Hakkâri Yüksekova’nın ilk kadın derneği YUKADER ile başlayan kadın dayanışması, yerelin ilk kadın kooperatifi Demeter Tarımsal Kalkınma Kadın Kooperatifini ortaya çıkarmış. Kooperatif başkanı Hatice Temir Bozdağ ve başkan yardımcısı Bahar Sağkol ile Demeter Koop.’un kuruluşunu, geldiği yeri ve gelecek planlarını konuştuk. Onların coşkusu, kararlılığı ve kendilerine olan güvenleri bizi çok etkiledi. Söyleşiyi yaptığımız o soğuk Mart gününde, Demeter’in öyküsü baharın taze, güzel günlerini ve umudu duyumsattı. Umarız siz de okurken böyle hissedersiniz.   


Sırf kooperatif kurmak düşüncesi ile yola çıkmadık

Sizi tanıyabilir miyiz?

HTB: İsmim Hatice Temir Bozdağ, 1991 Yüksekova doğumluyum. 2018’den beri YUKADER’in (Yüksekova Kadınlarını Toplumsal Destekleme ve Kültür Derneği) kurucusu olarak çalışmaktayım. 2019 yılından bu yana da kurucu ortağı olduğum Demeter Koop.’un başkanlığını yürütüyorum.

BS: Ben Bahar Sağkol. 2018 yılında üniversiteden mezun olduktan kısa bir süre sonra Hatice Hanım ile tanışıp Yüksekova’da, ilk kadın derneği olan YUKADER’i kurduk. Yine kurulduğu zaman yerelin ilk kadın kooperatifi olan Demeter Koop.’un da kurucu ortağı ve aynı zamanda başkan yardımcısıyım.

Kurduğumuz bu mekanizma ile daha çok güçlenip başka kadınlara da güç vermeye ve ilham olabilmeye, daha çok kadına fırsat eşitliği sağlamaya her zaman gayret etmek

Demeter’in öyküsü nedir? Kooperatif kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Bu fikrin dernek çalışmaları ve kadın çalışmaları ile bir ilgisi var mıydı?

HTB: Demeter Koop.’un bir özelliği var. Bunu STK konuşmalarında da dile getiriyorum. Sırf kooperatif kurmak düşüncesi ile yola çıkmadık. Yüksekova’nın ilk kadın derneği olan YUKADER, Yüksekova’da kadınların durumunu bilerek yola çıktı. YUKADER ilk kurulduğunda “boşandırma derneği” olarak adlandırılıyordu. Kadına şiddet konusunda bir istatistik çalışma elimizde yoktu. Bu manada KAMER Vakfı ile iletişime geçtik ve araştırmalara başladık. Yüksekova’da Kadın Olmak çalışması da aslında bu şekilde başladı. Bu süreçte 607 hane ziyareti gerçekleştirdik. Yaptığımız araştırma sonucunda kadına şiddetin yüksek olduğu, kadınların iş bulamadığı ortaya çıktı.

O aşamada aklımızda kooperatif kurma fikri yoktu. Ancak ev eksenli çalışan kadınlara destek oluyorduk. Kooperatif kurma fikri biraz bizi ürkütüyordu. Çünkü buralarda daha çok erkeklerin kurduğu kooperatifler var. Ancak arkadaşlarla yaptığımız görüşmeler sonucunda; dayanışmamızı ortaya çıkaralım, ölmeye yüz tutmuş kültürümüzü yeniden canlandıralım, kadın emeğini değerlendirelim düşüncesi ile ortaya çıktı kooperatif kurma fikri. Başlangıçta Valiliğin, Kaymakamlığın, İl Tarım Müdürlüğünün yönlendirmeleri vardı. Kooperatifi yol alabileceğimize inandığımız kişilerle birlikte 2019 yılında kurduk.

Kuruluşumuzdan bu yana yararlanıcılarımızın ve gönüllülerimizin sayısı arttı

Kooperatifi kaç kişi ile kurdunuz? Şu anda kaç ortağınız var?

BS: 13 ortak ile kurduk. Hâlâ 13 ortak ile devam ediyoruz. Ancak kuruluşumuzdan bu yana yararlanıcılarımızın ve gönüllülerimizin sayısı arttı ve gün geçtikçe artmaya da devam ediyor. Bu sayı şu an 50 kişiye ulaştı.

Neden Ticaret Bakanlığına bağlı kadın girişimi kooperatifi yerine tarımsal kalkınma kadın kooperatifi türünü seçtiniz? Ve bu tercihin olumlu/olumsuz sonuçları neler oldu?

BS: Kooperatif kurma fikri aslında ilk kez Hakkâri Valiliğini ziyaretimiz sırasında oluştu. Yüksekova’da tarımsal arazilerin çok fazla olduğunu, ürün çeşitliliğine elverişli olduğunu ancak Yüksekova’nın tarımsal kalkınma alanında çok zayıf olduğunu biliyorduk. Burada yetişen ürünlerin neden ulusal pazarda tanıtımını yapmayalım, marka haline getirmeyelim gibi düşüncemiz vardı. Bu düşünce, saha çalışmasından sonra kadınların çalışabileceği alanla bağdaşıyordu. Valiliği ziyaretimiz sonucunda, Valiliğin Organik Saklı Şehirler projesi kapsamında Hakkâri’de bir işletme açtığını ancak bu işletmenin yürütülemediğini öğrendik. Haliyle bu projeyi neden Yüksekova’da yürütmelim diye düşündük. Aslında sadece Yüksekova değil, Hakkâri’nin verimli toprakları düşünüldüğünde, diğer ilçeler için de gerçekleştirilebilecek bir projeydi bu. Tarımsal üretime odaklanmayı düşündüğümüzden Tarımsal Kalkınma Kooperatifine yöneldik.

Tarımsal Kalkınma Kooperatifi olmanın dezavantajlarını şöyle sıralayabilirim: Hangi ürünü burada nasıl yetiştirilebileceğimiz konusunda çok fazla bir bilgimiz yok. Bu anlamda da kadınlara, çiftçilere hangi ürünü, nasıl yetiştirmeleri gerektiği konusunda önerilerde bulunamıyoruz. Bu durum bizi biraz yavaşlatıyor. Bunun dışında başka bir dezavantaj yok gibi.

HTB: Tarımsal Kalkınma Kooperatifi olmanın başka dezavantajları da var. Örneğin Ticaret Bakanlığının Koop-Des programları var ve Ticaret Bakanlığı kooperatifçilik alanında daha aktif bir şekilde çalışıyor. Kooperatifimizi kurarken Ticaret Bakanlığına bağlı Ticaret Müdürlüğü burada çok aktif değildi. Burada görünür olan İl Tarım olduğu için Tarım Bakanlığına bağlı olarak kurulduk. Aslında kooperatif türü anlamında bir seçim yapma şansımız olmadığını söyleyebilirim. Çünkü kooperatifi kurarken kooperatif türleri gibi konularda çok bilinçli değildik.

Demeter, mitolojide toprak ve bereket tanrıçalarından geliyor

Kooperatifinizin ismi çok güzel: Demeter. Bu isme nasıl karar verdiniz?

BS: Açıkçası şu aralar ismimizi değiştirsek mi diye düşünmüyor değiliz. Demeter ismini çok uzun bir süre düşünerek 10 isim arasından severek seçtik. Demeter, mitolojide toprak ve bereket tanrıçalarından geliyor. Kadın tarım kooperatifi olduğumuz ve kadın eli ile kurulduğumuz için adımızın Demeter olması konusunda hemfikir olmuştuk. Ancak yerelde ismin anlaşılmama sorunu var. Örneğin “içinizden birinin ismi mi?” diyenler de oluyor. İsmin buranın coğrafyası ile özdeşleşmesi isteniyor. Buradaki kooperatif isimleri hep bu türden. Gerçi biz biraz da bu yargıyı da yıkmak istedik.

HTB: Biz Demeter ismini çok seviyoruz. Ama yaşadıklarımızdan yerelde adımızın çok benimsenmediğini de görüyoruz.

Demeter Organik Tarım Evi İşletmesi

Kuruluşunuzda ve sonrasında yerel yönetimden veya diğer kuruluşlardan herhangi bir destek aldınız mı?

BS: Demeter Organik Tarım Evi işletmesini Valilikten, Kaymakamlıktan, Belediyeden, Sivil Toplum Kuruluşlarına yaptığımız fon başvurularından ve yerel halktan aldığımız destekler ile kurduk. Daha önce de söylediğim gibi Organik Saklı Şehirler projesinde var olan malzemelerin bize hibe olarak tahsis edilmesini sağladık.

Bu süreçte başvurduğumuz bizim için çok değerli olan iki projemiz de vardı. HABİTAT Derneğinden Mentorlük, E-Ticaret Sitesi ve Finansal Okuryazarlık ve Hayata Destek Derneğinden de Mutfak ekipmanı, yine bu proje kapsamında Genç İşi Kooperatifinden Mentorlük desteği. Bu projeler kapsamında da birçok eksikliğimizi tamamladık ve hâlâ da eksiklerimizi tamamlamaya devam ediyoruz.

Sabancı Vakfı gibi birçok kuruluştan da Yılbaşı, Kadınlar Günü, Anneler Günü gibi özel günlerde ürün siparişleri alıyoruz. Bu, bize ciddi anlamda güç veriyor.

HTB: Aslında elinde satışa sunulacak pek çok ürünü olan bir kooperatif iken bir yerimiz olmadığından oradan oraya taşınıyorduk. Elimizde Valilik tarafından hibe olarak verilmiş malzemelerimiz de vardı ve bu malzemeleri kullanmak istiyorduk. Bir mekân arayışı içindeyken Belediye Başkan Vekili Osman Doğramacı’nın yanına gittik. Yüksekova’da konum olarak çok güzel ancak harabe şeklindeki bu yeri Belediyeden talep ettik. Talebimiz kabul edildi. Ancak mekânı bu haline getirinceye kadar çok uğraştık; yerelden farklı destekler aldık. Bizim bağımsız olduğumuza inanılıyor. Bu da destek almamız konusunda bize avantaj sağlıyor.

Yüksekova’nın en güzel yerinde

Demeter Organik Tarım Evi İşletmesi hangi faaliyetleri yürütüyor?

HTB: Mekânı düzenlerken ne tür faaliyet yürütebiliriz diye düşünüyorduk. Yüksekova için gördüğümüz en büyük eksiklik yerel kahvaltı idi. Biz de burada yerel kahvaltı ile işe başladık. “Demeter Organik Tarım Evi” işletmemiz 170 metrekare alana sahip; bahçesi ve çocuk parkı olan Yüksekova’nın en güzel yerlerinden birisinde kurulu. Hafta sonları yoğunluğumuz daha fazla oluyor. Burada 15 kişi çalışıyoruz. Bu mekânın üst katına da talebiz. Orada da küçük küçük atölyelerde pastacılık, takı, süt ve süt ürünleri üretimi gibi alanlarda atölyeler kurmayı ve eğitimler yapmayı planlıyoruz. Şu an en büyük sıkıntımız üretim yerimizin ve depomuzun olmayışı.

Kahvaltımız normal şartlarda bulamayacağınız doğal yöresel ürünlerden oluşan zengin bir kahvaltı

Nerelerden ürün alıyorsunuz?

BS: Saha çalışması sırasında bunun alt yapısını biraz oluşturmuştuk. Buradaki kadınlar evlerinde ve evlerinin önlerindeki bahçelerde küçük şeyler üretebilen kadınlar. Ancak bu ürünleri pazarlara ulaştırmakta güçlük çekiyorlar. Saha çalışmalarında görüştüğümüz kadınlar ürettikleri ürünleri bize getirmeye başladılar. Burada sattığımız her ürün Hakkâri’nin, Yüksekova’nın kendi coğrafyasında üretilmiş ürünler.

Ürünlerimizin organikliği ve doğallığı konusunda çok soru alıyoruz. Bizim buradaki en büyük savunmamız, bölgemizde üretimde herhangi bir kimyasal ilaç kullanılmaması ve bölgemizin topraklarının hâlâ el değmemiş olması, ürünlerin kaynak suları ile besleniyor olması oluyor. Verdiğimiz kahvaltı normal şartlarda bulamayacağınız doğal yöresel ürünlerden oluşan zengin bir kahvaltıdır. Van, kahvaltısı ile ünlüdür ama Van kahvaltısının baş tacı olan otlu peynir bizim bölgemizden gidiyor. Van biraz bu işin kaymağını yiyor. Kahvaltıyı 08:30-15:00 saatleri arasında veriyoruz. Saat 15:00’ten sonra kafe sistemine geçiyoruz. Ancak kafe sisteminden biraz farklı olarak kadınların yapmış olduğu mantı, içli köfte ve talep etmeleri durumunda konuklarımıza yöresel ev yemekleri de sunuyoruz.

HTB: Amaçlarımızdan bir tanesi de ürünün nasıl yetiştirildiğini ve ürün kalitesini gerçek anlamda bilmek. Kendi ürünümüzü üretmek ya da bizim dâhil olduğumuz biçimde üretilmesini sağlamak. Bunu şu anda %50 oranında başarıyoruz. Ama birkaç yıl içeresinde bunu %100’e çıkartabileceğimize inanıyorum. Hedeflerimizden bir tanesi de budur. Buna yönelik çalışmalar yapmaya çalışıyoruz.

Bu işletmeyi kurmadan önce herkese hayal gibi geliyordu

Size katılan ve daha önce kooperatifçilik hakkında hiçbir fikri olmayan kadınlar şimdi kooperatif hakkında ne düşünüyorlar?

HTB: Bu işletmeyi kurmadan önce herkese hayal gibi geliyordu. İnsanları ikna etmekte çok zorlanıyorduk. Kooperatif alanında eğitimimiz de yoktu. Genç İşi Kooperatifinden aldığımız eğitimlerden çok yararlandık. Bu süreçten sonra bizimle yol almak isteyen kişiler net bir şekilde görünür oldu. Bu eğitimleri daha çok kişiye ulaşmak için yaygınlaştırmak istiyoruz. Aramızda uluslararası koruma altında olan İran ve Irak uyruklu kadın arkadaşlarımız da var. Derneğe gelen kişilerin kooperatif mekânını görünce çalışma talepleri oluyor. Bu anlamda iş başvuruları çok arttı. Yerimiz ve gücümüz belli. Bu nedenle başvurularda çok seçici olmaya çalışıyoruz.

Siz fiili olarak kooperatifte çalışıyor musunuz? Ve ortak olmayan çalışanınız var mı?

HTB: Evet çalışıyoruz. Ortak olmadan istihdam ettiğimiz 4 çalışanımız var.

Kooperatif ile birlikte %100 değiştiğime inanıyorum

Kooperatif ortağı olarak geçirdiğiniz bu iki yıl sizin için nasıl bir deneyim oldu?

HTB: Ben %100 değiştiğime inanıyorum. Her girişimci kadında bu var mıdır bilmiyorum. Ancak başlangıçta çok büyük bir korkum vardı. Nerede ise her işimizi borç ile yapıyorduk. Benim amacım kadın derneğini kurup, kadın çalışmaları yürütmek, şiddet mücadele etmek ve toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarını yaygınlaştırmaktı. Ancak bunun sürdürülebilir olması için kadınların ayakta durması gerektiğini düşündüm. Burada kalıcı bir şey bıraktığımıza inanıyorum. Bu süreçte kadınların bize olan inancı da arttı. Toplantılarımıza zorla getirdiğimiz kadınlar şu an seve seve toplantılarımıza geliyorlar. Hangi işin ucundan tutabilirim diye bakıyorlar. Bu da beni mutlu ediyor.

BS: Bir proje veya çalışmadan söz ettiğinizde, birincisi kadın olduğunuzdan size güvenemiyor ya da inanamıyorlar. İkincisi de “hayal etmişler, ölü yatırım, bu işten bir şey çıkmaz” diye düşünüyorlar. Demeter’in kuruluşu ve yaptıkları bu yapıyı biraz da olsa dönüştürdü. Kurumların ve yerel halkın saygınlığını kazanmaya başladık. Almış olduğumuz destekler, kapısını çalmış olduğumuz insanlar sundukları desteklerin yerini bulduğunu gördüler. Kimlere katkı sağladığını gördüler. Bu da bizim şeffaf olduğumuzu gözler önüne sermiş oldu. Buradaki çalışmalarımızdan sadece ortaklarımızın değil birçok kadının yararlanmasını amaçlıyoruz. Bu da bizi motive ediyor.

Kadın kooperatiflerinin eleştirilerini yapanların birçoğu erkek

Kadın kooperatiflerine yöneltilen eleştirilerden biri de “kooperatiflerin kadını erkeği olmaz, cinsiyet olarak sınırlayıcı bir yaklaşım kooperatifçilikle bağdaşmaz” şeklinde. Bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?

HTB: Erkekler bir araya gelince göze batmıyor. Ama kadınlar bir dayanışmaya girince nedense sorun oluyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği dediğinizde insanların alerjisi var. Bırakın Avrupa’nın söylediklerini diyorlar. Ama iş çalışmaya gelince ses çıkmıyor. Geçenlerde kurumlar arası kadın futbol takımı kurma önerisi geldi. Bir gün de arayıp deseler ki, “ben bir kadını müdür yardımcısı almak istiyorum. Ya da bir kadının karar mekanizmalarında yer almasını istiyorum.” Böyle basit taleplerle gelmeseler…

Kadın kooperatiflerinin eleştirilerini yapanların birçoğu erkek. Kadınlar bir şeyi yapmaya çalışırken en iyisini yapmaya çalışıyor. Biz burada öyle yapmaya çalışıyoruz. Buradaki işletmelerden, Demeter’in farkı ne olmalıdır diye düşünüyoruz.  Daha iyisini yapacağımıza inanıyoruz. Ama erkeklerde öyle bir şey yok. İşin içinde büyük paralar var ise erkekler var. Ama biz küçük ile yetinip büyükleri hayal edebiliyoruz. Yüksekova ve civarında eşitlik kavramını yaygınlaştırmaya çalışıyoruz.  Kadınların umutlarını kaybetmemeleri için yaşadığımız kötü deneyimleri de onlarla paylaşıyoruz. Son olarak şunu söyleyebilirim. Keşke daha önceden birkaç tane kadın kooperatifi kurulmuş olsaydı, Yüksekova daha fazla gelişmiş olurdu!

Daha önce kurulmuş kadın kooperatiflerinin başarısızlıklarının arkasında erkek egemenliğinin etkisi var.

BS: Daha önce kurulmuş kadın kooperatiflerinin başarısızlıklarının arkasında da erkek egemenliğinin etkisinin olduğunu görüyoruz. Nasıl zor bir yola çıktığımızı biliyorduk aslında. Bizi de çok yıldırmaya çalıştılar. Bir kadının yürüteceği bir mekanizmanın ne kadar güzel yürüyeceğinin farkındalar aslında bu yüzden de önlerine geçmemizi istemiyorlar. Bir iş olduğunda da ilk kapılarını çaldıkları kişiler biz oluyoruz. Eleştirmeye geldiklerinde de en çok bizi eleştiriyorlar. Öte yandan erkeklere sunulmuş o kadar çok olanak var ki… Aramızda düşünüyoruz; “ben de erkek olsam aile ve toplum tarafından bu kadar çok tanınmış hak ve roller var iken bunlardan kolay kolay vazgeçebilir miydim?” diye. Kendilerini güçlü kılan bu sistemden uzaklaşmak istemiyorlar. Bu yüzden de çok cinsiyetçi yaklaşıyorlar. Bir de biz kadınlar ayrıntıcıyız, işimizi her zaman en iyi şekilde yapmaya gayret ediyoruz. Bu yüzden başlarının da çok ağrıyacağını düşündüklerinden, yönetim mekanizmasında kadınların olmasını istemiyorlar diye düşünüyorum.

Daha fazla kadının eğitim almasını sağlayabilmek istiyoruz

Gelecek planlarınız nelerdir?

 HTB: Kurduğumuz işi geliştirmek. Üretim yeri ve depo alanı oluşturabilmek. Daha fazla kadına ulaşabilmek. Daha fazla kadının eğitim almasını sağlayabilmek. Markalaşma sürecini biraz daha hızlandırmak. Daha görünür olmayı sağlayabilmek. Demeter’i kendi kendine yetebileceği duruma getirmek. Hem üretim hem de tüketim sağlayabileceği bir ortama erişmek. Uzun vadede arı çiftliği gibi büyük çiftlikler kurmak.

Genç girişimcilere, genç kamu kuruluşu yöneticilerine çok ihtiyaç var

Sosyal Ekonomi okuyucularına iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

HTB: Bu işe başladığımızda ailemizin bizden istediği belli bir işimizin olması idi. Demeter’in işletmesinden kazandığımızın bize yettiğini söyleyemeyiz. Ancak şunu fark ediyoruz. Üretimin olmadığı yerlerde daha fazla para harcanmaya başlanacak. Genç girişimcilere, genç kamu kuruluşu yöneticilerine çok ihtiyaç var. Çünkü biz gençler kaybedeceğimiz bir şey olmadığından hayal kurarken korkmuyoruz.  Ve hızlı kararlar alabiliyoruz. Gençler kurduğu hayallerden asla vazgeçmemeli. Yaşadıkları yerleri iyi analiz etmelerini söyleyebilirim.

BS: Üniversiteyi bitirip Yüksekova’ya döndüğümde ben burada kalmam giderim diye düşünmüştüm. Çünkü burada imkânlar çok çok kısıtlı. Kendi mesleğinizi icra etmeyi bırakın başka iş alanlarında çalışabilme olanağı bile yok ya da biz öyle düşünüyoruz. Bu biraz da hayata nasıl baktığımız ile ilgili bir durum. Şu an geldiğim noktadan baktığımda şöyle bir analiz yapabilirim. Olanaklar her zaman elverişli olamayabilir. Hayat bizlere hele ki bu zamanın gençlerine hiçbir şeyi altın tepside sunmayacak. Kamu kurumları istihdam açısından tıka basa dolu, olanaklar gittikçe zorlaşıyor. Zaman kaybetmeden evvel ne yapabilirim ve ben ne üretebilirim veya nasıl gelişebilirim diye düşünmekte fayda var. Bizim düşüncemiz de bu oldu. Kendi işimizi nasıl yaratabiliriz düşüncesi… Kurduğumuz bu mekanizma ile daha çok güçlenip başka kadınlara da güç vermeye ve ilham olabilmeye, daha çok kadına fırsat eşitliği sağlamaya her zaman gayret etmek. Şu anda onu yapıyoruz.

Kategori(ler): Söyleşiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.