Hasbahçe Vakfı dünyanın ve ülkemizin yakıcı sorunlarından biri olan yaşlılık konusunda çalışıyor. Yakın bir zamanda yaşlılık üzerine yaptıkları araştırmanın sonuç raporunu yayımladılar. Alternatif bakım modelleri üzerine dikkate değer fikirleri var. Vakfın kurucuları Ayşe Eyüboğlu Pulhan ve Engin Pulhan ile Muğla Küçük Kuyucak’ta görüştük.
Hasbahçe Sürdürülebilir Sağlıklı Yaşam Vakfı kurucuları olarak sizi tanıyabilir miyiz?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: İstanbul’da doğdum. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun oldum. Yayıncılık ve araştırma sektörlerinde çalıştım. 1991 yılında Engin ve bir diğer ortağımızla birlikte araştırma ve tanıtım hizmetleri alanında çalışan firmamızı kurduk. 2012 yılında şirket hisselerimizi devrederek aktif iş hayatından çekildik. 2017 yılının sonlarında Engin ile birlikte Hasbahçe adını verdiğimiz araziyi satın alarak doğa ile iç içe yaşlanmak üzerine bir projeye başladık. 2024’te Hasbahçe Sürdürülebilir Sağlıklı Yaşam Vakfını kurduk.
Engin Pulhan: İstanbul’da doğdum. Üniversiteyi Yıldız Teknik Üniversitesi Matematik Mühendisliği Bölümü’nde okudum. İş yaşamına sistem analisti olarak adım attım. Araştırma ve müşteri ilişkileri yönetimi alanında programlar yazdım. Ortak şirketimizde satış noktası etkinlikleri için stantlar, açık hava tanıtım etkinlikleri için çok amaçlı karavanlar tasarladım. Yelkencilik, kayak yanında, yamaç paraşütü ve kaya tırmanışı gibi tehlikeli sporları da yaptım. Hasbahçe’yi aldıktan sonra kaptanlığın yerini kepçe ve traktör sürücülüğü aldı 😊. 2022’den beri sürekli olarak Hasbahçe’de yaşıyoruz. Çok hızla gelişen yeni teknolojileri takip ederek iklim krizinden kaynaklanan sorunlara çare bulmaya çalışırken, sürdürülebilir bir yaşam şekli için de kafa yoruyorum.
Bu projenin büyüyerek gelişmesi için bir vakıf kurduk
Neden vakıf tüzel kişiliğini tercih ettiniz? Vakıf modelini biliyor muydunuz?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Vakıf sözcüğü vakfetmekten geliyor. Toplum yararına bir gelir ya da hizmeti vakfetmeyi düşündüğünüzde ve bunun sizden sonra da uzun yıllar sürmesini istediğinizde bir vakıf kurarsınız. Biz de Muğla’da başlattığımız ve Hasbahçe adını verdiğimiz projede edinilen bütün tecrübelerin daha sonraki nesillere aktarılması ve bu projenin büyüyerek gelişmesi için bir vakıf kurduk.
Bu fikir doğduğunda vakıf nasıl kurulur bilmiyorduk. Önce kendi aramızda konuşmaya, sonra küçük bir grup olarak periyodik toplantılar yapmaya başladık. Bu, yaklaşık bir buçuk yıl sürdü. O arada başka vakıfları, vakıfların yönetim şeklini inceledik; bizden kim ne yapar diye konuştuk, tartıştık. En sonunda hazırız dedik ve Ekim 2023’te resmi başvurumuzu yaptık. Başvurumuzun onaylanması neredeyse bir yıl sürdü. Ekim 2024’te Hasbahçe Sürdürülebilir Sağlıklı Yaşam Vakfı resmi olarak kuruldu.
Vakfın yönetim yapısından söz eder misiniz?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Vakıflarda yönetimin demokratik olmadığını söyleyebiliriz. Vakfı kuran vakfı yürütür. Yönetim organı genellikle mütevelli heyetidir. Aslında mütevelli heyeti yasal olarak zorunlu değil. Biz mütevelli heyeti olmadan, bir yönetim kurulu ve ona bağlı çalışma gruplarından oluşan bir organizasyon yapısı öngörmüştük. Ancak kuruluş aşamasında o model ile izin almakta sorun yaşadık. Aklımızdaki modeli yapabilirdik ama izin süreci çok uzayacaktı. Uzamaması için bir mütevelli heyeti oluşturduk. Üç kişilik bir yönetim kurulumuz var. Şu anda işleri bu yapı ile götürüyoruz.
Kimseye yük olmadan, sevdiğimiz şeyleri yapmaya devam ederek nasıl yaşlanabiliriz
Sizi Muğla’da yaşlılık üzerine çalışan bir vakıf kurmaya yönelten sebepler nelerdi?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Benim ailemde çok uzun yaşanıyor. Ben hep ailenin yaşlıları ile ilgilendim. Anneannem, babaannem, annemin babası, sonra babam, şimdi 90 yaşında olan annem… Onlara birebir her gün bakmasam da bakımlarının organizasyonuyla, sorunlarıyla ilgilendim; yaşlılığı her yönüyle gözledim. Engin ile birlikte İstanbul’u çok sevmemize rağmen yaşaması çok zor olan bu kentte yaşlanmayalım fikrindeydik. Çıkış noktamız “biz kimseye yük olmadan, sevdiğimiz şeyleri yapmaya devam ederek nasıl yaşlanabiliriz” sorusuydu. İkimiz de doğayı çok seviyoruz. Muğla ve Akyaka ile eskiye dayanan bir bağlantımız var. Yaşlanmak için Muğla’yı seçtik ve vakfımızı burada kurduk.
Engin Pulhan: Sürdürülebilir sağlıklı yaşam çok fazla parametre içerir. Fiziksel, zihinsel, duygusal, ekonomik, çevresel, toplumsal, genetik… Genç yaştan itibaren bunların farkında olursanız ve yaşamınızı bu parametreleri göz önüne alarak planlar ve düzenlerseniz, yaşlanmaya başladığınızda büyük sürprizlerle karşılaşmazsınız. Hayatınızda hiçbir şey değişmeyecek gibi yaşamak, gençliğinizde yaptığınız her şeyi yapmaya devam etmeyi istemek gerçekçi değildir, böyle bir hayat sürdürülemez. Kendinizi tanımak, bedeninizi tanımak, değişimleri gözlemek, toplumsal değişimlere, iklimsel değişimlere duyarlı olmak ve adımlarınızı ona göre atmak sürdürülebilir bir yaşamın ön koşullarıdır.
Kuşaklar arası iletişimin güçlendirilmesi çok önemli
Biz Ayşe ile 50’li yaşlarımızda bu konulara önem vermeye başlamıştık. Doğada, sevdiğimiz insanlarla bir arada, sürdürülebilir bir yaşamı tecrübe etmek istedik. Daha çok kişi ile bu konular üzerine konuşmaya başlarsak, sorunları ve çözümleri tartışırsak, farklı yerlere varmak mümkün olabilecekti. Bunun için vakıf kurduk.
Vakfı sürdürmek için de gençlerle birlikte olmaya ihtiyaç var. Bilginin, tecrübenin aktarılması, kuşaklar arası iletişimin güçlendirilmesi çok önemli.
“Hasbahçe” hem arazinin hem Vakfın isminde geçiyor. Neden bu ismi seçtiniz?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Doğa ile uyum içinde, keyifli, sağlıklı ve aktif yaşlanmak üzere seçtiğimiz araziye Hasbahçe ismini verdik. Bu araziyi “bize has bahçe, has dostlukların, has ürünlerin bahçesi” haline getirmek istedik. Vakıf kurma fikri bu bahçede doğduğu için herkesin sevdiği bu ismi vakfın adında da koruduk.
Hasbahçe arazisinin satın alınması ile Vakfın kurulması arasında yedi yıllık bir süre var. O sürede neler yaşandı?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Kafamızda “yaşlanınca nasıl barınacağız, nerede barınacağız, ne yapacağız” konusu vardı. Daha çok arkadaş bir arada, büyükçe bir arazide dayanışmayla bir şeyler yapalım diye düşünüyorduk. Doğayı koruyarak, ekolojik tarım yaparak, kendi sağlıklı gıdalarımızı üreterek, sosyalleşerek, keyifli günler geçirerek, birlikte üreterek yaşamanın yollarını bulalım istiyorduk. Aynı arazide birlikte yaşama fikri şimdilik uzak bir ihtimal gibi gözüküyor. Bunun için ne maddi imkanlar ne de arazinin imar durumu uygun. Konu üzerine hâlâ düşünüyoruz ancak gerçekleştirilmesi kolay değil. O nedenle barınma ve konut konusunu sonraya bıraktık.
Hasbahçe projesi bu arazide doğa ile uyum içinde yaşama ve doğayı koruma projesi. Bu projeyi kendimiz için bir laboratuvar olarak görüyoruz. İçinde yaşadığımız bu alanda çeşitli zorluklarla karşılaşıyoruz. “Burası bizim için sürdürülebilir mi” sorusunu kendimize sorup duruyoruz. Hayalimiz sürdürülebilir olması. Hasbahçe’nin korunarak, mümkünse büyüyerek başka nesillere kalması lazım. Ama başarıp başaramayacağımızı zaman gösterecek.
Sağlıklı, keyifli ve aktif yaşlanmayı odağına alan vakfımızın amaçları Hasbahçe projesi ile sınırlı değil. Bu süreçte biz de aile bireylerimiz de dostlarımız da 7 yıl daha yaşlandık ve bir çok şey yaşandı. Yaşanan her şey bizi yeniden düşünmeye ve planlarımızı revize etmeye yöneltti.
Alternatif, esnek bakım modellerine ihtiyaç var
Peki, Hasbahçe Vakfı sağlıklı yaşlanma meselesine nasıl el atacak?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Şimdilik düşünce anlamında el atıyoruz. Bir düşünce kuruluşu gibi düşünebilirsiniz. Yani vakıf bağış toplayıp ihtiyacı olan yaşlılara para vermeyecek. Bizim vakfımız Türkiye’de şimdiye kadar yapılmamış, dünyada da yeni yeni düşünülen alternatif modeller üzerinde çalışıp, bunların hayata geçmesi için önayak olacak.
Bunlar nedir? Yaşlıların hayattan kopmadan, zihinsel olarak aktif kalarak yıllar boyunca yapmış oldukları şeyleri devam ettirmelerine imkân sağlamak. Yaşlı kişilerin sahip oldukları birikimi kendileri için, yakın çevreleri için, belki de toplum için kullanmalarına imkân sağlamak lazım. Eğer bir yaşlı zihinsel olarak sağlıklı olmasına rağmen fiziksel olarak tek başına hareket edemediği için bir evde bir bakıcıyla 24 saat geçirmeye mahkûm bırakılıyorsa bu onu tamamen köreltecek, hayattan kopartacaktır. Bir yaşlı evinde kapalı kalıp ziyaretime kim gelecek, ben arkadaşlarımı nasıl göreceğim, nasıl sosyalleşeceğim diye dert ediyorsa buna bir çare bulmak lazım. Biz bu tür şeyler üzerine kafa yoruyoruz. Alternatif, esnek bakım modellerine ihtiyaç var.
Alternatif bakım hizmeti veren bildiğiniz örnekler var mı?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Türkiye’de hiç bilmiyorum. Yurt dışında birkaç örnek biliyorum. Onlardan biri Hollanda’da evlerde bakım hizmeti veren hemşireler ve hasta bakıcılar tarafından kurulan Buurtzorg. Şirketin kurucuları çalıştıkları şirket verimliliği arttırmak için performans yönetimi uygulamasına geçince, bakım hizmeti verdikleri kişilerin mutsuz olduğunu gözlüyorlar. Çünkü daha önce sürekli aynı kişilere gidip onlarla sıcak ilişkiler kurarken, performans yönetimi uygulanınca her gün farklı kişilere gitmeye başlıyorlar ve duygusal ilişki tamamen kopuyor. Mutsuzluk hastalığı körükleyen bir şey. Hasta değilseniz de mutsuz oldukça hastalık semptomları üretiyorsunuz. Onun için insanları mutlu etmenin, insanları hoş tutmanın yollarını bulmak lazım. Bunun üzerine çalışanlardan bir grup bu sistemden çıkmaya ve farklı bir organizasyon kurmaya karar veriyor. Şirketten ayrılıyorlar ve kâr amacı gütmeyen bir organizasyon kuruyorlar. Kendi kendilerini yönetiyorlar ve bu sistem çok başarılı oluyor. Ben ondan ilham aldım.
Bakımın çeşitlendirilmesi lazım
Aslında bunu evlerin bakımı için de yapmak lazım. Evde musluğunu tamir edemeyen, evinin boyasını yaptıramayan, evini toplayamayan yaşlılar var. Evin toplanması başlı başına bir konu. Yaşlandıkça eşyalar birikiyor ve bütün o birikmiş, dağınık eşyalar evin enerjisini bozuyor. İçinde yaşayanlara ruh sıkıntısı veriyor. Evin temiz, az eşyalı olması, istediğini istediğin yerde bulabilmen… bu konularda da desteğe ihtiyaç var. Yani bakım sırf ilacını vermek, tansiyonuna bakmak, masaj yapmak değil. Çok fazla şeye ihtiyaç var. Bakımın çeşitlendirilmesi lazım.
Yakın bir zamanda “Yaşlıların Yaşlılığa Dair Algıları, Deneyimleri ve Tahayyülleri” başlıklı araştırma raporunu yayımladınız. Neden böyle bir araştırma yapmaya gerek gördünüz?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Engin ve ben 1984 yılında piyasa araştırması işine girdik ve yıllarca çok çeşitli sektörler için kantitatif ve kalitatif araştırma projelerinde çalıştık. Bir işin başarılı olması için mutlaka araştırma yapmak gerektiğini biliyoruz. Başkası adına karar veremezsiniz, başkası adına düşünemezsiniz. Biz de yaşlıların konforu, onların iyi yaşaması için bir şey yapacaksak kendi kendimize karar veremeyiz. Bunu o insanlara sormak ve onların isteklerine göre karar vermek gerekir.
Muğla’da yaşlanmayı planladığımız ve Vakfımızı burada kurduğumuz için burada çok minik bir araştırmayla işe başladık. Araştırma Muğla’nın Menteşe ve Ula ilçelerinde yapıldı. Vakfımızın kendi kaynaklarıyla ve Şemsa Özar Hocanın gönüllü desteğiyle araştırmayı gerçekleştirdik. Çok küçük bir araştırma olmasına rağmen çok güzel bulgular çıktı.
Elde ettiğiniz bulgulardan söz edebilir misiniz?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Bir tanesi bakımla ilgili. Hiç kimse evinde yabancı birisini 24 saat istemiyor. Herkes kendi özel hayatında, evinde özgür olmak istiyor. Görüştüğümüz kişiler sadece ihtiyaç duyduklarında yardım edilmesini istiyorlar. Kişi tamamen bakıma muhtaç değil ise; biri gelsin evi toplasın gitsin, gelsin yemek pişirsin gitsin, gelsin bahçeyi sulasın gitsin. Ya da hastaneden çıkan, 15 gün rehabilitasyona ihtiyacı olan bir kişiye bu destek verilsin. Veya gündüz arkadaşları, komşuları ile olan ama geceleri yalnız kalamayan bir yaşlının yanında gece kalacak birisi bulunsun. Böyle esnek bir model. Ayrıca bu hizmetlerin fahiş fiyatlı olmaması, karşılanabilir olması çok önemli. Yoksa sürdürülemez.
Esnek bakım modeli üzerine çokça düşündüğünüzü anlıyoruz. Aklınızdaki modeli biraz daha ayrıntılı anlatabilir misiniz?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Bakım hizmetine ihtiyaç duyulduğu zaman yaşlının kendi seçimine uygun pratik düzenlemeler yapılmalı; bu hizmeti isterse kendi evinde, isterse bir bakımevinde, isterse ortak alanların paylaşıldığı bir modelde; isterse bir saat, isterse 24 saat alabilmeli.
Yaşlı bakımının, hele ki yaşlı kişi aynı zamanda hasta ise çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu konuda herkesin kendi ailesinde veya çevresinde yaşadığı tecrübeler var. Sıkıntılar anlatılmakla bitmez. Biz de çok yakında Hasbahçe’de birlikte proje yürüttüğümüz, çalıştığımız bir dostumuzun ani sağlık sorunu ile sarsıldık. 68 yaşındaki bu dostumuzla araştırmamız kapsamında da görüşmüştük. Yaşadıkları evin ileri yaş için uygun olmadığını düşünüyordu, bir çözüm bulmaları gerekiyordu. Ani ortaya çıkan ciddi bir hastalık onları hazırlıksız yakaladı.
Çok ütopik gözükebilir belki ama…
Benim gördüğüm en büyük eksiklik, ki bu araştırmamızda da ortaya çıktı; organize, çok yönlü, parasal olarak karşılanabilir bir bakım desteği modeli. Bu model herkese aynı hizmeti vermek olarak anlaşılmasın. Ulaşım, ev temizliği, yemek, refakat, fizyoterapi, kişisel bakım, bilgi toplama, nereye başvuracağını araştırma, haklar gibi alanlarda yaşlının ihtiyacı neyse bu desteğin sağlanacağı bir modelden söz ediyorum. Çok ütopik gözükebilir belki ama ben bir merkeze telefon ederek yaşlı ve bakıma muhtaç yakınım için belirli gün ve saatlerde evde refakat, haftada bir gün parkta yürüyüş, hastaneye gidileceği zaman rahat bir araç, fizyoterapi desteği, yıkanacağı zaman yardım edecek bir personel isteyebilmeliyim. Bunların hepsi için ayrı ayrı kişileri arayıp organizasyon yapmak hem çok zaman alıcı hem de pahalı.
Böyle bir organizasyonda ehliyeti ve arabası olan, sağlıklı yemek pişirmeyi seven, hemşire veya hastabakıcı eğitimi olan, hiçbir eğitimi olmayıp alacağı pratik eğitimlerle yaşlılara destek olmaya hazır olan çok çeşitli kadın ve erkeğe ihtiyaç olacaktır. Bu kişiler emekli, ev kadını, öğrenci olabilir; günün belirli saatlerinde hizmet verirler, hizmet veren ile hizmet talep eden arasındaki organizasyon bir merkezden sağlanır.
Peki, böyle bir organizasyon kurulabilir mi?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Ben kurulabileceğini düşünüyorum. Önce dünyadaki örnekleri araştırmalıyız. Bu modeli tasarlarken insan kaynakları uzmanı, sosyal hizmet uzmanı, gerontolog, psikolog, finans uzmanı, hukukçu işin içinde olmalı. Gerçek ihtiyaç sahipleri ile daha detaylı görüşmeler yapılmalı, modeller test edilmeli. İstihdamla ilgili hibe ya da destek programları araştırılmalı. Devlet ya da yerel yönetim desteği olabilir mi bakılmalı.
Böyle bir organizasyon için nasıl bir tüzel kişiliğe ihtiyaç var?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Çalışanların adil ücret aldığı ve ihtiyaç sahiplerine makul, ödenebilir fiyatlar yansıtılan bir iş modeli olmalı. Bu modelin bir kooperatif ya da kâr amacı gütmeyen şirket gibi bir yapı altında kurgulanması düşünülebilir.
Eşitlik, katılımcılık, kapsayıcılık, demokrasi
Bu model tabii ki bakım hizmetlerine olan her türlü talebi karşılayamayabilir. 24 saat bakıma ihtiyacı olanlar, evlerinde kalmak isteyenlerle bir bakımevinde bakılmak isteyenler olarak ayrılabilir. Evlerinde kalmak isteyen yaşlıların yaşam kalitesinin yükselmesi için evlerinde ne gibi değişikliklerin yapılması gerektiği belirlenmeli. 24 saat bakım organize edilmeli. İyi kaliteli bakımevleri açılmalı. Mesela İspanya’da yaşlıların kendilerinin yönettiği bakımevleri var.
Bütün bunlar yapılırken eşitlik, katılımcılık, kapsayıcılık, demokrasi gibi ilkelere sahip çıkmak gerekir. Bu tür hizmetlerin mümkün olduğunca yerelden örgütlenmesi gerekir. Muğla’nın ilçeleri böyle bir modele başlamak için çok uygun. Hem yaşlı nüfus fazla hem bakım hizmetleri çok kısıtlı.
Bu modeli başkaları ile tartıştığınızda ne gibi tepkiler alıyorsunuz?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Söylediğim zaman “çok güzel olur ama Türkiye’de imkânsız” deniliyor. Türkiye’de bizim çok fazla önyargılarımız var: Türkiye’de bu olmaz. Türkler birlikte iş yapamaz, Türkler ortak çalışamaz. Bizde o kültür yok… Hepsi doğru olabilir ama yine de denemek lazım. Bu da benim hayalim.
Vakfın yol haritasında sonraki adımlar neler?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Şimdi bizim ihtiyaç duyduğumuz şey, bu konuda kafa yoran insanlarla bir temas başlatmak. Şikayetler var, tespitler var, atılan adımlar var. Fakat herkes birbirinden tam olarak haberdar değil. İlk yapmak istediğimiz bu alternatif bakım modeli konusunda kimlerle bir araya gelebileceğimizi araştırmak ve bulmak. Bu konuda kafa yoran akademisyenler, sosyal hizmet uzmanları, yaşlı yakını olup da kafa yormak isteyenler, kendi yaşlılığını düşünüp de kendim için ne yapabilirim diyenler, genç olup da bu konuda çalışmak isteyenler… Çok geniş bir yelpaze.
Yaşlılıkta para ile satın alamayacağınız çok şey var
Sosyal ekonominin okuyucularına bir mesajınız var mı?
Ayşe Eyüboğlu Pulhan: Muğla’ya geldiğimizde tanıdığımız çok fazla kimse yoktu. Slow Food Muğla Yeryüzü Pazarına üretici olarak katıldığımızda birçok kişiyle tanıştık. Onlardan biri de sizsiniz. Sizinle tanıştıktan sonra Sosyal Ekonomi’yi takip etmeye başladım. İnanılmaz önemli bir boşluğu dolduruyorsunuz. Ben iktisatçıyım ama sosyal ekonomi diye bir alan olduğunu bilmiyordum. Sosyal ekonomi alanı ve Sosyal Ekonomi’nin ilgi duyduğu her alan çok ilgimi çekiyor. Hasbahçe Vakfı ile Sosyal Ekonomi blogu arasında çok önemli bir işbirliği olacağını, birbirimizi besleyeceğimizi düşünüyorum. Açıkçası bu fikirden güç alıyorum.
Ben hakikaten bir şeylerin ancak güç birliği ve dayanışma ile yapılacağına inanıyorum. Paranız varsa birçok şeyi satın alabilirsiniz ama para bir yere kadar. Yaşlılıkta para ile satın alamayacağınız çok şey var. Örneğin güvenilir dostlar. Başınız dara düştüğünde bir telefonla yardımınıza koşacak insanlar, birlikte dertleşeceğiniz insanlar. Güven çok önemli.
Günümüzde insanlar birbirine “sakın kimseye güvenme” diye tavsiye veriyorlar ve ben bunu çok üzücü buluyorum. Karşımızdakine güvenerek onun da bize güven duymasını sağlayabiliriz.
Engin Pulhan: Benim herkese genel olarak bir mesajım var: Kendinizi iyi tanıyın. Gücünüzü bilin. Yeteneklerinizi keşfedin. Ona göre hayatınız boyunca bir şeyler yapmak için çalışın. Yaş ilerledikçe de nelerin değiştiğini gözleyip yaşamınızı ona göre uyarlayın. Kendinizi tanımıyorsanız yaptığınız her şey macera.