Helena Norberg-Hodge, “kültürel ve biyolojik çeşitliliğin yeniden canlandırılması ve dünya çapında yerel toplulukların ve ekonomilerin güçlendirilmesi” için çalışan Local Futures’in kurucusu ve yöneticisidir. Norberg-Hodge bu yazısında, Yerli halkların bilgi, yaşam ve oluş yollarından ilham alan yeni politik anlatılar önerme zamanının geldiğini söylüyor ve görüşlerini yerelleştirme savunusuyla birleştiriyor. 


Modern dünyanın karşılaştığı krizler yerli kültürlerin en başından beri bildiği bir şeyi gösterdi: Tüm doğal olayların ayrılmaz şekilde bağlantılı olduğu. Amazon ormanları – dünyanın en hayati organlarından biri – küresel ekonomiyi beslemek için yerle bir edilirken yapısı bozulan ekosistemlerden çıkan bir virüs insanların ciğerlerine saldırıyor. Washington, Brüksel ve Pekin’de ekonomik tedbirler alınırken binlerce mil ötede insanlar köklerinden kopartılıyor ve ekosistemler yok ediliyor.

Son kırk senede doğal dünyayla karşılıklı bağımlılığımızın farkındalığı yavaş yavaş egemen kültürel anlatıya sızdı ve bu, Batılı olmayan kültürlerle yerli halkları daha çok takdir etmemizi sağladı. Neredeyse her alanda ekolojik ve sosyal bilinçli hareketler tabandan yükseldi. Eko-psikolojiden ekolojik mimariye, insan hakları kampanyalarından temel haklardan mahrum olanların desteklenmesine, insanlar daha iyilikçi, daha nazik ve daha sürdürülebilir bir yaşam şekli için arzularını pek çok şekilde gösterdiler.

Öte yandan aynı dönemde, başlangıçta sömürgecilik, kölelik ve ırkçı soykırım ile yürüyen küresel ekonomi aynı yolda ilerlemeye devam etti.  Nasıl sömürgecilik serveti en başta küresel tüccarların elinde topladıysa, ekonominin amansız küreselleşmesi de sayıları giderek azalan çokuluslu şirket ve banka topluluğuna öyle hizmet ediyor. Baştan çıkarıcı ‘ilerleme’ adının altında bu sistem toprağa dayalı ekonomilerin karşılıklı bağımlılığını baltalamaya ve onları isimsiz, hesap vermeyen küresel tedarik zincirleriyle değiştirmeye devam ediyor.

Büyümenin ekolojik ve insani trajedileri

Bu sistem, Amazon Ormanlarını doymak nedir bilmeden istila ederken ortaya çıkan insani ve ekolojik trajedi dünyaya dalga dalga yayılıyor. Yağmur ormanları yerlerini endüstriyel tarım ve çölleşmeye bırakırken muazzam ölçüde karbon açığa çıkıyor ve küresel su döngüsü yerle bir oluyor. Yanomami lideri Davi Kopenawa’nın yorumu akıllara kazınır nitelikte. “Yalnızca bir gökyüzü var ve ona sahip çıkmalıyız, çünkü eğer hasta olursa her şey sona erer.”

Bu mesaj henüz siyasi liderlerimize ulaşmadı. Aksine, bazıları sonsuz ekonomik büyüme hakkında masallar anlatan demagoglar olma yolunda. Kendi mesajları ise “iş güvenliğin ekonominin büyümesine bağlı ve bunu sürdürmek için ne gerekiyorsa yapacağız.”

Bu, ekonomik olarak güvencesiz bırakılmış ve tüketimciliğin her şeye gücü yeten propagandasıyla psikolojik olarak güvencesiz kılınmış insanların büyüyen saflarına çekici gelebilir. Ümitlerini yitirmiş ve kafası karışık haldeyken pek çoğu “yeşilcileri”, solcuları, göçmenleri, siyahları ve beyaz olmayanları ve zengin elitlerin elindeki kontrolden çıkmış ekonomik kumarhaneden başka her türlü kültürel “ötekiyi” günah keçisi ilan edenlerin yabancı düşmanı retoriğine kanabilir. Onların bakış açısından kaynakları için Amazonları buldozerlerle talan etmek, ekonomimizin ayakta kalması için makul bir bedel olagelir.

Hem sağ hem de solda devlet başkanları ve iş dünyasının elitleri küresel ekonominin toplumsal ve ekolojik etkilerini görmezden geldi. Sistem tüm dünyaya yayılırken ve ekonometrik düşünme şekli gitgide dar alanlarda uzmanlaşırken neredeyse kimse küreselleşmenin gerçek bedelini fark etmiyor.

Gerçek şu ki, küreselleşme uzun dönem bir yana, kısa dönemde bile çoğunluğun hayatını iyileştirmiyor. Küresel büyümenin getirdiği tüm o büyümenin sadece %5’i dünya nüfusunun en fakir %60’ına gidiyor. GSYH rakamlarının altına bakınca durum daha da vahim: Küresel ekonomi yüzünden dünyadaki insanların çoğu reel olarak daha yoksullaşmış.

“Kalkınma” sürecinin sonuçları

Dünyanın görece daha az sanayileşmiş bölgelerinde “kalkınma” süreci, halkları kendine yeten, topluluk temelli, yerel ekonomik sistemlerden çekip aldı ve son derece dengesiz bir merdivenin en alt basamağına itti. Genellikle, monokültür tarım veya çok kötü koşullarda çalışılan fabrika ve atölyelerde küresel Kuzey için mal üretmekle yükümlendiler. Günde birkaç dolarlık bir nakit gelir elde edebilmelerine rağmen çoğunlukla kendi köy ekonomilerinde yaşadıklarından daha büyük bir yoksunluğun içindeler.

Sözde “zengin” ülkelerde bile orta sınıflar, sırf ayakta kalabilmek için giderek daha yoğun ve giderek daha uzun iş saatleri boyunca mücadele etmek zorunda. Bu arada, propaganda endüstrisi onları her gün binlerce reklamla bombardımana tutuyor ve kendilerini değersiz hissetmelerine ve sürekli daha fazlasını arzulamalarına neden oluyor.

Buraya nasıl geldik?

Geçtiğimiz otuz beş yılda, küreselleşme adına, “serbest ticaret” anlaşmaları, çokuluslu şirketlerin ve bankaların gezegenin herhangi bir yerinde ucuz işgücü ve kaynaklardan yararlanma gücünü çarpıcı biçimde arttırdı. Bu çokulusluların kuralsızlaştırılması iş olanakları bol, yerel işletmelere zarar verdi. Zira aynı süreç; yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde aşırı düzenlemeyle, aşırı vergilendirilmeyle ve işsizlikle sonuçlandı. Küresel bankalar ve şirketler gezegendeki en güçlü varlıklar oldular; yeri geldiğinde ulusal hükümetlere emir verecek kadar.

Bu eğilimleri tersine çevirmek için, bu kez masadaki sivil toplumla ticaret anlaşmalarının yeniden müzakere edilmesi çağrısında birleşmiş geniş halk hareketleri oluşturmak için Yerli kardeşlerimizle el ele vermeliyiz. Servet ve gücü küresel tekellerin avucunda toplayan ileri teknolojili, kaynak yoğun endüstrileri kayırmak için vergileri, sübvansiyonları ve düzenlemeleri kullanmalarına son vermeleri ve bu desteği daha yerel işletmelere yöneltmeleri için hükümetlere baskı yapmalıyız.

Sol-sağ ayrımını birleştirmek hayati öneme sahip. Bolsorano ve Trump’a oy verenler bunu çoğunlukla ekonomik küreselleşmenin dayattığı kültürel ve ekonomik marjinalleştirme yüzünden yaptı. Bir zamanların uyumlu topluluklarını depresyon, bağımlılık ve işsizliğin cirit attığı yalıtılmış ve geri kalmış topluluklara indirgeyen bir süreç.

Yerli bilgeliğinden ilham alma zamanı

Zaman, Yerlilerin bilgi, yaşam ve oluş yollarından ilham alan, ekolojik kökleri olan toplulukların serpilip gelişmesinden ve gerçek bolluktan bahseden yeni politik anlatılar önerme zamanı. Zaman, ekonomik yerelleşme zamanı. Yerli halkların ezelden beri oldukları gibi Dünyanın Şifasının, Cura da Terra’nın parçası olmanın yolu bu.

Yerel ekonomileri güçlendirerek, uzaktaki şirket bankası hesaplarına hortumlanacak parayı, yerel işletmeleri ve meslekleri desteklediği topluluğun içinde dolaşımda tutarız. Üretici ve tüketici arasındaki mesafeyi azaltarak, ihracata yönelik tek tipleşmiş mallar yerine, yerel ihtiyaçlara hitap eden çeşitlendirilmiş üretime öncelik veririz.

Bu şekilde toprakta monokültürden çeşitliliğe doğru yol alırız. Bunlar hakiki ekolojik yönetim için, toprağın iyileşmesi için, verimliliğin artması için hayati bir adım. Aynı zamanda merkezileşmiş, fosil yakıta bağımlı, otomatik sistemlere bağlılığımızdan vazgeçip insanlardan ve onların çeşitli yeteneklerinden faydalanışımızı ilan ederiz. Ve en önemlisi ekonomik yerelleşmeyle uzun dönemli, nesiller arası ilişkileri ve derin topluluk bağlarını destekleriz. Bunlar, geleneksel kültürlerin hep bildiği gibi, psikolojik güvence ve iyi oluşumuzun temel taşlarıdır.

Yerelleşme ve Yerli bilgeliği

Sao Paulo’dan Sidney’e ilerisi için yolu gösteren sayısız tabandan yerelleşme projeleri hâlihazırda mevcut. Çiftçi pazarları ve üretici-tüketici kooperatiflerinden yerel işletme birlikleri ve topluluk finans planlarına kadar, insanlar yereldeki karşılıklı bağımlılığımızı tepeden tırnağa yeniden örüyorlar. Sağduyuyla ve yürekten gelen sezgiyle tüketiciliğin hengâmesinden kaçıp insanca bir hızda ve boyutta yerel hayatlar yaşamak için yaratıcı yollar buluyorlar.

Bu projeler gösteriyor ki ekonomik etkinliğin ölçeğini küçülterek ve yerelleştirerek ekolojik etkimizi azaltabiliriz. Daha anlamlı ilişkiler ve geçim kaynakları yaratabiliriz. Doğayla ilişkimizi düzeltebilir ve işletmelerin sorumluluklarını arttırabiliriz. Sadece kişisel doyumu ve neşeyi arttırmakla kalmayıp daha mütevazı ve bilgece kararların önünü açan bir süreçle etrafımızdaki karmaşık, canlı dünyayla tekrar yakın ilişkiler kurabiliriz.

Toplulukla, toprakla ve suyla, hayvanlar ve bitkilerle sayısız karmaşık ve karşılıklılık etkileşimlerinin üstüne kurulu Yerli bilgeliği gibi, yerelleşme de canlı dünyayı bir arada tutan karşılıklı bağımlılık iplerini görünür kılar.


Not 1: Helena Norberg-Hodge’nin 18 Ağustos 2020 tarihinde Local Futures blogunda yayımlanan yazısından Barış Soysaraç tarafından çevrilmiştir.  Erişim

Not 2: Öne çıkan görsel, Stéfano GirardelliUnsplash

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir