı GSYH’nın konusu dışındadır.

Örneğin ABD’de 1973-1993 döneminde GSYH’nın yüzde 50’nin üzerinde artmasına karşın ücretler yaklaşık yüzde 14 düşmüştür. Bu sırada yalnızca 1980’ler boyunca, hane halklarının en zengin yüzde 5’lik kısmı reel gelirlerini neredeyse yüzde 20 arttırmıştır (Hanson, 1995). Ancak bu adaletsiz bölüşüm GSYH verisi üzerinden görünmez. Ülkenin geliri artmıştır ve sanki bu herkesin ödülüdür!

Geleceğimizi tüketen borçlanma

GSYH rakamları üzerinden ekonomik büyümenin kaynaklarını göremezsiniz. Örneğin dış kaynaklara, dış borca dayalı büyüyen bir ekonomi, kamuoyuna başarı öyküsü olarak sunulabilir. Son yıllarda hükümetler ve tüketiciler yurt dışından borçlanılmasıyla daha fazla harcama yapabiliyorlar.  Bu harcamalar GSYH’yı geçici olarak yükseltir. Sermaye yatırımları yerine tüketim için borçlanılması ve nihayetinde geri ödemek zorunda oldukları borçlarla olanaklarının ötesinde yaşamak sahte bir zenginlik duygusunu besler. GSYH yurt dışından borçlanmanın bu olumsuz yönlerini dikkate almaz. Aksine GSYH artışı, böyle bir ekonominin sürdürülebilirliğine ilişkin eleştirileri sessizleştirmede oldukça kullanışlıdır.

Kalite sorun değil!

GSYH üretilen mal ve hizmetlerin kalitesini ölçmez. Dolayısıyla, üretimde harcanan ve pek çoğu bir kez harcandıktan sonra tekrar kullanılması olanaksız olan kaynakların tüketilmesi ile elde edilen mal ve hizmetlerin kalitesini sorun etmez. Bunu hızlı moda örneği üzerinden açıklayabiliriz. Uzun yıllar kullanmaya izin vermeyen kalitesiz giyim ürünleri için yaratılan çevre kirliliği ve başta su olmak üzere tüketilen kaynaklar. İsterseniz daha tanıdık gelecek bir örnek üzerinden düşünmeye çalışalım: Altyapı yatırımı olarak yollar ve otobanlar. Doğal çevre üzerindeki böylesine büyük bir tahribatın karşılığında elde ettiğimiz yolların kalitesi ve ekonomik ömrü nedir? Bugün için geleceği feda etmek GSYH’nın sorunu değildir ama bizim olmalıdır.

Kısaca…

Aslında GSYH refahı değil, piyasa faaliyetlerini ölçer. Daha açık söylersek, GSYH mutluluğun ya da ekonomik refahın bir ölçüsü değildir. Reel gelir artarken ekonomik refah azalabilir. Refah, GSYH gibi toplulaştırılmış tek bir ölçütün kavrayabileceğinin çok ötesinde karmaşık bir kavramdır. Ekonominin amacı üretimi artırmış olmak için üretimi artırmak olmamalı. Bunun yerine insanların refahını arttırmak ya da en azından daha mutlu kılmak olmalı. İktisatçılar refah kavramını tanımlamak için uzun zamandır mücadele ediyorlar ve bu süreçte yapabileceklerinin en iyisinin ekonomik faaliyetlere odaklanmak olduğuna karar verdiler. Ekonomik faaliyet dışında kalan faktörlerin mutluluk ile nasıl ilişkili olduğunu düşünmeyi iktisat alanı dışındakilere bıraktılar. Ancak eldeki kanıtlar GSYH artışı yani ekonomik büyüme ile mutluluk arasında bir korelasyon olmadığını gösteriyor. Pekiyi, bu durumda refahımızın ve mutluluğumuzun tek ve en doğru ölçüsü ulusal gelirdeki artış değil ise ekonominin amacının ekonomik büyüme olması çelişkisini ne yapacağız? Bugünün sosyal ve ekolojik krizi bağlamında bu tek ve oldukça dar kapsamlı ölçüye hala bağlı kalmak konusunda ne düşünürsünüz?

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir yorum

Pusula Yanlışsa?

  1. Doğanın ekolojik dengesi; “Hayatta kalmam komşuma bağlıysa, komşumun sürekli iyi olmasını kollamalıyım”. üzerinedir.
    Geçmişten günümüze iş ekosistemi -sözde liberal ekonomi ile – batı gelişmiş dünyasının bireycilik, rekabet, açgözlülük, değişime karşı direnç ve bunun gibi olgular temelinde GSYH şekillenmiştir.
    Bu paradigma ancak güven, hesap verebilirlik, şeffaflık, denetlenebilirlik, adalet ve etik yapı taşlarını içeren müştereklik tabanlı dijital platformlar (Blockchain) ve yaklaşımlar (Distribured Ledger Technologies) ile oluşacak döngüsel ekonominin dinamikleri sayesinde dünüştürülebileceğine ve değişebileceğine inanıyorum.
    İşte bu potansiyelller ile yeni dünya doğal paradigmalarını; bolluk (kıtlık karşıtı), sinerji (rekabet karşıtı), sistem (bireycilik karşıtı), esneklik (direnme karşıtı), merak (korku karşıtı) ve güven (açgözlülük karşıtı) oluşturur ve sizin deyiminizle bugünün sosyal ve ekolojik krizi bağlamında bu tek ve oldukça dar kapsamlı ölçüye hala bağlı kalmayız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir