Küresel Krizden Sonra

Tüm kooperatif türleri genellikle siyasi, ekonomik ve sosyal huzursuzluk zamanlarında ortaya çıkarlar. Çoğu kişiye göre o huzursuz zamanlardan birinde yaşıyoruz (Rayes, 2018). Yaklaşık 200 yıldır uygulanan bir iş modeli olarak başarısını kanıtlamış kooperatifçiliğin 2008 krizinden bu yana çok daha ‘popüler’ olması, geleneksel kooperatiflere yeni kooperatif türlerinin eklenmesi iki temel nedene bağlanabilir. Bunlardan ilki, geleneksel kooperatiflerin kriz karşısındaki dayanıklılığıdır. İkincisi ise geleneksel kooperatiflerden farklı özelliklere sahip yeni kooperatif biçimlerinin sosyal sorunlar için çözüm üretme becerisidir.

Photo by Oli Scarff/Getty Images

Bu bağlamda, 2012 yılının Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Uluslararası Kooperatifler Yılı olarak ilan edilmesi bir rastlantı değildir. Kooperatiflerin sosyo-ekonomik kalkınmaya özellikle yoksulluğun azaltılması, istihdam yaratma ve sosyal bütünleşmeye olan katkılarına atıf yapan BM, kooperatiflere ekonomik ve sosyal kalkınmada önemli görevler ve sorumluluklar düştüğünü ifade etmektedir. Bu bakış açısı, Uluslararası Kooperatifler Yılı kutlamalarının ana teması olarak seçilen “Kooperatif İşletmeler Daha İyi Bir Dünya Kurar” ifadesinde somutlaşır.

Daha İyi Bir Dünya için…

“Kooperatif İşletmeler Daha İyi Bir Dünya Kurar” teması, daha iyi bir dünya arzusunu dile getirir. Bu noktada şu sorular akla gelmekte: Neden uluslararası kurumlar daha iyi bir dünya arayışını dile getiriyorlar? Daha iyi bir dünya denildiğinde, istikrarlı büyüme gösteren, krizlerin yaşanmadığı ekonomiler mi anlaşılmalı? Sorun iktisadi mi?

Daha iyi bir dünya çağrısı sorununun gerçekte  yalnızca ekonomik olmadığı kavrayışına dayanır. Sorun bugünkü üretim ve tüketim sistemimizdir. Çünkü bu üretim ve tüketim biçimine dayalı insan uygarlığı ekonomik, toplumsal ve ekolojik  olarak sürdürülemez niteliktedir.

Ekonomik olarak sürdürülemez.

Çünkü, ekonomik büyüme istikrarlı değil; sık sık krizler yaşanmakta. Yeni bir durgunluk dönemine girildiği ya da bir sonraki finansal krizin oldukça yakın olduğu yönünde değerlendirmeler göz ardı edilmemeli.  Büyüme dönemlerinde elde edilen yararlar toplumların en zengin, en varlıklı kesimlerinin elinde toplanmakta. İşsizlik sorunu çözülemediği gibi robot kullanımı ve otomasyona dayalı üretim biçimlerinin yaygınlaşması mevcut işleri tehdit etmekte. Böyle bir ortamda güvenceli, insana yaraşır işler bir hak olmaktan çıkıp neredeyse bir lütuf olarak görülüyor. Bireyler güvencesiz yaşamlarında geleceğin belirsizliği altında eziliyorlar.

Toplumsal olarak sürdürülemez.

Başta gelir ve servet eşitsizliği ancak bunlarla sınırlı olmayan ve yaşamın her alanına yayılmış eşitsizlikler, bireylerin bir arada yaşamalarını olanaksızlaştırıyor; toplumları insan kalabalıklarına dönüştürüyor. Kemer sıkma politikaları ile budanan kamu harcamaları ve kamu hizmetleri en çok sosyal dışlanma riski altındaki grupları vuruyor. Kapsayıcı olmayan gelişme sürecinde giderek daha çok birey geride bırakılıyor, dışlanıyor. Toplumlarda gerilimler birikiyor.

Ekolojik olarak sürdürülemez.

Doğal kaynakların hızla tüketilmesi, kalitesinin bozulması, çevre kirliliği… Geçtiğimiz yıl iklim değişikliği ile ilişkili doğal afetlerin yol açtığı zararların maliyetinin 320 milyar Dolar olduğu tahmin edilmekte (UNOECOSOC, 2018)  Doğadan gelen uyarıları göz ardı ederek bugüne geldik. Fikrimce, bu konuda kuşkucu olma, iklim değişikliğinin gerçekliğini sorgulama noktasını çoktan geçtik.

Sonuç olarak tüm insanlık tarihi boyunca karşımıza çıkan en büyük krizle karşı karşıyayız. Yalnızca bugünkü ya da kısa vadedeki kazançlara odaklanan bakış açımız bizi uzun vadede çıkmaza sürüklüyor. Bugünkü kararlarımızın geleceği nasıl etkileyeceğini düşünmeliyiz. Kâr yerine insana ve doğaya öncelik veren bir ekonomi paradigmasına ihtiyacımız var.

Kooperatif Farkı

Bulgular, kooperatif modelinin ekonomik ve sosyal fayda yarattığını ve kâr amaçlı geleneksel firmalara göre daha başarılı olduklarını göstermekte (IPPR Commission on Economic Justice, 2018):

  • Çalışanları için daha fazla iş tatmini ve daha fazla iyi olma (well-being) hali, yani daha çok maddi olmayan refah  sağlıyorlar.
  • Daha az ücret eşitsizliği yaratıyorlar.
  • Çalışanların işe bağlılıkları daha yüksek.
  • Verimlilik daha yüksek.

Bunlar kooperatifçilik iş modelinin doğası gereği ortaya çıkan sonuçlar. Bu iş modeli, değerler ve ilkeler üzerine kurulu. Kooperatifçilik ilkelerinden biri olan “toplumsal sorumluluk” ilkesi, kooperatiflerin üyelerinin gereksinim ve isteklerine odaklanmakla birlikte, içinde bulundukları yerel toplumun sürdürülebilir kalkınması için de çalışacaklarını ifade eder. Bu ilkeleri yaşama geçiren ve olumlu eylemlerini topluma göstermeyi başaran kooperatifler kendilerini kâr amaçlı şirketlerden farklı konumlandırmayı başarırlar. Toplumun güvenini kazanırlar. Bu yolla piyasada kalıcılık sağlayacakları gibi sürdürülebilirliğe de katkıda bulunurlar.

Kooperatifçilik Yoluyla Sürdürülebilir Toplumlar

Uluslararası planda kooperatifçilik çatı kurumları BM tarafından belirlenen Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine kayıtsız kalmıyorlar. Yoksulluğu ortadan kaldırmak, gezegenimizi korumak ve tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasını sağlamak için belirlenen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi gerçekte kooperatifçilik ilke ve değerleri ile uyumludur.

İlgili İçerik:   Afrika'da Kooperatifçilik Hareketi Güçleniyor

Bu yıl 7 Temmuz’da kutlanan Uluslararası Kooperatifler Günü için tema “mal ve hizmetlerin sürdürülebilir tüketim ve üretimi” olarak belirlendi. Bu tema altında, oylama yoluyla seçilen slogan ise “kooperatifçilik yoluyla sürdürülebilir toplumlar” oldu. Seçilen tema ve slogan, BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinden, Hedef No.12’yi yani “Sorumlu Tüketim ve Üretim” hedefini akla getirmekte.

Potansiyel Nasıl Gerçekleştirilecek?

2012 Uluslararası Kooperatifler yılı ve 2018’de Uluslararası Kooperatifler Günü kutlamalarında seçilen temalar, sloganlar hepsi sürdürülebilirlik noktasında birleşiyor. Evet, kooperatifler, iş modelinin doğası gereği sürdürülebilirliğin gerçekleştirilmesi için önemli bir potansiyel taşımaktalar. Peki, kooperatif modelinin potansiyeli nasıl gerçekleştirilecek? Mevcut başarılar, ‘kooperatif farkı’ yeterli mi?

Amaç sürdürülebilir kalkınma ise kuşkusuz yeterli değil. Kooperatiflerin geleneksel ortak çalışmaya dayalı alanlarını genişletmeleri ve sürdürülebilirlik sorunları için daha fazla sorumluluk almaları gerekiyor. Sürdürülebilirlik bir amaç olarak benimsenmeli, yaşama geçirilmeli, gündelik eylemlerinin bir parçası olmalı. Toplumsal fayda ve ekolojik sorunlar daha çok gözetilmeli.

Kooperatiflerin sürdürülebilirlik konularında sorumluluk üstlenmeleri tek yönlü işleyen bir süreç değildir. Sorumluluk almak, evet, maliyetleri arttırır. Ancak dünyadaki gelişmelere baktığımızda, sürdürülebilir kalkınmayı önemseyen ve yaşamlarını bu yönde değiştirmek isteyen pek çok insan olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, sürdürülebilirliği destekleyen uygulamaları benimseyen ve eylemlerini toplumla paylaşarak duyuran kooperatifler bunun karşılığını, ödülünü piyasada alabiliyorlar.

Belirli ilkelere uymayı taahhüt eden ve bunların izlenmesi, denetlenmesi konusunda şeffaf ve hesap vermeye hazır olan kooperatifler, bu şartlar altında kendilerine sunulan ürünler için daha yüksek fiyat ödemeye razı olan tüketicilere ulaşabiliyorlar. Nitelikli çalışanlar, kooperatiflerin sunduğu ücretler piyasanın bir miktar altında olsa bile kendi değerlerine yakın buldukları için kooperatiflerde çalışmayı tercih edebiliyorlar. Gönüllü çalışma artık yalnızca dernek ya da vakıflarda değil kooperatiflerde de söz konusu.

Kooperatifçilik Ekosistemi

Sağlıklı bir kooperatifçilik ekosistemi için gerekenler iyi bilinmekte: Destekleyici yasal düzenlemeler, finansal kaynaklara erişim olanaklarının sağlanması, etkili tanıtım, savunuculuk, eğitim… Kuşkusuz bunlar için çalışılmalı. Ancak fikrime göre daha güçlü bir kooperatifçilik ekosistemi için bunlardan daha önemli bir şeyler var:

Tıpkı ekosistemlerde olduğu gibi sosyal sistemler de çeşitlilik, karşılıklı bağımlılık ve işbirliği olduğu sürece güçlü olurlar.

Çeşitlilik: Tek bir kooperatif ve tek bir kooperatifçilik yok. Bu alanda kooperatifçilik ilke ve değerlerine bağlı oldukları ve bunları eyleme taşıdıkları sürece tüm kooperatiflere yer var. Farklılıklar zayıflatmaz. Tersine tek tipleşme zayıflatır.

Karşılıklı Bağımlılık ve İşbirliği: Kooperatifler, ortakların karşılıklı bağımlılığına dayalı olarak kurulurlar. Rekabet yerine işbirliğini savunurlar. Dayanışma ve işbirliği yalnızca kooperatif içinde, ortaklar arasında olmamalı;  kooperatiflerin dışına da taşınmalı. Yatay ve dikey bütünleşme olanakları kullanılmalı. Diğer kooperatifler, sosyal dayanışma ekonomisinin kurumları, sendikalar, sivil toplum kuruluşları ile daha güçlü bağlar kurulmalı. Kurumsal anlamda bu bağlar kurulurken topluluk bireyleri ile uzun vadeyi hedefleyen ilişkiler geliştirilmeli. Sermayeye değil insana dayalı işletmeler olan kooperatiflerin yarattıkları etki, toplumla kurdukları bağların gücü ile orantılıdır.

Daha iyi bir kooperatifçilik ve daha iyi bir dünya için kestirme bir yol olduğunu düşünmüyorum. Burada savunduğum görüş özetle, kooperatiflerin sürdürülebilirlik için daha çok inisiyatif üstlenmeleri yani toplum ve doğa için fazla sorumluluk almaları, bugün uğruna geleceği feda etmemeleri… Kooperatifler, günümüzün acil sorunları karşısında, ortak çalışma ile üyelerinin refahını arttırmak olarak tanımlayabileceğimiz geleneksel anlayışlarını güncelleyerek, amaçlarını Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile birleştirebilirler. Geleceğin kooperatifçiliği sanırım bunları doğru biçimde yapan işletmeleri ödüllendirecek.

Not: Bu yazı, 29 Kasım 2018 tarihinde Ankara’da yapılan Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı Dış Paydaş ve Kooperatifçilik Sorunları Çalıştayında yaptığım konuşmaya dayanmaktadır.

IPPR Commission on Economic Justice (2018). Prosperity and justice: a plan for the new economy. Erişim

Rayes, J. F. (2018). Philly wants to teach retiring business owners how to sell — to their workers. The Inquirer Daily News. Erişim

UNECOSOC. (2018, December 2). #ClimateChange is real. The achievement of the #SDGs is under threat. Last year climate-related disasters cost $320 billion dollars of damage. We have the power to stop this trend. At the @UN Climate Change Conference #COP24, let’s move from commitments to #ClimateAction. [Twitter post]. Erişim

Kategori(ler): Akademik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir