Ursula K. Le Guin, en çok bilim kurgu ve fantezi alanlarında eserleriyle bilinen ve ayrıca üretken bir şair ve çevirmen olan ünlü bir Amerikalı yazar. 2018 yılında kaybettiğimiz Le Guin okurlarda iz bırakan pek çok dünya yaratmıştır. Bunların bir kısmı, özellikle Omelas ve Mülksüzler’in Anarres ve Urras’ı, ilk kaleme alınmalarının üzerinden geçen onlarca yıla rağmen ütopya/distopya türlerinin demirbaşları olarak kalmaya devam etmektedir.
Le Guin kendi deyişiyle “bilim kurgu önbilici değil, betimleyicidir.” Ütopik tasvirlerde bulunmanın amacı, gelecekte insanlığın toplumlarını nasıl düzenleyebileceğini tahmin etmek değil, günümüz okurlarının kendi içinde bulundukları sistemlere ayna tutmalarını sağlamaktır.
Ütopyaların ve distopyaların doğası ile ilgili aşağıdaki yazısı, ütopik yazın hakkındaki görüşlerini kendi kaleminden aktarıyor. Ütopya “olmayan yer” demektir. Eğer orayı yaratmak istiyorsak önce olan yer ve olmayan yer arasındaki boşluğu geçmeye hazır olmamız gerekiyor.
Nisan 2015
İşte ütopya ve distopya hakkında bazı düşünceler.
Eski, işlenmemiş “İyi Yerler”, kontrol edemediklerinizi kontrol etmeye ve şimdi ve burada sahip olmadıklarınızı elde etmeye dair telafi edici hayallerdi: düzgün, huzurlu bir cennet; bir zaman sığınağı; boş bir umut. Oraya giden yol açık, ancak çetindi. Çünkü ölmek gerekiyordu.
Thomas More’un seküler ve entelektüel kurgusu Ütopya, şimdi ve burada eksik olan bir şeye (insan yaşamının akılcı bir şekilde insan tarafından kontrol edilmesine) duyulan arzunun bir ifadesi olmaya devam ediyordu; ancak onun “İyi Yer”i açıkça “Hiçbir Yer”di. Sadece zihinde var olan bir yerdi. İnşaat alanı olmayan bir inşa planı.
O günden beri ütopya, ölümden sonraki dünyada değil, haritanın hemen ötesinde, okyanusun ötesinde, dağların ardında, gelecekte, başka bir gezegende, yaşanabilir ancak ulaşılamaz bir başka yerde konumlandırılmıştır.
Ütopya’dan bu yana ortaya çıkan her ütopya, açık ya da belirsiz, gerçek ya da olası bir şekilde, yazarın ya da okuyucuların yargısına göre, hem iyi hem de kötü bir yer olmuştur. Her eütopya [ç.n.] bir distopya, her distopya da bir eütopya barındırır.
Yin-yang sembolünde her bir yarım, diğer yarımın bir parçasını kendi içinde barındırır; bu da ikisinin tamamen birbirine bağımlı olduğunu ve devamlı olarak birbirine dönüşebildiğini ifade eder. Şekil sabittir, ancak her bir yarım dönüşümün tohumunu barındırır. Sembol, bir durağanlığı değil, bir süreci temsil eder.
Ütopyayı bu köklü Çin sembolü bağlamında düşünmek faydalı olabilir; özellikle de yang’ın yin’den üstün olduğu şeklindeki alışılmış erkek egemen varsayımdan vazgeçip, bunun yerine ikisinin karşılıklı bağımlılığını ve birbirine dönüşebilme özelliğini sembolün temel özelliği olarak kabul edersek.
Yang erildir, aydınlıktır, kurudur, serttir, aktiftir, vericidir. Yin dişildir, karanlıktır, ıslaktır, yumuşaktır, pasiftir, alıcıdır. Yang kontroldür, Yin kabullenmedir. Bunlar muazzam ve denk güçlerdir; ikisi de tek başına var olamaz ve ikisi de her zaman diğerine dönüşme sürecindedir.
Hem ütopya hem de distopya, genellikle vahşi doğayla çevrili, kontrolün en üst düzeyde olduğu bir anklavdır; tıpkı Butler’ın Erewhon’unda, E. M. Forster’ın “Makine Duruyor” öyküsünde ve Yevgeny Zamyatin’in Biz romanında olduğu gibi. Ütopyanın iyi vatandaşları, vahşi doğayı tehlikeli, hasmane ve yaşanmaz olarak görür; maceraperest ya da isyankâr bir distopyalı için ise orası, değişimi ve özgürlüğü temsil eder. Bunda, yang ve yin’in birbirine dönüşebilme özelliğinin örneklerini görüyorum: Aydınlık, güvenli bir yeri çevreleyen karanlık, gizemli vahşi doğa, Kötü Yerler; ki bunlar daha sonra İyi Yer’e dönüşür, karanlık, kapalı bir hapishaneyi çevreleyen aydınlık, ferah gelecek… Ya da tam tersi.
Son yarım yüzyılda bu kalıp, belki de tüketilene kadar tekrarlandı; bu temanın çeşitlemeleri gitgide daha öngörülebilir ya da adeta gelişigüzel hale geldi.
Bu kalıba ilişkin dikkate değer istisnalar, Huxley’in bir üdistopya olan Cesur Yeni Dünya’sı (bir anklava indirgenen vahşi dünya yang dünya-devletinin tahakkümü altında öylesine kuşatılmıştır ki özgürlüğe ya da değişime dair bir umut beslemek tamamen bir yanılsamadır) ve Orwell’in katışıksız bir distopyası 1984’tür (yang tarafından tamamen ortadan kaldırılan yin unsuru, yalnızca kontrol altındaki kitlelerin boyun eğen itaatinde ve vahşi doğa ile özgürlüğe dair manipüle edilmiş hayallerde ortaya çıkar).
Hâkim olan yang, yin’e olan bağımlılığını daima inkâr etmeye çalışır. Huxley ve Orwell, bu inkârın başarılı olmasının sonuçlarını hiç taviz vermeden ortaya koyarlar. Psikolojik ve siyasi kontrol yoluyla, bu distopik dünyalar hiçbir değişime izin vermeyen, hareketsiz durağanlığa ulaşmıştır. Denge sarsılmazdır: bir taraf yukarıda, diğer taraf aşağıda. Her şey sonsuza dek yang’dır.
Yin distopyası nerede? Acaba holokost sonrası öykülerde ve ayaklarını sürüyen zombi sürülerinin korku edebiyatında mı, giderek popülerleşen toplumsal çöküş ve kontrolün tamamen yitimi (kaos ve kadim karanlık) tasvirlerinde mi?
Yang, yin’i olumsuz, düşük, kötü olarak algılar ve son söz her zaman yang’a verilmiştir. Ancak son söz diye bir şey yoktur.
Görünüşe göre, şu sıralar yalnızca distopyalar yazıyoruz. Belki de bir ütopya yazabilmek için “yin” bakış açısıyla düşünmeliyiz. Hep Yuvaya Dönmek’te bir ütopya yazmaya çalıştım. Başarabildim mi acaba?
Yin ütopyası kavramsal bir çelişki mi? Zira bildiğimiz ütopyaların hepsinin çalışma prensibi kontrol iken yin kontrol etmez. Oysaki yin büyük bir güçtür. Peki, bu nasıl oluyor?
Sadece tahminde bulunabilirim. Benim tahminim şudur: İnsan hükümranlığını ve sınırsız büyüme hedeflerini, insanın adaptasyonuna ve uzun vadeli hayatta kalma hedeflerine nasıl dönüştürebileceğimiz konusunda nihayet düşünmeye başladığımız bu yaklaşım, yang’dan yin’e doğru bir kaymadır; dolayısıyla geçiciliği ve kusurlu olmayı kabul etmeyi, belirsizliğe ve eğretiliklere sabır göstermeyi, su, karanlık ve toprakla dostluk kurmayı gerektirir.
[ç.n.] Eütopya (İyi Yer): Okunuşları benzer olmakla birlikte “eütopya” ütopyadan farklı bir anlam taşır. Eütopya inşa edilebilecek en iyi ve en güzel dünyayı hedefler. Sözcük, gerçekleştirilmesi mümkün olan, yaşaması keyifli, adil ve mutlu toplumları veya mekânları tanımlamak için kullanılır.
Not 1: Ursula K. Le Guin’in Nisan 2015 tarihinde kendi blogunda yayımlanan yazısından Murat Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim
Not 2: Öne çıkan görsel, Buddha Elemental 3D – Unsplash





