GSYH büyümesini ilerlemenin temel koşulu olarak görmeden yoksulluğu nasıl sona erdirebilir ve eşitsizlikleri nasıl azaltabiliriz? BM kuruluşlarından taban hareketlerine kadar dünyanın dört bir yanındaki uzmanlar tarafından oluşturulan bir yol haritası bu sorunun yanıtı olarak somut alternatifler sunuyor.
Biz İktisatçılar Hesap Ettik: “Büyüme” Başarısızlığa Mahkûm Bir Stratejidir – Daha İyi Bir Yol Var
Yol haritamız, BM kuruluşlarından taban hareketlerine kadar dünyanın dört bir yanındaki uzmanlar tarafından oluşturulmuştur. Her düzeyden siyasi lideri bu yol haritasını kullanmaya çağırıyoruz.
Yapay kıtlığın hüküm sürdüğü bir çağda yaşıyoruz. Tarihte görülmediği kadar zengin bir dünyada, dünya nüfusunun yaklaşık onda biri hâlâ aşırı sefalet içinde yaşıyor. Milyonlarca insan yeterli gıdayı, uygun barınmayı veya temel sağlık hizmetlerini karşılayamazken, çok küçük bir azınlık eşi görülmemiş bir servet ve güç biriktiriyor. Aynı zamanda kuraklıklar, devasa yangınlar, seller ve sıcak dalgaları, ekonomilerimizin gezegeni sınırlarının ötesine ittiğini bize gösteriyor.
Bunlar birbirinden ayrı krizler değildir. Bunlar, yolun sonuna gelmiş bir ekonomik modelin belirtileridir. Yoksulluk ve eşitsizlik tesadüf değildir; bunlar, politika tercihlerinin öngörülebilir sonuçlarıdır: Vergi sistemlerini nasıl tasarladığımız, işgücü piyasalarını nasıl düzenlediğimiz, bakım hizmetlerine ne kadar değer verdiğimiz, kamu hizmetlerini nasıl yapılandırdığımız ve kimin ihtiyaçlarının ve kimin sesinin önemli olduğuna nasıl karar verdiğimiz. En önemlisi, hükümetler yoksulluğu yaratabiliyorsa, onu ortadan kaldırabilirler de.
On yıllardır reçete basitti: Ekonomiyi büyütün, yoksulluk yavaş yavaş ortadan kalkacaktır. Ancak ekonomik büyümenin herkese fayda sağlayacağı vaadi yerine getirilmedi. Ulusal gelirler artarken, ücretler durgunlaştı, işler güvencesiz ve istikrarsız hale geldi, kamu hizmetlerinde kesintiler yapıldı. En üst kesimde servetler katlanarak arttı; en alt kesimde ise aileler gıda bankalarına başvurmak zorunda kaldı. Büyümenin ortak refah ile bağı kopmuş durumda.
Büyüme, ekolojik açıdan da sürdürülemez hale gelmiştir. Artan emisyonlar ve biyolojik çeşitlilik kaybının insan yaşamını destekleyen koşulları istikrarsızlaştırdığı bir “sera Dünya”ya doğru ilerliyoruz. Küresel karbon emisyonları fazlasının yaklaşık %92’si küresel kuzeye atfedilebilir ve en zengin %10’luk kesim küresel emisyonların neredeyse yarısından sorumluyken, yoksulluk içindeki insanlar mahsul kayıpları ve artan gıda fiyatlarıyla ilk yüzleşenler oluyor. Sınırlı bir gezegende sonsuz genişlemeye dayanan bir ekonomik model sadece adaletsiz değil, aynı zamanda tehlikelidir de.
Birçok düşük gelirli ülke yol, hastane, okul, yenilenebilir enerji inşa etmek ve insana yakışır iş imkânları yaratmak için hâlâ büyümeye ihtiyaç duymaktadır. Ancak madenlerin çıkarılmasına, ucuz ve itaatkâr işgücüne dayanan, ihracat bağımlısı ve borç yükünü ağırlaştıran baskın büyüme modeli, eşitsizliği yaygınlaştırmış ve çevreyi tahrip etmiştir. Günümüzde asıl soru, büyümenin devam edip etmeyeceği değil; ne tür ekonomiler inşa ettiğimiz, bu ekonomilerin kime hizmet ettiği ve herkesin gezegenimizin sınırları içinde onurlu bir yaşam sürmesine imkân tanıyıp tanımadığıdır.
İşte bu nedenle, “yoksulluğu ortadan kaldırmak için büyümesiz yol haritası”nı geliştirmek ve desteklemek üzere bir araya geldik. Bu yol haritası, on yıllardır politikayı biçimlendiren dar kapsamlı “büyüme-vergi-transfer” yaklaşımının ötesine nasıl geçilebileceğine dair bir dizi alternatif sunuyor. Bu, bir avuç uzmanın şekillendirdiği bir plan değildir. Tam tersine: 18 ay boyunca, küresel kuzey ve güneyden BM kuruluşları, ulusal hükümetler, akademik uzmanlar, sivil toplum örgütleri, sendikalar, sosyal ve dayanışma ekonomisi aktörleri ve taban hareketlerinden gelen 400’den fazla kişi, basit bir soruyu yanıtlamak için çalıştı: GSYH büyümesini ilerlemenin temel koşulu olarak görmeden yoksulluğu nasıl sona erdirebilir ve eşitsizlikleri nasıl azaltabiliriz? Jean Drèze, Pavlina Tcherneva, Tim Jackson, Bhumika Muchhala, Julia Steinberger, Ndongo Samba Sylla ve Timothée Parrique dahil olmak üzere 350’den fazla kişi bu plana imza attı.
Her politika detayında aynı fikirde değiliz. Ancak, her ne pahasına olursa olsun üretimi en üst düzeye çıkarmak yerine, ekonomilerimizin gezegenimizin sınırları içinde hakların verilmesi ve ortak refah etrafında yeniden tasarlanması gerektiği konusunda aynı inanca sahibiz. Burada insan hakları, başlangıçta hesaba katılmayıp sonradan akla gelen bir unsur değildir; insan hakları, ilerlemeyi nasıl ölçeceğimiz, öncelikleri nasıl belirleyeceğimiz ve ödünleşimleri nasıl çözeceğimize dair düzenleyici ilkeleridir. Sosyal koruma ve kamu hizmetleri vazgeçilmezdir, ancak bunlar, tasarımı gereği yoksulluk ücretlerini, güvencesiz işleri ve karşılanamaz barınma maliyetlerini üreten ekonomilerin yarattığı sorunları sonsuza dek telafi edemez.
Kuralları kaynağında değiştirmeliyiz. Bu, örneğin, insana yakışır iş ve istihdam garantileri, yaşam ücreti ve adil ücretlendirme, güçlü sendikalar ve işyeri demokrasisi, ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve toplumlarımızın bağımlı olduğu ücretli ve ücretsiz bakım işlerine değer verilmesi anlamına gelir. Bu, herkes için kamu hizmetleri yoluyla çocuklara, barınmaya, sağlığa, eğitime ve ulaşıma yatırım yapmak demektir. Bu, stratejik varlıkların kamunun idaresinde olması, yatırımların sosyal ve ekolojik önceliklere doğru yönlendirilmesi için kredi rehberliği sağlanması ve sosyal ve dayanışma ekonomisinin gelişiminin desteklenmesi anlamına gelir.
Bu vizyonu hayata geçirmek, küresel ekonominin kurallarını değiştirmek anlamına gelir. Günümüzde, küresel güneydeki hükümetler yoksulluğun üstesinden gelmek için yeterince çaba göstermedikleri gerekçesiyle eleştirilirken, aynı zamanda tek taraflı yaptırımlar, kısıtlayıcı ticaret anlaşmaları, eşitsiz döviz kuru ve kökeninde yüzyıllar süren sömürgeci mülksüzleştirmenin olduğu borç yükü altında ezilmektedirler. Yaklaşık 3,4 milyar insan, sağlık hizmetlerine veya eğitime harcadıklarından daha fazlasını borç servisine harcayan ülkelerde yaşamaktadır. Öte yandan, küresel tedarik zincirleri, güneyden kuzeye doğru muazzam miktarda net işgücü ve kaynak transferine olanak sağlamaktadır. Bu nedenle uluslararası dayanışma, birçok zengin ülkenin güneyi yoksullaştırarak servetlerini inşa ettikleri ve bugün yeni biçimlerde devam eden sömürü kalıplarının oluşturduğu tarihsel gerçekliğe dayanan yasal ve ahlaki bir yükümlülüktür. Büyümenin ötesine adil bir geçiş, ülkelerin kendi egemen ekonomik geleceklerini betimleyebilmeleri için tahakkümsüzlük ve kendi kaderini tayin ilkelerine dayanan; borç adaleti, güney-güney işbirliğinin artması, telafi edici iklim finansmanı ve evrensel sosyal koruma tabanlarına desteği içermelidir.
Bu geçiş sürecini kimin biçimlendireceği de aynı derecede önemlidir. Yoksulluk içindeki insanları etkileyen politikalar, çoğu zaman bu kişilerin katılımı olmadan (ve bazen de onların aleyhine) tasarlanmaktadır. Sosyal refah sistemleri şüphe, yaptırımlar ve küçük düşürücü koşullar üzerine kurulduğunda, insanların damgalanmasını artırır ve insanları haklarını talep etmekten alıkoyar. Yoksulluk içinde yaşayanlar, sistemlerin uygulamada nasıl başarısız olabileceğini herkesten daha iyi bilir. Yerel meclislerden parlamentolara ve uluslararası forumlara kadar, yoksullukla mücadele stratejilerinin tasarımında, uygulanmasında ve izlenmesinde bu kişilerin uzmanlığı yol gösterici olmalıdır.
Sıfırdan başlamıyoruz. Dünya çapında, Yerli Halkların mücadeleleri, feminist örgütlenmeler, sendikalar ve iklim adaleti hareketleri kolektif bakım ve toprak haklarına dayanan alternatif gelecekleri savunuyor ve inşa ediyor. Devletler arasında kurulan yeni koalisyonlar, küresel ekonomik yönetişime dair yeni vizyonlar ortaya koyuyor; hükümetler ise hak temelli yoksullukla mücadele stratejilerini, yurttaş meclislerini ve topluluk refahının inşa edilmesini tecrübe ediyor. BM ve birçok ortak, bu dönüşümü betimlemeye yardımcı olmak amacıyla “GSYH’nin ötesinde” göstergeler ve eşitsizlik üzerine uluslararası bir panel gibi yeni kurumlar üzerinde çalışıyor.
Yol haritamız bu çabaları temel alıyor, onları birbirine bağlıyor ve daha ileriye taşıyor. Bu yol haritasını, yoksulluğun ve ekolojik çöküşün, ekonomik “başarı”yı şu anda tanımlama biçimimizin bedeli olduğunu kabul etmeyenler için ortak bir referans noktası olarak sunuyoruz. Hükümetlerin ve çok taraflı kuruluşların önünde bir seçim var: Başarısız olan “büyüme öncelikli” modele daha da sıkı sarılmak ya da yoksulluğu üreten ekonomik kuralları dönüştürerek yoksulluğu ortadan kaldırmaya kararlı olmak.
Yoksulluk insan eliyle üretilir. Bu hem kötü haber hem de iyi haber. Üretilen her şey sökülüp yerine yenisi konulabilir. Kanıtları, uygulama adımlarını ve gerçek hayattan örnekleri ayrıntılı bir şekilde ortaya koyan politika profilleriyle desteklenen somut seçenekleri masaya koyuyoruz. Her düzeyden siyasi liderleri, bu seçenekleri kullanmaya, en çok etkilenenlerin sesine kulak vermeye ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasını, eşitsizliklerin azaltılmasını ve insan haklarının etkili bir şekilde hayata geçirilmesini, ekonomi politikasının değerlendirilmesinde esas alınacak kriterler olarak görmeye çağırıyoruz.
Olivier De Schutter, New Economies for Eradicating Poverty’nin (Yoksulluğu Ortadan Kaldırmak için Yeni Ekonomiler) başkanıdır; Joseph Stiglitz, Nobel Ekonomi Ödülü sahibidir; Jayati Ghosh, Massachusetts Amherst Üniversitesi’nde iktisat profesörüdür; Thomas Piketty, Paris İktisat Okulu’nda iktisat profesörüdür; Kate Raworth, Oxford Üniversitesi Çevresel Değişim Enstitüsü’nde iktisatçıdır; Jason Hickel, politik iktisatçı ve Barselona Özerk Üniversitesi’nde profesördür
Not 1: Olivier De Schutter, Joseph Stiglitz, Jayati Ghosh, Thomas Piketty, Kate Raworth, ve Jason Hickel’in the New Economies For Eradication Poverty internet sitesinde yayımlanan ve Guardian, El Pais ve Le Monde’da basılan yazısı Aylin Çiğdem Köne tarafından çevrilmiştir. Erişim
Not 2: Öne çıkan görsel, the NEEP internet sitesi





