COVID-19 salgını, Siyah topluluklarda ekonomik kalkınma aracı olarak kooperatiflerin potansiyelini ortaya koymakta.

Uber ve Airbnb gibi şirketler tarafından örneklenen “paylaşım ekonomisi” nde, kârlar dışında hemen her şey paylaşılabilir. Kârlar, “yıkıcı” kapitalizmin olağan kapitalizmi devirmesinden çok önce olduğu gibi firma sahiplerine ve hissedarlara gider.

Bununla birlikte, ABD’de COVID-19 salgını, birkaç firma sahibinin veya çok sayıda kimliği bilinmeyen hissedarın kârları, riskleri ve kararları paylaştığı geleneksel kapitalist şirketlerin yanı sıra çok farklı bir modele dayanan kooperatiflerin de buna uymadıklarını göstermiştir.

İşçi kooperatifleri

8 Mayıs tarihli Truthout makalesinde, “Pandemik Çöküş İşçi Kooperatiflerinin Geleneksel İşletmelerden Daha Dayanıklı Olduğunu Gösteriyor“, TESA Kolektif üyesi Brian Van Slyke, bazı Amerikan kooperatiflerinin COVID’i geleneksel benzerlerinden nasıl ve neden daha iyi bertaraf ettiklerine dair örnekler veriyor.

Slyke, TESA Kolektifinin üyesi olduğu ABD İşçi Kooperatifleri Federasyonu yöneticisi Esteban Kelly’nin sözlerini şöyle aktarıyor: “Geleneksel firmalar, işler iyi giderken, bu fazlayı alır, yatırımcılara dağıtır ya da belki borçlarını öderler. Ancak işçilere prim ödemezler ya da ücretleri arttırmazlar… Zor zamanlarda paniğe kapılırlar… İşleri ve ek ödemeleri kesiyorlar…”

Kelly kooperatiflerde durumun farklı olduğunu söylüyor:

“Kazanç iyi olduğunda, işçilere ait işletmeler faydaları işçi ortakları arasında paylaşırlar. Paylaşım, çoğunlukla ücretlerin artırılması, ek ödemelerin genişletilmesi, (işlerle ilgilenmeyen hissedarlar yerine) çalışanlara temettü dağıtılması ve topluluklarına yeniden yatırım yapılması yoluyla gerçekleştirilir. Ama işler zorlaştığında, bir işçi kooperatifi yükü eşit olarak paylaşır. Toplu işten çıkarmalar yerine, eşit ortaklar olan işçiler kolektif çözümler bulmaya çalışırlar. Kooperatifin işçi sahipleri gönüllü ücret kesintileri yapmak için oy kullanabilir, böylece hiç kimse işini kaybetmez ve işçi komiteleri kooperatifin genişleyebileceği yeni pazarlar bulmaya çalışabilirler.”

Slyke, pandemiye yanıt olarak bunu yapan ABD kooperatiflerinden birkaç örnek veriyor.

Afrikalı-Amerikalıların kooperatifçilik tarihi

Kooperatifler, Afrikalı-Amerikalılar arasında yeni bir fikir değil.

Maulana Karenga, 1966’da dördüncü kooperatif ekonomisi ilkesiyle Kwanzaa’yı yaratmadan çok önce, Ujamaa, Ella Baker ve George Schuyler 1930’da Pittsburgh’da Genç Zenciler Kooperatif Birliği’ni (YNCL) kurmuşlardı (Baker daha sonra, Martin Luther King ile  birlikte Şiddetsiz Öğrenci Koordinasyon Komitesi’ni kurdu).

Barbara Ransby’nin Ella Baker ve Siyah Özgürlük Hareketi – Radikal Demokratik Vizyon adlı kitabında açıkladığı gibi, fikir “bunalımın yol açtığı ekonomik yıkımla mücadele etmek ve siyah insanları sosyalizm konusunda eğitmek için bir strateji olarak siyah tüketici kooperatifleri” kurmaktı. O dönemde, Güney ABD’deki Siyahlar hâlâ köleliğin yerini alan birçok sistemden biri olan ortakçılığın ezici yoksulluğu altında mücadele ediyorlardı.

http://www.pbs.org/tpt/slavery-by-another-name/home/

Köleliğin diğer adı: Ortakçılık

PBS’nin “Başka Bir İsimle Kölelik” makalesine göre:

“İç Savaştan sonra, eski köleler iş ve büyük çiftlik sahipleri işçi arıyorlardı. Nakit ya da bağımsız bir kredi sistemi bulunmaması, ortakçılığın yaratılmasına yol açtı. Ortakçılık, toprak sahibinin / plantasyon işletmecisinin ürün paylaşımı karşılığında, kiracının toprağı kullanmasına izin verdiği bir sistemdir. Bu, kiracıları en büyük hasadı üretmek için çalışmaya teşvik etti. Onların toprağa bağlı kalmalarını sağladı ve başka fırsatlar için toprağı terk etmeleri olasılığını ortadan kaldırdı. Güney’de, İç Savaş sonrasında birçok siyah aile beyazların sahip oldukları mülklerden kiralanan arazilerde pamuk, tütün ve pirinç gibi piyasa için üretilen ürünleri yetiştirdiler.  Çoğu kez, toprak sahipleri veya yakındaki tüccarlar kiracılara araç gereç kiralıyorlardı ve hasat dönemine kadar tohum, gübre, gıda ve diğer malları kredi ile veriyorlardı… Yüksek faiz oranları, öngörülemeyen hasatlar ve vicdansız toprak sahipleri ve tüccarlar, kiracı çiftlik ailelerini genellikle ağır borçlar altında tutuyorlardı. Toprak sahiplerinden yana olan yasalar, ortakçıların ürünlerini toprak sahipleri dışında başkalarına satmalarını zorlaştırıyor ve hatta yasadışı hale getiriyordu, ya da ev sahiplerine borçlu olmaları durumunda ortakçıların göçmelerini engelliyordu. Tüm ortakçıların yaklaşık üçte biri beyaz ve üçte ikisi siyahtı.”

İlgili İçerik:   Ekonomik Küçülme: Büyümenin Sınırları

Paylaşım

Ortakçılık Siyah halk için pek bir şey yapmadıysa da, paylaşım vardı. Ransby şöyle açıklıyor:

“İşbirliği, kaynakların paylaşımı ve güçlü bir topluluk ruhu Afrikalı-Amerikalılar arasında asal değerlerdi. Ella Baker’ın geniş ailesi, Kuzey Carolina, Warren County’de, onun kendi kendine yardım ve karşılıklı yardımı hayatta kalma ve ırkın ilerlemesi stratejisi olarak vurguladığı, daha geniş bir siyah çiftçi ağının bir parçasıydı. Baker’ın çocukluğunun içine işleyen kooperatif ahlakı, aile ve topluluğun – ortak çıkarlar etrafında toplanan ve bireysellik ve rekabeti değil karşılıklı yükümlülük duygusu geliştiren birey grupları – egemen kavramlarına derinden bağlıydı. Örneğin, Afrikalı-Amerikalı çiftçiler kendi aralarında mal, hizmet ve diğer kaynakları değiş tokuş ediyorlardı. Pahalı tarım araç gereçleri toplu olarak satın alınmıştı ya da ortak kullanılıyordu. ”

Ransby’ye göre, umut verici olmasına rağmen YNLC sadece beş yıl sürdü ve “sonunda finansal yükümlülüklerin ağırlığı altında çöktü”. Ayrıca, Schuyler’in biyografisini yazan Michael Peplow’un da YNCL’nin başarısızlığını kısmen “Schuyler’in siyah kilise ve siyah orta sınıf hakkındaki tahrik edici sözlerinin ona çok fazla düşman kazandırmış” olmasına bağladığını söyledi. Örneğin Schuyler, “… genç [YNCL’nin] işe aldıklarının yaşlıların yenilgici propagandası ve genel olarak asalak din adamlarımızın boş dini sözleri tarafından bozulmamış militanlar, öncüler olması gerektiğini” vurgulamıştı.

Peki, bugün Siyah topluluklar içinde kooperatifçiliğin yeniden canlanmasına ilişkin herhangi bir belirti var mı? Evet.

Malik Yakini

Yeni kooperatifler

Detroit okullarında yıllarca öğretmenlik ve müdürlük yaptıktan sonra, Detroit Siyah Toplum Gıda Güvenliği Ağı‘na (DBCFSN) öncülük ettikten ve şehrin batı tarafında D-Town Çiftliği‘ni kurduktan sonra, Malik Yakini ve DBCFSN 3.159 metrekarelik bir gıda kooperatifi planlıyorlar. Detroit’in North End mahallesinde gıda kooperatifi yanında etkinlik alanı ve ticari mutfaklar olacak. Detroit Halk Gıda Kooperatifi, kooperatiflerin refah oluşturma, gıda güvenliği yaratma ve yetersiz hizmet alan topluluklara yatırımları yönlendirmedeki becerilerini kanıtlayabilir.

ABD’de George Floyd’un ölümünden sonra yaşanan olaylarda Kanada’yı ABD ile karşılaştıran ve “onlara benzemiyoruz” diye sevinen birçok kişi var. Detroit Halk Gıda Kooperatifi gibi girişimler buna bir istisna oluşturmak için doğru bir iş olacaktır.

Robin Browne, Ottawa’da yaşayan Afrikalı-Kanadalı bir iletişim uzmanıdır ve 613-819 Black Hub’ın eş lideridir. Bu makale ilk olarak “True” North adlı blogda 12 Mayıs 2020’de yayınlanmıştır.


Not 1: Robin Browne’nin rabble.ca blogunda 12 Haziran 2020 tarihinde yayımlanan “Pandemic shows power of co-operatives as vehicles for economic development in Black communities” başlıklı yazısından Aylin Çiğdem Köne tarafından çevrilmiştir. Erişim

Not 2: Öne çıkan görsel; U.S. Department of Agriculture/D-Town Farm/Flickr

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir