‘Sürdürülebilir kalkınma’ terimi, Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun (WCED), 1987’deki Ortak Geleceğimiz başlıklı raporuyla kullanıma yerleştiğinden bu yana (Köne, 2018), siyasi ve bilimsel tartışmaların merkezinde yer almaktadır. Uluslararası gündemi şekillendiren büyük bir etki yaratmasına ve uluslararası topluluğun çevresel, ekonomik ve toplumsal gelişime bakışını değiştirmesine karşın, sürdürülebilir kalkınma kavramı tanımsal belirsizlik ve muğlaklık içermektedir (Kates, Parris & Leiserowitz, 2005).

Çok boyutlu olması ve tanımsal belirsizlik içermesi nedeniyle sürdürülebilirliğin ölçülmesi kolay değildir. Ölçüm için uygun gösterge arayışı, Rio Konferansından beri devam etmektedir. Rio Konferansında kabul edilen Gündem 21, 40. bölümde, özel olarak ülkeleri, uluslararası hükümetleri ve hükümet dışı örgütleri, sürdürülebilir kalkınma için bir gösterge kavramı geliştirmeye ve bunu ulusal, bölgesel ve küresel düzeyde birleştirmeye çağırmaktadır (UN, 1992). Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu bir dizi sürdürülebilir kalkınma göstergesi tasarlama konusunda öncülüğü üstlenirken; onu, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ve Avrupa Komisyonu takip etmiştir. Bugün; karar verme ve yönetme, savunuculuk, katılım ve fikir birliği yaratma, araştırma ve analiz gibi faktörler sürdürülebilirlik göstergelerine verilen önemi arttırmaktadır.

Sürdürülebilir Kalkınma için Enerji Göstergeleri

Enerji ve sürdürülebilir kalkınma arasında ayrılmaz bir bağ vardır. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA), enerjinin sürdürülebilir kalkınma için önemini dikkate alarak, 1999 yılında Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Bölümü (UNDESA) ve çeşitli IAEA üyesi ülkelerin katılımı ile birlikte ‘Sürdürülebilir Enerji Gelişimi için Göstergeler’ projesini başlatmıştır. Projenin adı daha sonra daha geniş enerji seçenekleri yelpazesine atıfta bulunmak için Sürdürülebilir Kalkınma için Enerji Göstergeleri (EISD) olarak değiştirilmiştir.

EISD, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu tarafından kullanılan kavramsal çerçeveye uygun olarak, enerjiyle ilgili faaliyetlerin çevresel etkisi, kalıcı, güvenilir ve uygun fiyatlı enerji kaynaklarına erişim gibi çeşitli göstergeleri içermektedir. Bu yazıda, EISD Setinde yer alan toplam birincil enerji arzı, toplam karbon dioksit (CO2) emisyonu, enerji bağımlılığı ve elektrik enerjisi üretiminde yenilenebilir enerji kaynak payı alt göstergelerinin Türkiye için 1990-2017 yılları arasındaki değişimleri incelenmiştir.

Toplam Birincil Enerji Arzı

1990-2017 yılları arasında Türkiye, toplam birincil enerji arzındaki değişim Şekil 1’de sunulmuştur. 1990 yılında 53 MTEP (Milyon Ton Eşdeğer Petrol) olan toplam birincil enerji arzı, 2017 yılında 145 MTEP’i aşmış durumdadır.

Toplam Seragazı Emisyonu

Şekil 2’den görüleceği gibi, Türkiye’nin tüm seragazlarını içeren toplam CO2 emisyon eşdeğeri 1990 yılında 219,8 milyon ton CO2-eşd. iken, bu değer 2010 ve 2017 yıllarında 404,6 ve 537,4 milyon ton CO2-eşd. değerlerine ulaşmıştır.

İlgili İçerik:   Perakende Kooperatifinin Geri Dönüşümlü Kahve Kapsülleri Kampanyası

Enerji Bağımlılığı

Türkiye’nin, 1990-2017 yılları arasında enerji bağımlılığındaki (net dışalım/toplam birincil enerji arzı) değişim Şekil 3’te sunulmuştur. 1990 yılında %54,4 olan enerji bağımlılığı 2010 ve 2017 yıllarında ise enerji bağımlılığı sırasıyla %72,7 ve %80,2’ye ulaşmıştır.

Elektrik Enerjisi Üretiminde Yenilenebilir Enerji Payı

Şekil 4’ten görüleceği gibi, Türkiye’nin, elektrik enerjisi üretiminde yenilenebilir enerji kaynak payı 1990 yılında %40,4 iken, bu değer 2000 yılında %25,0’e gerilemiş; takip eden yıllar arasında ufak değişimler ile bu seviyelerde kalmaya devam etmiş ve 2017 yılında %29,6 olarak gerçekleşmiştir. Elektrik enerjisi üretiminde kullanılan yenilenebilir enerji kaynakları hidrolik, jeotermal, rüzgâr, katı biyokütle, güneş, biogaz ve atık kaynaklarının toplamını içermektedir.

Değerlendirme ve Öneriler

Şekil 1-4’te sunulan grafiklere göre, toplam birincil enerji arzı, toplam CO2 emisyonu, enerji bağımlılığı ve elektrik enerjisi üretiminde yenilenebilir enerji kaynak payı göstergeleri, 1990-2017 yılları arasında, Türkiye enerji kullanımının özellikle toplam CO2 emisyonu ve enerji bağımlılığı göstergeleri açısından sürdürülebilir olmadığı görülmektedir.

Yukarıda belirtilen göstergelerin iyileştirilmesi sürdürülebilirlik için bir alt sınır olarak kabul edilebilir. Bu amaçla, Türkiye’nin sürdürülebilir enerji kullanımını destek olacağını düşündüğüm enerji verimliliği ve tasarrufunun dışındaki önerilerimi aşağıdaki gibi sıralayabilirim.

  1. Tüm enerji yatırımlarında ve özellikle de elektrik enerjisi üretiminde, çevre üzerindeki olumsuz etkileri en aza indirgemek ilke olmalıdır. Özellikle, termik santrallerden kaynaklanan kirletici emisyonlarını en aza indirme alanındaki araştırma ve geliştirme çalışmaları desteklenmelidir.
  2. Yenilenebilir kaynaklara dayalı enerji üretimini destekleyecek mevzuat, Türkiye’nin enerji politikalarını yerel, yeni ve yenilenebilir kaynaklara dayandırmayı amaçlayan bir makro strateji ışığında yenilenmelidir.
  3. Negatif dışsal maliyetleri enerji fiyatlarında içselleştirmek için mevcut vergilerde reform yapılmalıdır.
  4. Enerji kullanımından kaynaklanan emisyonları azaltmak için çevresel konularda ve enerjinin rasyonel kullanımında yerelden başlayarak farkındalık ve bilinçlendirilme çalışmaları yapılmalıdır.

Kaynakça

IAEA (International Atomic Energy Agency). (2005). Energy indicators for sustainable development : guidelines and methodologies. International Atomic Energy Agency, Vienna. Erişim

Kates, R.W., Parris, T.M. ve Leiserowitz, A.A. (2005). What is sustainable development? Goals, indicators, values, and practice. Environment: Science and Policy for Sustainable Development.  47, 8–21. Erişim

WCED (World Commission on Environment and Development). (1987). Our Common Future, Oxford University Press, Oxford.

Kategori(ler): Akademik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir