Tarım arazilerinin yalnızca %14’ü dünyayı besleyen kadınlara ait iken kadınların toprak hakkı mücadelesi sürüyor. Araştırma sonuçları, kadınların toprak üzerindeki mülkiyetlerinin kendileri kadar içinde yaşadıkları topluluklar açısından da önemli ve yararlı olduğunu gösteriyor.


Kadınların topluluk topraklarına ilişkin haklarının yasal ve sosyal olarak tanınması, onları iklim değişikliğinin etkilerinden ve yatırımcılardan koruyabilir.

BANGKOK, 11 Şubat (Thomson Reuters Vakfı) — Araştırmacılar, Perşembe günü yaptıkları açıklamada dünyanın her yerindeki kadınların toprağa erişimde, yasal boşluklardan kültürel normlara kadar, hâlâ engellerle karşılaştığını söylediler. Mülkiyet haklarının, kadınları iklim değişikliğinin kötüleşen etkilerinden koruyabileceğine dair kanıtlara rağmen durum böyle.

Dünya çapında tarım arazisi sahiplerinin sadece %14’ü kadın

Kadınlar, geçimi neredeyse tamamen toprağa ve doğal kaynaklara bağlı küresel nüfusun yarısından fazlasını oluşturuyor. Yine de dünya çapında, tarım arazisi sahiplerinin yalnızca %14’ü kadınAfrika ve Doğu Asya’da payları daha da az.

Düşünce kuruluşu Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Kaynak Eşitliği (Resource Equity)’nin raporuna göre, kadınlar, mülkiyet haklarını tanıyan ülkelerde bile yetenekleriyle ilgili olumsuz algılar gibi pratik ve sosyal engellerle karşılaşıyorlar.

WRI’de araştırma görevlisi olan Celine Salcedo-La Vina, “kadınlar topluluk toprakları hakkında derin bir tarihsel bilgiye sahipler ve toprağı işlemekten sorumlu olanlar olarak toprağı nasıl yöneteceklerini biliyorlar ve toprağın verimli kalmasını sağlıyorlar,” dedi.

Salcedo-La Vina, politikaların genel olarak hanehalkı veya tarım arazisi üzerindeki bireysel haklara odaklandığını belirterek, kadınların topluluk kaynaklarına erişimlerinin güvence altına alınmasının onların gıda güvenliklerini ve kuraklık da dâhil olmak üzere iklim şoklarına karşı dayanıklılıklarını artıracağını sözlerine ekledi.

Dayanıklı toplumlar için kadınların toprak hakkı

“Kadınlar masaya oturduğunda gıda güvenliği, çocuk sağlığı ve eğitimine yapılan yatırımlar ve arazi yönetimi de dâhil olmak üzere toplulukları bundan yararlanıyor — tüm bunlar topluluğun iklim değişikliğine karşı daha dayanıklı olmasına katkıda bulunuyor,” diye devam etti Salcedo-La Vina.

İlgili İçerik:   2021'i Nasıl Bir Empati Yılı Yapabiliriz?

Ülkeler koronavirüs pandemisinden zarar gören ekonomileri desteklerken, daha fazla topluluk kaynağı özelleştirilebilir ve resmi tapuya sahip olmayan kırsal topluluklara zarar verilebilir.

Kamerun, Meksika, Endonezya, Nepal ve Ürdün’deki toplulukları inceleyen Salcedo-La Vina, kadınların bu kaynaklara ilişkin haklarını güvence altına almanın kaynakları daha iyi korumaya yardımcı olabileceğini söyledi.

Rapor, Endonezya’nın Riau kentinde geleneksel orman haklarına sahip bir Yerli topluluğunun gençlere daha fazla geçim kaynağı seçeneği sağladığını ve ormanı, kadınların resmi tapularıyla, ticari plantasyonlardan koruduğunu gösterdi.

Yasal ve sosyal olarak tanınan toprak haklarıyla, kadınlar aynı zamanda hanehalkı ve topluluk kararlarında daha fazla söz hakkına sahip olurlar.

Salcedo-La Vina, “kadınlar, kolektif işletmeler için ortak arazileri kullanabilirler. Bu işletmeler tüm topluma fayda sağlar ve herkes için dayanıklılığı ve özerkliği artıran bir ekonomik gelir sağlarlar,” dedi. “Bu gerçekleştiğinde, insanların geçim kaynakları daha güvenlidir ve bu nedenle topluluklar ‘hayır’ deme konusunda daha özgüvenlidir ve dış yatırımcılara açılmaları daha az olasıdır. ”

Chiang Mai Üniversitesi Mekong Arazi Araştırma Forumu koordinatörü Daniel Hayward, araştırmada yer almayan kadınların hanehalkı ve topluluk düzeyinde toprak yönetiminde oynadıkları rolün anlaşılmasının ‘ahlaki bir gereklilik’ olduğunu söyledi.

“Kadınlar etkili arazi yöneticileri yapılır ve kontrolü ve erişimi sağlamlaştırmaları için yasal olarak yetkilendirilirlerse, bu onları ister çevresel ister ekonomik veya siyasi olsun, dış tehditlere karşı önemli liderler haline getirebilir” dedi.


Not 1: Rina Chandran’ın 11 Şubat 2021 tarihinde Thomson Reuters Foundation News’de yayımlanan “Seat at the table’: Women’s land rights seen as key to climate fight” başlıklı yazısından Aylin Çiğdem Köne tarafından çevrilmiştir. Erişim

Not 2: Öne çıkan görsel, Cesar Carlevarino AragonUnsplash

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir