Avrupa Birliği Uydu Ajansı’nın açıkladığına göre geçtiğimiz ay, gezegenin ölçülen en sıcak Haziran ayı oldu. Konferans için gittiğimiz Cenevre de sıcak dalgasının etkisiyle kavruluyordu. Yola çıkmadan önce Yağmur Hoca; “Alplerin eteklerine gidiyoruz. Ne kadar sıcak olabilir ki!” değerlendirmesini yapmıştı. Ne yazık ki yanıldı. Merak etmeyin; yazının konusu kavurucu sıcaklar ve iklim değişikliği değil. Amacımız, UNRISD ve ILO tarafından düzenlenen “Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini Uygulama: Sosyal ve Dayanışma Ekonomisinin Rolü Nedir?” başlıklı uluslararası konferanstan edindiğimiz izlenimleri aktarmak.

Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri

Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi (SDE) konusunda araştırmalar ve bilgi birikimi artmakla birlikte, SDE’nin kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınmaya katkısını sistematik olarak analiz etmek için çok az çaba sarf edilmiştir. Elimizdeki bilgi ve analizlerin çoğu dağınık ve anekdot niteliğindedir. Mevcut araştırmalar, kısıtlamaların ve zorlukların eleştirel analizinin yapılmamış olması nedeniyle, SDE’nin rolünü romantikleştirmeye eğilimli olabilmektedir. Ayrıca, kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınma konusunda politika oluşturma ve savunuculuk  faaliyetlerinin yararlı bir şekilde bilgilendirilmesi için bilginin sentezlenmesi ve sunulması gerekir.

2015 yılında tüm Birleşmiş Milletler üye ülkeleri tarafından kabul edilen 2030 Gündemi ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH), belirli kalkınma hedeflerine ilişkin gelişmelerin izlenmesi için bir çerçeve sunar. Bu çerçeve aynı zamanda geçmişte sıklıkla takip edilen kalkınma stratejileri ile ilişkili ödünleşmeler (trade-offs) ve çelişkilerden kaçınan daha bütünsel ve entegre kalkınma modelleriyle ilgilidir. Ayrıca, 2030 Gündeminde ulusal amaç ve hedeflere yapılan vurgu, SKH’nin yerel düzeyde nasıl uygulanacağı ve yerel gerçeklere dayandırılacağı sorusunu açıkta bırakmaktadır.

Buradan iki araştırma sorusu ortaya çıkıyor. İlki SDE’nin SKH’nin uygulanmasında araçsal rolüne ilişkin. SDE aktörleri ve kurumları SKH amaç ve hedeflerinin uygulanmasını kolaylaştırabilir mi? İkincisi ise, SDE’nin ölçek ve etkisi nasıl ölçülebilir? İşte konferans çağrısında yanıt aradığı belirtilen sorular da bunlardı.

Kimseyi Geride Bırakmamak

Konferans notlarına geçmeden önce, 24 Haziran’da UNRISD ve Cenevre Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen ve dinleyici olarak katıldığımız toplantıdan söz etmek yerinde olur: Kimseyi Geride Bırakmamak: Sosyal ve Dayanışma Ekonomisinin Rolü Nedir? Başlığın altında, sosyal destekler azalırken SDE’nin geride bırakılanların toplum ile bütünleşmelerine nasıl etkili bir şekilde katkıda bulunabileceği ve bu kırılgan gruplar arasında nasıl dayanışma yaratabileceği konuları ele alınmaktaydı.

Peki, neden bu sorular ve neden şimdi? 2008’den bu yana Avrupa Birliği krizlerle eşanlamlı hale geldi: ekonomik kriz, Euro bölgesi krizi ve son olarak mülteci krizi. Mali krizler ve bunun ardından sosyal harcamalarda yaşanan kesintilerin bir sonucu olarak, Avrupa toplumları, işsiz yerli nüfus, göçmenler ve yeni gelen mültecilerin sosyal koruması için dayanışma politikalarının zayıfladığına tanık oldular. Aynı zamanda, ekonomik çalkantılar ve yerel toplulukların mücadelesi için göçmenleri ve mültecileri  suçlayan yabancı düşmanlığı ve popülist politikada bir yükseliş gözlemlendi. Ana akım politikaların çözüm getiremediği bu sorunlar karşısında, SDE’nin rolü gerçekten önemli bir araştırma sorusu.

Sunumlarda, Cenevre (İsviçre), Bergamo (İtalya) ve Kandiye (Girit Adası/Yunanistan)’de devam etmekte olan araştırmalardan elde edilen sonuçlar aktarıldı. Konuşmacılar arasında, “Kırılgan Kentsel Grupları Tartışmalı Zamanlarda Korumak: Sosyal ve Dayanışma Ekonomisinin Rolü” projesinden araştırmacılar, akademisyenler ve ILO Kooperatifler Birimi başkanı Simel Eşim bulunuyordu.

Toplantı notları arasında fikrimizce en dikkat çekeni, Kandiye örnek olayı ile ilgiliydi. Dayanışma ekonomisi organizasyonlarının birbirileri ile işbirliği yapmamalarına ilişkin bulgu pek çok soruyu beraberinde getiriyor. Ancak Türkiye’deki deneyimlerle örtüşmesi anlamında bize yabancı değil.

 

Böyle etkinliklerin dünyada yapılan çalışmaları ilk elden öğrenmek kadar heyecan verici bir yanı da yeni insanlarla tanışmak. Veya çeşitli iletişim kanalları sayesinde haberdar olduğunuz kişiler ile yüz yüze tanışma fırsatı bulmak. Sosyal Ekonomi faaliyete geçtiğinden beri ILO Kooperatif Birimi Başkanı Simel Eşim ile sosyal medya aracılığı ile etkileşim halindeydik. Cenevre’de yüz yüze tanışmak, kooperatifçilik ve genel olarak SDE hakkında sohbet etmek fırsatı bulduğumuz için ayrıca memnun olduk.

Konferans 

20 farklı oturumda 43 bildirinin sunulduğu konferans, 200’den biraz fazla katılımcıyı bir araya getirdi. Katılımcılar; hükümet temsilcileri (15 kişi), BM kurumlarında çalışanlar (25 kişi), STK/SDE sektörünün temsilcileri (50 kişi) ve akademisyenlerden (70 kişi) oluşuyordu.

Konferansta sunulan bildiriler altı tema altında toplanmıştı:

Kadınların Güçlenmesi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği için Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi
Farklı Yerel Bağlamlarda Sosyal ve Dayanışma Ekonomisinin Evrimini İzleme
Sosyal ve Dayanışma Ekonomisini Ölçeklendirme ve Bütünleştirme için Kurumlar ve Politikalar
Teoriler, Kavramlar ve Etki Ölçümü
Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri için bir Eko-sosyal Yaklaşım Olarak Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi
Gıda ve Tarım için Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi
İlgili İçerik:   Preston'un Umut Veren Programı

Paralel oturumlar dışındaki oturumlarda SDE’nin ağ kurma, savunuculuk alanlarında çalışan temsilcilerin konuşmalarına yer verilmesi aslında teori ve pratik arasında bir denge sağlanması anlamında önemli ve yararlıydı.

İki gün boyunca devam eden etkinlikte, tahmin edersiniz ki ilk gün bizim için biraz daha özeldi. Sabah açılış oturumundan sonraki ilk paralel oturumda, Prof. Dr. Aylin Çiğdem Köne, Güneş Kurtuluş ile ortak çalışmalarını (Bölgesel Bir SDE Uygulaması Nasıl Ulusal Düzeyde Ölçeklenir? İzmir, Türkiye’den Fırsatlar ve Zorluklar) sundu. UNRISD tarafından kaydedilen sunumu izleyemeyenler videoyu aşağıda bulabilirler.

İlk gün oturumların ardından verilen kokteylin, dinlendirici müzikler ve lezzetli ikramlar ile herkesi memnun ettiğini söyleyebiliriz. Belki orada müziğin ritmine birebir eşlik etmenin tadını vermez ama bir parça ruhunuza dokunur diye buraya o güzel müziklerden biraz bırakalım istedik…

Geriye Kalanlar…

Etkinlik sırasında birçok oturum Facebook aracılığı ile yayınlandı ve kaydedildi. Bu kayıtların tamamına UNRISD Facebook sayfasından erişilebiliyor. Bildirilerin tam metinleri, Birleşmiş Milletler Sosyal ve Dayanışma Ekonomisi Kurumlar Arası Görev Gücü UNTFSSE Bilgi Merkezi sayfasında bulunabilir. Tam metinlere ek olarak sunum slaytları da yakın bir zamanda aynı sayfaya yüklenecek. Bilgi Merkezi’nin, SDE’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine katkısı konusunda zengin bir bilgi tabanı olması için gelecek aylarda yeni makaleler ve düşünce yazılarının eklenmesi planlanıyor.

Konferansta sunulan çalışmaların büyük çoğunluğu örnek olay incelemesi niteliği taşımaktaydı. Dolayısıyla konferans sonrası değerlendirme toplantısında “çok fazla örnek olay” incelemesi sunulduğuna dair eleştiriler geldi. Ancak “örnek olayları yeterince gördük, haydi herkes kendisine uyarlasın!” demek pek makul değil. Keşke elimizde mucizevi bir formül olsa. Böyle bir formül olmadığı için her bir başarı örneği bizler için bir referans.

Ülkeler bir yana, her topluluğun kendi dinamikleri farklılıklar gösteriyor. Coğrafya, kültür, ihtiyaçlar, zorluklar hatta alışkanlıklar dahi topluluktan topluluğa farklılaşıyor. Dolayısıyla bakış açımızı farklı örnek olaylarla genişletebiliyoruz. Blog aracılığıyla Türkiye ve dünyadan örnekleri okuyuculara tanıtmamızın sebeplerinden biri de bu. “Neden yapılamasın!” dedirtecek her örneğe ihtiyacımız var aslında.

File aynı noktadan mı bakıyoruz?

“Çok fazla örnek olay incelemesi” eleştirisine tamamıyla karşı çıkmak da mümkün değil. Konferans için bir araya gelen çalışmalarda örnek vaka incelemelerinin tamamı başarılı örneklerin tanıtılmasına yönelikti. Açıktır ki uygulamada aksi örnekler de karşımıza çıkıyor. Başarı gibi başarısızlığı da formüle edemiyoruz. Belki genel ifadeler kullanabiliyoruz. Bu nedenle “neden başarısız olunuyor?” sorusunu da sormak gerekiyor.

Konferansın ana teması gereği, tüm çalışmalarda SDE’nin  SKH’ne sağladığı katkılara değinilmişti. SDE’nin geleneksel olarak güçlü olduğu tarım ve gıda alanından örnek olay incelemelerinin çokluğu özellikle dikkat çekiciydi. Gıda bütün dünyanın hassas noktası. Bu alandaki çalışmaların önemi de giderek artıyor. Platform kooperatifçiliği gibi yeni kooperatifçiliğe ilişkin örnekler yok değilse bile az sayıdaydı.

Sistematik ampirik verinin üretilmediği SDE alanında araştırmacılar doğal olarak nicel yöntemleri kullanan çalışmalar yerine örnek olay incelemelerine yöneliyorlar. Bilgi birikimi açısından değerli olmakla birlikte ne yazık ki yeterli değil.

Güven

Bir de “güven” meselesi var… Katılımcılara yöneltilen soruların alt metinlerinin aynı kavşakta buluştuğunu söylemek mümkün.  Hemen herkes bu farklı örnek olay incelemelerinde güvenin nasıl inşa edildiğini görmek istiyordu. Bu soruya verilen cevaplar iki temel vurguda bir araya geliyorlardı. Birincisi; sunulan örneklerin tabandan gelen hareketler olmasıydı. Dolayısıyla güven duygusunun bu organizasyonların başından itibaren inşa edildiği ifade edildi. Tabandan güven duygusu ile başladılar ama nasıl sürdürülüyorlar diye soruyorsanız eğer bu da ikinci vurguydu. Genelleyecek olursak verilen cevapları; şeffaflık, eşitlik ve iletişimin devamlılığı ile…

Öneriler

Toplantının kapanışında, SDE alanında yapılacak çalışmalara yol göstermek için bazı öneriler sunuldu:

  • Örnek olay incelemelerinde SDE’nin başarısına odaklanan, tek yönlü çalışmalar yerine gerçekçi değerlendirmelere, örneğin SDE’nin kısıtlarına da değinen çalışmalar yapılması.
  • Dünyanın farklı coğrafyalarından çok sayıda örnek olay incelemesi yapıldığından; tekrara düşmemek için farklı yöntemleri kullanan çalışmalara yönelmek. Örneğin, ölçme ve değerlendirmeye odaklanan çalışmalar ya da performans değerlendirmesine dayalı sıralama çalışmaları.

Ortaklaşma

Son olarak, bu öğretici deneyimde bizde en çok iz bırakan neydi sorusuna karşılık sanırım şunu söyleyebiliriz: “Türkiye’deki gözlemlerimiz küresel eğilimler ile benzerlik gösteriyor.” Pratiğin teorinin önünde gittiği, son derece dinamik bir kadar da çok parçalı SDE alanında öylesine çok ortak nokta var ki… Buna karşın bu noktaları birleştirecek bağlar hâlâ çok zayıf. Uygulamacıların içinde bulundukları SDE inisiyatifi ya da organizasyonunun dışına adım atmalarına, ağlar kurulması için çaba harcamalarına gerçekten gereksinim var.

 

Not: Bu yazıyı Sosyal Ekonomi blogundan konferansa katılan Aylin Çiğdem Köne, Güneş Kurtuluş ve Yağmur Kara birlikte kaleme almışlardır.

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir