Türkiye’de yenilenebilir enerji kooperatiflerinin üretime geçemeyip başlangıç aşamasında kaldılar. Üretime geçebilmiş olsalardı bu yazıda söz edilen zorluklarla karşılaşmaları kuvvetle muhtemeldi. Siyasi tercihlerin büyük ölçekli projelerden ve şirketlerden yana olması, topluluk projelerinin geleceğini tehlikeye atıyor. Mülkiyet modelini ve ve sosyal değeri dikkate almayan değerlendirmeler kooperatiflerin ve genel olarak topluluk projelerinin şirket projeleri ile rekabet edememesine ve dışlanmalarına yol açıyor. Önce net tanımlar ardından destekleyici bir çerçeve olmadan yenilenebilir enerjinin toplumsal fayda yaratması mümkün görünmüyor.
Bu İskoç adasında kurulan rüzgâr santralleri tartışma yaratıyor – yenilenebilir enerji kaynakları yerel halkın da yararına olmalı
Ücra bir konumdaki Lewis Adası’daki manzara nefes kesici: Engebeli arazi, turba bataklıkları, bozkırlar, göller, kumsallar ve kayalıklar bir arada.
İskoçya’nın Dış Hebrid Adaları’nın kuzey ucunda yer alan bu ada, Birleşik Krallık’ta yakacak yoksulluğunun en yüksek olduğu bölgelerden biri ve nüfusu 20.000’in altında olup giderek azalmakta. Atlantik Okyanusu ile çevrili ada, kuvvetli ve kesintisiz rüzgârları aldığından rüzgâr enerjisi için ideal bir konumdadır.
Adanın kuzeybatı köşesinde 56.000 dönümlük bir alanı kaplayan ve 22 köyden oluşan Galson Arazisi, bu fırsatı erken fark etmiş. 2007 yılında kurulan bir topluluk arazi vakfı ile arazi, topluluk mülkiyetine geçti. 2013 ile 2015 yılları arasında vakıf, üç rüzgâr türbini kurdu. Bu sayede yenilenebilir enerji üretiminden elde edilen gelir, daha sonra bu araziye yatırım olarak aktarılabildi.
On yılı aşkın bir süre boyunca, bu varlıklar topluluk arazi vakfı için 4,35 milyon sterlinin üstünde bir gelir sağladı. Bunun 600.000 sterlini, hibe yoluyla yerel projeleri desteklemek için kullanıldı (geri kalanı ise işletme maliyetlerine harcandı). Yerel projeler, yoksulluğu azaltan, kültürel mirası ve çevre korumayı destekleyen girişimlerin yanı sıra yerel ekonominin sürdürülebilir kalkınmasını da kapsamaktadır.
Ancak adada sürdürdüğümüz araştırmalar, topluluğa ait enerjinin geleceğinin tehlike altında olduğunu gösteriyor. Bu projeler, şebekeye erişimde sürekli engellerle karşı karşıya kalıyor. Bu engeller arasında enterkonnektörün (Lewis’i anakara şebekesine bağlayan deniz altı bağlantı kablosu) kısıtlı kapasitesi ile birlikte, büyük ölçekli projelerden ve eskimiş türbinlerden yana olan başvuru süreci yer alıyor.
Galson Arazi Vakfı’nın geliştirme müdürü Neil MacKinnon’un bize söylediği gibi: “Enterkonnektör kablosunun 1,8 gigawatt’lık kapasitesinin yaklaşık 1,4’ü açık deniz rüzgâr enerjisine, geri kalanı ise kara rüzgâr enerjisine ayrılmıştır. Topluluklar tamamen göz ardı edildi ve bu süreçten dışlandı.”

Topluluğa ait olan Lewis’teki rüzgâr santralleri somut sonuçlar vermektedir. Birleşik Krallık’taki topluluk mülkiyetindeki en büyük rüzgâr santrali olan Point and Sandwick Trust’ın üç türbinli 9 megavatlık santralini ele alalım. Bu santral, türbinlerin bir şirkete ait olması durumunda yerel halkın topluluk yararı ödemesi olarak alacağı tutara kıyasla 34 kat fazla gelir sağlamaktadır.
Ancak bu kanıtlanmış sosyal ve ekonomik katkılara rağmen, İskoç Adaları’ndaki birçok türbin, yaklaşık 20 yıl olan işletme ömürlerinin sonuna yaklaşıyor. Bu projelerin çoğu 15 yıl önce başlamıştı; destekleyici hükümet politikalarının yerel halkı kendi rüzgâr santrallerini kurmaya ve elde edilen geliri tekrar doğrudan ada ekonomilerine yatırmaya teşvik ettiği bir dönemde.
Eskiyen birinci nesil rüzgâr türbinlerini daha verimli modellerle değiştirerek yenilemek acil bir ihtiyaç haline gelmiştir. Ancak yeni altyapı planlamaları, topluluklara ait projeleri göz ardı etmekte ve yerel sakinlerin bu projelerden faydalanmasını zorlaştırmaktadır.
2022 yılında, enerji düzenleme kurumu Ofgem, Lewis ile anakara arasındaki elektrik iletim kapasitesini artırmak amacıyla Batı Adalarına kurulacak yeni bir enterkonnektör kablosunun kurulumu için onay verdi.
Ancak mevcut kablo kapasitesi apar topar büyük çaplı kurumsal enerji üreticilerine tahsis edildi, bilhassa açık deniz rüzgâr enerjisi için. Topluluk sahipliğindeki girişimler, üretim kapasitesini genişletmek veya eskiyen türbinlerin yenilenmesinin iş gerekçesini hazırlamak için ihtiyaç duydukları şebeke erişiminden mahrum kaldı.
Point ve Sandwick Vakfı ile Galson, Barvas ve Carloway Arazi Vakıfları tarafından oluşturulan konsorsiyum da dahil olmak üzere Lewis’teki topluluk sahipliğindeki kuruluşların tümü, bu bağlantı hattından kapasite temin etmek için mücadele veriyor.

Bunlar, şebeke bağlantısı konusunda zorluklarla karşılaşan projelerin münferit örnekleri değildir.
Yakınlardaki Tiree ve Islay adalarında, topluluk mülkiyetindeki vakıflar, şebeke kısıtlamaları yüzünden yeni türbinler yerine, daha az enerji üreten ve dolayısıyla daha az gelir getiren güneş enerjisine yönelmiştir. Birleşik Krallık genelinde, 600’den fazla topluluk enerji kuruluşu benzer sorunlarla karşı karşıyadır.
İngiliz hükümetinin Temiz Enerji 2030 Eylem Planı’nı hayata geçirmek için gereken iletim kapasitesinin büyük bir kısmı çoktan bağlantı sırasındakilere tahsis edilmiştir. Bu durum, yeni veya yenilenen topluluk projelerini kısıtlamaktadır. Bu da, özellikle yerel girişimler için ciddi bir sorundur; nitekim, kurumsal üreticilerin aksine, doğaları gereği belirli bir bölgeye bağlıdırlar. Bu girişimler boş şebeke kapasitesi bulunan bölgelere öyle kolayca geçiş yapamazlar.
Şebeke bağlantı reformu, ilk gelene öncelik verilir şeklindeki yaklaşımın yerine, ilerlemiş ve ticari açıdan uygulanabilir durumdaki projelere öncelik veren bir sistemi getiriyor. Buna göre, üreticilerin erken aşamalarda önemli ilerleme kaydettiklerini kanıtlamaları ve başlangıç maliyetlerini ödemeleri gerekiyor.
Bu mali risk, topluluk projelerinin geleceğini tehlikeye atabilir. Özellikle de şebeke bağlantısı reformu, bağlantı sırasına girebilme umuduyla yerel halkı daha büyük ve sermaye yoğun projelere yönlendirirken.
Bu değişiklikler topluluğun öncülük ettiği girişimleri, geçiş sürecinin dışında bırakma riskini taşıyor. Bu da hem sürecin adil olma potansiyelini hem de yerel düzeyde dağıtılan ekonomik ve sosyal fayda sağlama potansiyelini zedeliyor.
Altyapıya erişim hakkı
Devam eden araştırmalarımız, topluluklara ait enerji projelerinin karşı karşıya olduğu zorlukları ortaya koymuş olsa da hâlâ umut var. İskoçya’nın toplulukların hukuki bakımdan güçlendirilmesine yönelik öncü uygulamasından yola çıkarak, İskoçya ve Birleşik Krallık hükümetleri için üç öncelik içeren bir “altyapıya erişim hakkı” öneriyoruz.
Birincisi, fiyatlandırma ihalelerinde üretici kategorisinin dikkate alınması: Ulusal Enerji Sistemi İşletmecisi şu anda başvuru sahipleri arasında mülkiyet modeline veya sosyal değere dayalı bir ayrım yapmamaktadır. Topluluk mülkiyetindeki projeler ile şirket projelerini birbirinden ayırmak için yeni bir kategorinin oluşturulması siyasi müdahaleyi gerektirir. Aksi takdirde, mevcut sistem riskli projeleri üstlenebilecek maddi güce sahip büyük şirketleri tercih etmeye devam edecektir.
İkincisi, yukarıda belirtilen husus, şebeke tahsis ve fiyatlandırma sistemleri kapsamında topluluk enerji projelerinin resmi bir tanımını gerektirmektedir. Böyle bir tanım, sadece hedef odaklı desteğin sağlanması için değil, aynı zamanda enerji şirketlerinin esaslı olmayan ortaklık anlaşmaları yoluyla topluluk odaklı politikaları istismar etmesini önlemek için de gereklidir.
Topluluk enerjisi, mülkiyet, yönetişim ve fayda dağıtımına dair net kriterlerle tanımlanmalıdır. En azından projeler mülkiyetin çoğunun, örneğin vakıflar aracılığıyla, yerel halka ait olduğunu göstermelidir. Dahası demokratik karar alma yapılarına sahip olmalılar ve kârın hissedarlara değil, topluluğa döneceğine dair yasal olarak bağlayıcı bir taahhütte bulunmalılar.
Son olarak, türbinlerin kullanım ömrünün sonuna gelmesi aşaması hakkında plan yapmak da topluluk enerjisi politikasının temel bir parçası olmadır. Mevcut sistemlerin yenilenmesini güvence altına alan mekanizmalar olmazsa, yerel gruplar ekonomik ve toplumsal geleceklerini bağladıkları altyapıya erişimlerini kaybedebilirler.
Bu üç önlem, Lewis Adası’ndakiler gibi toplulukların yeşil dönüşüme doğrudan katılmaya devam edebilmelerine yardımcı olacaktır. Sosyal adalete yönelik bu taahhüt olmadan, yenilenebilir enerjinin geleceği sadece eşitsizlikleri daha da artıracak ve yerel mülkiyeti yok edecektir.
Not 1: Laura Leglise ve James Scott Vandeventer’in 12 Haziran 2026 tarihinde The Conversation’da yayımlanan “Windfarms on this Scottish isle are contentious – renewables must work for local people too” başlıklı yazısı Barış Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim
Not 2: Öne çıkan görsel, Galson Arazi Vakfına ait türbinler, Lewis, İskoçya. Laure Leglise, CC BY-NC-ND.





