Dayanışma ekonomisinin pek çok farklı uygulamayı içine alması bazen onu tanımlamayı ve ilkelerini takip etmeyi güçleştirebiliyor. Bu yazıda sadece nasıl bu konuda bir fikir birliğine varılabileceğine değil, aynı zamanda bunun önemine de değiniliyor.


Dayanışma ekonomisi, adalete dayalı alternatif ekonomik sistemler inşa etmeyi hedefleyenlere umut getiriyor. Vizyonu; işyerlerini, konutları, finansı ve her tür toplumsal kurumu yapılandırmanın daha adil, daha sürdürülebilir ve daha demokratik yollarına doğru bir hareketi başlatıyor. Fakat Birleşik Devletlerdeki (ve dünyadaki) yaygın teşvikler, normlar ve politikalar sürekli olarak buna zıt, ataerkil, beyaz üstünlüğü yanlısı kapitalizmi, onunla bağlantılı varlık ve güç yoğunlaşmasını ve toprakla ve insan olmayan varlıklarla yeni sömürgeci ilişkileri destekliyor.  Baskın normlara karşı koymak kolay değil. Neredeyse daima dayanışmayı caydıran ve önceliğini azaltan bir politika ortamında iyi işler yapmak amacıyla kaynaklar için rekabet etmek, fiiliyatta bir dayanışma ekonomisini örgütlemeyi ve uygulamayı oldukça zorlaştırabilir.

Pek çok hareket aktivisti gibi ben de hareketlerin fon verenler ve neoliberal çıkarlar tarafından “satın alınması” eleştirilerinden payımı aldım. Dayanışma ekonomisi dünyasında benim köşemde topluluk arazi vakıfları (community land trust, CLT) sektörü var. Umutsuz finansman arayışı, finansmanla beraber gelen formaliteler ve genel olarak kaynak yetersizliği, CLT modelinin üstüne kurulduğu demokratik mahalle örgütlenmesinin zaman alıcı uygulamalarını geride bırakmayı; onun yerine  bağış toplamaya ve idari görevleri yönetmeye odaklanmayı kolaylaştırıyor.

Dayanışma ekonomisini örgütlemek, çoğu zaman rüzgârın ve akıntıların bizi rotadan saptırdığı bir fırtınada bir tekne dümenini yönetmek gibi hissettiriyor. Yapısal koşullar rotayı düzeltmeyi zorlaştırsa da amaçlarımıza ve hedeflediğimiz ufka odaklanmak istiyorsak  günlük uygulamalarımızda yapmamız gereken şey bu.

Ama nasıl doğru ufkun istikametinde kalacağımız sorusunu cevaplamak zor. Özellikle neredeyse her fon veren, teknik destek kuruluşları, şemsiye grup ve ulusal savunuculuk kuruluşu finansman sağlamaya, muhasebe uygulamalarının sağlam olduğundan emin olmaya ve herhangi bir işin yapılması için mevzuatları desteklemeye bu kadar odaklanmışken.

Beni yanlış anlamayın: İşimizi iyi yapmak için bu kaynaklara ihtiyacımız olduğundan finansal kaynaklar, teknik uzmanlık ve yasal destek önemlidir. Fakat paraya bu kadar odaklandığımızda, aslında bizi bu harekete getiren daha derin ilkeleri unutmak kolay olur. Fon verenlerin ve politika yapıcıların dilini ve değerlerini benimsediğimizde ve “hizmet verilen bireyler” ve “yaratılan ürünler” gibi ölçülere odaklandığımızda yaptığımızı yapma sebebimizi gözden kaçırabiliriz. Sadece teknik olarak doğru, etkin ve verimli kuruluşlar olmaya odaklandığımızda hareketin temel iskeleti yıkılabilir ve baskıcı sistemleri tekrar üretebiliriz. Bu, REI gibi ekonomik olarak başarılı tüketici kooperatiflerinin neden kooperatif ilkelerini ihlal ettiğini ve sendikasızlaştırma gibi uygulamalara giriştiğini açıklamaya yardımcı olabilir.

Dayanışma bir uygulamadır. Dayanışma ekonomisinin asıl işi birlikte öğrenmek, öğretmek ve büyümek, yeni uygulamalar ve normlar yaratmak, kapitalizmin ötesinde ve sonrasında yeni bir sistem yaratmaktır. Yenileyici bir dayanışma ekonomisini uygulamak ve oluşturmak her zamankinden daha acil ve önemli. Servet ve gelir eşitsizliği nesillerdir olduğu kadar kötü durumda ve kapitalistlerin beslediği her tür felaket bildiğimiz şekliyle uygarlığı tehdit etmek için birleşiyor. Kaybedecek vaktimiz yok.

Peki, Kanada’da, Birleşik Devletlerde ve ötesinde bir dayanışma ekonomisi hareketi kurmak ve bunu satın alınmaya ve sistematik baskıya direnebilecek şekilde sürdürmek için ne gerekiyor? Örgütlenme ile uğraşanlar bu soru üstünde yıllarca kafa yordular. Son zamanlarda, bu amaca yönelik yenilikçi uygulamalarda bir patlama oldu. Fakat bu çalışmalar, genellikle, kurumların içinde saklanıyor ve hareket kapsamında sistematik olarak paylaşılmıyor. Bu bilgiye talep çok ve bunu toplayıp paylaşacak bir altyapıya ihtiyaç var.

Onlarca yıl Güney’de siyasi eğitim ve örgütlenme yoluyla bu çalışma için kapasite inşa eden vizyoner Elandria Williams, 2020’deki trajik ölümünden önce bu tür hareketlerden endişe duyuyordu. 2016’daki bir söyleşide, Williams şöyle demişti: “Değerlerle, örgütlenme ilkeleriyle ve derinlemesine tartışmalarla ilgilenmeye başlamamız gerekiyor. Büyük tartışmaların, büyük fikirlerin, büyük soruların neler olduğunu ve buradan nereye gidebileceğimizi belirlememiz gerekiyor.  Onarımlardan gerçek topluluk kontrolünün neye benzediğine, oradan da dayanışma ekonomilerini geniş ölçekte destekleyen ağlar ve ekosistemler oluşturmaya kadar.”

Williams, geniş bir kitleye dayanışma ekonomisini anlamaları ve desteklemeleri için ilham vermeyi amaçlayan bir çevrimiçi kaynak ve aynı zamanda bu yılın sonlarında kitap olarak yayınlanacak Beautiful Solutions (Güzel Çözümler)’ın eş editörüydü. Beautiful Solutions, dayanışma ekonomisini tanımlamak için bazı kapsayıcı ilkeler sunsa da ve ne yapmak gerektiği hakkında değerli uygulamalı örnekler verse de yoldaşlar, nasıl ile ilgili kritik soruları ele alarak bu çalışmanın nasıl derinleştirileceği hakkında konuşmaya devam ediyorlar: Dayanışma ekonomisi nasıl iyi işler? Zaten bizi gitmek istediğimiz yön dışında her yere sürükleyen bir rüzgâra karşı yelken açan bizler ufkumuza nasıl sabitleniriz? Kutup yıldızımız ne?


Not 1: Olivia R. William’ın Nonprofit Quarterly sitesinde 5 Temmuz 2022 tarihinde yayımlanan yazısından Murat Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim

Not 2: Öne çıkan görsel, Claudio SchwarzUnsplash

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir yorum

Dayanışma İlkelerini Tanımlamak

  1. Emekli olmama az kaldığı için araştırma yapıyorum. Bilgi alabileceğim oldukça detaylı çalışmalarınız var. Elinize sağlık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.