Ekoturizm, hızla yayılan ve her yere ulaşan turizme “yavaş ol” deme çabası olarak ortaya çıktı. Turizmi bir amaç olmaktan çıkarıp; doğayı korumanın, yerel toplulukları güçlendirmenin ve öğrenmeyi teşvik etmenin bir aracına dönüştürmeyi deniyor.

*

Ekolojik turizm veya kısaca ekoturizm, doğal alanlar üzerine turizmin olumsuz etkilerini azaltmak, olumlu etkilerini çoğaltmak ve yerel halkın faydasını artırmak ihtiyacından yola çıkılarak geliştirilen bir kavram. Uluslararası Ekoturizm Derneği (The International Ecotourism Society) ekoturizmi, “doğayı koruyan, yerel halkın refahını destekleyen ve hem çalışanlar hem ziyaretçiler için öğrenme unsurlarını içeren doğal alanlara yönelik sorumlu seyahat” olarak tanımlıyor. Buna göre ekoturizm, koruma, yerel fayda ve öğrenme olmak üzere üç ayak üzerine oturuyor.

Uluslararası Ekoturizm Derneği’nin (TİES) Ekoturizm İlkeleri

  1. Fiziksel, sosyal, davranışsal ve psikolojik etkileri en aza indirmek.
  2. Çevresel ve kültürel farkındalık ile saygıyı geliştirmek.
  3. Hem ziyaretçiler hem de ev sahibi topluluklar için olumlu deneyimler sağlamak.
  4. Koruma faaliyetlerine doğrudan finansal katkı sağlamak.
  5. Yerel halk ve özel sektör için ekonomik fayda yaratmak.
  6. Ziyaretçilere, ev sahibi ülkelerin siyasi, çevresel ve sosyal koşullarına yönelik duyarlılığı artıran, bilgilendirici ve anlamlandırıcı deneyimler sunmak.
  7. Düşük etkili (çevreye en az zarar veren) tesisleri tasarlamak, inşa etmek ve işletmek.
  8. Yerli halkların haklarını ve manevi inançlarını tanımak; onlarla ortaklık içinde çalışarak güçlenmelerini desteklemek.

Üç ayağın ilki: Ekoturizmle doğa koruma

Ekoturizm, ziyaret edilen doğal alanların ve bu alanlardaki yaşamın korunmasına katkı sunmayı amaçlar. Ziyaretlerin doğal yaşama zarar vermeden gerçekleşmesi esastır. Bunun için bazı alanlar kullanıma kapatılabilir, ziyaretçi sayıları veya ziyaret dönemleri sınırlandırılabilir. Amaç ziyaretçi sayısını artırmak değil, alanın ekolojik bütünlüğünü korumaktır.

Üç ayağın ikincisi: Ekoturizmle yerel fayda

Ekoturizm sosyal ekonominin doğa koruma alanındaki bir uygulama aracı olarak görülebilir. Yöre insanının bilgisinin, emeğinin ve misafirperverliğinin değer görmesi, bir faaliyetin ekoturizm olarak değerlendirilmesinin temel koşullarındandır. Kooperatifler, üretici birlikleri, kadın girişimleri ve topluluk temelli işletmeler, bu değerin yerel topluluklarda kalmasına aracı olur. Yerele ekonomik getiri dışında, ekoturizm, kentte yaşayanlarla kırsaldakileri bir araya getirir; insanların birbirini tanımasına, deneyimlerini paylaşmasına ve karşılıklı anlayış ve dayanışma ilkelerinin geliştirmesine katkı sunar.

Üç ayağın üçüncüsü: Ekoturizmle öğrenme ve doğa bilinci geliştirme

Ekoturizmde amaç yalnızca görmek değil, anlamaktır. Eğitim ve farkındalık, ekoturizmin en kalıcı ve değerli etkilerinden biri olabilir. Rehberlikler, alan hakkında bilgilendirici yayınlar, ziyaretçi merkezleri içinde veya alan genelinde kullanılan multi-medya araçlar ve bilgilendirme panoları, ziyaretçilerin alanı daha iyi anlamasını ve daha sorumlu davranışlar geliştirmesini amaçlar. Eğitim ve farkındalık boyutu ihmal edildiğinde, alan ziyaretçiler için yalnızca tüketilen bir manzaraya ya da sosyal medyada paylaşılan bir imgeye; yöre halkı da ürün ve hizmet tedarikçisine dönüşebilir.

Türkiye’den ekoturizm örneği: Kızılırmak Deltası Doğal Sit Alanı ve Kuş Cenneti

Samsun’da Kızılırmak’ın Karadeniz’e döküldüğü noktada yer alan Kızılırmak Deltası Doğal Sit Alanı ve Kuş Cenneti, yaklaşık 16 bin hektarlık göller, sazlıklar, sulakalanlar, subasar ormanlar, kıyı ekosistemleri ve kumulları ile Türkiye’nin en önemli sulakalanlarından ve kuş alanlarından biridir. Kuşlar ile doğada gezen yılkı atları ve mandaları deltanın simgesi haline gelmiştir.
Alan Samsun Kızılırmak Deltası Koruma ve Geliştirme Birliği (Samkuş) tarafından çok paydaşlı yönetim anlayışı ile yönetilmektedir. Samkuş ilk olarak 2017 yılında alan için Ekoturizm Yönetim Planı hazırladı ve doğa koruma öncelikli, düşük etkili bir ziyaretçi modeli uygulamaya başladı.
Plan ile deltanın hassas bölgeleri özel araç trafiğine kapatıldı. Buna göre korunan alanda gezintiler sadece bisikletle veya sıfır emisyonlu elektrikli gezi araçlarıyla yapılabiliyor. Yaya girişi de gün içinde ve belirli alanlar içinde mümkün. Sulakalan içine inşa edilen 3,5 km ahşap yürüyüş yolu ile hem ziyaretçiler hem de doğal yaşam güvende kalıyor.

Kızılırmak Deltası Ziyaretçi Merkezi (Fotoğraf: Samkuş Arşivi)

Alandaki eğitim odaklı ziyaretçi merkezi ve kuş gözlem kulübeleri ile ziyaretçiler “sorumlu gezgine” dönüşüyor. Kuş gözlem kulübeleri ve eğitim odaklı ziyaretçi merkezi, deltayı yalnızca gezilen bir alan olmaktan çıkarıp öğrenme ve farkındalık mekânına dönüştürüyor. Ziyaretçiler deltanın zengin biyolojik çeşitliliğini, nesillerdir sürdürülen mandacılık kültürünü ve geleneksel kıyı yaşamını yerinde deneyimliyor.
Ekoturizm yaklaşımı, doğa korumanın ekonomik faydalarının yerel halka ulaşmasını da hedefliyor. Kadın kooperatiflerinin işlettiği satış stantları ve yöresel lezzet işletmeleri sayesinde bölge halkı doğrudan turizm gelirlerinden pay alıyor.
Kadın Balıkçılar Derneği, Samsun Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği ile işbirliği yaparak lagün göllerindeki doğayla uyumlu geleneksel balıkçılık bilgisini kayıt altına aldı. “Cam şişede geleneksel balık konservesi” üretim atölyeleri ile kadın balıkçılar hem yeni gelir olanakları sağladı hem de yerel ekonomide ve karar alma süreçlerinde daha etkin rol üstlenme fırsatı buldular.
Bugün Kızılırmak Deltası, çok paydaşlı yönetim yapısı sayesinde doğanın korunması ile yerel kültürün, geleneksel üretim biçimlerinin ve kırsal yaşamın birlikte güçlendirilebileceğini gösteren örnek korunan alanlardan biri olarak kabul ediliyor.

Ekoturizmin karşılaştığı riskler

Dünya ve Türkiye deneyimleri, ekoturizmin faydalarının yanında risklerini de nesnel biçimde değerlendirmek gerektiğini gösteriyor. Bazı risklerden bahsedelim;

1. En önde gelen risk, ekoturizm niyetiyle yola çıkıldıktan sonra, alan yönetim planlarının yapılmaması veya esnek bırakılması ile alanın kitle turizminin cazibesine yenilmesi. Türkiye’de iyi başlayan bazı örnekler bu şekilde önü alınamayan turizm gelişimlerine şahit oldu. Doğa yürüyüşüne ayrılmış orman içi alanlarda, araç yolları açıldı; doğanın saklı köşeleri, ağır çelik ve cam seyir terasları ile donatıldı. Alan yönetim planları, ekoturizm gelişim planları ve bunları destekleyen yasal düzenlemeler olmaksızın yürütülen turizm faaliyetlerinde, doğa korumaya yönelik olumlu etkilerden çok olumsuz sonuçlar öne çıkabiliyor.

2. Birçok doğa alanında turizm, yerel toplulukların ihtiyaçlarını gözetmeden gelişebiliyor. Yerel halk, turizmden elde edilen gelirden dışlandığında, adil ve ekolojik bir turizm iddiası da zayıflıyor. Otel ve pansiyonların işletmesi, işgücü, yapı malzemeleri, mobilyaları ve hatta gıda ürünleri bölge dışından temin edilebiliyor.

Bunun yanında ekoturizm gelirinin yerelde adil paylaşılmaması da köy içinde veya komşu köyler arasında çatışmalara yol açabiliyor. Katılımcı süreçler, kooperatifler ve topluluk temelli girişimler bu riski azaltabilir. Ekoturizm gelirinin birkaç işletmede yoğunlaşması yerine kooperatifler ve topluluk girişimleri aracılığıyla adil paylaşımı hem yerel kabulü hem de koruma motivasyonunu güçlendirebilir.

3. Ekoturizm alanlarında kadınların yükünün artma riskinden bahsetmeliyiz. Birçok ekoturizm girişiminde kadınlar yemek hazırlama ve misafir ağırlama gibi görünmez emeği üstlenirken, gelir ve karar mekanizmalarında aynı ölçüde temsil edilmeyebiliyor. Bu nedenle ekoturizmin toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle planlanması gerekiyor.

Dünyadan ekoturizm örneği: Ürdün Dhana Biyosfer Rezervi

Dana Biyosfer Rezervi, Ürdün’ün güney-orta kesiminde yaklaşık 308 km²’lik bir alana yayılır ve 1500 metreden deniz seviyesinin 100 metre altına kadar uzanan bir topoğrafyaya sahiptir. Bu coğrafi çeşitlilik; Akdeniz, İran-Turan, Sahra-Arap ve Sudan iklim bölgelerini aynı alanda buluşturur. Avrupa, Asya ve Afrika kökenli 800 bitki ve 449 hayvan türüne ev sahipliği yapan rezerv, aynı zamanda Ortadoğu’nun en önemli kuş göç rotalarından biri üzerinde yer alıyor.
1989 yılında UNESCO Biyosfer Rezervi ilan edilen alan, Ürdün Kraliyet Doğa Koruma Derneği (RSCN) tarafından yönetilmektedir. 1990’lı yıllarda RSCN, “Doğayı korumanın yolu, insanları korumaktan geçer” anlayışıyla, yerel Bedevi topluluklarını karar süreçlerine ve turizm gelirlerine entegre eden bir model geliştirdi. Bugün rezerv, ziyaretçi gelirleriyle yönetim giderlerinin önemli bir bölümünü karşılayabilen ve doğa koruma ile yerel kalkınmayı birlikte ele alan dünyanın en başarılı ekoturizm örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Dana Dhana Biyosfer Rezervi (Fotoğraf: RSCN arşivi)

RSCN’nin hazırladığı Ürdün’ün ilk korunan alan yönetim planı, Dana’nın doğal değerlerini korurken yerel halkın yaşam koşullarını iyileştirmeyi hedefledi. Planın temelini oluşturan zonlama (bölgelere ayırarak yönetim) yaklaşımıyla hassas alanlarda ziyaretçi kullanımı ve hayvan otlatması sınırlandırıldı. Buna karşılık köy sakinleri ve Bedevi toplulukları sürece doğrudan dahil edilerek yeni geçim kaynakları oluşturuldu. Rezervin doğal ve kültürel değerleri rehberlik, el sanatları ve küçük ölçekli turizm girişimleri aracılığıyla yerel halk için gelir kaynağına dönüştü. Bu kapsamda “Dana Takıları” gibi el sanatları girişimleri ile kamp alanları ve ekolojik konaklama tesisleri kuruldu.
Ekoturizm sayesinde, terk edilme noktasına gelen tarihi Dana Köyü yeniden canlandı. Unutulmaya yüz tutmuş meyve bahçeleri iyileştirildi, tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliği başladı, geleneksel gümüş işçiliği yeniden değer kazandı. Organik reçeller, meyve pestilleri, doğal zeytinyağları ve çeşitli hediyelik ürünler yerel ekonominin önemli gelir kaynakları arasında bulunuyor.

2003 yılında bu modeli Ürdün’deki diğer korunan alanlara yaygınlaştırmak amacıyla RSCN’nin sosyal girişim ve iş geliştirme birimi olan Wild Jordan kuruldu. Wild Jordan, yerel becerilere ve doğa koruma alanlarının turizm potansiyeline dayanan sürdürülebilir işletmeler geliştirerek hem yerel ekonomiyi güçlendirmeyi hem de doğa koruma çalışmalarına kalıcı finansman sağlamayı amaçlıyor.
Doğa korumayı yoksulluğun azaltılması ve yerel kalkınmayla başarıyla bütünleştiren bu model sayesinde RSCN çok sayıda uluslararası ödül aldı. Bugün Dana, yılda yaklaşık 30 bin ziyaretçi ağırlayan önemli bir ekoturizm destinasyonu olmasının yanı sıra, yerel halkın doğa korumadan doğrudan fayda sağladığı ve avcılık ile aşırı otlatma gibi baskılara sürdürülebilir alternatifler geliştiren örnek bir biyosfer rezervi olarak gösteriliyor.

Sonuç olarak, ekoturizmin başarısı yarattığı gelirden ziyade ekolojik ve toplumsal değerle ölçülmelidir. Kritik olan, daha fazla turist çekmek değil; doğanın korunmasını, yerel toplulukların güçlenmesini ve öğrenmeyi aynı anda mümkün kılan, yerelde değer üreten ve bu değeri adil paylaşan bir ekonomik model kurabilmektir. Ekoturizm koruma ve kalkınmada mucizevi bir çözüm olmayabilir; ancak doğru planlandığında hem gezginleri hem de yerel halkı, doğa korumanın ortak amaçlarında buluşturabilecek bir anahtar olabilir.

İlke net: Doğayı insanlardan değil, insanlarla birlikte korumak.


Not: Öne çıkan görsel, Kızılırmak Deltası Doğal Sit Alanı ve Kuş Cenneti (Sunay Demircan)

Paylaş:

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir