Aylardan Ekim. Üniversiteler açıldı, öğrenciler okudukları şehirlere döndü. Bazıları zaten o şehirlerde yaşıyor; okula gidiyor, arkadaşlarıyla buluşuyor, ev kirasını düşünüyor, otobüse biniyor, yemek yiyor, çalışıyor ya da iş arıyor. Yerel ekonomi bütün bu gündelik hayatın içinde kuruluyor ve gençler de onun tam ortasında yaşıyor.
Kent onları nasıl görüyor?
Kiracı, yolcu, müşteri, tüketici? Birkaç yıl sonra gidecek geçici nüfus? Ders saatleri dışında çalışabilecek genç işgücü?
Oysa üniversite öğrencileri ve genç mezunlar kente paralarıyla beraber bilgilerini, becerilerini, zamanlarını, yaratıcılıklarını ve ilişkilerini de getiriyor. Çalışma hakkı var; eğitim, barınma, dinlenme, sosyalleşme ve kent yaşamına katılma hakkı da. Bunların hepsi birbirine değiyor. Bir genç geçinebilmek için haftada ne kadar çok çalışmak zorunda kalıyorsa, eğitime, dinlenmeye ve sosyal yaşama ayırabildiği zaman da o kadar daralıyor.
Okurken çalışmak: Gelir, zaman ve görünmeyen beceriler
Türkiye’de üniversite öğrencilerinin çalışma deneyimlerine ilişkin araştırmalar, öğrenci emeğinin uzun zamandır geçim koşullarıyla iç içe olduğunu gösteriyor.
Aygül’ün üniversite gençliği üzerine yaptığı çalışmadan öğrencilerin tarım, turizm, inşaat ve imalat gibi alanlarda düşük ücretli, güvencesiz, geçici ve mevsimlik işlerde çalışabildikleri görülüyor. Çalışmanın önemli taraflarından biri, bazı gençler için çalışmanın eğitime devam edebilmenin koşuluna dönüştüğünü göstermesi (Aygül, 2018: 58–59).
Özmen’in yarı zamanlı çalışan üniversite öğrencileriyle yaptığı araştırmada da maddi ihtiyaçlar öne çıkıyor. Öğrencilerin yaptığı işle eğitim aldığı alan arasında çoğu zaman ilişki bulunmuyor. Çalışma, sosyal yaşama katılımı ve gelecek beklentilerini de etkiliyor (Özmen, 2023: 394–404).
Bu yazı için Eylül ayında, İzmir’de üniversite okuyan ya da mezun olmuş; kentte iş aramış ve çalışma deneyimi yaşamış gençlerden topladığım kısa görüşlerde de benzer izler karşıma çıktı.
Eğitim fakültesinde okuyan bir genç, okul döneminde düzenli çalışamıyor. Yazın ise okul masraflarını karşılamak için mevsimlik tarım işçiliği yapıyor:
“Sabah çok erken başlayıp gün boyu tarlada olmak fiziksel olarak zor ama okul dönemindeki masraflarım için mecbur kalıyorum.”
Öğretmen olmak istiyor. Tarlada çalışırken öğretmenlik bilgisini kullanamıyor; sabır, dayanıklılık ve insanlarla iletişim kurma becerisi kazandığını söylüyor. Eğitim alanındaki bilgisinin ise yerel ekonomide görünür olmadığını düşünüyor. Mevsimlik tarım işçiliğini özgeçmişine yazıp yazmamak konusunda da tereddütlü: Emek var, deneyim var ama bu deneyimin gelecekteki mesleğinde nasıl karşılanacağını bilmiyor.
Bilişim alanında üçüncü sınıfta okuyan bir başka genç, okul programının yoğunluğu nedeniyle düzenli çalışamıyor. Kendi alanında yaptığı staj ücretsiz; gelir elde etmek için ise etkinlik, satış destek ve tanıtım gibi kısa süreli işlere gidiyor.
“Kendi alanımda iş aradığımda öğrenciliğim dezavantaja dönüşüyor çünkü ya tam zamanlı çalışmam bekleniyor ya da ücretsiz staj normal kabul ediliyor.”
Beklentisini ise oldukça açık tarif ediyor:
“Öğrenme alanı olan ama emeğin de karşılığının verildiği işler.”
Bu iki deneyimde ortaklaşan bir şey var: Genç çalışıyor ama sahip olduğu beceri ile yaptığı iş arasında mesafe oluşuyor. Bir yandan gelir ihtiyacı, diğer yandan mesleki deneyim kazanma isteği var. Aradaki boşluğu çoğu zaman geçici, düşük ücretli ya da ücretsiz işler dolduruyor.
Gençlerin zamanı kime ait?
Kırlıoğlu ve Özdemir’in çalışan üniversite öğrencileriyle yaptığı araştırmada zaman yönetimi, stres ve sosyal yaşama katılım önemli başlıklar olarak ortaya çıkıyor. Ders, iş ve sosyal hayatın birlikte yürütülmesi gençlerin gündelik yaşamını belirgin biçimde etkiliyor (Kırlıoğlu ve Özdemir, 2023: 42–58).
Bu bulgu beni gençlerin zaman hakkını düşünmeye götürüyor.
Çalışmak gelir sağlıyor; kimi zaman özgüven, çevre ve deneyim de kazandırıyor. Ama çalışma süresi sürekli uykudan, eğitimden, arkadaşlıktan ve kent yaşamından eksiliyorsa, gençlerin kentteki varlığını ekonomik katkılarıyla sınırlamamak gerekiyor.
Hukuk dördüncü sınıfta okuyan bir genç, staj ararken başka bir eşitsizliğe dikkat çekiyor. İyi stajlara ulaşmanın çoğu zaman tanıdık, referans ya da kulüp çevresi üzerinden ilerlediğini söylüyor:
“Öğrencinin tek başına görünür olması zor.”
Staj yaptığı yerde araştırma, metin yazma ve iletişim becerilerini kullanabildiğini; buna karşılık daha aktif hukuki sorumlulukların çoğu zaman öğrenci olduğu için verilmediğini anlatıyor. Ücret konusu ise kolaylıkla “deneyim kazanıyorsun” cümlesinin arkasında kalabiliyor.
Burada kentin ekonomik imkânlarına erişimin de herkes için aynı olmadığını görüyoruz. Becerinin yanında çevre, bağlantı ve görünürlük de belirleyici hale geliyor.
Mezun olunca kapı gerçekten açılıyor mu?
Üniversite yıllarında başlayan bu gerilim mezuniyetle bitmiyor.
Yeni mezunların işsizlik deneyimleri üzerine yapılan Türkiye araştırmaları, deneyimsizliğin iş yaşamına girişte önemli bir eşik olduğunu; gelecek kaygısı ve iş bulma sürecinin gençler üzerinde baskı yarattığını gösteriyor (Görmüş, Bozkurt, Karaöz ve Kuçinoğlu, 2023: 298–315).
2023 mezunu, 27 yaşındaki Hilal sosyoloji okumuş. Öğrencilik yıllarında insan kaynakları ve sivil toplum alanlarını deneyimlemek için stajlar yapmış. Mezuniyet öncesindeki beklentisini şöyle anlatıyor:
“Bunca emek verdik, illa bir şirkette iş buluruz modundaydım ki gerçek öyle olmadı maalesef. Hiçbir deneyiminiz yokken sizi işe almalarını bekleyemezmişsiniz, bunu öğrenmiş oldum.”
İki staj yapmış olmasına rağmen bunların iş arama sürecinde belirgin bir karşılığını görmediğini söylüyor. Bugün bir kadın kooperatifinde çalışıyor ve sosyoloji eğitiminin kazandırdığı gözlem ve iletişim becerilerini burada kullandığını düşünüyor:
“Bir sosyolog olarak kadın kooperatifinde sosyologluğumu yapmış olduğumu söyleyebilirim. Toplumu başka yerde bu kadar net gözlemleyemezdim sanırım.”
Bu cümle bana diplomanın üzerindeki meslek adı ile gerçek hayatta kullanılan beceriler arasındaki mesafenin her zaman düşündüğümüz kadar keskin olmadığını hatırlatıyor.
Bir başka genç mezun, üniversite sonrası dönemi şu cümleyle anlatıyor:
“Mezuniyetten bir gün sonrası bile boşluk ve karanlık hissiyatı bir anda gelmişti bana.”
Belediyenin gençlere yönelik bir iş fırsatına başvurmuş ancak geri dönüş alamamış. Var olan fırsatların yeterince görünür olmadığını düşünüyor; üniversitelerin öğrenciyi çalışma hayatına hazırlama konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesini ve mentorluk sistemlerinin kurulmasını istiyor.
Uluslararası ilişkiler mezunu bir başka genç ise öğrencilik yıllarında STK’larda gönüllü olmuş, proje bazlı işlerde yer almış; mezuniyet sonrasında çeviri, etkinlik organizasyonu ve kısa süreli çalışmalar yapmış. Gönüllü deneyiminin iş yaşamında her zaman profesyonel deneyim olarak görülmediğini söylüyor:
“Gönüllü çalışma değerli bir deneyimdir; ancak kurumların ücret ödemeleri gereken işleri gençlere ‘gönüllülük’ adı altında ücretsiz yaptırmasının aracı olmamalıdır.”
Yerel ekonomide fırsatların bulunduğunu, fakat sürekliliğin zayıf olduğunu; projeler bittiğinde işin de bittiğini anlatıyor. Gençlerin etkinliklerde görünür, istihdamda ise aynı ölçüde görünür olmadığını düşünüyor.
Kent gençlerin ne yapabildiğini biliyor mu?
Bu gençlerin deneyimleri birbirinden farklı. Yine de yan yana geldiklerinde ortak bir tablo oluşuyor: Bilgi var, beceri var, çalışma isteği var, ekonomik ihtiyaç var. Bunları birbirine bağlayan yerel mekanizmalar ise yeterince güçlü değil.
Bir eğitim fakültesi öğrencisi belediyenin çocuk atölyelerinde ücretli çalışabilir. Bilişim öğrencileri küçük işletmelerin dijitalleşmesine destek verebilir. Hukuk öğrencileri daha şeffaf ve öğretici staj imkânlarına ulaşabilir. Sosyal bilim öğrencileri kooperatiflerde, saha araştırmalarında ve yerel projelerde görev alabilir.
Üniversiteler, belediyeler, kooperatifler, sosyal girişimler, meslek örgütleri ve yerel işletmeler arasında ücretli yarı zamanlı iş havuzları, kısa dönemli projeler, mentorluk programları ve beceri eşleştirme ağları kurulabilir.
Üniversite öğrencileri ve genç mezunlar kentin birkaç yıllığına ağırladığı homojen bir tüketici grubu değil. O kentin sokaklarında yaşayan, çalışan, öğrenen, ilişki kuran ve değer üreten kentliler.
Kent onları böyle görmeye başladığında, kendi içinde taşıdığı kapasiteyi de daha iyi görebilir.
Kaynakça
Aygül, H. H. (2018). Eğitime erişim, yoksulluk ve formel/enformel iş-gücü olarak üniversite gençliği: “İstihdam için mi eğitim? Eğitim için mi istihdam?”. OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 8(1), 58–87. https://doi.org/10.26466/opus.354859
Görmüş, A., Bozkurt, B., Karaöz, E., & Kuçinoğlu, D. (2023). Üniversiteden yeni mezunların işsizlik deneyimleri üzerine nitel bir araştırma. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 19(2), 298–315. https://izlik.org/JA79GN53CK
Kırlıoğlu, M., & Özdemir, E. (2023). Çalışan üniversite öğrencilerinin deneyimleri: Niteliksel bir çalışma. Sosyal Çalışma Dergisi, 7(2), 42–58. https://izlik.org/JA58ZF45MU
Özmen, K. (2023). Üniversite öğrencilerinin çalışma deneyimleri: Yarı zamanlı çalışma. Journal of University Research, 6(4), 394–404. https://doi.org/10.32329/uad.1360388
Not: Öne çıkan görsel, Austin Blanchard —Unsplash. Austin Blanchard bu resmin öyküsünü şöyle anlatıyor: Iowa’da küçük bir kasabada yaşıyorum. Kasabanın gençlerinin harekete geçip bir değişim yaratacağına dair hayallerimiz var. Bu yüzden, değişimi gerçekleştirmek isteyenlerin dikkatini çekmeye yardımcı olmak amacıyla, şehri seyreden genç yetişkinlerin fotoğraflarını çekmeye karar verdim.





