COVID-19 krizini toplumsal yeniden üretim perspektifinden analiz eden yazıda kriz sonrası dünyanın merkezinde bakıma dayalı bir ekonominin olması ve bakım emeğine hak ettiği değerin verilmesi gerektiği savunuluyor. 


Göz Önündeki Gizli Meskenler: COVID-19 Salgını neyi ortaya çıkardı ve neden toplumsal yeniden üretimi Covid sonrası daha adil bir dünyanın merkezine koymamız gerekiyor

Bir yıldan fazladır süren acı, ölüm ve gündelik yaşamdaki derin dönüşümlerin ardından, şu ana kadar COVID-19 krizini iyice değerlendirmenin ve toplumsal yeniden üretimin değerine odaklanan bir gelecek için vizyonlar yaratmanın zamanı geldi. Yakın zamanda Feminist Economics dergisinin Toplumsal Cinsiyet Perspektiflerinden COVID-19 özel sayısında yayınlanan “Göz Önündeki Gizli Meskenler” başlıklı makalemizde, COVID-19 krizini çözümlemek için toplumsal yeniden üretim merceğini kullandık.

Toplumsal yeniden üretim nedir? Toplumsal yeniden üretim hem yaşamın hem de kapitalist ilişkilerin yeniden üretimi için gerekli olan, Cindi Katz’ın akılda kalıcı tabiriyle “günlük yaşamın elle tutulur, dağınık ve değişken tarafı” olduğu kadar “bir dizi yapılandırılmış pratiktir”. Diğer bir deyişle, ücretli ve ücretsiz tüm işleri, hayatımızın ve toplumun yenilenmesi için gerekli olan sosyo-kültürel pratikleri, kurumları ve sektörleri kapsar. Bu nedenle, işin hem hane içinde hem de dışında örgütlenmesi hakkındadır. Bunun, COVID-19 krizinin etkisini keşfetmek için önemli bir bakış açısı olduğunu savunuyoruz.

Aslında, bu kriz tam olarak ekonomilerimizin ve toplumlarımızın temel unsurlarını, yani çeşitli biçimleriyle işin örgütlenmesini sarstığı için öncekilerden temelde farklıdır. Bu süreci tam olarak çözümleyebilmek için yeniden üretim işi ve üretken iş arasındaki karşılıklı etkileşimi göz önünde bulundurmalı, krizin iş dünyasındaki etkilerini keşfetmeli ve hanehalkının rolünün yeniden düzenlenmesiyle olan bağlantıları haritalamalıyız. Bilhassa, krizin trajik sonuçları, Nancy Fraser’in ileri sürdüğü gibi, dünya ekonomisinde kronik bir bakım krizi yaratan onlarca yıllık neoliberalleşme, kemer sıkma ve toplumsal yeniden üretimin özelleştirilmesinin muazzam zarar verici etkileri tarafından dayatılmış olduğu şeklinde de anlaşılmalıdır. Hanehalkları çifte baskıya maruz kaldı. Hanehalkları bu kronik bakım krizini toplumsallaştırırken, aynı zamanda ücretli istihdamdaki gelir paylarının düşüşünden etkileniyorlar. Gerçekte, aynı dönemde, işgücü piyasalarında istihdamın kadınlaşması ve kayıt dışı hale gelmesi yaşandı.

COVID-19 salgını, sosyoekonomik eşitsizlik ve dünya çapında toplumsal yeniden üretimin üzerindeki baskı bakımından zaten sıkıntılı olan durumu daha da kötüleştirdi. Buna rağmen kriz, toplumsal yeniden üretimin değerinin yeniden keşfedilmesinin temellerini de atabilir.

Toplumsal yeniden üretim perspektifi, COVID-19 krizinin tetiklediği iki temel dönüşüme dikkat çekiyor. Birincisi, hanehalkı tarafından üstlenilen toplumsal yeniden üretim işinin yoğunlaşması ve bunun hanehalkının doğası ve yapısına ve sosyoekonomik durum ve ilişkilerden kaynaklanan maddi farklılıklara bağlı olarak değişiklik gösteren etkisi. Teoride, bakım ve toplumsal yeniden üretim işlerinin eve geri getirilmesinde kapanma politikaları ayrım gözetmese de, gerçekte etkiler eşitsizdir ve şu faktörler tarafından biçimlendirilmiştir: i) örneğin, kadınlar ve erkekler arasında ev içinde yeniden üretimin baştan müzakere edilme modelleri, ii) bakılması gereken çocukların, yaşlıların ve hastaların varlığı, iii) hanehalkı varlıkları ve yaşam koşullarındaki farklılıklar ve iv) hanehalkı üyelerinin meslekleri.

İkinci önemli dönüşüm, kadınlar, göçmenler ve etnik azınlıkların yoğunlaşma eğilimi gösterdikleri düşük vasıflı ve düşük değerli üretim olarak kabul edilen ekonomik sektörler ile tipik olarak yüksek vasıflı ve yüksek değerli üretim olarak kabul edilen sektörler arasındaki dengede meydana gelen değişim oldu. Bir yandan ev dışında çalışmaya devam edenler ciddi sağlık risklerine maruz kalıyor. Öte yandan, bu işçilerin elzem olduğunun kabul edilmesi gerekiyordu. Küresel tedarik zincirlerinin başlangıç noktasındaki en savunmasız işçilerin salgın sırasında altüst oldukları ve Küresel Güney’deki kayıt dışı ekonominin çok kötü etkilendiği açıktır. Eşitsiz etkiler, i) mesleki ayrımcılık, ii) küresel tedarik zincirlerinde güç ilişkileri, iii) göç ve iv) sosyal korumaya erişim ile şekillenmiştir.

Bu COVID-19 anı, bizi durumu değerlendirmeye ve rotayı değiştirmeye davet ediyor ve toplumsal yeniden üretimi bu yeni yönün merkezine yerleştiriyor. Kolektif bir tepki örgütleyerek, toplum olarak bizler, toplumsal yeniden üretimde elzem işçilerin sahip olduğu yerin tanınmasını talep etmeliyiz. Bunu, yalnızca “vasıfsız emek” söylemini daha onurlu bir “elzem işçi” sınıflandırmasıyla değiştirerek değil, aynı zamanda ücret artışları, sosyal koruma, emekli maaşları, uzatılmış hastalık izni, doğum izni ve göçmenler için sınırsız vatandaşlık haklarını içeren maddi ve siyasi talepleri de ortaya koyarak yapmalıyız. Ek olarak, geç olmadan herkes için, özellikle de Küresel Güney’deki göçmenler ve kayıt dışı işçiler için bir tür gelir garantisi veya temel gelire ihtiyacımız var. Bununla birlikte, toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf eşitsizliklerin üzerine gitmek için temel hizmetlere erişimde meta-dışılaştırılmış bir sisteme de ihtiyacımız var. Öncelikle yoksun olanları ve güçsüz kılınmışları bu hizmetlere erişimde engellerle karşı karşıya bırakan koşulları yaratan piyasa ideolojisinin dışında bir sisteme. Birleşik Krallık Muhafazakâr hükümetinin henüz açıkladığı bütçe bu yönde değil ve aslında tam tersi. Kemer sıkmaya geri dönülemez; bu, “hanehalkı bütçesi” ve dar görüşlü mali köktencilik anlatısına son vermenin zamanıdır. En savunmasızların yararına çalışan, bakıma dayalı bir ekonomi için sağlık, eğitim, yerel yönetim ve kamu hizmetleri alanlarında kamu yatırımına ihtiyacımız var.

Makalemizin gösterdiği gibi, COVID-19 krizini anlamak ve yanıt vermek için feminist perspektifler her zamankinden daha fazla gerekli. Daha ileri okuma için, editörlüğünü Naila Kabeer, Shahra Razavi ve Yana van der Meulen Rodgers’ın yaptıkları ve 31 Temmuz 2021’e kadar ücretsiz erişilebilecek 27 makalenin bulunduğu Feminist Economics’in kısa bir süre önce yayımlanan iki sayısına bakabilirsiniz.

Sara Stevano Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu (SOAS) İktisat Bölümünde öğretim görevlisidir. Twitter adresi @SaraStevano.

Alessandra Mezzadri Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu (SOAS) Kalkınma Çalışmaları’nda kıdemli öğretim görevlisidir.

Lorena Lombardozzi Açık Üniversite Sosyal Bilimler ve Sanat Fakültesi’nin Sosyal Bilimler ve Küresel Çalışmalar Okulu İktisat Bölümünde öğretim görevlisidir. Twitter adresi @floretta_voice.

Hannah Bargawi Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu (SOAS) İktisat Bölümünde kıdemli öğretim görevlisidir. Twitter adresi @hannahbargawi.

Bu yazının bir versiyonu ilk olarak SOAS Blog’da yayımlanmıştır.


Not 1: Sara Stevano, Alessandra Mezzadri, Lorena Lombardozzi ve Hannah Bargawi’nin Developing Economics blogunda 23 Mart 2021 tarihinde yayımlanan “Hidden Abodes in Plain Sight: What the COVID-19 Pandemic has revealed and why we need to put Social Reproduction at the centre of a more just post-Covid world” başlıklı yazılarından Aylin Çiğdem Köne tarafından çevrilmiştir. Erişim

 Not 2: Öne çıkan görsel, Adrien TaylorUnsplash

Kategori(ler): Akademik

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir