Sosyal ve dayanışma ekonomisinin harika temsilcisi; Başka Bir Okul Mümkün İzmir Kooperatifi geçen yıl eğitim kategorisinde Avrupa Sosyal Ekonomi Ödülü aldı. Bu yıl ise EUDEC konferansına ev sahipliği yapacak olmanın heyecanını yaşıyorlar. Onların heyecanını paylaşırken 30 Temmuz-6 Ağustos tarihleri arasında İzmir-Şirince’de yapılacak konferansı takvimlerinize kaydetmenizi öneriyoruz. Şimdi gelin BBOM İzmir’i ve onun topluluğunu daha yakından tanıyalım.
Söyleşimize başlarken önce sizi geçen yıl kazandığınız Avrupa Sosyal Ekonomi Ödülü için kutlamak isteriz. Sizinle gururlandık. Ödülünüzden söz etmek ister misiniz?
European Social Economy, sosyal ekonomiyi güçlendiren girişimleri görünür kılmak ve iyi örnekleri paylaşmak amacıyla her yıl düzenleniyor ve 2 yılda bir kez ödüller dağıtılıyor. Eğitim, sosyal yenilik, kapsayıcı büyüme ve çevresel sürdürülebilirlik gibi kategorilerde verilen ödüller, Avrupa genelinde sosyal ekonomiye katkı sağlayan kurumları onurlandırıyor.
Geçtiğimiz yıl Eylül ayında İspanya’nın Murcia kentinde düzenlenen European Social Economy Awards kapsamında eğitim alanında aldığımız ödül, bizim için mutluluk verici olmasının yanında, yıllardır inşa ettiğimiz topluluk modelinin uluslararası ölçekte görünür olması anlamına geliyor. 600’ün üzerinde katılımcının yer aldığı zirvede, Avrupa Komisyonu, OECD ve Avrupa Parlamentosu temsilcilerinin katılımlarına ek olarak 11 farklı üye devletin temsilcileri, Fransa, İspanya, Avusturya, Bulgaristan, Romanya ve Slovenya’dan bakanlar da yer aldı. Avrupa’nın sosyal ekonomi gündemini belirleyen bu güçlü uluslararası zeminde, Türkiye’den bir eğitim kooperatifinin ödül alması katılımcılar arasında oldukça ilgi uyandırdı.
BBOM İzmir Eğitim Kooperatifi olarak biz eğitimi yalnızca çocukların okulda aldığı akademik bir süreç olarak görmüyoruz. Eğitimi bir topluluğun birlikte örgütlenme, karar alma ve yaşam üretme biçimi olarak ele alıyoruz.
Kooperatif yapımız sayesinde aileler burada “veli” olmanın ötesinde, karar süreçlerine katılan, sorumluluk üstlenen ve kamusal alanı birlikte kuran özneler. Katılımcı ve demokratik mekanizmalar yalnızca çocuklar için değil, yetişkinler için de işliyor.
Yani burada yalnızca çocukların eğitimi değil, birlikte bir yaşam inşası söz konusu. Ekonomik ilişkilerin, kültürel üretimin ve sosyal bağların dayanışma temelinde örgütlendiği bir alan.
Ödül jürisinin özellikle dikkat çektiği noktalardan biri de buydu: Eğitim hizmeti sunan bir kurum olmanın ötesinde, sosyal ekonominin ilkelerini -demokratik yönetişim, topluluk sahipliği, dayanışma temelli üretim ve paylaşım- günlük yaşamın içine yerleştiren bir model olmamız.
Alternatif eğitim, demokratik yönetim, ekolojik duruş ve özgün finans
Bu nedenle biz bu ödülü yalnızca pedagojik bir başarı olarak değil, eğitimin bir topluluk pratiğine ve alternatif bir yaşam kültürüne dönüşebileceğinin güçlü bir göstergesi olarak görüyoruz.
Şimdi isterseniz Başka Bir Okul Mümkün (BBOM) İzmir Eğitim Kooperatifi’nin kuruluş dönemine birlikte bakalım. Kooperatifiniz ne zaman ve kaç ortak ile kuruldu? Kurucular hangi amaç etrafında ve nasıl bir araya geldiler?
Başka Bir Okul Mümkün (BBOM) fikri, mevcut eğitim sisteminden derdi olan ailelerin, eğitimcilerin ve gönüllülerin 2009 yılında bir araya gelmesiyle doğdu. Fikir, birkaç ay içinde bir inisiyatife dönüştü ve 3 Kasım 2010 tarihinde resmi olarak kurulan BBOM Derneği’nin ilk vizyonu “Türkiye’deki ilköğretim sürecine hâkim olan bir dizi köklü sorunun tespitinden hareketle yola çıkarak bu sorunları aşmayı hedefleyen bir ilköğretim okulu kurmak”tı. Buna yönelik olarak geliştirilen BBOM Modeli 4 sac ayağı üzerinde şekillendi. “Alternatif eğitim, demokratik yönetim, ekolojik duruş ve özgün finans (ticari kâr amacı gütmeme).”
Çalışmalarda derinleştikçe, çocuklarının ihtiyaçları için bir araya gelmiş bir ebeveyn inisiyatifi olmanın ötesinde kamusal ihtiyaçları odağına alan hak temelli bir sivil toplum perspektifi de bu vizyona eklenmiş oldu. Zaten tüm çalışmalara çocuğu olmayan ya da okul çağını geçmiş birçok gönüllü, eğitimci ve destekçi de katılıyordu. Onların da varlığı kamusal dönüşüme katkı konusundaki perspektifi derinleştiriyordu. Bu doğal gelişim sonucunda 2012 yılında yapılan çalıştayla derneğin vizyonunu “Çocuk Hakları Sözleşmesinde belirlenen hakları hayata geçiren, çocukların kendilerini gerçekleştirmelerini sağlayan, katılımcı demokrasiyle yönetilen, ekolojik dengeye saygılı ve aileler ile gönüllülerden oluşan inisiyatifler tarafından kâr amacı gütmeksizin kurulan ve yürütülen okullar kurmak; bu eğitim yaklaşımının yaygınlaştırılması ve benzer başka okulların hayata geçmesi için model teşkil etmek” olarak revize edildi.
Üç yıl kadar süren model geliştirme çalışması sürecinde BBOM Derneği’ne katılan, çalışmaları heyecanla takip eden ve başka bir okul İzmir’de de mümkün diyen bir grup ebeveyn, eğitimci ve gönüllü 2013 yılı başlarında buluşmaya başladık. 7 Nisan 2014’te 11 ortağımızla birlikte Sınırlı Sorumlu İzmir Başka Bir Okul Mümkün Eğitim Kooperatifi’ni kurduk. 2015 yazında BBOM’un ilk erken çocukluk çalıştayını Yaşar Üniversitesi’nde gerçekleştirdikten sonra 2015 Eylül ayında çocukların verdiği isimle Renkli Orman Anaokulu’nu faaliyete geçirdik.
“Başka bir okul mümkün” diyerek bir araya gelmek
Kooperatifinizin kuruluşundan bugüne kadar yaşanan gelişmeler, tecrübeler içinde dönüm noktası diyebileceklerimiz vardır muhakkak. Onlardan söz eder misiniz?
BBOM İzmir’in hikâyesine baktığımızda birkaç önemli eşikten söz edebiliriz. En başta tabii ki bir grup ebeveyn ve eğitimcinin “başka bir okul mümkün” diyerek bir araya gelmesi ve bunu kooperatif modeliyle hayata geçirmeye karar vermesi var. Ama bizim deneyimimiz aslında sadece teknik olarak bir okul işletmekten ibaret değil. Pandemi döneminde, deprem sonrasında ve ekonomik kriz zamanlarında yaşadığımız dayanışma pratikleri topluluğumuzu gerçekten başka bir boyuta taşıdı. Birbirimizi destekleme, birlikte çözüm üretme ve sorumluluğu paylaşma biçimlerimiz bu yapının neden kooperatif olduğunu çok daha somut hale getirdi.
Geçtiğimiz yaz yaşadığımız bir deneyim de bizim için çok özel bir dönüm noktasıydı. Kooperatiften bir ekip olarak yaklaşık 40 kişi, kimi arabasıyla, kimi karavanıyla, kimi kooperatifimizin otobüsüyle ya da uçakla Belçika’da düzenlenen Demokratik Eğitim Konferansı’na (IDEC@EUDEC 2025 Conference) katıldık. Yol boyunca birlikte hareket etmek, orada buluşmak, yaptıklarımızı anlatmak ve BBOM’u temsil etmek hepimiz için çok güçlü bir deneyimdi. Orada kurduğumuz ilişkiler ve yaptığımız paylaşımlar bize bambaşka bir perspektif açtı. Konferansın sonunda 2026’daki buluşmanın ev sahipliğini üstlenmemiz de bizim için gerçekten gurur verici bir an oldu. Bu yaz 2026 yılı EUDEC Konferansı’nı 30 Temmuz-6 Ağustos tarihleri arasında Şirince’de düzenliyoruz.
Konferanstan ayrıldıktan kısa bir süre sonra, daha yolun başındayken Sosyal Ekonomi Ödülü’nü kazandığımızı otobüste hep birlikte öğrendik. O anı birlikte yaşamak, o emeğin böyle bir karşılık bulduğunu görmek topluluğumuz için çok anlamlıydı ve bizi gerçekten başka bir motivasyonla yolumuza devam etmeye teşvik etti. O yüzden bugün geriye baktığımızda şunu söyleyebiliriz: Bizim derdimiz sadece bir okul işletmek değil. Aslında birlikte öğrenen, dayanışan ve hayatı birlikte kurmaya çalışan bir topluluk oluşturmak. BBOM’un en önemli dönüm noktaları da tam olarak bu deneyimlerin bizi dönüştürdüğü zamanlar.
Bu geniş topluluğu bağlılığı kaybetmeden nasıl çoğaltabiliriz?
BBOM İzmir’in bugün kaç ortağı var? Neler yapıyorsunuz? Bir okul işletiyorsunuz, oradaki faaliyetlerinizi merak ediyoruz elbette ve sizden dinlemek isteriz ama sizin aynı zamanda canlı bir topluluğunuz olduğunu da biliyoruz. Hem okul hem de topluluk tarafında bize neler anlatırsınız?
Yukarıda sözünü ettiğimiz kuruluş hikâyesinden devam edecek olursak, BBOM İzmir Kooperatifi’nin ilk ortakları büyük ölçüde Renkli Orman Okulları’na devam eden çocukların bakımverenlerinden oluşuyordu. Bugün kooperatifimiz 12, okulumuz ise 11. yılında. Bu süre içinde ortak sayımız doğal olarak arttı ve yaklaşık 250–300 kişiye ulaştı. Zamanla kooperatifin yalnızca çocukların okulu vesilesiyle bir araya gelinen bir yapı olmanın ötesine geçtiğini gördük. Özellikle çocukları artık okulda olmayan bazı ortaklarımızın hâlâ kooperatif içinde aktif olması ve gönüllü emekle katkı sunmaya devam etmesi bizi yaklaşık 3–4 yıl önce yeni bir yapılanma üzerine düşünmeye yöneltti. Aslında temel sorumuz şuydu: BBOM İzmir Kooperatifi etrafında oluşan bu geniş topluluğu nasıl daha net tanımlayabilir ve bağlılığı kaybetmeden nasıl çoğaltabiliriz? Bu düşünceyle yeni yapımızda bazı ayrımlar yaptık. BBOM İzmir Kooperatifi ortakları, yolu bir şekilde Renkli Orman ya da BBOM İzmir’den geçmiş veya henüz geçmemiş ama ilgi duyan gönüllüler ve destekçiler, Renkli Orman Okulları’nda eğitim alan çocukların bakımverenleri ve çalışanlar… Tüm bu bileşenler birlikte BBOM İzmir Topluluğunu oluşturuyor.
Yeni yapılanmada kooperatifçiliğin yedi temel ilkesini daha güçlü hayata geçirebilmek için özellikle ortakların demokratik katılımını ve denetimini güçlendirecek düzenlemeler yaptık. Ortaklık hak ve sorumluluklarını belirginleştirdik. Okul ve kooperatif işleyişine katkı sunacak komisyonlar ve çalışma grupları için bir iç yönetmelik hazırladık ve bunu tüm ortaklarımızla paylaştık. Komisyonlarda görev almak, yönetim kurulunda yer almak ve genel kurulda oy kullanmak gibi hakları kooperatif ortaklarına tanımladık. Buna karşılık, topluluk etkinliklerine katılma, çalışma gruplarında yer alma ve etkinlik organize etme alanını tüm BBOM İzmir Topluluğu üyelerine açtık. Bugün ekonomik ve stratejik sorumluluğu üstlenen 65 ortağımızla kooperatif faaliyetlerini yürütürken, yaklaşık 600 kişilik daha geniş bir toplulukla da BBOM İzmir Topluluğu faaliyetlerine devam ediyoruz.
Peki topluluk faaliyetleri derken neyi kastediyoruz? Yılda iki kez fiziksel olarak bir araya geldiğimiz takas buluşmalarımız var. Yıl boyunca iletişimin sürdüğü ve aynı zamanda aktif bir takas ağı gibi işleyen bir whatsapp grubumuz bulunuyor. Bu ağda yalnızca eşya paylaşımı değil, ihtiyaçların karşılanması ve kullanılmayan kaynakların yeniden dolaşıma girmesi gibi pratikler gerçekleşiyor. Aslında bu yapı küçük ölçekte de olsa alternatif bir ekonomik ilişki biçimi yaratıyor ve topluluk içinde önemli bir dayanışma değeri üretiyor. Takas ağımız ile tahminlerden çok daha büyük bir ekonomik döngü var ortakların faydasına. Bu bizim en iyi işleyen faaliyetlerimizden biri.
Bunun yanında ortak gıda ihtiyaçlarımızı belirli üreticilerden birlikte tedarik etmeye çalıştığımız bir gıda grubumuz var. Teknik olarak tam anlamıyla bir gıda topluluğu olmasa da, mümkün olduğunca adil üretim yapan üreticilerle doğrudan ilişki kurmaya, sağlıklı ve güvenilir gıdaya birlikte erişmeye ve üreticiyle tüketici arasında daha şeffaf bir ilişki kurmaya çalışıyoruz. Bu da hem üreticiyi destekleyen hem de topluluğun gıdaya erişimini güçlendiren bir dayanışma pratiği haline geliyor.
BBOM İzmir Topluluğu birbirimizin hayatına değdiğimiz bir alan haline geldi
“Ortak İşler” adını verdiğimiz bir yapı içinde de, yıl boyunca yapılacak etkinlikleri birlikte planlıyoruz. Bazen bir antik kent gezisi, bazen bir ahşap atölyesi, bazen bir kamp, bazen mezunlar buluşması, bazen de psikolojik destek grupları gibi etkinlikler düzenleniyor. BBOM Korosu, kitap kulübü, sinema kulübü, spor etkinlikleri, sağlık grubu, dayanışma grupları, şenlikler ve piknikler gibi birçok ortak faaliyetimiz var.
Aslında bütün bunlara birlikte baktığımızda, BBOM İzmir Topluluğu’nun yalnızca bir okul çevresinde oluşmuş bir yapı olmadığını görüyoruz. Birbirimizin hayatına değdiğimiz, birlikte üretip paylaştığımız ve küçük ölçekte de olsa başka türlü bir ekonomik ve toplumsal ilişki biçiminin mümkün olduğunu deneyimlediğimiz bir alan haline geldi.
Okul tarafına gelince, 2015 yılında anaokulumuzu açtıktan 2 yıl sonra hızla artan talep ile ilkokulumuzu da açtık. BBOM İzmir Eğitim Kooperatifi’ni kurarken temel motivasyonumuz, çocukların hak öznesi olarak tanındığı, seslerinin duyulduğu ve karar alma süreçlerine katıldıkları bir öğrenme ortamı yaratmaktı. Mevcut eğitim sistemi, çocukların bireysel farklılıklarını, meraklarını ve potansiyellerini yeterince gözetmeyen, merkeziyetçi ve tekdüze bir yapı sunuyor. Bizler ise çocukların kendi öğrenmelerinin sorumluluğunu alabildikleri, katılımcı, doğayla uyumlu, topluluk temelli bir modelin mümkün olduğuna inandık.
Bizim için başarı, sadece akademik bilgi düzeyine indirgenmiş bir kavram değil, çocuğun kendini ifade edebilmesi, çevresiyle sağlıklı ilişkiler kurabilmesi, öğrenmeye yönelik merakını sürdürebilmesi ve kendi öğrenme yolculuğunun sorumluluğunu alabilmesi anlamına geliyor.
Bizim için asıl başarı, çocuğun yaşadığı topluluğun aktif bir parçası haline gelmesidir
Bu anlayışla, not ya da sınav gibi geleneksel ölçme yöntemleri yerine, çocukların gelişimlerini çok boyutlu olarak takip eden niteliksel değerlendirme araçları kullanıyoruz. Öğretmenler çocukların gün içindeki gözlemlerine, katılımlarına, üretimlerine, sorularına ve oyunlarına dikkat ederler. Her çocuk için oluşturulan portfolyolar onun öğrenme sürecini belgeleyen hem yazılı hem görsel kayıtlar içerir.
Öğretmenlerimiz düzenli olarak gelişim toplantıları yapar; bu toplantılarda çocuğun bilişsel, sosyal-duygusal ve fiziksel gelişimi değerlendirilir. Yılda en az iki kez yapılan bireysel veli görüşmeleri ile bu gözlemler ailelerle paylaşılır. Böylece çocuğun gelişimi, okul ve aile arasında kurulan güçlü işbirliği ile desteklenmiş olur.
Bizim için asıl başarı, çocuğun kendini tanıması, öğrenme sürecine güven duyması ve yaşadığı topluluğun aktif bir parçası haline gelmesidir.
Modelimizin merkezinde çocuk hakları, katılımcılık, saygı, adalet, empati ve şiddetsiz iletişim yer alıyor. Çocuğu sadece öğrenen bir birey değil, bugününü yaşayan ve kendi kararlarını alabilen bir özne olarak tanıyoruz. Her çocuğun potansiyeline, ifadesine ve farklılığına değer veriyoruz.
Demokratik bir okul iklimi, tüm bireylerin birbirine isimle ve saygıyla hitap ettiği, çocukların söz ve karar sahibi olduğu bir yapı sunar. Hiyerarşi yerine yatay ilişkilerin kurulduğu bu yapıda çocuklar yetişkinlerle birlikte düşünme ve karar alma pratiği kazanır. Şiddetsiz iletişim, sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda okulun etik temelidir; duygulara alan açmak, ihtiyaçları dile getirmek ve ilişkilerde denge kurmak için kullanılır.
Mevcut mevzuat kooperatif okulunu tanımlamıyor
Kooperatiflerin karşı karşıya olduğu dışsal zorlukları (mevzuat, finansman vb.) siz nasıl yaşadınız? Bu zorlukları nasıl aştınız? Bu süreçlerde kurum ve kuruluşlardan destek aldınız mı?
Bizim deneyimimiz, Türkiye’de eğitim alanında kooperatifçiliğin aslında ne kadar mevzuat dışı olduğunu gösteriyor. BBOM olarak yola çıktığımızda en büyük zorluklardan biri, yapmaya çalıştığımız şeyin mevzuatta tam bir karşılığının olmamasıydı. Kooperatif mevzuatı daha çok, üretim, yapı, tarım alanlarında kurgulanmış, eğitim için ayrı bir düzenleme yok.
Biz bir okuluz ama klasik anlamda özel okul değiliz; bir kooperatif okuluyuz. Ama mevcut mevzuat kooperatif okulunu tanımlamıyor. Bu nedenle en baştan itibaren sistem içinde kendimize yer açmaya çalıştık. Millî Eğitim Bakanlığı sistemi içerisinde kooperatif okulu olarak ayrı bir statümüz yok, özel okul mevzuatına tabiyiz. Ama özel okul gibi kâr odaklı bir işletme de değiliz bir yandan. Gelir ortaklara dağıtılmıyor, okulun sürdürülebilirliği için kullanılıyor. Ama KDV yükümlülüklerine ve şirket tipi vergilendirmeye tabiyiz ve bu bizim için ciddi bir yük. Yani sistem bizi sosyal fayda üreten bir eğitim modeli gibi değil, bir piyasa aktörü olarak tanımlıyor. En büyük zorluklardan biri bu: Sosyal fayda üretip bir yandan ticari riskler taşımak.
Avrupa’daki pek çok örneğin aksine, Türkiye’de kamu destekli eğitim kooperatifleri mekanizmalarından çok uzağız. Kooperatiflere özel kredi imkânları yok. Yatırımcı gözüyle bakılıyorsunuz. Bu durum aslında sadece BBOM’un değil, Türkiye’de sosyal fayda üreten tüm kooperatiflerin, özellikle kadın kooperatiflerinin de yaşadığı yapısal bir sorun. Sosyal fayda öncelikli yapılar mevcut sistemde ticari şirketlerle eşdeğer ekonomik aktörler olarak tanımlanıyor. Bu nedenle finansman konusu bizim gibi kooperatifler için çok kırılgan bir alan. Oysa sosyal fayda üreten kooperatifler kâr maksimizasyonu üzerine değil, topluluk emeği/sorumluluğu üzerine kurulu.
Temel yaklaşımımız kararların şeffaf ve kolektif süreçler içinde alınması
Bizim başından beri en büyük gücümüz ve kaynağımız ortakların dayanışması, gönüllü emeği, yani topluluğumuz. Çözümümüz aslında kurumsal değil, topluluk temelli oldu. Kooperatif yapısı sayesinde veliler sadece hizmet alanlar değil, okulun sorumluluğunu da paylaşan aktörler bu yapı içerisinde. Şimdiye kadar herhangi bir dış kaynaktan finanse edilmedik. Aldığımız birkaç hibe desteğiyle sosyal faydamızı çoğaltmaya yönelik öğretmen buluşmaları düzenledik, açık bilgi ürettik. Kısacası, bugün yaptığımız şey kimseden destek almadan, mevzuatın henüz tanımadığı bir geleceği pratiğimizle yaşamak.
BBOM İzmir nasıl bir yönetişim modeli uyguluyor?
BBOM İzmir Eğitim Kooperatifi’nde yönetişim modeli, sosyal ekonomi ve kooperatifçilik ilkelerine dayanan katılımcı ve demokratik bir yapıya sahip. Kooperatif olarak temel yaklaşımımız, kararların mümkün olduğunca ortakların katılımıyla, şeffaf ve kolektif süreçler içinde alınması.
Kooperatifin yönü, stratejik kararları ve toplulukla ilgili meseleler genel kurul ve ortaklar toplantıları aracılığıyla belirleniyor. Bunun yanında farklı alanlarda çalışan çalışma grupları, komisyonlar ve gönüllü katkı mekanizmaları da var. Böylece ortaklarımız yalnızca bir yapının parçası olmakla kalmıyor, aynı zamanda o yapının gelişimine aktif biçimde katkı sunabiliyor.
Burada önemli bir ayrımı da özellikle vurgulamak isteriz. Okulun pedagojik işleyişi ve eğitimle ilgili kararlar eğitim ekibinin profesyonel sorumluluğu içinde yürütülüyor. Kooperatif ortakları doğrudan eğitimsel karar alma süreçlerinde yer almıyor. Bunun yerine kooperatif, okulun varlığını mümkün kılan topluluk yapısını, dayanışma ilişkilerini ve ortak kaynak üretimini güçlendiren bir rol üstleniyor.
Bu yönüyle kooperatifimiz bir okul işletmesinin idari yapısının yanı sıra insanların bir araya gelerek dayanışma kurduğu, ortak ihtiyaçlarına birlikte çözümler ürettiği bir sosyal ekonomi aktörü. Katılımcı yönetişim modeli de esas olarak bu topluluk yapısının örgütlenmesi ve sürdürülebilirliği üzerine kuruluyor.
Dolayısıyla BBOM İzmir’de yönetişim, klasik bir kurum yönetiminden çok, topluluğun birlikte düşünme, birlikte karar alma ve birlikte sorumluluk üstlenme kapasitesini geliştiren bir süreç olarak işliyor.
Farklı ağlar ve kurumlarla ilişki ve işbirliği içinde olmaya gayret ediyoruz
Diğer kooperatifler ile ve genel olarak sosyal ve dayanışma ekonomisi aktörleri ile ilişkileriniz, işbirlikleriniz var mı?
BBOM İzmir Eğitim Kooperatifi olarak kendimizi yerel bir okul kooperatifi olmanın ötesinde, daha geniş bir sosyal ve dayanışma ekonomisi ekosisteminin parçası olarak görüyoruz. Bu nedenle hem yerel hem ulusal hem de uluslararası ölçekte farklı ağlar ve kurumlarla ilişki ve işbirliği içinde olmaya gayret ediyoruz.
Yerel düzeyde İzmir’de faaliyet gösteren çeşitli kooperatifler, üretici toplulukları ve dayanışma girişimleriyle temas halindeyiz. Gıda toplulukları, üretici kooperatifleri ve farklı dayanışma ağlarıyla kurulan ilişkiler hem topluluk hayatımızı besliyor hem de çocukların farklı ekonomik ve toplumsal pratiklerle tanışmasına olanak sağlıyor.
Ulusal ölçekte ise Türkiye’de kooperatifçilik ve alternatif eğitim alanında çalışan yapılarla bilgi ve deneyim paylaşımı yürütüyoruz. Başka Bir Okul Mümkün hareketi içinde yer alan okullar ve eğitim topluluklarıyla kurduğumuz ilişkiler bu açıdan önemli bir dayanışma zemini oluşturuyor.
Uluslararası alanda da özellikle demokratik eğitim, çocuk hakları ve kooperatifçilik alanlarında çalışan ağlarla bağlantılarımız var. Avrupa’daki demokratik okullar ve eğitim topluluklarıyla deneyim paylaşımı yaptığımız, aynı zamanda yönetim kurulunda yer aldığımız ağlardan biri European Democratic Education Community (EUDEC). Bu tür ağlar sayesinde hem farklı ülkelerdeki uygulamaları öğrenme hem de Türkiye’deki deneyimi paylaşma fırsatı buluyoruz. Yine RIPESS ve CECOP gibi yapılarla kurulan ilişkiler, kooperatif modelimizin daha geniş sosyal ekonomi tartışmaları içinde yer bulmasına katkı sağlıyor.
Geçtiğimiz yıl düzenlenen European Social Economy Awards kapsamında aldığımız ödül de aslında bu uluslararası sosyal ekonomi ağlarıyla kurduğumuz ilişkilerin görünür olmasına katkı sağladı. Tabii, bunun yanı sıra özellikle kooperatifçilik alanında çalışan birçok yapı ile bağ kurmamıza ve işbirliği yapabilmemize de fırsat sundu. Bu ilişkileri karşılıklı öğrenme ve dayanışma alanları olarak görüyoruz çünkü sosyal ve dayanışma ekonomisinin en güçlü yanlarından birinin farklı toplulukların deneyimlerini paylaşarak birlikte gelişebilmeleri olduğunu düşünüyoruz.
Kooperatifiniz için gelecek planlarınız nelerdir?
BBOM İzmir olarak gelecek planımız yalnızca bir okulun büyümesine dair değil. Eğitimde “başka bir mümkünlüğün” yaygınlaşmasını istiyoruz. Amacımız istisnai örneklerden sadece biri olarak kalmak değil. Kooperatif temelli, demokratik ve çocuk hakları odağında eğitim modelinin yaygınlaşması. Çocukların söz hakkı olan, ebeveynlerin ve eğitimcilerin birlikte sorumluluk aldığı demokratik öğrenme topluluklarının çoğalması.
Kooperatif kurmak sadece bir tüzel yapıya kavuşmak değil, bir topluluk olarak hareket etmek
Önümüzdeki dönemde pedagojik deneyimimizi paylaşan, yeni eğitim kooperatiflerinin kurulmasına ilham veren ve bu modelin mevzuatta tanınması için savunuculuk yapan bir yapı olmayı hedefliyoruz. Eğitim kooperatiflerinin mevzuatta tanınması, sosyal fayda üreten kooperatif modelleri için vergi ve finansman düzenlemelerinin geliştirilmesi ve kamusal eğitim tartışmalarına topluluk temelli alternatiflerin dahil edilmesi için daha çok çalışmak istiyoruz.
Tabii kendi okulumuza dair hep bir hedefimiz var: Ortaokulumuzu açmak:)
Sizinki gibi bir kooperatif kurmak isteyenlere ne gibi önerileriniz olur?
Önce topluluklarını oluşturmalarını öneririz. Deneyimlerimizden çıkarabileceğimiz en önemli önerilerimizden biri bu olur sanırım. Çünkü kooperatif kurmak sadece bir tüzel yapıya kavuşmak değil, bir topluluk olarak hareket etmek. Başlangıçta neden bir araya geldiğinizden ve neyi değiştirmek istediğinizden emin olarak yola çıkmalısınız.
Başından itibaren, katılımcı ve şeffaf mekanizmaların kurulması önemli. Kooperatiflerin demokratik yapısını odağa almalı ve bu noktadan uzaklaşmamalı. Sürecin başından itibaren yaşanan mevzuatsal ve finansal zorluklar bazen olduğumuz yerin en temel özelliğinin önüne geçebiliyor. Bu nedenle yola çıkarken demokratik yönetim modelinin, ortak sorumluluğun ve dayanışmanın en güçlü kasımızın olduğunu hep hatırlamalı.
Bunun yanı sıra, yine kooperatifçilik ilkelerinin bize söylediği gibi, diğer kooperatiflerle muhakkak temas içinde olmalı, birlikte öğrenmeli ve onların deneyimlerini öğrenmeli. Çünkü kooperatifler tek başına değil, bir ekosistem içerisinde güçleniyor ve daha dayanıklı hale geliyor ve değişimi mümkün kılıyor.
Kooperatif kurmak gerçekten emek işi, sabır ve zaman istiyor. Ama birlikte sorumluluk alan bir topluluk ile yalnızca bir ekonomik girişim değil, bir dayanışma modeli kurabiliyorsunuz. Birbirine güvenerek, ortak amaca inanarak ve yol boyunca öğrenmeye açık olarak başlamak en doğrusu.
Türkiye’de sosyal ve dayanışma ekonomisinin mevcut durumunu nasıl görüyorsunuz?
Sosyal ve dayanışma ekonomisi son yıllarda görünürlük kazanmasına rağmen hâlâ kurumsal olarak tam yerleşmemiş bir alan. Türkiye’de sosyal ve dayanışma ekonomisi yukarıdan planlanmış bir model değil. Yani devlet “hadi sosyal ekonomi kuralım” dediği için olmadı; daha çok insanlar ihtiyaç duyduğu için ortaya çıktı. İş bulamayan kadınların bir araya gelip kooperatif kurması, üreticilerin birlikte satış yolları araması, afetlerde insanların birbirine dayanarak yeni ağlar kurması gibi…
“Başka bir ekonomi de mümkün, başka bir dünya da”
Yani, esas mesele “sorunlar, ihtiyaçlar karşısında birlikte çözüm üretmek”. Bu yüzden bugün gördüğümüz birçok iyi örnek aslında bir politika sonucundan değil, ihtiyaçtan doğmuş durumda. Ama önemli bir nokta var: Bu yapılar kendi kendine ortaya çıkabiliyor ama acımasız piyasa şartları içerisinde tek başına büyümekte zorlanıyor. Finansmana erişim, mevzuat, pazara ulaşma gibi konularda desteğe ihtiyaç duyuyorlar ve bu nedenle ölçekleri çoğunlukla küçük. Eğer kamu politikaları, yerel yönetimler ve finans mekanizmaları bu alanı desteklerse, o zaman sosyal ve dayanışma ekonomisi sadece “kriz zamanlarında işe yarayan dayanışma” olmaktan çıkıp, daha adil ve sürdürülebilir bir ekonomik modelin parçası haline gelebilir ve doğru destekle dönüşüm yaratabilir.
Son olarak, Sosyal Ekonomi okuyucularına iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
BBOM olarak şuna inanıyoruz: Sosyal ekonomi yalnızca farklı bir üretim ya da işletme modeli değil, aynı zamanda hayatı birlikte kurmanın, hayata birlikte tutunmanın bir yolu. Eğitim kooperatifi deneyimimiz bize gösterdi ki, insanlar demokratik alanlarda bir araya gelip sorumluluk aldığında, kamusal değer üreten çok güçlü yapılar ortaya çıkabiliyor. Bugün eğitimden bakıma, gıdadan yerel kalkınmaya kadar birçok alanda topluluk temelli çözümlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Sosyal ekonomi tam da bu noktada, rekabet yerine dayanışmayı, kâr yerine topluluk faydasını merkeze alan bir yaklaşım sunuyor. Bizim dileğimiz, bu alandaki deneyimlerin çoğalması ve birbirinden öğrenilmesi. Çünkü inanıyoruz ki başka bir okul mümkünse, başka bir ekonomi de mümkün, başka bir dünya da.
BBOM’ü çoktandır izliyor ve girişimin özgül yanlarını, kooperatifçilik ilkelerine bağlı kalma özenini, pedagojik yönelimlerindeki doğruları ve sosyal ekonomi için anlamlı bulduğum bütünlüklü çabalarını takdir ediyor, yürekten kutluyorum. Keşke bir takvime uygun gezme, tanışma günleri düzenleseler de bu harika oluşumu örnek almak isteyenler bizzat yerinde gözlese.
Ben eğitimin öncelikli bir kamu hizmeti, bir yurttaş hakkı olduğunu savunan görüşteyim. Bu bakımdan kamucu yönü (bakanlık gözetimini, denetimini bu bakımdan yeterli görmüyorum) dışlanmış, kooperatif de olsa, bir temel hakkın kamusal adalet terazisiyle ölçümlenmemiş halde temin edilmesini bir daha düşünmek isterim. Fakat İzmir BBOM aracılığıyla kooperatifinde toplumsal dayanışmanın öğretimin ötesinde alanlarda başlatılması fevkalade değerli.
Bu da aklıma, kamu okulları etrafında, yerel kooperatifleşme ile okul yapı ve kampuslarının farklı dayanışma amaçlarıyla kullanıldığı, öğretime yerel faaliyetlerin bu kurumsallaşma aracılığıyla katılabildiği alternatif toplumsal pratikleri getiriyor.
Sinan Bey merhaba,
BBOM Izmir Kooperatifi’nden Betül ben. Ilginiz ve yorumunuz bizi oldukça memnun etti. Size ulaşmak ve detaylı gorüsmeyi cok isteriz.
Iyi günler diliyorum.
Bu söyleşi, okul kooperatifçiliği açısından önemli bilgiler içeriyor. Kooperatifin kurucuları ve yöneticilerini yürekten kutluyorum. Bu harika söyleşiyi gerçekleştiren sevgili Barış Soysaraç’a da teşekkür ediyorum.
Söyleşide söz edilmeyen birkaç konuyu merak ediyorum: Acaba okulun öğretmenleri ve çalışanları da kooperatifin ortakları mıdır? Bir de ortakların okul müfredatının düzenlenmesi ve uygulanmasının dışında tutulmuş olmasını önemli bir eksiklik olarak görüyorum. Bu eksikliğin kooperatifçiliğin demokratik katılım ilkesi ile bağdaşmadığını belirtmeliyim. Ortaklar arasında öğretim üyeleri, eğitim uzmanları ve öğretmenler de mutlaka vardır. Bunlardan oluşturulacak bir teknik komitenin yönetim kurulu ve öğretmenlerle ile birlikte müfredat geliştirme konusunda birlikte çalışması gerekir. Ayrıca, eğitim sistemimizin çözümsüz kalan sorunlarının birikintisi olarak bugünlerde yüzyüze geldiğimiz Urfa ve Kahramanmaraş’taki korkunç olaylar, okul yönetimlerine ve okul-aile birliklerine, burada da kooperatif ortaklarına ne kadar önemli görevler düştüğünü gösteriyor. Bu nedenle okul kooperatifçiliği, eğitimde katılımcılığı ve özdenetimi güçlendirmek için alternatif bir örgütlenme modeli olarak dikkate alınmasını sağlamalıdır. Bursa’daki eğitim kooperatifinin de model olarak incelenmesinde yarar görüyorum. Kooperatifçilikte 50 yılı aşkın deneyim sahibi olan biri olarak, bu modelden de öğreneceğim hususlar olduğunu görmekten mutluluk duyduğumu belirtmeliyim. Saygılarımla,
Hüseyin Polat, UN/ILO Kooperatif Geliştirme Uzmanı
Hüseyin Bey merhaba,
Söyleşimizi incelediğiniz ve kooperatifçilik birikiminizle paylaştığınız bu geri bildirimler için teşekkür ederiz. Sizin gibi bu alana ömrünü adamış bir uzmanın “öğreneceğim hususlar var” demesi, bizler için hem büyük bir onur hem de omuzlarımızdaki sorumluluğu hatırlatan bir motivasyon kaynağı.
Yorumunuzda değindiğiniz ve merak ettiğiniz noktaları, kısaca yanıtlamak isterim:
Kooperatifçiliğin “Açık ve Gönüllü Ortaklık” ilkesine sadık kalmaya önem veriyoruz. Bu bağlamda, çalışanlarımızın ve öğretmenlerimizin kooperatif ortağı olması önünde bir engel bulunmuyor. Sürecimiz oldukça doğal ilerledi; yıllar içinde bazı çalışanlarımız kooperatif ortağı olmayı seçerken, bazı ortaklarımız da zamanla kadromuzun bir parçası haline geldi. Kooperatif ortaklığı oluşturduğumuz yeni yapılanma sürecinde dileyen herkese ve her çalışanımıza açık.
Müfredat ve pedagoji konusundaki eleştiriniz, kooperatifçilik ile akademik özerklik arasındaki ince ve önemli dengeye dokunuyor. BBOM Modeli, 3-4 yıllık yoğun bir kolektif çalışmanın, yani bizzat ortakların ve eğitimcilerin el ele vermesinin bir ürünüdür. İzmir özelinde ise; kuruluş yıllarımızda müfredat ve işleyiş tamamen ortakların/ailelerin mutfağında pişti. Okulumuz (Renkli Orman) kurumsallaştıkça, eğitim programının günlük uygulamasını akademik kadromuzun profesyonelliğine emanet etmeyi bir ihtiyaç olarak gördük. Ancak bu, ortakların süreçten dışlandığı anlamına gelmiyor. Modelimiz, hem içeriden hem dışarıdan gelen katkılarla güncellenen, “yaşayan” bir yapı olmaya devam ediyor.
Urfa ve Kahramanmaraş’ta tanık olduğumuz üzücü olaylar, belirttiğiniz gibi demokratik denetimin, katılımcı okul yönetiminin ve çocuk haklarını gözeten bir okul iklimi oluşturmanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi. Biz, okul kooperatifçiliğini sadece bir işletme modeli olarak değil, şiddetsizliğin ve özdenetimin bizzat yaşandığı bir “koruma kalkanı” olarak görüyoruz. Bursa Çağdaş Eğitim Kooperatifi gibi değerli örnekleri de yakından takip ediyor, bu dayanışma ağını büyütmeyi önemsiyoruz.
Tecrübenizden süzülen bu geri bildirimleri daha detaylı konuşabilmek adına sizi İzmir’deki okulumuzda ağırlamayı ya da uygun olduğunuz bir zamanda çevrim içi bir çemberde buluşmayı çok isteriz.
Saygılarımla,
Yasin.