Bazı bakımlardan, bir hiyerarşi dünyasından ağlar dünyasına geçiyoruz. Hiyerarşilerin ortak bir özelliği, iletişim olarak talimatlara odaklanarak ve referans çerçevesinin dışında kalanları düşük değerli addederek, basitliği desteklemektir. Peki, karmaşıklık iş hayatına geri dönebilir mi?

Ben, kooperatif sektöründe çalışıyorum. Kooperatifler, diğer işletmelerden farklıdır ve bu farkın çoğu, benim gördüğüm kadarıyla, kooperatiflerin ayırt edici özelliğinin karmaşık bir amaç olma eğiliminde olduğu gerçeğine dayanıyor.

Biz, öncelikle ihtiyaçları karşılamak için kuruluyoruz, kâr elde etmek için değil. Sahiplerimiz (üyelerimiz) birbirleriyle kesişen çıkarlara sahipler, zira girişimin hem yatırımcısı, hem de katılımcısılar (müşteriler veya çalışanlar gibi). Uluslararası kabul edilen yedi farklı ilkeye uymamız bekleniyor ve bunu nasıl yaptığımız (kültürümüz), bir dizi etik değer tarafından şekillendiriyor.

Bir basitlik dalgası

Buna zıt bir şekilde, bizim de içinde çalıştığımız büyük iş çevreleri giderek daha çok tek bir basit amaç üzerinden tanımlanıyor: dış yatırımcılar için sermaye getirisi.

Çoğu piyasada, basitleşmeye geçiş, bu amaca ters yönde performansı teşvik edecek biçimde tasarlanmış muhasebe standartları ve vergilendirme gibi kurumları ve politikaları şekillendirdi. Bunun sonucunda, kooperatifler olarak çoğunlukla bir basitlik akıntısına karşı yüzüyoruz.

Dünyanın her tarafındaki kooperatifler performanslarının kaydını nasıl tutuyor ya da rapor sistemlerini nasıl tasarlıyorlar?

Bu, büyük kooperatif işletme okulu Sobey’in (St. Mary Halifax, Kanada’dan) organize ettiği, kooperatif muhasebeciliği ve raporu hakkında gelecek hafta Londra’da (Kooperatif Farkı temasıyla düzenlenecek İngiltere Kooperatifler İki Haftası ile uyuşacak şekilde) düzenlenecek olan uluslararası sempozyumun konusu.

Muhasebe, neyin dürüst ve adil olduğunu açıklığa kavuşturmak üzere kurulup, iş hayatında bir basitliğe karşı karmaşıklık saha çalışmasıdır. Son on yılda, uluslararası şirket muhasebeciliğinde bir uyum yaratma hareketi, küresel düzeyde farklı muhasebecilik geleneklerinin farklılıklarını azaltmayı hedefler gelir- harcanacak emeğe değer bir gaye (süreç sırasında bir şekilde küresel standartları sağlamanın karmaşıklığı dört büyük muhasebecilik şirketinin hakimiyetini güçlendirse de).

Fakat muhasebe basitliği dürtüsü, sadece çeşitliliği azaltma yönünde bir girişim olarak da görülebilir. Zaman zaman, uluslararası muhasebecilik ilkelerine karar verenler, üye sermayesini, ortak bir çabaya ortak bir yatırım yapmış bir varlıktan ayırmak, bir yükümlülüğe taşımak isterler. Bunu yaparken işin, yatırıma katılanlara para borçlu olduğunu varsayarlar. Neden? Sırf basitlik için, sanki tüm şirketler diğer hissedarlardansa yatırımcılarınmış gibi. Fakat böyle bir hamle, diğerleri gibi, finans kooperatifleri için anında kapanma anlamına gelebilir.

Lehte ve aleyhte

Sermaye getirisi bakımından işte basitliğin elbette ki önemli artıları vardır. Bunlardan beşi şunlardır:

  1. Karar verme. İş kapsamında takas ve yatırım fırsatlarını dengelemek daha kolaydır.
  2. Yeterlilik. Yararlanılabilecek birçok araç, getirilebilecek bir sürü deneyim var.
  3. İletişim. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, basitlik iletişimi kolaylaştırır. Beklentiler daha açıktır ve çatışma olasılığı daha düşüktür.
  4. Karşılaştırma. Net gelirle, sermaye getirisiyle ve hisse senedi fiyatlarıyla, işin nasıl gittiğini görmek ve karşılaştırmak daha kolaydır.
  5. Yükümlülük. Daha basit amaçlar daha basit muhasebeyi beraberinde getirir, zira neyin muhasebesinin çıkarılacağı daha açıktır. İnsanların karmaşıklığı yaptıklarını gizleme yolu olarak kullanmalarına daha az müsaade var.

Ancak şartlar değiştiğinde ve aynı artılar eksilere dönüştüğünde basitlik bir engel haline gelir:

X Karar verme. Hisse fiyatları gibi finansal hedeflerin peşinden koşmak, şirketleri uzun vadeli başarıların itici güçlerini kullanmak yerine kısa vade için hareket etmelerine yol açar.

X Yeterlilik. İş hayatının kültür gibi daha incelikli yanlarına daha az değer verilir.

X İletişim. Başkasına para kazandırma amacı iş gücü veya müşteriler için motive edici değildir.

X Karşılaştırma. Basit metrikler yanıltıcı olabilir ve çeşitlilik ve öğrenmek yerine rehaveti cesaretlendirebilir.

X Yükümlülük. Geniş ölçüdeki sosyal sorumluluklar ve hisse sahiplerinin endişeleri görmezden gelinebilir ve bunun sonucunda risk ve güçlü tepkiler gelebilir.

Karmaşıklık lehine bir delil, işletmelerin karmaşık ve hızlı ortamlarda çalışmalarıdır. Başarılı olmak için, geri beslemelerinde ve öğrenme sistemlerinde yeterince karmaşıklığa ihtiyaçları vardır ki uyum sağlayıp gelişebilsinler.

Bunun bir örneği yeniliklerdir. İş hayatındaki en yaygın iki yenilik kaynağı çalışanlar ve müşterilerdir. İş gücün veya müşterilerin, kooperatif modelindeki gibi sana sahip olduğun zaman, bu fikirleri yakalama ve önerdiklerine uyum sağlama için daha çok şansın olur.

İkinci bir örnek sadakattir. İnsanlar sadece para kazanmanın ötesine geçip, kişisel ve toplu olarak iş amacıyla özdeşleştikleri zaman, çalışan, müşteri veya tedarikçi olarak işe sadık ve ona karşı ilgili olmaları daha muhtemeldir.

Üçüncü örnek ise sürdürülebilir gelişmenin zorluğudur. Ticari faaliyet, karmaşık bir dizi risk ve basit metriklere indirgemesi zor fırsatlarla doludur.

Bunları göz önüne alarak, işte karmaşıklık lehine bir tartışma belki şu beş karakteristik ile ifade edilebilir:

  1. Gerçekçilik. Şirketlerin içinde bulundukları ortam karmaşıktır, buna uymak daha gerçekçi kararlara rehber olabilir.
  2. Duyarlılık. Karmaşıklığı kabullenmek, dinleme ve öğrenmeye faydalı bir açıklık ve inceleme kültürünü teşvik eder.
  3. Güvenlik. Dünyayla ilişkilerine bir karmaşıklık merceğinden bakan şirketlerin, ortaya çıkan yeni riskler tarafından gafil avlanmaları daha az muhtemeldir.
  4. Strateji. Karmaşık modellerde, hiçbir parça bütüne bakılmadan değerlendirilmez, bu da şirketleri yollarına bütünleşmiş bir şekilde devam etmeleri için cesaretlendirir.
  5. Sürdürülebilirlik. Sürdürülebilirliğin zorlukları karmaşıktır ve bu tahmini zor sorunları sezebilen ve onlara uyum sağlayabilen şirketler, başarılı olacaktır.

Karmaşık bir amacı doğrulayabilecek başka, daha felsefi zeminler de vardır. Hayatın finansallaşmasına karşın, özgürlüğün bir ifadesi ve kültürel çeşitliliğin bir parçası olarak.

Orta yol arayışı

Benim gördüğüm kadarıyla, birçok yetkilinin iş politikalarının amacı, basitliğin zayıflıklarını ortadan kaldırmak. Bunu bir miktar karmaşıklığı geri kazandıracak eylemleri yüreklendirecek bir takım müdahalelerle yapıyorlar.

Avrupa bağlamında, hissedar sözleşmesi ve bir yere kadar, hissedar yükümlülüğü, uzun süredir devam eden bir gelenektir. Alman şirketlerinin kurullarında işçilerin bulunması ki kooperatif modelinin kökleri savaş sonrasında olan bir geleneğidir, Alman ekonomisi için iyi olmuştur.

İskandinav ülkeleri, yine şirket kurullarının dar bir birliktense çeşitli bakış açılarına ihtiyacı olduğu gerekçesiyle, cinsiyet eşitliğine giden yolu açtı- “zorunlu çeşitlilik yasasının” sadece bir örneği daha. Eğer bu bağlamda başarılı olabilmek istiyorsan bağlamının karmaşıklığını yansıtabilmelisin.

İlgili İçerik:   Uluslararası Çalışma Örgütü, SDE ve Kooperatifleri Destekleme Görevini Üstleniyor

İngiltere’de, Finans Rapor Kurulunun yeni yönetim kodu taslağı, listelenen şirketleri daha büyük bir karmaşıklık düzeyine getirmek için yapılan bariz bir girişim. Böylece iş gücü, değerler ve kültür ile daha uzun vadeli amaç ve bağlılığa odak teşvik edilecek.

Buraya kadar, şirketler daha işbirlikçi, daha karmaşık olmaları için yüreklendiriliyorlar. Ve bunlar, kooperatiflerin öncü olduğu alanlardır, örneğin değerlerimiz. “Şirketler: işletmenize nasıl değer getirirsiniz?” kitabımda belirttiğim gibi, değerler, karmaşık seçenekler bağlamında toplu bir karar verme aracı olarak gelişmiştir.

Değerler, karar vermenin kısa yoludur. Bir kooperatif tedarikçisinin bana söylediği gibi: “değerler bizim tırabzanlarımızdır.”

Öyleyse, kooperatifler de aynı şekilde hareket edip karmaşıklıklarını arttırmalıdırlar mı?

Benim ve çoğunluğun görüşü hayırdır. Tabi ki karar vermede daha katılımcı araçların yükselişinden belli olduğu üzere bazı fırsatlar vardır ve çok paydaşlı yönetim modellerine umut dolu bir ilgi de söz konusudur.

Eğer kooperatiflerin değişmesi gerekiyorsa, bunun çoğunlukla basit karmaşıklığa yönelik olduğunu savunuyorum.

Bunun bir örneği İngiltere tüketici perakende kooperatifleridir. Daha büyük ve uzun süren kooperatifler için beklentilerin toplamında her zaman bir dereceye kadar sapma olabilir. Başarılı olmak için, bir kooperatifin bunun üyelerine ne kadar fark yarattığı konusunda açık olması gerekir.

Lincolnshire Kooperatifi de, biz İngiltere Kooperatifleri’nin de yardımıyla, aynen bu süreçten geçiyor. Başarılı, 250.000’den fazla üyesi ve 150 yıllık geçmişi olan kooperatifin başkanı Ursula Lidbetter, Yönetim Kurulu ve üyelerinin toplum için ileriye dönük açık bir amaç geliştirme sürecini destekledi: kısacası, kâğıt üstünde basit ancak yine de içerik ve amaç babında zengin ve karmaşık olması, burayı bir işletme olarak bu kadar farklı yapıyor.

Neyin önemli ve üyelerine değerli olduğuna açıkça odaklanarak, diğer geri bildirim türleriyle beraber, performansı ortaya koyacak metriklere karar vermek daha kolay hale gelir. Mertyr Vadi Evleri, yerel ekonomi harcamaları ve haftalık çöp oranları da dâhil olmak üzere geniş bir göstergeler yelpazesinin hesabını tutuyor. Sonuçlar üyelere açık: sakinlere ve personele. Yorkshire’daki bir sosyal kulüp için, temel gösterge haftalık satılan bira fıçıları. Üyeler onlara başka ne yapmaları gerektiğini söylüyor (katılımcı kooperatifin avantajı), fakat ana göstergeler beklentilerin karmaşıklığını zaman içindeki performansın basitliğiyle dengelemelerini sağlıyor.

Bu, bizim kooperatif sektörü için anlatı raporlamada kılavuzların geliştirilmesi yoluyla yardım ettiğimiz bir şeydir.

Daha çok basitlik mi, karmaşıklık mı?

Basit ve karmaşık arasındaki denge, birçok kişinin düşündüğü bir dengedir. Geç on dokuzuncu yüzyıl Amerika Anayasa Mahkemesi Yargıcı olan Oliver Wendell Holmes’ün sözleri tekrar etmeye değer: “karmaşıklığın bu tarafında yatan basitlik için, bir nar tanesi bile vermezdim ama karmaşıklığın diğer tarafında yatan basitlik için hayatımı verirdim.”

Büyük matematikçi ve filozof Alfred North Whitehead, yüzyıl önce bir dersinde şöyle demişti: “Sırf yolculuğumuzun amacı basitlik olduğu için gerçeklerin basit olduğunu sanma hatasını yapmaya yatkınız. Her doğa filozofunun hayatını yöneten ilke ‘basitliği ara ve ondan şüphe et’ olmalıdır.”

Kes/kopyala ve yapıştırın mucidi olarak tanınan bilgisayar mühendisi Larry Tesler’a hitaben Tesler Yasası da olarak bilinen Modern Karmaşanın Korunumu Yasasını takdir ediyorum. Bu yasa şöyle der: Her uygulama, belli bir miktar azaltılamaz karmaşıklığa sahip olmalıdır… Tek sorun, bununla kimin başa çıkması gerektiğidir.

Buradaki ima, tasarımcıların, basitin fazla basit ve karmaşığın aşırı karmaşık olmadığından emin olunmasına yardım edebileceğidir. Bilgisayarlar, Tesler’ın Xerox’daki günlerinden beri teknolojik olarak çok daha gelişmiş, ancak kullanımları kolaylaşmıştır. Bu sayede, açık kaynak Unix operasyon program takımı gibi karmaşık yazılımlar, daha basit altkümeler için tasarlanmış ve işbirliğiyle birleştirilmiş olabilir: tek bir görevi iyi yapmak için.

İşte, basitlik kendi başına bir değer gibi gözüküyor, karmaşıklıksa gerekli bir kısıt. İş felsefesi geçerli olduğu sürece, basitlik satar.

Ben tam tersini savunuyorum. Karmaşıklıkta bir değer vardır, hem de artan bir değer. Ve buna rağmen, basitlik ihtiyacı zorunlu bir kısıtlayıcı olarak kalıyor.

Gökyüzüne yükselen bir kuş sürüsü gibi, karmaşık sistemler, bir yandan işlevlerini koruyarak, basit kurallardan doğabilir- Geoff Mulgan’ın, “daha büyük akıl” olarak adlandırdığı veya bir gözlemci için güzellik olarak görünecek bu şey, basit kurallara indirgenemez.

Kooperatif sektöründeki meslektaşlarım için, buradan çıkarılması gereken ders, karmaşıklığı benimsememiz gerektiğidir- ve anlayışımızı nasıl onun etrafında organize olacağımıza göre geliştirmek.


Dipnot

Bahsettiklerimin hepsi belki de ekonomi hakkındaki tartışmaların merkezine inen daha geniş zorluklardan sadece bir örnek. Bağımsız çalışmalar külliyatı, ücretsiz emeği, refahı, ekonomik dışsallıkları ve sürdürülebilirlik eşiklerinin bağlamını ekonomi ile bütünleştirmek amacıyla, bolluğu ve ilerlemeyi ekonomideki basit toplam para akımının  (veya gayrisafi milli hasılanın) ötesinde tekrar tanımlamayı hedeflemektedir.

Öğrendiğimiz şey, yeni bir haritanın (örneğin üçlü bilanço) bazen manzaranın bir parçası olabileceği ve statik bir açıklamanın yeterli olmadığı. Değişkenleri içine alan, dinamik bir bakış açısına ihtiyaç var: bir değişim teorisine.

Örneğin, ulusal hesabınızda (uydu hesaplar) istediğiniz kadar farklı sermaye biçimleriniz ancak eğer bu alanlardaki karmaşada olup bitenlerden bir hesap oluşturmayı kolaylaştırmıyorlarsa, yardımcı olacakları garanti değildir. Tabi ki, basit seçenek olan parayı ortak payda olarak kullanmak, yaşama elverişli çevresel fonksiyonların çöküşü durumunda başka bir boyuta kaçışı satın alabileceğimizi varsayıyorsa daha da işlevlidir.

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, yoruma açık bir çerçeve vererek önemli bir referans noktası sunuyor. Bunun, dünya çapında bu kadar çok kooperatif ve adil ticaret organizasyonu tarafından planlamalarında kullanıldığını görmek çok güzel. Ama yine de karmaşık bir düzenleme olarak, ekonomik büyümede basitliğin hükmünün yerini alacak bir zorluk sunmuyor.

Paul Ekins ve Manfred Max-Neef’in yıllar önce insan doğasının ve doğal sistemlerin karmaşıklığına hitaben ‘Gerçek Yaşam Ekonomisi’ olarak çağırdıkları şey için mücadele devam ediyor…

Not: Ed Mayo’nun kendi adını taşıyan blogunda 20 Haziran 2018 tarihinde yayımlanan yazısından Murat Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir