Sosyal ekonomi ile ilgili kaynakları okuduğunuzda üçüncü sektör, kâr amacı gütmeyen sektör ya da dayanışma ekonomisi gibi kavramlar ile karşılaşırsınız. Bu kavramlar kimi zaman sosyal ekonomi yerine kullanılır. Son 200 yıldır sosyal ekonomi alanında çalışan kuruluşların geniş çeşitliliği dikkate alındığında farklı teorik yaklaşımlar  bulunması şaşırtıcı değildir. Piyasa için mal/hizmet üreten kooperatifler ve mütüeller, piyasa dışı olan dernek ve vakıflar, hem piyasada hem de piyasa dışında olan melez kurumlar örneğin sosyal girişimler, hepsi sosyal ekonomi alanında yer alır. Bir başka deyişle, karşılıklı çıkara ve/veya kamusal çıkara dayalı kurumlar sosyal ekonominin bir parçasıdır. Sınırları belirlemenin zorluklarından biri bu çeşitliliktir.

Bu yazıda, sosyal ekonomi ile ilgili başlıca teorik yaklaşımlar, Uluslararası Kamu Sosyal ve Kooperatif Ekonomisi Araştırma ve Bilgilendirme Merkezi CIRIEC tarafından hazırlanan ve Recent evolutions of the Social Economy in the European Union başlığını taşıyan çalışmanın ilgili kısmının çevirisine dayanarak özetlenecektir.

1. Buluşma Noktası Olarak Üçüncü Sektör

‘Üçüncü sektör’ terimi çoğunlukla İngilizce konuşulan dünyada, büyük ölçüde dernek ve vakıflardan oluşan özel, kâr amacı gütmeyen sektörü tanımlamak için kullanılmakla birlikte aynı zamanda Kıta Avrupa’sında ve dünyanın diğer bölgelerinde sosyal ekonomi ile eşanlamlı olarak kullanılmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde,  üçüncü sektör ifadesini ilk kullananlardan biri olan Levitt 1973’te, üçüncü sektörü, kâr amacı gütmeyen sektör olarak tanımlamıştı. Avrupa’da, aynı kavram birkaç yıl sonra kamu sektörü ile kapitalist sektör arasında yer alan bir sektörü, sosyal ekonomiye çok daha yakın bir sektörü tanımlamak için kullanılmaya başlandı.

Üçüncü sektör, temelde “kâr amacı gütmeyen sektör” ve “sosyal ekonomi” gibi geniş biçimde örtüşen alanlara sahip ancak tam olarak özdeş olmayan alanları tarif etmesine rağmen, bu farklı kavramlar için bir buluşma noktası haline gelmiştir. Dahası, bu kavramlardan geliştirilen teorik yaklaşımlar, bugünün ekonomilerinde üçüncü sektöre farklı işlevler vermektedir.

2. Kâr Amacı Gütmeyen Kuruluşlar

Sosyal ekonomi yaklaşımından farklı olarak, üçüncü sektörü ele alan temel teorik yaklaşım, yukarıda bahsedildiği gibi, İngilizce konuşulan ülkeler kökenlidir: Kâr amacı gütmeyen sektör veya kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ile ilgili literatür, ilk olarak 40 yıl önce Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkmıştır. Özünde, bu yaklaşım kapsamına sadece, elde edilen fazlanın kuruculara veya yöneticilere ya da fon sağlayanlara dağıtılmasını ana sözleşmesinde yasaklayan özel kuruluşlar girer.

Bu kavramın tarihsel kökenleri, 19. yüzyılda İngiltere ve onun etkilediği ülkelerde derin kökleri olan hayırseverlik ve yardımseverlik fikirleri ile bağlantılıdır. İngiliz yardım kurumlarının ve ABD hayırsever kuruluşlarının ünü, kâr amacı gütmeyen sektör gibi daha geniş bir kavrama dâhil olan hayırsever yardım sektörü ve gönüllü sektörü gibi kavramların doğmasına yol açmıştır.

Modern kâr amacı gütmeyen sektör kavramı, 1990’ların başlarında, sektörün büyüklüğünü ve yapısını araştırmak ve ölçmek, gelişme beklentilerini analiz etmek ve toplum üzerindeki etkisini değerlendirmek üzere, Johns Hopkins Üniversitesi’nin (Baltimore, ABD) öncülüğündeki uluslararası bir araştırma projesi tarafından daha kesin olarak tanımlanmış ve dünya çapında yaygınlaştırılmıştır.

Kâr Amacı Gütmeyen Kuruluş Kavramı

Bu projenin incelediği organizasyonlar, kâr amacı gütmeyen kuruluşların yapısal-operasyonel tanımındaki beş temel kriteri karşılayanlardır. Bunlar:

a) Örgütler, yani kurumsal bir yapıya ve varlığa sahip olanlar. Genellikle tüzel kişilerdir.

b) Özel, yani kamu fonlarından yararlanabilmelerine ve yönetim organlarında kamu görevlileri bulunabilmesine karşın kurumsal olarak devlet kurumlarından ayrı olanlar.

c) Kendi kendini yöneten, yani kendi faaliyetlerini kontrol edebilen ve kendi yönetim organlarını seçme ve görevden alma özgürlüğüne sahip olanlar.

d) Kârın dağıtılmaması. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar kâr elde edebilirler ancak bu kâr, kuruluşun ana amacının otofinansmanında kullanılmak zorundadır ve elde edilen kâr sahiplere, kurucu üyelere veya kuruluşun yönetim organlarına dağıtılamaz.

e) Gönüllü katılım ile iki şey kastedilmektedir: Birincisi, bu üyelik zorunlu değildir veya yasal olarak zorlanamaz ve ikincisi, gönüllülerin faaliyetlere veya yönetime katılmaları gerekir.

3. Dayanışma Ekonomisi Yaklaşımı

20. yüzyılın son çeyreğinde Fransa ve bazı Latin Amerika ülkelerinde gelişen dayanışma ekonomisi kavramı, büyük ölçüde üçüncü sektörün, bazıları kamu malları veya erdemli mallar olarak bilinen malların üretim ve dağıtımını yapan kuruluşlar alanında yaşadığı büyük bir büyüme ile bağlantılıydı.

İlgili İçerik:   Sürdürülebilir Kalkınma için Kooperatifçilik

Erdemli mallar, insana yakışır bir yaşam için gerekli olduğu ve bu nedenle gelir veya satın alma gücüne bakılmaksızın tüm nüfusun erişiminin olması gerektiği konusunda geniş bir sosyal ve politik uzlaşının olduğu mallardır. Sonuç olarak, hükümetin, bu malların üretim ve dağıtımını ya ücretsiz olarak ya da sübvanse ederek yani piyasa fiyatlarının oldukça altında elde edilebilecek biçimde sağlaması gerektiği düşünülmektedir.

Refah Devleti’nin zirvesinde ve güçlenmesi sırasında, bu erdemli malların sağlık hizmetleri ve eğitim gibi en önemlilerinden evrensel olarak yararlanılması, Avrupa’daki gelişmiş toplumların çoğunun hükümetleri tarafından güvence altına alınmıştı. Ancak, son yıllarda, ne kamu sektörünün ne de geleneksel kapitalist sektörün çözmediği ve sosyal dışlanma riski altında sayısız grubu etkileyen yeni toplumsal ihtiyaçlar ortaya çıkmıştır. Bu sorunlar yaşlıların yaşam koşulları, kitlesel uzun süreli işsizlik, göçmenler, etnik azınlıklar, engelli insanlar, eski mahkumların yeniden entegrasyonu, istismar edilen kadın grupları, kronik hastalıklar vb. ile ilgilidir.

Bu alanlarda, sosyal ekonominin tipik kurumları olan bazı örgütlerin (kooperatifler ve hepsinden önemlisi dernekler) önemli ölçüde genişledikleri görülmektedir. Bu sektör aynı anda bir dizi yeni organizasyon ve yeni eylem alanlarını bir araya getiriyor. Klasik sosyal ekonomi aktörleri ile karşılaştırıldığında, bu kurumlar üç ayırt edici özellik göstermektedir: a) ele almayı amaçladıkları toplumsal talepler, b) bu girişimlerin arkasındaki aktörler ve c) sosyal değişim için belirgin bir arzu.

Ekonomi üç kutup etrafında döner: piyasa, devlet ve karşılıklılık.

1980’lerden itibaren Fransa’da dayanışma ekonomisi kavramı bu üç yöne dayanarak gelişti. Dayanışma ekonomisi, bileşenlerinden birinin, muhtemelen en önemli bileşenin, piyasa olduğu ancak tek bileşen olmadığı bir ekonomiye karşılık gelir.

Ekonomi üç kutup etrafında döner: piyasa, devlet ve karşılıklılık. Bu üç kutup, piyasaya, yeniden dağıtıma ve karşılıklılık ilkelerine karşılık gelir. Sonuncusu, her şeyden önce dernekçilikte tanımlanmış olan temel toplumsallık alanında parasal olmayan bir değişimi ifade eder.

Kısacası, ekonomi doğası gereği çoğuldur ve birebir ticari ve parasal koşullara, fiyatlara indirgenemez. Dayanışma ekonomisi yaklaşımı, sistemin üç kutbunu, bağlama, birleştirme konusunda benzeri görülmemiş bir girişimdir; öyle ki özel dayanışma ekonomisi girişimleri piyasa, piyasa dışı ve parasal olmayan ekonomiler arasında melez formlar oluşturur. Ortodoks iktisadın piyasa klişesine uymayan bu girişimler kaynaklarını da farklı yerlerden elde ederler: piyasa (mal ve hizmet satışları), piyasa dışı (hükümet sübvansiyonları ve bağışlar) ve parasal olmayan (gönüllüler).

Merkez üssü Fransa olan bu dayanışma ekonomisi kavramının yanı sıra, bazı Latin Amerika ülkelerinde belirli bir mevcudiyete sahip olan bir başka bakış açısı dayanışma ekonomisini toplumsal değişim için bir güç, neoliberal küreselleşmeye alternatif bir toplum için bir projenin taşıyıcısı olarak görüyor. Dayanışma ekonomisinin piyasa ve devlet ile uyumlu olduğunu düşünen Avrupa yaklaşımının aksine, Latin Amerika perspektifi bu kavramı kapitalizme küresel bir alternatif olarak geliştiriyor.

4. Diğer Yaklaşımlar

Önceki paragrafta açıklanan yaklaşımla ilgili diğer teorik gelişmeler, üretim araçlarının özel mülkiyetinin olduğu piyasa ekonomilerini üretim sistemini organize etmenin diğer yollarıyla  değiştirmeyi doğrudan öneriyorlar. Bu yaklaşımlar : a) Kökleri, 1968 Mayıs’ından sonra Fransa’da gelişen düzen karşıtı hareketlerinde  olan alternatif ekonomi ve b) 1980’den bu yana çeşitli Güney Amerika ülkelerinde teşvik edilen halk ekonomisi, dayanışma ekonomisinin Latin Amerika versiyonuna çok benzer görüşlere sahip öyle ki aynı zamanda dayanışma halk ekonomisi olarak da adlandırılmakta. Halk ekonomisi, her türlü işveren /çalışan ilişkisini dışlar ve emeği, üretimin ana faktörü olarak görür.

Kaynakça

Monzón, J.L. & Chaves, R. (2017): Recent evolutions of the Social Economy in the European Union, Brussels: European Economic and Social Committee, CIRIEC. DOI:10.2864/191345. Erişim

Kategori(ler): Akademik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir