Japonya’nın Hokkaido adasındaki Sapporo Kooperatifi, geleneksel bir kooperatifin çok ötesinde bir örgütlenme. Ada halkının doğumdan ölüme kadar tüm toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş bir yapıdan söz ediyoruz. 2025’teki 60. yıl kutlamaları kapsamında kooperatifi ziyaret etmek ve bir konuşma yapmak üzere davet edilen Henry Mintzberg ile grubun tercümanlığını yapan Masako Fujii’nin gözlemlerini ve düşüncelerini aktaran bu yazı sosyal ekonomi, kooperatifçilik ve topluluklar üzerine düşünecek, tartışacak çok şey sunuyor.
Henry Mintzberg ve Masako Fujii, Hokkaido adasındaki sosyal girişimler birliği Sapporo Kooperatifi’ni ziyarete gidiyorlar
Henry Mintzberg’in seyahat öyküsü
Kanada Nişanı sahibi Prof. Henry Mintzberg, Montreal’deki McGill Üniversitesi’nin ‘Cleghorn’ kürsüsünde yönetim bilimleri profesörüdür. Yönetim konusunda yayımladığı 20 eserin yanı sıra, şu anda odaklandığı “Toplumu Yeniden Dengelemek” üzerine bir kitabı ve bir internet sitesi vardır.
Sapporo Kooperatifi, geleneksel bir kooperatiften ziyade, Japonya’nın Hokkaido adasındaki halkın doğumdan ölüme kadar tüm toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak üzere örgütlenmiş bir sosyal girişimler birliğidir. Bu birlik, sosyal ekonominin yeni bir modelini ortaya koymaktadır: Çoğulcu sektörde [ç.n.] topluluk ruhunun toplumun dengesini yeniden kurmada nasıl birleştirici bir rol oynayabileceğini göstermektedir.
Davet
Birkaç yıl önce, Japonya’da gezecek gözlerden uzak bir yer ararken, Japonya’nın Kore’ye en yakın yeri olan Oki Adaları’na gitmiştik. Oranın yerlilerinden, şu sıralar kitaplar yayımlayıp eğitim programları düzenleyen ve bir arkadaşımın arkadaşı Hiroşi Abe, bizi sıcak bir şekilde karşılamış ve etrafı gezdirmişti. Geçtiğimiz aralık ayında, Abe-san’dan tekrar haber aldım. Kuzey’de, İrlanda büyüklüğündeki Hokkaido adasına bir dizi hizmet sunan Sapporo Kooperatifi adına yazmıştı. 60. yıl dönümlerini kutluyorlardı ve beni açılış konuşması yapmaya davet ediyorlardı. Şirketin CEO’su ve başkanı Hideaki Omi’nin, kitabım Rebalancing Society’nin (“Toplumu Yeniden Dengelemek”) büyük bir hayranı olduğunu, kooperatifin tüm yöneticilerine bu kitabın Japonca baskısını okuttuğunu, hatta birkaç kez okuttuğunu, anlattılar.
Toplumu Yeniden Dengelemek için Bir Fırsat
1991 yılından bu yana, toplumu yeniden dengelemek üzerine çalışıyorum (2015’te çıkan kitabım, 2021’de kurduğum internet sitem ve hazırlıkları süren For the Sake of Survival (“Hayatta Kalmak İçin”) isimli kitapçık gibi). Kısaca özetlemek gerekirse; bu çalışma, sağ ve sol, kamu ve özel sektör arasında gidip gelen ve merkezinde felç yaşayan iki sektörlü sarkaç siyasetini aşıp halkı koruma amacı güden kamu sektörünün kurumları, çok sayıda mal ve hizmet sağlayan özel sektör işletmeleri ve onları birçok toplumsal ilişkiye dahil eden çoğulcu sektör (sivil toplum) örgütleri üzerinden toplumda üç sektörlü bir denge fikrine ulaşmayı amaçlamaktadır. Kooperatifler (esasen, yatırımcıların değil üyelerinin mülkiyetinde olan ve çoğulcu sektörde faaliyet gösteren işletmeler ya da sosyal girişimler) hiç kimsenin mülkiyetinde olmayan birçok kuruluşla (vakıflar, cemaatler, hayır kurumları ve STK’lar vs.) birlikte, bu sonuncu grubun en temel örnekleridir. Aşağıdaki şemaya bakınız.
Bu kooperatif hakkında okuduklarımdan ve toplumun üç sektörü arasında, özellikle sosyal girişimler açısından dengeyi yeniden sağlayabilecek yeni modeller arayışımdan yola çıkarak, etkinlikten önce daha kapsamlı bilgi sahibi olmak amacıyla adada birkaç günlük bir tur düzenleyip kooperatifin çeşitli tesislerini ziyaret etmemizi önerdim.
Otobüs yolculuğu
Böylece biz altı kişi, unutulmaz bir haftanın çoğunu, büyük bir otobüsle Hokkaido’yu gezerek geçirdik: Toplumun yeniden dengelenmesi konusunda mükemmel bir kavrayışa sahip partnerim Dulcie Naimer, bu çabaların coşkulu bir destekçisi ve CoachingOurselves.org adlı şirketi yöneten Phil LeNir, bu çalışmaya yaratıcı bir coşkuyla yaklaşan Hiro Abe, konu hakkındaki derin bilgisi ve fikirleri bir araya getirme yeteneği ile bu gezide tercümanımız olmaktan çok daha fazlasını yapan Masako Fujii ve tüm bunları organize etmek için kooperatif tarafından gönderilen Emi Ogata ki kendisi sil baştan plan yapma konusunda ne kadar becerikli olduğunu gösterdi. Her zamanki otobüs düzeninde oturuyorduk ki, Dulcie, her gün birkaç saat yol yaptığımız için koltukları birbirine bakacak şekilde çevirebilir miyiz diye sordu. Böylece, fotoğrafta görüldüğü gibi, otobüsün arka kısmını bir atölyeye dönüştürdük ve yol boyunca gördüklerimizi tartışmaya başladık.
Yolculuktan önce, genel olarak toplumun yeniden dengelenmesi konusunu ele alan yaklaşık 40 soruluk bir liste yapmıştım. Hep birlikte bunları, tartışmalarımız ile en çok ilgisi olan 10 adet soruya indirdik; buna ek olarak, Phil’in önceki hafta eklediği 11. soru da vardı. Bu sonuncusu, Japonya’nın genelinde, özellikle de Hokkaido’da endişe kaynağı olan nüfus azalması, toplumun yeniden dengelenmesi için bir fırsat olarak görülebilir mi diye soruyordu.
Otobüs yolculuğu için rehber sorular
- İki sektörlü siyasetin ötesine geçip üç sektörlü denge mesajını nasıl yayabiliriz?
- Çoğulcu sektörün kamu ve özel sektör olarak adlandırılanların yanında yerini alması için görünürlüğünü nasıl artırabiliriz?
- Bunun yanı sıra, bireyselleştirici teknolojiler karşısında topluluk bilincini nasıl yeniden kazanabiliriz?
- Neden bazı topluluklar serpilirken diğerleri bunu başaramıyor? Aynı durum bazı sosyal girişimler ve sosyal hareketler için de geçerli.
- Çok sayıdaki sosyal inisiyatif küresel bir reform hareketi için nasıl bir araya getirilir?
- Nasıl daha sağlam ve sorumlu örgütler kurulur?
- Endişeli ama sessiz çoğunluk (konut kredisi olan, 30-70 yaş arası insanlar) nasıl harekete geçirilebilir? Eyleme geçen insanlara ilham veren ne?
- Daha fazlası yerine daha iyisi nasıl teşvik edilir (ve gayrisafi yurt içi hasılayı dinamik küresel denge ile değiştirmek)?
- Liderliğe ne oldu? Bugün, Nelson Mandela gibi liderleri nerede bulabiliriz?
- Bizi aptallaştıran nedir? Nasıl uyanabiliriz?
- “Toplumu yeniden dengelemek”, kapitalist bir toplumda nüfus azalması ve küçülmenin kaçınılmaz sonucu mu?
Nüfus azalmasının getirdiği fırsat
Aslında, iyi bir başlangıç yapmıştık çünkü önceki hafta Tokyo’da düzenlenen bir grup etkinlikte yaşananlar, Phil’in sorusuna ışık tutmuştu. Sabah saatlerinde yaklaşık 50 üst düzey Japon iş adamıyla yaptığımız toplantıda katılımcılar Japon ekonomisindeki durgunluk konusunu, özellikle de nüfus azalması bağlamında gündeme getirdiler. Phil’in sorusunu anımsayarak, bunu bir sorundan ziyade bir fırsat olarak görebileceklerini öne sürdüm, ancak bu fırsatın ne olabileceği konusunda hiçbir fikrim yoktu. Cevap, o akşamki resepsiyonda, tam da bu konuyu inceleyen Japon hukuk profesörü Fusako Seki ile tanıştığımda geldi. Phil’in sorusunu ona yönelttiğimde, uzatmadan “evet” diye cevap verdi ve nüfus azalmasının toplumda o ana kadar izole edilmiş olan insanları öne çıkardığını açıkladı. Özellikle yaşlıları, engellileri ve muhtemelen evlerinde inzivaya çekilmiş olan kadınları örnek gösterdi. Turumuz sırasında bunu bizzat görecektik.
Kooperatif türleri
Çiftçi veya tarım kooperatifleri örneklerinde olduğu gibi bazı kooperatiflerin sahipleri o kooperatiflerin tedarikçileridir; bunun amacı ürünlerini pazara ulaştırırken maliyetli aracıları aradan çıkarmaktır. İspanya’daki büyük Mondragon Federasyonu gibi diğerlerinde mülkiyet kooperatifin çalışanlarına aittir. Bu federasyona bağlı çok sayıda işletmenin her biri kendi çalışanlarına aittir ve bu çalışanlar aynı zamanda 70.000 kişilik federasyonun da sahibidir. En yaygın olan ise süpermarket zincirleri ve karşılıklı sigorta şirketleri gibi müşterilerin mülkiyetindeki kooperatiflerdir.
Müşterilerine ait olan kooperatiflerde üyeler, kolayca üye olabilirler ve aynı şekilde kolayca ayrılabilirler. Oysa tedarikçi ve işçi kooperatiflerinde geçim kaynakları söz konusu olduğundan üyeler kendilerini işe tamamen adamışlardır. Sapporo Kooperatifi esasen bir müşteri kooperatifidir, ancak daha sonra göreceğimiz gibi bundan çok daha fazlasıdır; hem üyeleri hem de Hokkaido halkı kendilerini bu işe vermiştir.
Gözlem ve düşünceler
Yolculuğumuz sırasında, Sapporo Kooperatifi çatısı altında yürütülen çok çeşitli faaliyetleri inceleme fırsatı bulduk. Birinci gün, sadece kooperatif süpermarketleri için değil, aynı zamanda olası bir depreme karşı büyük miktarlarda su şişeleyip stoklayan bir tesisi ziyaret ettik. Ardından, üyeleri pirinç eken bir çiftçi kooperatifi ile ortaklaşa, süpermarketler ve diğer yerler için pirinci işleyip paketleyen bir fabrikayı ziyaret ettik.
Başka bir gün, çok farklı iki perakendeciyi ziyaret edip, kooperatife gelen insanları ve insanların ayağına giden bir kooperatifi gözlemledik. Üyelerin yanında üye olmayan Hokkaido halkının da alışveriş yaptığı 109 süpermarketten birini ziyaret ettik. (Kooperatif ayrıca, çalışanları için sağlık kontrol hizmetinin pilot çalışmasını yapıyor ve bunu adanın uzak bölgelerindeki insanlara da yaymayı planlıyor.) Daha sonra otobüsümüz, ücra topluluklardaki insanlara hizmet veren kooperatifin 97 seyyar market kamyonetinden birini takip etti. Kamyonet küçük bir köyde durdu ve kapıları açıldığında küçük bir süpermarket haline geldi. Yaşlı bir kadının merdivenleri çıkıp yiyecek satın aldığını ve ardından bir görevlinin torbasını taşıyarak kadına eve kadar eşlik ettiğini gördük.
Sapporo Kooperatifi bankacılık hizmetlerine erişim imkânı sağlamak amacıyla bu kamyonetlerin bazılarına yerleştirdiği ATM’lerle özellikle iftihar ediyor. Kooperatifin ayrıca market siparişlerini doğrudan evlere teslim eden 1360 adet dağıtım kamyoneti mevcut. Bu minibüsler, kullanılmış giysileri geri alarak geri dönüşüm faaliyetlerine de katkı sağlıyor.
Diğer bir gün, Sapporo Kooperatifi’nin belediye ile işbirliği yaparak çocuklara öğle yemeği verip, “sağlık, görgü kuralları ve toplumsal değerler” öğrettiği bir okulu ziyaret ettik. Diğer ziyaretler arasında kooperatifin, insanları iklim değişikliği hakkında bilgilendiren Eko-merkezi ve gıda dağıtımı için kullanılan büyük bir lojistik tesisi vardı. Ayrıca, üyelere (katılmalarını teşvik etmek için) verilen “İlk Bebek Kutuları” da bize gösterildi. Bebek kutularından cenaze merasimlerine; kooperatif doğumdan başlayıp ölüme kadar hizmet sunma konusunda kararlı.
Bu esnada, ziyaretler arasında otobüsle seyahat ederken, gördüklerimiz hakkında beyin fırtınası yapıyorduk. Fikirlerimiz giderek olgunlaştı ve somutlaşmaya başladı (tıpkı küçük bir topluluk olarak bizlerin de olgunlaştığı gibi), öyle ki beşinci gün geldiğinde, tüm bunları nasıl değerlendireceğimizi belirlemek için bir sandalye çekip yazı tahtasının başına geçmeye hazırdık. Yaklaşık iki saat süren bu süreçte, tüm bunlar bir organizasyon şemasının (organigram) kullanımı ile bir araya geldi.
Sapporo Kooperatifi’ni bir toplumsal denge modeli olarak tasarlamak
Örgüt şemasının Fransızcası organigramdır. Yıllar önce, yeni bir kuruluşta çalışırken, kimin kime amirlik yaptığına odaklanan dar kapsamlı şemalardan daha faydalı bir şey yapmak amacıyla organigramlar çizmeye başlamıştım. Kuruluşun birkaç çalışanıyla birlikte, kurum içindeki iş akışını gösteren bir şema hazırladık. Aşağıdaki resim, Sapporo Kooperatifi’nin organigramını nasıl oluşturmaya başladığımızı göstermektedir.
Aşağıdaki nihai organigramda Sapporo Kooperatifi bir dairenin merkezinde. Beşikten mezara, bebek kutularından okul çocukları için öğle yemeklerine, yetişkinler için gıda, bankacılık ve sigorta hizmetlerinden ömrün sonundaki cenaze hizmetlerine kadar kooperatifin sunduğu hizmetlerden yararlanan üyeleri ile diğer kişiler onun etrafında yer alıyor. Bunu diğer toplumsal etkinlikler tamamlıyor; bunlardan biri olan “Çiftlikte Restoran” bu yazının sonunda anlatılmaktadır.
Organigrama baktığımızda, Sapporo’nun sadece bir kooperatif olmadığı sonucuna vardığımız bir dönüm noktası yaşandı. Daha doğrusu, karşılıklı sigorta şirketlerinde olduğu gibi kendi üyeleri için tek bir iş kolunda faaliyet gösteren geleneksel anlamdaki bir kooperatif değil, bir kooperatif tarafından organize edilen sosyal girişimlerin bir birliği olduğu sonucuna vardık. Bu işletmelerin bazıları kooperatife ait, bazıları ise öğle yemeği programında olduğu gibi bir devlet kurumuyla, su temininde olduğu gibi bir işletmeyle, hatta pirinç üretiminde olduğu gibi başka bir kooperatifle ortaklaşa yürütülmektedir.
Aşağıdaki diğer dairesel şemaya bakarsanız; bu şemada, üç sektörden oluşan ilk şemada yer alan bu işletmelerin bazıları çoğul sektör içinde tek başlarına, diğerleri ise kamu, özel veya çoğul sektör ortaklarıyla birlikte yer almaktadır. Bu bakımdan Sapporo Kooperatifi, çoğul sektördeki topluluk bilincinin toplumun yeniden dengelenmesinde nasıl bütünleştirici bir rol oynayabileceğine dair etkileyici yeni bir model olarak görülebilir.
Sapporo Kooperatifi’nin her sektördeki işletmeleri
İşte ulaştığımız diğer bazı sonuçlar:
- Topluluk içindeki Sapporo Kooperatifi (Hokkaido halkına gıda tedariki yaparken).
- Topluluk olarak Sapporo Kooperatifi (2 milyon kişilik üye kitlesi ve ortalama 14 yılı aşkın süredir hizmet veren çalışanları açısından; burada Omi-san “tepedeki” bir figürden çok, topluluğun merkezinde yer alıyor).
- Sapporo Kooperatifi, ekonomik ve sosyal kalkınma amaçlı bir topluluktur: Kişisel çıkarların ortak çıkarlarla buluştuğu bir alanda faaliyet gösterir (“Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz” sloganıyla).
- Sapporo Kooperatifi, her türlü geri bildirim döngüsüyle bağlantılı, işbirliğine dayalı bir yapıdır.
- Sapporo Kooperatifi, topluluk, kamu ve iş dünyası arasında yeni bir uyumun temsilcisidir: Kamu sektörü hizmet veremediğinde onun yerini alır veya onu tamamlar; özel sektör hizmet vermeyi tercih etmediğinde ise onun yerini alır.
- Sapporo Kooperatifi geri dönüştürür; sadece giysileri değil, elde edilen kârları da topluluk ruhunu güçlendiren diğer faaliyetlere dönüştürür.
- Bu nedenle, Sapporo Kooperatifi piyasa faaliyetlerinin ayrıştırılmış bir modeli değil, sosyal hizmet/sosyal girişim için entegre bir modeldir.
Ana konuşma ve dinleme
Ertesi sabah, yaklaşık 50 kooperatif yöneticisine bulgularımızı sunduk. Toplumu yeniden dengeleme kavramının bir özetiyle başlayıp ardından yukarıdaki şemalar ve anahtar noktalarla ulaştığımız sonuçları ana hatlarıyla aktardık. Yöneticiler daha sonra küçük gruplar oluşturarak şu soruyu tartıştılar: “Sapporo Kooperatifi bu fikirleri nasıl ileriye taşıyabilir?” Biz altımızsa Omi-san ile birlikte “Sapporo Kooperatifi nasıl dünyanın örnek aldığı bir model haline gelebilir?” konusunu tartıştık.
Ardından bir değerlendirme toplantısı yapıldı. Bu toplantıda, her masanın başında sırtları masaya dönük oturan ana dinleyiciler duyduklarını paylaşmak için ortada bir daire oluşturdular. Omi-san ise kenarda, herkese sırtı dönük bir şekilde oturdu ve artık kendisi de ana dinleyici konumundaydı. Ardından, tüm kooperatif yöneticilerine kulak verildiği bu ortamda, o sabah dinledikleri hakkında kendi çıkarımlarını paylaştı.
Daha sonra
Ertesi gün, Sapporo Kooperatifi’nin 60. yıl dönümünü kutlamak üzere, asıl davet edildiğim sunumu yapacağım yerel üniversiteye gittim. Sunumdan sonraki olağanüstü öğle yemeği, toplantıyı adeta taçlandırdı. Kooperatif, yılda on üç kez “Çiftlikte Restoran” adlı bir etkinlikle yerel malzemeleri kutluyor. Bir çiftliğin bitişiğine, yaklaşık 40 kişilik yemek için masa ve sandalyeler kuruluyor, servis ise kooperatifin ofis personeli tarafından yapılıyor. O günçok şanslıydık. Japonya’da ödül kazanmış bir şefimiz vardı. İnanın bana, o hafta boyunca harika yemekler yedik, ama hiçbiri bunun gibi değildi; hiçbir yerde böyle bir şey yemedik!
Öğle yemeği sırasında Omi-san’a Rebalancing Society kitabımın bir kopyasını hediye ettim. Kitabın içine “Omi-san’a, ama torunu Akari için” yazdım ve belki bir gün torununun bu kitabı İngilizce okuyacağını söyledim. Yeni arkadaşımın gözleri doldu.
Hokkaido Kooperatif Turu: Masako Fujii’nin Yorumları
Kobe’de yaşayan Masako Fujii, bir insan kaynakları (İK) danışmanı ve yönetici koçudur. Fulbright bursiyeri olan Fujii, Uluslararası İlişkiler ve Sosyal Psikoloji alanlarında eğitim almış ve Japonya’daki Avrupa kökenli çok uluslu şirketlerde İK müdürü olarak görev yapmıştır. Şu anda, kurumsal sağlığı geliştirmeye yönelik liderlik programları yürütmektedir.
“Hayattan başka zenginlik yoktur. Hayat; sevgi, neşe ve hayranlık gibi tüm güçleriyle birlikte.”
Kobe’ye döndükten sonra, Hokkaido Kooperatif Turu sırasında karşılaştığım her şeyi yavaş yavaş hatırlıyor, özümsüyor ve anlamlandırıyordum. İşte o sırada John Ruskin’in bu sözüne rastladım. Bu söz, Sapporo Kooperatifi çalışanlarıyla yaptığım röportajlar sırasında hissettiklerimi kusursuzca özetliyor. Meğer Mahatma Gandhi de Sarvodaya ilkesini şekillendirirken bu sözlerden ilham almış. Sapporo Kooperatifi, çok derin ve insani bir şeye dayanıyor.
Nüfus Azalması
Nüfus azalması konusunda epey konuşup kafa yorduk. Higaşikava kasabasında, kabaca “optimum seyrek nüfus” anlamına gelen teki-so (適疎) kavramıyla karşılaştık. Bu kavram, kasabanın sürdürülebilir ekonomisine, rahat yaşam tarzına ve doğal manzarasına uygun bir nüfus büyüklüğünü korumayı amaçlıyor. Her birine özenle bakılmış pirinç tarlalarının ve bahçelerin arasından arabayla geçmenin verdiği sükûneti hâlâ hatırlıyorum.
Teki-so terimi, mimar ve şehir planlamacısı Yoşinobu Aşihara tarafından 1979 tarihli Estetik Şehir Manzarası (『外部空間の構成』) kitabında kullanılmıştır. Bu terim, insanların hem rahat hem de kentsel faaliyetler için ilham verici buldukları “uygun şekilde seyrek alanlar” fikrini ifade eder.
Son günümüzde, D-HBR röportajı sırasında, Omi-san, Hiro’nun özetinde yapay zekâ tarafından “zenginleşerek küçülme” olarak çevrilen şuku-jū(縮充) kavramından bahsetti. Bu terim, Ryo Yamazaki’nin 2016 yılında yayınlanan Japonya’da Shukujū (『縮充する日本』) adlı kitabından geliyor.
Yamazaki, 2012 yılında yayımlanan ilk kitabı Topluluk Tasarımının Çağı (コミュニティデザインの時代) ile çoktan yeni bir bakış açısı getirmişti. Hızlı ekonomik büyüme döneminin ülkenin uzun tarihi için bir norm değil, istisna olduğunu kabul ederek, Japonya’nın daha uygun bir nüfusa gerilediğini öne sürmüştü.
Bir peyzaj mimarı olan Yamazaki, insanların mekânları gerçekte nasıl kullandıklarına ve toplulukların nasıl büyüdüğüne giderek daha fazla odaklanmaya başlamıştı. Kurduğu Studio-L (studio-l.org), insanların bağ kurma ve aidiyet duygusunu başarıyla besleyen etkileyici bir dizi projeye öncülük etti. Hiro Abe’nin oturduğu Ama-ço da bu yerlerden biri. Hiro’nun Yamazaki’yle tanışıklığı da oradan geliyor.
Yamazaki, 2016 yılında yayımlanan Topluluk Tasarımının Temelleri (『コミュニティデザインの源流) adlı kitabında, John Ruskin ve Robert Owen gibi 19. yüzyıl İngiliz toplum düşünürlerinin çalışmalarını inceledi. İşte burada her şey bir araya gelmeye başlıyor ve Rochdale’deki ilk kooperatif öncülerinin çoğunun aslında Owenist bir ruha sahip olduğunu görüyoruz.
Üyelik, topluluk ve topluluk ruhu
2025, BM Uluslararası Kooperatifler Yılı olarak ilan edildi. Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA), Kooperatif İlkelerini güncellemeye hazırlanırken, bir kooperatifin tam olarak ne olduğu hâlâ tartışılıyor.
En son 1995 yılında revize edilen mevcut liste, şu yedi ilkeyi içeriyor: Gönüllü ve herkese açık ortaklık; Ortaklar tarafından gerçekleştirilen demokratik yönetim; Ortakların ekonomik katılımı; Özerklik ve bağımsızlık; Eğitim, öğrenim ve bilgilendirme; Kooperatifler arasında işbirliği ve Topluma karşı sorumlu olma.
Özellikle son ilke, açıklık ruhuna işaret etmektedir. Bu ilke, ortaklar ile diğer bireyler arasındaki sınırın katı olmadığını ve kooperatiflerin, daha geniş topluluklarının sürdürülebilir kalkınmasına katkıda bulunma rolünün olduğunu kabul etmektedir.
Bu da insana, Sapporo Kooperatifi’nin uluslararası kooperatif hareketinin ön saflarında yer aldığını hatırlatıyor. Özenli stratejileri ve işlerine kalpten bağlı çalışanları (görevlerinden bahsederken yüzlerinin nasıl parladığını bir görseniz!) kooperatif ilkelerinin birer örneğidir.
İlginç şekilde, ilkelerin hiçbiri “kârın yeniden yatırılması”ndan açıkça bahsetmiyor, ancak Sapporo Kooperatifi’nin topluluğuna sunduğu hizmetlerin bu kadar etkili olmasını sağlayan asıl yenilik bu. Hem kamuyla hem de özel sektörle esnek bir şekilde ortak çalışmalar yapmalarını sağlayan da bu.
Yamazaki kitabında, iki tür topluluk olduğu belirtir: Coğrafi ve tematik. Bu, hem kasabalarda hem de çevrimiçi ortamda topluluklar olduğu anlamına gelir. Bazen, bir melez yapı olarak, insanlar çevrimiçi ortamda bağlantı kurup kumsal temizliği veya çocuklarla yapılan yürüyüşler gibi gerçek dünyadaki etkinliklere katılırlar. Türü ne olursa olsun, bence bir toplulukta “topluluk ruhu” (yani değerleri ve faydaları herkesle paylaşma arzusu) eksik olduğunda, o topluluk sadece kapalı bir gruba dönüşür.
Yamazaki, Japonya’nın farklı bölgelerinde farklı insan gruplarını harekete geçirip onların katılımcı olmalarını sağladığından, onu bir topluluk tasarımcısı değil, bir topluluk ruhu uygulayıcısı olarak adlandırmak belki daha uygun olur. Sapporo Kooperatifi’nde gördüğümüz gibi, topluluk ruhu çalışanlar arasında içselleştirilmiş bir normdur. Burası “topluluk ruhunun öncülük ettiği” bir yer olmalıdır. Liderin karizması bir güç olmakla birlikte, ardıllığın nasıl halledileceği veya bazı işyeri sorunlarının nasıl çözüleceği gibi endişeleri de beraberinde getirir; ancak eminim ki, yönetici olmadan da gelişmeye devam etmenin bir yolunu bulacaklardır.
Artık bir topluluğun sadece üyeler için, topluluk ruhununsa herkes için olduğunu düşünmeye başlıyorum. Muhtemelen bir örgütteki topluluk ruhu, insanların örgüt sınırlarının ötesine geçen bir bakış açısına sahip olduğu yerlerde gelişir.
Bu ruh, belirli etik kurallara uymak zorunda olma hissinden doğmuyor. Aksine, insanlarla konuşmayı, birlikte çalışmayı ve birbirimize güvenmeyi seven sosyal varlıklar olarak her birimizin içinden geliyor. Bu, içimizdeki doğal isteklilikten doğuyor. Bunu güçlü ve içten gelen bir inançla öğrendim! Bunun için son derece minnettarım.
Kendi seçimimiz
Yolda giderken Phil ile birlikte, endişe ve üstünlük duygularının etkisine kapılmanın ne kadar kolay olduğundan konuştuk. Bu bana Amerikan yerlilerinin anlattığı bir halk masalını hatırlattı: “İki Kurdun Hikâyesi”. Bu hikâye, her birimizin içindeki iyi kurt ile kötü kurt arasındaki savaşı anlatır. Savaşın sonucu hangi kurdu beslemeyi seçtiğimize bağlıdır. Sanırım yanlış kurdu beslediğimizde, “daha fazlasını” kovalıyoruz. Doğru kurdu beslediğimizde ise “daha iyisini” hedefliyoruz.
Hokkaido’da sorduğumuz sorulardan biri şuydu: “Ortak amaç ile kişisel çıkar arasında nasıl bir denge kurulabilir?” Belki de tek cevap şudur: Bir seçim yaparız. Ben, “neşe, huzur, sevgi, alçakgönüllülük, şefkat ve inançla dolu” kurdu beslemeyi seçerdim ve “öfke, keder, pişmanlık, açgözlülük, kendine acıma ve sahte gururla dolu” kurdu aç bırakırdım.
[ç.n.] Çoğulcu sektör (plural sector), Henry Mintzberg ta rafından “üçüncü sektör” veya “kâr amacı gütmeyen” terimlerine alternatif olarak ortaya atılmıştır. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, kooperatifler, STK’lar ve topluluk gruplarından oluşan toplum kesimini ifade eder. Daha fazla bilgi için: Mintzberg (2015)
Not 1: 9 Ocak 2026 tarihinde Coop News’te yayımlanan “On the trail of the new social economy: Coop-Sapporo, May 2025” başlıklı yazı Barış Soysaraç tarafından çevrilmiştir. Erişim
Not 2: Öne çıkan görsel, https://hokkaido-nl.jp/article/39410