Son yıllarda tarımda ve tarımsal amaçlı kooperatiflerin ürünlerini pazarlamada yaşanan kimi zorluklardan çıkış yolu için şirketleşmenin çözüm yolu olacağı gündeme getirilmişti. Bu konu günümüzde de devam ediyor.
Bu konuya ışık tutacak bir yazıdan alıntılar yapmadan önce kooperatifler ile şirketler arasındaki farklara kısaca göz atmakta yarar var.
Kooperatifler ile Şirketler Arasındaki Farklılıklar Nelerdir?
Şirketlerin amacı, yatırılan sermayeden en yüksek düzeyde kâr sağlamaktır. Bunun için hammadde üreticilerine ve işçilere olabildiğince az ödemeye, tüketicilere de daha fazla ödetmeye çalışırlar.
Kooperatiflerde mülkiyet ve işletme görevi, ortaklar tarafından yüklenilmiştir.
Şirketlerde kâr, ortakların sermaye katılım payına; kooperatiflerde ise risturn, ortakların yapmış oldukları işlem esasına göre dağıtılır.
Şirketlerde ortaklar birbirlerini tanımayabilir, hisse senetleri serbest piyasada alınıp satılabilir. Kooperatiflerde ise ortaklık senetleri kooperatifin onayı ile devredilebilir.
Şirketlerde, birey ya da aile, şirket sermayesinin yüzde 50’sinden fazlasına sahip olduğu takdirde, şirkete egemen olur. Kooperatiflerde ise bir bireyin sahip olabileceği ortaklık sınırı, yasa ile sınırlandırılmıştır (Bakınız: Tarımda Kooperatifçilik Neden Önemli?)
Tarımda şirketleşmenin neoliberal sistemin dayattığı bir model olduğu biliniyor. Ancak tarımsal amaçlı kooperatiflerin ürünlerini pazarlamada şirketleşmenin çözüm yolu olmayacağı konusunda yazılar çok yetersiz. Bu konuyu irdeleyen bir yazıyı, geçtiğimiz yıllarda İzmir’in tarımsal kooperatifçilik konusunda en yetkin kişilerinden biri olan Çağatay Özcan Kokulu kaleme almıştı. Kokulu’nun yazısı güncelliğini koruduğu için yinelemede yarar görüyorum.
Çağatay Özcan Kokulu, Bize Yol Gösteriyor.
Kokulu, Köy-Koop İzmir Birliği’nin Tarihi Çizgisi adlı makalesinde; “İzmir Tarımsal Amaçlı Köy Kalkınma Kooperatifleri Birliği’nin 1971’de kurulduğunu, birliğin 28 zeytinyağı fabrikası, 6 orta ölçekli süt işleyen mandıra, 10 süt toplama ve tarımsal girdi sağlama tesisi, 2 salamura zeytin tesisi, 1 çam fıstığı işleme tesisi, 1 hayvan kesim mezbahası, 2 orman ürünleri işleme (kutu, kasa) fabrikası, 25 dekar örtü altı (sera) sebze, çiçek üretimi ve 1 meyve fidanı üretim tesisi gibi tarıma dayalı sanayi ve büyük tarımsal tesislerine sahip olduğunu ve 1980’li yıllarda 58 çalışanı istihdam ettiğini” yazıyordu.
Kokulu, bu başarının nedenini ise “Köy-Koop İzmir Birliği’nin gelişmesinde en önemli etmenlerden biri, yatırımları doğru yönlendirme ve inandırıcılık kadar, demokratik yapısıdır. Herkesin kendini bulduğu, “söz söyleme” olanağı bulduğu bir yapı oluşturulmasıdır” şeklinde açıklıyordu.
Kokulu şunları da yazıyordu: “Birlikle birim kooperatifler arasında iş bütünlüğünü sağlayan sürekli bir bağ kurulmuştur. O bağ, tüm kooperatiflerin muhasebe kayıtlarının, gelir-gider belgelerinin Birlik merkezinde tutulmasıdır. Bu işlemler, birimlerin denetimini, yanlışlarının önüne geçilmesini, otorite ve disiplini sağlarken, birlikle birim ilişkisi sürekli diri ve canlı kalmıştır.”
Kokulu, ancak 1980 sonrasına denk gelen dönemde Köy-Koop İzmir Birliği yönetiminin Ata Ünver ekibinin eline geçtiğini ve bu ekibin şirketleşme ile daha hızlı karar alınacağı, uygulamanın daha hızlı olacağı, tasarruf sağlanacağı gibi gerekçeler ileri sürerek birim kooperatiflerin inandırıldığını ve TASTAŞ adlı bir şirketin kurulduğunu belirtiyordu.
Kokulu yazısının sonunda; “şirketleşme ile 105 dekar arazi satılarak çarçur edildiğini, Yaş-Sebze Meyve Halindeki 53, 55, 29 no.lu stantların satılarak elden çıkarıldığını, İzmir’deki ve Ankara’daki mağazaların kapatıldığını, 105 dekarlık arazi üzerinde kurulacak entegre tesise verilecek kredinin güvensizlik nedeniyle geri çekildiğini, TASTAŞ’ın üç kooperatifin batmasına neden olduğunu, üreticilerin borçları ile SSK ve vergi prim borçlarının ödenmediğini ve Köy-Koop’un geleneksel yapısının kaybolduğunu ve kısaca Köy-Koop İzmir’in her şeyini kaybettiğini” anlatıyordu.
Kokulu’nun yazısından yola çıkarak “Tarımda ve Kooperatif Ürünlerini Pazarlamada Çıkış Yolu Şirketleşme mi?” yazımı şöyle sonlandırmak isterim.
Birincisi şu: Kokulu, bize deneyimiyle aile işgücü temelli küçük ve orta ölçekli tarımsal işletmelerin kurdukları kooperatiflerin ürünlerini pazarlamada çıkış yolunun şirketleşme olmadığını göstermiştir. Bir duayen kooperatifçi olarak esen rüzgâra boyun eğmemiştir. Kokulu’nun yazısına toplumcu anlayışım gereği imzamı atıyorum.
İkincisi şu: Türkiye’de dışa bağımlı neoliberal ekonominin ve onun bir aracı olan şirketlerin getirdiği nokta; sömürü ve gelir dağılımın bozulması olmuştur. Özellikle tarımda çiftçiler fakirleşmiş, kırlar boşalmaya yüz tutmuş, birim tarımsal ürün artışı gerilemiş ve bunun sonucu tarımsal ürün ithalatında patlama yaşanmış ve yaşanmaktadır. Üstelik tüketiciler de tarım ürünlerine ulaşamaz olmuşlardır. Bu nedenle kimilerinin neoliberal ekonomiye karşı tavır göstermesi görüntüsüyle, yine neoliberal ekonominin bir aracı olan şirketlerle çözüm yolları önermesi tarımdaki çöküşü engelleyemez.
Geçmişte yaşananlar bizim geleceğimizi de aydınlatır. Geçmişten ders alınmaz ise ne işe yarar?
Not 1: Bu yazı ilk kez 24.02.2026 tarihinde Hasat Türk gazetesinde yayımlanmıştır. Erişim
Not 2: Öne çıkan görsel, Xavi Moll — Unsplash
Hatırlarım işin içine para girdiğinde, bir tür ticaret olduğunda şirketleşmeye adeta tapılması ’80 öncesinde de vardı. Taş duvar örmede ustalaşmış, kendi emeklerini sunmada aranan, hiç boşta kalmayan iki kardeşe, çevrelerinde hep “Siz artık etraftaki duvarcıları işçiniz yapıp çalıştıracak şirketi kurun. Büronuzda bey gibi oturun, yürüyen işleri arada bir yerinde denetleyin. Paraya para demezsiniz.” önerisi yapılırdı. Kimsenin aklına bir grup taş ustası, malzeme tedarikçisi, nakliyeci birleşip kooperatif kurulması, artacak kazancın bölüşülmesi gelmezdi. Bunun gerisinde, galiba, sağlıklı tek ticari işletmenin becerikli, açık gözlü bir şirket sahibi eliyle kurulduğu önyargısı var. Becerikli görünenin hakkı şirket patronu olmak, ön alıp kendi başına nemalanmaktı. Neoliberal düzen bu önyargıyı destekledi, haklı çıkarmaya uğraştı, derinleştirdi. Çünkü şirketler temel işleyişte benzer prensipleri ile kendi aralarında kolay anlaşacaklar, global tüketiciyi birlikte hedef alacaklardı.