İşsizlik, dışlanma, eşitsizlik, ekonomik darboğaz, yoksulluk ve yoksunluk… Bu sorunlar, üretim araçlarının ve kârın özel ellerde birikmesine dayanan toplumsal düzenin güncel bakiyeleri. Bu düzende, serbest piyasa ve kamu tarafından karşılanamayan ve ihmal edilen toplumsal ihtiyaçlara yanıt vermek için ortaya çıkan model: Sosyal dayanışma ekonomisi (ILO, 2014).

Egemen toplumsal düzen içinde aralanan sosyal dayanışma ekonomisi penceresinin menteşelerinden biri ise sosyal kooperatifler. Peki, bu denli yoğun bir sosyopolitik gündemden kaynak alan kooperatiflerden hangileri sosyal? Diğer deyişle, kooperatifler arasındaki sosyallik tartışmasının zemini ne?

Amartya Sen’e göre (1999) kalkınma, insanların istifade ettikleri hakiki özgürlükleri genişletme sürecidir. İnsanların refaha ulaşma özgürlüğü, onların işlevsel oluşlarına (örn. sağlıklı olma, eğitimli olma, barınıyor olma) ve edimlerine (örn. seyahat edebilme, çocuğuna bakabilme, oy verebilme) bağlıdır. İnsanlar, bu işlevleri özgürce kullanarak refaha erişebilirler. İnsanları refaha erişmekten alıkoyan her türlü yoksunluk (örn. işsizlik, yetersiz beslenme, eksik ve niteliksiz eğitim, evsizlik) özgürlüğü kısıtlayıcı etmenlerdir. Sen’e göre kalkınma işte bu yapısal etmenleri ortadan kaldırmak demektir. Kalkınma, insanların özgürleşerek gönenç sahibi olmasıdır.

Her yoksunluk bir tahakküm ilişkisinin sonucudur. İnsanın işlevlerini, kabiliyetlerini ve gönence erişme gücünü kısıtlayan temel etmen, toplumdaki egemen tahakküm ilişkileridir (Hulme, 2003). Sosyal kooperatiflerin temel ayırt edici özelliği, işte bu tahakküm ilişkileri ve insanları refahtan alıkoyan yoksunluklar ile mücadele etmesidir.

Özgürleşmeyi hedefleyen bu mücadele ancak ilişkileri ve yoksunlukları dönüştüren müdahaleleri kapsar. Mal ve hizmetleri, toplumsal kesimler veya bireyler arasında takas veya transfer etmeye dayalı işlemler bu sosyal kalkınma tahayyülünün dışında kalır. Zira karşılıklı yardımlaşma, hayırseverlik veya şahsi mülkleri ücreti mukabilinde paylaşıma açma gibi edimler tahakküm ilişkilerini ve yoksunlukları ortadan kaldıramaz.

Öyleyse, bir kooperatifi “sosyal kooperatif” yapan, o kooperatifin tahakküm ilişkileri ile mücadele ederek yoksun kesimlerin toplumsal ihtiyaçlarını bu kesimleri güçlendirerek ve özgürleştirerek karşılamasıdır. Bunun için bir sosyal kooperatif; odaklandığı kesimlerin mustarip olduğu tahakküm ilişkilerinin farkına varmasını sağlar ve ilişkileri dengelemek için bu kesimleri güçlendirir. Dernek ve vakıfların aksine, sosyal kooperatiflerin nihai amacı; yardım veya hayır değil, tahakküm altına alınmış toplumsal kesimlerin haklarına erişmesini sağlamaktır.

Platform kooperatifleri ve paylaşım ekonomisi bileşenleri ile sosyal kooperatiflerin kulvarı farklıdır. Fairmondo gibi satıcıları, alıcıları ve çalışanlarının ortak olduğu çevrimiçi satış kooperatifleri, Modo gibi araç paylaşım kooperatifleri, İhtiyaç Haritası gibi ihtiyaç sahipleriyle destekçileri buluşturan çevrimiçi platformlar toplumsal ihtiyaçları doğaçlama ve süreksiz olarak gidermeye yarayan başarılı örneklerdir. Ancak, toplumsal ihtiyaçları üreten tahakküm ilişkileriyle mücadele etmek sosyal kooperatiflerin üstüne vazifedir.

Örneğin, Genç İşi Kooperatif bu mücadelenin bilimsel araştırma, geliştirme ve eğitim uğrağındadır. İnsanları tahakküme dayalı ilişkilerden özgürleştirmeye yarayan eğitimsel yaklaşımı (Freire, 1968) tüm kesimlerin insana yaraşır işe ve geçim kaynaklarına erişmesi için seferber etme gayretindedir. Örneğin, “Un Fiore per la Vita” Kooperatifi mülteciler ve bağımlılar gibi hassas grupları ekolojik tarım yoluyla güçlendirmekte, geçim kaynaklarına erişmelerini sağlamaktadır. Ambiente Solidale Kooperatifi ise tekstil, elektronik ve sınai atıkların bertarafı ve geri dönüşümü ile hassas gruplara istihdam sağlamaktadır. Toplumu dönüştürücü görev üstlenen sosyal kooperatifler tüm dünyada yerel dokuyla uyumlu çalışmalar yürütmektedir.

Sosyal kooperatiflerde olduğu gibi platform kooperatiflerinde de mülkiyet yapısı belirleyici etkendir. Platform kooperatifçiliğini, mülkiyet ve bölüşüm yapısını göz ardı ederek, “yenilikçi mobil uygulamalar tasarlayan iyi niyetli insanların bir araya geldiği bir şirket” tanımına indirgemek platform kooperatifçiliğini de anlamsız ve tutarsız hale getirir (Josef, 2016).

Kooperatiflerin asgari ilkelerinde buluşan sosyal kooperatifler ve platform kooperatiflerinin görev ve sorumluluklarını doğru özümsemek hem kooperatiflerin hem yasa koyucunun, hem de kamu sektörünün görevidir. İhmal edilmiş toplumsal ihtiyaçlara derman olan bir sosyal kooperatifçilik, doğru tanımlanmış bir iş bölümüyle mümkün olacaktır.

Sosyal kalkınma için dikkati ve kaynağı doğru yere vermek yaşamsaldır. Araştırmaya göre, mali özgürlüğüne erişen kadınlar erkeklere kıyasla paralarını şahsi değil ailenin müşterek ihtiyaçları için kullanırlar (Koczberski, 2007). Aynı şekilde, “anaerkil” davranan sosyal kooperatifler de maddi ve beşeri sermayelerini ihmal edilmiş kesimlerin müşterek engellerini aşmak için kullanırlar. Güçlü sosyal kooperatifler, dirençli toplumlar demektir.

Sosyal kalkınmada işbirliği, işbirliğinde sağlıklı iş bölümü kaçınılmazdır. Sonuç itibariyle, sosyal dayanışma ekonomisinin temeli rekabet değil dayanışmadır. Başka bir dünya mümkün diyen tüm sosyal dayanışma ekonomisi bileşenlerini işte bu yola davet ediyoruz.

Çünkü inanıyoruz: Birlikten daima kuvvet doğar!

Kategori(ler): Konuk Yazarlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir