Hasbahçe Sürdürülebilir Sağlıklı Yaşam Vakfı’nın kurucularından Ayşe Eyüboğlu Pulhan’ın annesi Beril Eyüboğlu, 2025 yılının Ekim ayında çıkardığı kitabı Yolumu Ararken’de yaşam öyküsünü okuyucularla paylaşıyor. Çevirilerinden tanıyor olabileceğiniz Beril Eyüboğlu, bu kitaba bir sözlü tarih çalışması olarak başlamış ve sakladığı mektupların, günlüklerin yardımıyla son haline getirmiş. Eyüboğlu, kitabının gelirini Hasbahçe Sürdürülebilir Sağlıklı Yaşam Vakfı’na bıraktı. [i]
Hasbahçe Vakfı ve Sosyal Ekonomi’nin ortak çalışması olan Aktif Yaşlananlar söyleşi serisinin ikincisinde Beril Eyüboğlu’nu konuk ediyoruz.
Kayda değer, önemli olaylara tanıklık ettim
Kitabınız için kutlarız. Zevkle okuduk ve otobiyografik ögeleri toplumsal gözlemlerle birleştirerek zenginleştirmenizden çok etkilendik. Yolumu Ararken’i yazmaya nasıl karar verdiniz?
Çok teşekkür ederim gösterdiğiniz ilgi için…
Yolumu Ararken’i yazmaya karar veren ben değilim! Doğrusu aklımın ucundan geçmemişti bir gün anılarımı yazacağım. Ne var ki, feminist arkadaşım Feryal Saygılıgil’in benimle yaptığı bir sözlü tarih çalışması sonucunda ortaya bu kitap çıktı.
Eskiden biz mektup yazardık! Yazdıklarımızı zarfa koyar, zarfı pullar, postaya verirdik. Benim kutularda sakladığım böyle yığınla mektup var. Bir de günlüklerim… Bunlara daldıkça hayatımı yazma fikrine ısındım. Oldukça uzun bir ömür benimkisi. Kayda değer, önemli olaylara tanıklık ettim. Bunlardan söz edebilirdim…
Kitap, yakın tarihimizin canlı bir kesiti olmuş. Kitapta kişisel yaşamınız kadar toplumsal hak mücadeleleri de önemli bir yer tutuyor. Geriye dönüp baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz?
Geriye dönüp baktığımda iyi ki yazdım, diyorum. Zira bu, enerji ve zaman isteyen bir çalışma. Şimdi olsa böyle bir işe kalkışamazdım!
Her yaşta hayattan zevk alacak küçük şeyler bulmak çok önemli
Şimdi konuyu yaşlanmaya getirmek istiyoruz. Yaşlılık genellikle getirdiği dezavantajlar; o dönemde eksilenler, kaybedilenler üzerinden anlatılıyor. Bize yaşlanma konusundaki kişisel tecrübelerinizden söz eder misiniz?
Yaşlılık sinsi sinsi geliyor. Yaşınız ilerledikçe bazı hareketlerinizin ağırlaştığını hissediyorsunuz. Hızlı yürümeyi seven, merdiven basamaklarını ikişer ikişer çıkan biriydim. Bunlar sözkonusu değil ne zamandır! 80 yaşındayken, baş dönmesi şikâyetiyle gittiğim bir nöroloji uzmanı, ileri yaşlılık tanısı koymuştu bana. Neyse ki sağlığım kontrol altında. Son on yılda omurgamı inciten şiddetli bir düşme, üç ay yatak istirahati, ardından Covid-19, mide fıtığı ameliyatı geçirip bir de omzumu kırdım! Bundan dolayı engelli bir insan sayılırım artık. Şefkatli ve becerikli iki yardımcım beni rahat ettirmek için nöbetleşe, ellerinden geleni yapıyor.
Covid sırasında uzun bir süre, gece gündüz bir oksijen aletine bağlıydım. Sonradan sabah – akşam yirmişer dakikalık bir tedaviye dönüştü bu; halen de sürüyor. On yıldır, haftada bir gün gelen bir fizyoterapistim var. Her sabah kendi kendime düzenli egzersiz yapıyorum. Bastonla ağır ağır yürüyebiliyorum. Tekerlekli yürütecimle deniz kıyısında gezebiliyor, arada sırada sergilere gidiyor ve alışveriş yapabiliyorum. Bazı akşamlar film izliyor, bazen de scrabble oynuyorum arkadaşlarla. Vefakâr kedim Çıtçıt beni hiç yalnız bırakmıyor.
Tarabya’daki dairemin düzayak oluşu çok rahatlatıcı. O sayede istediğim zaman bahçeye çıkıp nefes alabiliyor, yürüyüş yapabiliyorum. Bahçede kediler eksik olmuyor hiç. Mevsim dönüşlerinde ağaçların yapraklarının renk değiştirmesini izliyorum. Sonbaharda Ginko Biloba ağacımızın yere dökülen sapsarı yapraklarını toplayıp kitap arasında kurutuyorum. Bence her yaşta hayattan zevk alacak küçük şeyler bulmak çok önemli.
Yaşlandıkça evin, ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenmesi çok önemli bir konu
Günlük hayatınıza dair de bazı sorularımız var. Yaşlanma süreci için bir hazırlık yaptınız mı? Yaşlılıkta yaşadığınız yeri değiştirmek ya da uygun hale getirmek gibi şeyler düşündünüz mü?
Ben yapmadım, ama kızım Ayşe benim yerime yaptı. Emirgan’da yüksek taş basamaklarla çıkılan bir evde oturuyordum. Ayşe bu evde yaşlanmamın mümkün olamayacağını düşünüyordu. Oysa ben o evi çok seviyordum ve hiç değiştirmek istemiyordum. Bunun konuşulduğu zamanda 75 yaşındaydım ve merdiven çıkmakta hiç zorlanmıyordum. Daha önce bu evde Ayşe’nin babaannesi oturmuştu. Bir gün Ayşe bir iş toplantısındayken acil bir telefon gelmiş, komşu evin bahçıvanı telefonda “koşun gelin, teyze düştü, kafasını yardı” demiş. Ayşe toplantıyı bırakıp babaannesine yetişmiş, o arada ambulans gelmiş, neyse ki hayati bir tehlike olmamış. Ayşe’nin sözünü dinlemek zorunda kaldım. O ev satıldı, Tarabya’da Ayşe ve Engin’le altlı üstlü oturduğumuz bir eve taşındık. Benim dairem düz ayak. Hem mutfaktan hem sokak kapısından doğrudan bahçeye çıkılıyor. Taşındığımız ev onarılırken rahat etmem için bir çok düzenleme yapıldı. Sonradan bunların çok yararını gördüm ve iyi ki taşınmışız diye düşündüm.
Kendi işimi kendi görmeyi seviyordum ama mutfaktan yemek masasına malzeme taşımak zor oluyordu. Onun için bir tekerlekli servis masası aldım. Bu sayede çayımı, kahvemi, yemeğimi oturma odasına kolayca taşıyordum.
Mutfaktaki tezgâhların, fırının boyları yüksek oluyor. Bir de insan yaşlandıkça boyu kısalıyor. Engin bana 15 cm yükseklikte bir platform yaptı. Böylece mutfakta rahatlıkla işlerimi yapabiliyordum. Yaşlandıkça evin, ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenmesi çok önemli bir konu.
Yaşlanınca toplu taşıma araçlarını kullanmanın zorluğu, taksilerin pahalı, şoförlerin saygısız olması
Bir gününüz nasıl geçiyor? Oturduğunuz yerde yakınlarınız var mı, arkadaşlarınızla görüşebiliyor musunuz?
Anlattığım gibi, sabahleyin kalkar kalkmaz oksijen maskesi. Sonra 20 dakika egzersiz. Kahvaltı ve ilaçlar.
İnternetten haberleri izlemek son yılların alışkanlığı. Eskiden gazetesiz yapamazdım ama artık çok uzun zamandır yerli, yabancı her türlü haberi internetten izliyorum. Kahve molası… Elimde bir çeviri varsa onunla uğraşıyorum. Tabii kitap okuyorum.
Son on yıl içinde çok sevdiğim bazı yakınlarımı ve dostlarımı kaybettim. Ne tesellisi ne de telâfisi var bu kayıpların. Yüreğim yanıyor, giderek yalnızlaştığımı hissediyorum.
Çocuklar İstanbul’a geldiğinde ev şenleniyor. Onun dışında pek gelen gidenim olmuyor. Bunda Tarabya’nın İstanbul’un uzak bir semti olmasının da payı var.
İstanbul’daki trafik problemi nedeniyle insanların buluşması her geçen gün zorlaşıyor. Yaşlanınca toplu taşıma araçlarını kullanmanın zorluğu, taksilerin pahalı, şoförlerin saygısız olması, yaşlı insanların bir araya gelmesini güçleştiren unsurlar.
İstanbul’da Tarabya’ya taşınıncaya kadar araba kullanıyordum. Araba kullanmayı bırakınca taksi çağırmaya başladım. Daha sonra yakın dostum Şemsa ile aynı binada otururken ve Ayşe de İstanbul’dayken ortak kullandığımız bir araba ve şoför oldu. Bu imkân bana istediğim yere gitme konusunda büyük rahatlık sağladı.
Covid döneminde komşularımızla ilişkimiz yakınlaştı. Tarabya’da oturduğumuz sokaktaki üç komşumuzla her anlamda yardımlaşıyoruz. Böyle komşular olması insana güven veriyor.
Ben şu anda ailenin en yaşlısıyım. Ailedeki gençlerle, onların çocukları ile ilişkim genellikle WhatsApp üzerinden devam ediyor. Fotoğraflar gidip geliyor. Farklı yaşlardan arkadaşlarımla da ilişkimi internet üzerinden sürdürüyorum. İlişki şekli değişti artık. İki oğlum da yurt dışında. Onlarla da WhatsApp üzerinden yazışıyor ya da konuşuyoruz. İyi bir iletişim tarzı ama çok da tatmin edici değil.
İnternette çok vakit geçiriyor insan. Ben de günün önemli bir bölümünü internette geçiriyorum.
Alışverişin bir kısmını internetten yapıyorum
Ev işlerini kendiniz halledebiliyor musunuz? Ne gibi bir yardıma ihtiyacınız oluyor?
Ev işi yapmıyorum ne zamandır. Ancak mutfakta bir tür danışmanlık görevim var! Senelerdir biriktirdiğim yemek, tatlı vb. tariflerinden, bir de büyükannemin düğün hediyesi Ekrem Muhittin’in yemek kitabından yararlanıyorum. Mutfakta oturup uygulamayı yapan arkadaşlara nezaret ediyorum. Bazen de dört el çalışıyoruz.
Alışverişin bir kısmını internetten yapıyorum. Ama çok memnun değilim. Ismarladığım bazı şeyler gelmeyebiliyor. Gülsüm alışveriş işini iyi yapıyor.
Son beş yıldır evde 7/24 çalışan 2 kişi var. Biri 4 gün 4 gece kalıyor, diğeri 3 gün 3 gece. Diğer günleri kendi evlerinde geçiriyorlar. 4 gün kalan Gülsüm Ordulu, bir oğlu var, üniversitede spor bölümünü bitirdi, antrenör olarak çalışıyor. Gülsüm yemeklerden, alışverişten, temizlikten ve yıkanmamdan sorumlu. 3 gün kalan Seyran Edirneli, onun da bir oğlu var, liseyi bu yıl bitirdi, görsel tasarım okumak üzere Kanada’ya gitti. Seyran’ın temel işleri arasında sağlık durumumun takibi, doktor randevuları, sergilere ve kitapçılara gitme, scrabble oynama, evde film izleme gibi daha çok sosyal alanda refakat var. Her ikisi de birbiriyle çok iyi anlaşıyor ve bir uyum içinde yaşıyoruz. 7 gün aynı kişi ile yaşasam çok monoton olurdu. Bu şekilde hem ben sıkılmıyorum hem de onlar kalan günlerini kendi evlerinde geçirip özel işlerini yapabiliyor, dinlenebiliyorlar.
İnsanlar yaşlanıp bakıma ihtiyaç duyduğunda, bunun için maddi imkân da varsa yabancı uyruklu bakım personeli istihdam ediyorlar. Genellikle Özbekistan’dan, Türkmenistan’dan gelen kadınlar bu alanda çalışıyor. Aynı kültürden olmayan, dili çok iyi bilmeyen bir bakıcı ile 24 saat aynı evde olmak nasıl bir şey sizce?
Ancak şuurumu kaybedersem böyle bir bakım mümkün olabilir. O zaman şikâyetçi olmam! Ama şuurum yerindeyken Ayşe’nin sağladığı çözüm bana çok iyi geliyor.
Dikkatli olması, buyurgan olmaması, bu işten sıkıldığı izlenimi vermemesi lazım
Biraz önce bahsettiğiniz Seyran Hanım gibi yarı zamanlı çalışacak bakım personeli yetiştirilebilir mi? Paraya ihtiyacı olan emekli insanlar için bu alanda bir iş imkânı yaratılabilir mi? Bu konuda ne önerirsiniz?
Herkes bu işi yapamaz. Bu konuda bir eğitim gerekli. Örneğin ilaçların hiç aksamaması lazım. Bunlar bende hiç aksamıyor. Hep dikkat isteyen şeyler. Bastonla yürümem lazım. Çünkü dengem bozuk. Hep unutuyorum bastonu almayı. Mutlaka peşimden koşuyorlar. Bu konuda eğitim verilirse bir çok kişi bu işi yapabilir. Dikkatli olması, buyurgan olmaması, bu işten sıkıldığı izlenimi vermemesi lazım. Birisi sana hizmet ediyor, sen müteşekkir kalıyorsun ona; mesela ben gece üç kere falan kalkıyorum. Sabaha karşı kalkarken uyandırmasam daha iyi olmaz mı diye düşünüyorum. Nitekim bazen uyandırmadığım oluyor. Ama o zaman Seyran kızıyor, biz bu iş için buradayız, lütfen uyandırın diyor. Ben bu insanı rahatsız ediyorum, uykusundan uyandırıyorum gibi bir duygu oluyor. Yanlış belki ama ister istemez öyle düşünüyorum.
Yani iletişim de çok önemli değil mi?
Evet.
Şu sıralar yapmak istediğiniz ama yapamadığınız bir şey ya da gitmek isteyip de gidemediğiniz bir yer oluyor mu?
Olmaz olur mu? Kendi başıma çıkıp yürümek, denize girip yüzmek… Seyahate çıkmak…
Son üç yıl anılarımı yazmak gibi zor bir işle cebelleştim. Şu anda artık istediğimi okuyabilirim diye bir duygu var içimde ama gözlerim pek yeterli değil. Onun için zorlanıyorum.
Kolay değil yaşlı olarak bir şehirde yaşamak
Sizce Türkiye’de yaşlılara yaklaşım nasıl? Genel olarak toplum yaşlılara nasıl davranıyor?
Genel olarak toplumun yaşlılara iyi davranmadığı söylenir. Mesela yaşlı bir erkek ya da kadın otobüse binmek istediğinde, ne işin var bu yaşta sokaklarda diye adeta azarlandığı söylenir. Ama ben böyle bir davranışa tanık olmadım. Nasılsa bir tür ilgi de görüyorum. Örneğin bir yerde beklerken hemen dükkândan çıkıp altına bir tabure koyuyorlar. Hatta bir kere yanağımı bile sıkan oldu, sanki küçük bir çocukmuşum gibi. Ama genelleme yapılamaz bu konuda. Genel olarak engellilere ve yaşlılara göre planlanmış şehirlerimiz olmadığı için yaşlılar da bundan nasibini alıyor. Kolay değil yaşlı olarak bir şehirde yaşamak.
Kaldırımlar yürünür gibi değil. Nişantaşı gibi yerlerde kaldırımlar tamamen işgal altında, kafeler, masalar, iskemleler. Öte yandan çukuru bol bir şehir, hiç kolay değil.
Hepimizin bildiği gibi Türkiye’de nüfus artış hızı son yıllarda belirgin biçimde azaldı. Ancak bu sorun sade ülkemize özgü değil. Dünya nüfusu da hızla yaşlanıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu başkan yardımcısı Furkan Metin, Türkiye’de doğurganlık hızının 1,4 çocuğa düşmesiyle “yüksek alarm” seviyesine gelindiğini ve ülkenin “çok yaşlı ülkeler” sınıfına dahil olduğunu söylüyor.
Yaşlıları en çok tüketen yalnızlık ve ilgisizlik diye düşünüyorum
Türkiye’nin yaşlı vatandaşlarıyla ilgili bir politikası var mı, bilmiyorum! Ancak günümüzde hâlâ hizmet veren Darülaceze (Düşkünlerevi) 2 Şubat 1896’da İstanbul’da, Okmeydanı’nda hizmete girmiş. Yapımına, din ayrımı gözetmeksizin, her dinden insan bağışta bulunduğu için herkese hizmet vermesi kararlaştırılmış. İçinde bir caminin yanı sıra bir kilise, bir de sinagog bulunuyormuş. Darülaceze günümüzde Kayışdağı’ndaki yeni yerleşkesinden yönetiliyor. Hizmet kalitesi nasıl, kimleri alıyorlar hiçbir fikrim yok.
Yaşlıları en çok tüketen yalnızlık ve ilgisizlik diye düşünüyorum. Bunun çaresi de sosyal tesislerde olsun, evde bakım sürecinde olsun bireyin kendini özel hissedeceği, kimsesizlik duymayacağı bir ortam yaratmak. Bu kolay mı, hayır! Ama bakıcılar bu konuda eğitilebilir, birlikte çözümler bulmak için çaba gösterilebilir.
İklimin ılıman olduğu Ege ve Akdeniz kıyılarında bazı mahalleler ileri yaştaki bireylerin bakımı için tahsis edilebilir. Bu konuda belediyelere çok iş düşüyor bence. Yerel yönetimlerden başlayarak, uzman desteğiyle farkındalık yaratacak çalıştaylar, aynı zamanda kampanyalarla maddi destek sağlayarak yaşlıların yaşamasına ve bakımına uygun mekânlar inşa edilmeli ve yönetilmeli. Ayrıca bu işe uygun mevcut yapılardan da yararlanılabilir.
İleri yaştaki insanlara homojen bir kitle olarak bakamayız
Huzurevleri konusunda ne düşünüyorsunuz?
Sadece yaşlıların yaşadığı mekânlar bana pek sıcak gelmiyor. Bir arkadaşımın annesi yaklaşık 4 yıldır Alanya’da, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı bir Devlet Huzurevi’nde kalıyor. Burası Türkiye’deki en iyi devlet huzurevi olarak biliniyor. Kabul edilmek için çok sıra bekleniyor. Bağ-Kur emekli aylığı o kuruma aylık ödeme için yetiyor. Bu da çok ideal bir durum. Bakım hizmetinin yanı sıra sosyal faaliyetler de var. Ayrıca hastaneye gitmek gerektiğinde huzurevinin personeli eşliğinde öncelikli randevu alınarak muayeneler ve tedaviler yapılıyor. Bunların hepsi çok iyi. Arkadaşım da annesi güvende olduğu ve iyi bakıldığı için çok mutlu, içi rahat.
Aynı huzurevinde yıllar önce benim liseden bir sınıf arkadaşım kalmıştı. Huzurevine kendi isteğiyle gitmişti. Üst düzey devlet memurluğundan emekliydi. En çok, sosyalleşebileceği kimse olmamasından yakınıyordu. Kendi ilgi alanlarında konuşabileceği tek kişi bile bulamamıştı. Kitap okuyan kimse olmadığını söylüyordu. Mutlu olmadı orada ve Ankara’da başka bir devlet huzurevine geçti.
Uzun bir ömür yaşamış bir insan çok fazla tecrübe ediniyor, zevkleri gelişiyor, karakteri oturuyor. İleri yaştaki insanlara homojen bir kitle olarak bakamayız ve onları aynı sosyal çevrede görüp aynı müziği, aynı eğlenceyi, aynı boş zaman değerlendirme biçimlerini öneremeyiz. Toplu yaşanan yerlerde bu önemli bir sorun.
Bu konuda eğitilmiş personel çok önemli
Yaşlıların aktif, keyifli ve rahat bir yaşlılık geçirmeleri için ne yapılabilir?
Bence en önemlisi yaşlı bireylerin kendilerini terk edilmiş, yalnız hissetmelerinin önüne geçilmesi. Bu konuda eğitilmiş personel çok önemli. Çok değişik nitelik ve eğitimde insan gerekli. Yaşlılar, tıpkı çocuklar gibi, kendileriyle ilgilenen kişilere bağlanıyor. Onları yakınlarında görmek istiyor. Sağlık hizmetlerinin mükemmel olması, hijyenin öneminden söz etmeğe gerek yok sanırım.

Kızım bana 7/24 bir bakım düzeni kurarak aktif hayatımı devam ettirebilmemi sağladı
Son olarak okuyucularımızla paylaşmak istediğiniz bir şey var mı?
Ben seksen beş yaşımda geçirdiğim Covid-19, ardından ciddi bir mide fıtığı ameliyatından sonra engelli durumuna düştüm. Ne var ki hiç yalnız bırakılmadım. Kızımın ne kadar mükemmel bir organizatör olduğunu hastalıklarım sırasında fark ettim. Çocuklarımın üçü de artık İstanbul’da yaşamıyor. Ama Ayşe bana 7/24 bir bakım düzeni kurarak aktif hayatımı devam ettirebilmemi sağladı. Çok sağduyulu ve becerikli iki yardımcım var. Ama bunun maddi yükünün ağır olduğunu söylemeliyim. Periyodik doktor muayeneleri, tahliller, aşılar, ilaçlar, vb…
Akıl sağlığım yerinde olduğu için dünya ve ülke haberleriyle ilgileniyor, çocuklarımla haberleşiyor ve dilediğim gibi okuyabiliyorum. Yılda iki kez evin önünden otomobile binip Hasbahçe’de inerek tatil yapmaktan da geri kalmıyorum. Bunların hepsi güzel de, ya bizleri bırakıp gidenler! Onların yokluğu yüreğimi parçalıyor, ama elden ne gelir…
[i] Kitabı edinmek isteyenler info@hasbahcevakfi.org adresine e-posta gönderebilirler. Hasbahçe Sürdürülebilir Sağlıklı Yaşam Vakfı’na yapılacak bağış karşılığında kitap adreslerine kargo ile gönderiliyor.