11-12 Mayıs 2019 tarihlerinde Kültürhane (Mersin) tarafından düzenlenen “Kooperatifçilik Okulu”nun katılımcılarından biri de Sosyal Ekonomi blogu adına bendim. Etkinliğin ilk gününde kooperatiflerin temeli, ortaya çıkışı ve tarihsel gelişimi ele alınırken, ikinci gün kooperatif türleri hakkında konuşuldu. Sunumlar YouTube kanalında yapılan canlı yayınla da izleyicilere ulaştı. Sunuşlara dair ayrıntılara geçmeden önce hepsinin çok çeşitlilik gösterdiğini söyleyebilirim. Bu çeşitlilik bir yana, tez çalışmalarım kapsamında olduğu için özellikle ilgimi çeken bazı sunuşlardan alıntılar paylaşmak isterim. O halde, sosyal ve dayanışma ekonomisinde umudun daim olduğunu görmek üzere “Kooperatifçilik Okulu” başlasın…

Kooperatifçilik Okulu Başlıyor…

Program, Metin Altıok’un “Kooperatifçiliğin Tarihi ve Türkiye’de Kooperatifçilik” başlıklı konuşmasıyla başladı. Kooperatiflerin modern anlamda ortaya çıkışı, 1800’lerde kapitalizmin yükselişe geçtiği döneme denk gelir. Bu ortaya çıkışın o dönemde yaşanan kapitalizm krizine yönelik olduğu söylenebilir. Krize karşı direnmek, yani bu olumsuz durumları azaltmak amacıyla kooperatifçi stratejiler benimsendi. Dolayısıyla aslında tarihin tekerrürden ibaret olduğunu söylemek yanlış olmaz. Nasıl günümüzde neoliberal politikaların dışında tutulduğunu hissedenler krizden daha az etkilenmek için yeni modeller geliştirmeye çalışıyorlarsa, 1800’lerdeki kooperatifçilik hareketinin çıkış noktası da budur. Başka bir deyişle kooperatifçiliğin günümüzde yeniden gündeme oturmasının nedeninin neoliberal konjonktürün toplumda yarattığı tahribatlar olduğu söylenebilir.

Metin hoca, kooperatifçiliğin gelişimi ile ilgili sunuşuna devam ederken dikkat edilmesi gereken bir noktaya da değindi. Kooperatifler hem kapitalizme meydan okuyan hem de kapitalist rekabet sisteminde var olan yapılar. Bu nedenle hayatta kalabilmek için bazen sermaye şirketleri gibi davranmaya başlıyorlar. Gelişimine baktığımızda bugün küçükten büyüğe pek çok kooperatif var. Dolayısıyla böyle risk de her zaman mevcut.

Eğer kapitalizm kriz yaşıyorsa kooperatifler o krizin maliyetlerini sosyalize etmeli. – Metin Altıok

https://www.pinterest.ch/pin/94505292161325335/

Metin hocaya göre, kooperatifler amaçları doğrultusunda aslında sürdürülebilir kalkınmanın temeli. Çünkü kooperatifler elde etmeye çalıştıkları gelir fazlasının nasıl yaratıldığından çok nasıl bölüşüldüğü ile ilgilenmekte. Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) zamanla kooperatifçilik ilkelerini yenileyerek bu bölüşüm meselesinin açıklanmasına yardımcı oluyor. Kooperatifçilik ilkelerinin zamanla değişime uğramasını ise Metin hoca, sermaye birikimi rejimlerinin değişmesiyle odak noktalarının da değişmesine bağlamakta. Dolayısıyla kooperatif türlerinin de gelişmesi sermaye birikimi rejiminin değişmesiyle paralellik gösterebilmekte. Buna bağlı olarak sunuşun sonuna doğru Türkiye’de kooperatiflerin faaliyet alanlarıyla ilgili gelişmeler konuşuldu. Metin hoca konuşmasının sonunda “Kooperatifler toplum için nefes almak gibidir” diyerek sistemin kendini yeniden üretmesine vurgu yaptı.

Eğer insanlara uygun koşullar yaratırsanız insanlar daha üretken olmaya başlar. – Robert Owen

Genç İşi Kooperatif ortağı Yusuf Can Gökmen’in sunumunda kooperatiflerin yapı ve işleyişi üzerine bilgi verdi. Gökmen, öncelikle kendi kooperatiflerini tanıttıktan sonra genel olarak kooperatifçiliğin yapısı ve işleyişi hakkında konuştu. Kooperatiflerin bağlı olduğu bakanlıklar, mali işleyiş, mevzuat… Bu temel bilgilerin yanında Gökmen, kooperatifçilikle ilgili diğer önemli noktalar üstünde durdu. Bunlardan biri diğer sunuşlarda da göreceğimiz gibi; kooperatif olmak isteyenlere karşılık “Gerçekten bir kooperatife ihtiyaç var mı?” sorusu. Kooperatif kurma konusundaki eğilimler çoğu zaman bilinçsizce olabilmekte. Kooperatifin bir amaç değil araç olduğu genel olarak akıllardan çıkan bir unsur.  Kooperatif, piyasanın yarattığı olumsuzluklara bir alternatif. Diğer bir soru, “Acaba aradığınız çözüm kooperatifte mi?”. Sosyal ve dayanışma ekonomisi kooperatif başta olmak üzere pek çok alternatifi içinde barındıran bir alan. Kooperatifler bu alternatiflerden sadece biri. Bence en sağlıklı olan karar vermeden önce tüm alternatiflerin tanımlarına, yapı ve işleyişlerine dair kapsamlı -yasal mevzuatı da kapsayan- bilgi edinilmesi. Bilgiye dayalı kararlar, kuruluş ve sonraki aşamalarda kurulan yapının verimli olabilmesini sağlar.

Kooperatif Türlerine Dair…

Programın ikinci gününün daha hareketli geçtiğini söyleyebilirim. Kooperatif türlerini konuşmaya “Kadın Kooperatifleri”nden başladık. Ayşe Gül Yılgör konuşmasının başında, kadın kooperatiflerinin günümüzde yoksulluğun azaltılması, istihdamı artırma ve kalkınma gibi konularda önemli bir aktör olarak gösterildiğine işaret etti. Yine de pamuk ipliğine bağlı bazı unsurlar var. Her kooperatifte olduğu gibi kadın kooperatiflerinde de karar alma süreçleri açık ve eşitlikçi olmalı. Aksi halde hiyerarşik bir yapıya dönüşmeleri mümkün. Üstelik bu, sadece onları değil diğer kadınları da yıpratacak bir durum yaratabilmekte. Benzer bir şekilde, kendilerini bireysel olarak güçlendirmek yerine kooperatifi güçlendirmeye daima öncelik vermeliler.

Genel olarak kadın kooperatiflerinin gıda ve tekstil ürünlerinde yoğunlaştığını görüyoruz. Ayşe Gül hoca, sunuşunda kadın kooperatiflerinin bilgi, beceri ve nitelik eksiği olduğunu vurguladı. Dolayısıyla kadınların artık otantik faaliyetler yerine daha yenilikçi alanlara eğilim göstermeleri önerilmekte. Yerel yönetimlerin desteklemesiyle değişen ve gelişen kadın kooperatifleri mevcut. Bununla birlikte başarısızlıkları da söz konusu. Örneğin kurulduktan bir süre sonra faaliyette olmayan kadın kooperatifleri de var. Bunların bazılarında iş bölümü dengesizliği görülüyor. Bu görev dağılımında etkinsizliğin bir sonucu. Başka bir deyişle tüm işlerin bir kişinin üstüne bırakılması. Yani birlikte çalışmayı öğrenemeyen yapılar karşımıza çıkabiliyor. Çoğu bireysel meselelerini kooperatifin önüne geçirebiliyor. Meseleler kişisel algılanarak ortaklar arası bazı sorunlar çözülmesi zor bir hal alıyor haliyle. İşte bütün bu kooperatifçilik macerasına girişmeden önce temel bilgi, beceri ve eğitimin alınması ve ortakların birbirlerini çok iyi tanımaları ve gerçekçi beklentiler içinde olmaları şart aslında.

Kooperatif kurmak isteyenlere öncelikle birlikte çalışın diyorum. Önce bunu deneyimleyin. – Ayşe Gül Yılgör

Kadın kooperatifleri sona erdikten sonra sosyal kooperatifleri konuştuk. Bu kadar çok tanımı olup da muğlaklığını hala koruyan bir konuya yakın zamanda rastlamadım. Bu nedenle konuşmamı hazırlarken de izleyicilerle paylaşırken de oldukça özen göstermeye çalıştım. Sosyal kooperatifleri biz özetle toplumun ihmal edilen kesimine yönelik faaliyet gösteren ve temel ihtiyaçlar konusunda uzmanlaşan yapılar olarak görüyoruz. Yine de öne çıkan özellikleriyle yerele göre, yerelin gereksinimlerine göre değişebilen yapılar. Örneğin dezavantaj meselesinin tartışmaya açık bir kavram olduğunu savundum. Dezavantajla kastedilen belirli bir bölgede ihmal edilen kişi ve gruplardır. Dolayısıyla o ihmal edilen kişilerin hangi gruba (uzun süreli işsizler, engelli bireyler, bakıma muhtaç yaşlılar vs.) dahil edileceği bölgeden bölgeye değişiklik gösterebilir. Ancak yapılan tanımlarda buna bir kısıtlama getirilebiliyor veya daha genel tutulabiliyor. Bununla birlikte Türkiye’de yasal bir tanımın olmayışı nedeniyle mevcut kooperatiflerin hangilerini dahil edebileceğimiz konusunda kararsız kalabiliyoruz. Bu belirsizlikleri bir yana sosyal kooperatifçilik konusunda öne çıkan özellikleri ve ülkeleri konuştuk. Daha fazlasını merak ederseniz, izlemeniz için buraya sunuş videomu bırakıyorum.

İlgili İçerik:   Kadın Kooperatifleri Kılavuzu Yayınlandı

Alternatif Eğitim

https://www.pinterest.ch/pin/274297433543349977/

Benden sonra sözü BBOM İzmir‘den gelen Yasin Sancak aldı. BBOM, alternatif eğitim sunan bir model. Ve İzmir dışındaki il ve ilçelerde de faaliyet gösteren zincirleri var. Eğitimin çeşitlendirilmesi gerektiğini vurgulayan bir okul düşünün. Buradan hareketle, 4 kilit unsurları var: alternatif eğitim, demokratik yönetim, ekolojik duruş ve özgün finansman. Okulda çocukların çözümlerine ihtiyaç duyuluyor. Çocuklar doğayla iç içe bir eğitim alıyorlar. Onların bir birey olarak kendilerinin farkına varmaları BBOM için öncelikli konulardan. Mesela bu okulda kuralları çocuklar koyuyor. O yüzden bu kurallar kendileri tarafından oldukça benimsenmekte. Bana öncelikle biraz ütopik gelse de “neden olmasın?” Hala devam eden bir yapı olduğuna göre demek ki doğru giden çok şey var.

Çocuklarla birlikte diğer önem verdikleri unsur da öğretmen eğitimi. Kamuda atanamayan ya da özelde de istihdama dahil edilmeyen öğretmenlere ulaşıp onlara eğitim veriyorlar. Bu uygulamalardan sonra, MEB onları tanımak için görüşme talebinde bulunmuş. Ve 4 yıllık bir proje başlatmışlar. Bu proje hala devam ediyor. Onlar öğretmenlerin mutlu olmadığı yerde çocukların da mutlu olamayacağı vurgusunu yapıyorlar. Bence de haklılar. Hayran kalmamak mümkün değil. Öğretmene saygılı, doğaya saygılı, çocuklara saygılı bir okul kooperatifi… Umudun esas kaynak olduğu düşüncesiyle de yola devam ediyorlar. Daha ne olsun!

Kooperatifçilik Okulu Sona Erdi…

http://theconversation.com/how-trees-communicate-via-a-wood-wide-web-65368

Kooperatifçilik Okulu, iki gün boyunca zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığım bir etkinlik oldu. Programın yoğunluğu bir tarafa, sunuşlardaki içerik ve çeşitlilik ilgiyi sürekli dinamik tuttu. Ayrıca Kültürhane ekibinin misafirperverliğini söylemeden geçmek olmaz. Bir de itiraf etmeliyim ki ilk sunuş deneyimimi gerçekleştirme fırsatı verdikleri için bu etkinlik benim için her zaman özel olacak tabii.

Kooperatiflere gelirsek, yeni ve bilinçli girişimleri gördükçe heyecanlanıyorum. Mevcut yapılar açısından baktığımda ise çoğunun yetersizliklerini fark edip bu yetersizliklerden dolayı pes etmek yerine kendilerini geliştirmeye çalıştıklarını gözlemliyorum. Bunu yeni kooperatiflerden etkilenerek yaptıklarını düşünmekteyim. Bu daha da güzel.

Gelişmeye ve yenilenmeye açık oldukları sürece kooperatiflere dair umut hep var bence. Gelenekselden yeni türlere, sosyal ve dayanışma ekonomisi girişimlerini bir araya getirip dayanışmalarını sağlayan tüm etkinliklere de buradan çokça selamlar…

Kategori(ler): Görüş Yazıları

2 Yorum

Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi "Umutsuzluk" Kavramını Tanımıyor!

  1. Kooperatiflerin nasıl insanların olumsuz değişime direnme ihtiyacından doğduğu ama yine de kendilerini değişime kapatmamaları gerektiğiyle ilgili çok güzel bir yazı olmuş.

    Bizimle görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir