Ev eksenli çalışma görünmüyor, çalışmadan bile sayılmıyor. Ev eksenli çalışanların neredeyse tamamı kadın. Bir başka sorun kadına yönelik şiddet. Bu iki sorunla mücadele etmek, emeği görünür kılmak ve şiddete uğrayan kadınlara destek olmak için çalışan Muğla Emek Benim Kadın Derneği’ne konuk olduk. Derneğin maddi olanakları alabildiğine sınırlı, ancak üyeleri öyle azimli kadınlar ki. Sahip oldukları sınırlı olanakları değerlendirmek ve onlara yenilerini katmak için öğreniyor, eğitiyor, çalışıyor ve fikir üretiyorlar. Dernek başkanı Nahide Uçar ve dernek üyeleri Semra Kaya Karaağaçlı, Nazmiye Ertürk, Rabia Küçük, Zeynep Karslıoğlu ile örgütlenme, kadın emeği, ev eksenli çalışma ve kadına karşı şiddet hakkında konuştuk. Aslında kooperatifleşmeyi düşünmelerine karşın neden bunu gerçekleştiremediklerini de anlattılar.

Neden bir dernek kurdunuz? Hikâyeniz nasıl başladı?

N.U: Biz bundan 20 sene önce Belediyenin desteklediği Sekibaşı Kadın Dayanışma Merkezi’nde yedi arkadaşla birlikte gönüllü çalışıyorduk. Derneğin temelini o gönüllü çalışmalar oluşturdu.

Neden gönüllü çalışma?

N.U: Yol-İş’te, Bayram Meral’in sendikasında, sendikacıydım. Ankara’ya genel sekreter olarak gidecektim. Eşim oraya göndermek istemedi, onun için emekli oldum. Kaldık gari Muğla’da. Emekli olduktan sonra bir hafta geçti. Benim izin bitti; ‘neden emekli oldum’ dedim. ‘Ne yapabilirim?’. Oturmayı sevmeyen bir insanım. Kendi mahallemde Sekibaşı Kadın Dayanışma Merkezi’ne gittim. Belediye gönüllü çalışacak kişiler arıyordu. Biz de yedi kişi talip olduk.

Bu ekiple olursak biz neler yapabiliriz diye kendi aramızda da muhakeme ediyorduk. Önce kendi mahallemizden başlayarak mahalle taraması yaptık. Mahalledeki kadınların neye ihtiyacı var, ne yapmak istiyorlar, nerede sıkıntı çekiyorlar. Sonra ev eksenli çalışmayla ilgili bir haritalandırma çalışması yaptık.  Çünkü ev eksenli çalışan kadın grubu var Türkiye çapında. Biz onların toplantılarına gidiyorduk Ankara’da.

Bizim yerelimizde dokuma işi vardır. Evlerde hala da vardır dokuma. Bu kadınlar ev eksenli. Evde üretip satış yapıyorlar veya ne diyeyim ya kendileri ya da birileri vasıtasıyla satış yapıyorlar. Bohçacılar vardı eskiden mesela onlara veriyorlardı dokudukları çarşafları. Onlar satıyorlar, paralarını getiriyorlar. Veya evde dantel ediyorlar. O da ev eksenli çalışmaya giriyor. Kadınlar haftalık masraflarını oradan çıkarıyorlar. İşte, ev eksenli çalışan kadınlar nerede, hangi mahalledeler diye araştırarak başladık.

“İlk başta bizi içeri almak istemediler.”

Bu çalışmada, evlere ‘ev eksenli çalışıyor musunuz, evden iş yapanınız var mı’ diye sorarak girdik. İlk başta bizi içeri almak istemediler. Hangi partiden geldiniz, böyle derlerdi. Öyle öyle girdik işte.

Bunları çalışırken aile içi şiddeti duyduk, gördük. Kadınlar yaşadıklarını, baskıları; sadece kocadan değil, kaynana, görümce, akrabaların baskılarını anlattılar. Ondan sonra aile içindeki amcanın çocuğuna yaptığı şeyler. Bunları çalışırken gördük. Sonrasında kadın dayanışması dediğimiz zaman şiddet gören kadınlar Merkeze gelmeye başladı. Yardıma muhtaç, iş arayan kadınlar gelmeye başladı. Biz de iş arayanlar listesi yaptık. Çocuk bakımı, ev temizliği veya tarım işçisi. Tütün için ya da yayla zamanı bahçelerde çalışmak için. Öyle bir liste yaptık.

Gönüllü çalıştığımız merkezde ayda bir kere toplantı yapıyorduk. Mesela gönüllü bir avukatımız vardı. Hukuksal açıdan kadın haklarını anlatıyordu. Doktor bir arkadaşımız geliyordu. Kanser, ya da ev kazaları konuşuluyordu. Kardiyolog bir doktorumuz on beş günde bir gelir sağlık taraması yapardı.

Kadınlar evden çıksın diye kurslar yapmaya başladık. Kurdele, ip, perdeci arkadaşlardan artık kumaşlar alıyorduk. Mahalledeki kadınlara, sizin hiç masrafınız olmayacak, her malzeme var. Siz sadece orada öğrenin ve çalışın; bir sergi yaparız, yaptıklarınızı satışa sunarsınız diyorduk.

“Ve dedik ki biz bu arkadaşlarla baya bir yol alırız.”

Peki, bu gönüllü çalışmalardan sonra dernek ne zaman ve nasıl kuruldu?

 N.U: Şimdi biz baktık bu çalışmaların haricinde hepimiz el işi yapıyoruz. Böyle el işi yaparken daha çok kadına ulaştık. Ama nerede satacağımızı bulamıyorduk. Belediye Başkanından pazar yerinde birkaç stant talep ettik. Dört kadın başladık. Dört kadın bir şemsiyenin altında dört tane masa var. Gelen geçen: ‘ana buraya kadar mı düştünüz siz?’ derdi. Ne var burada düşecek. Nereye düşmüşüz? Ben sinirleniyordum yani. Böyle mücadele ede ede dört kişi, ondan sonra altı kişi olduk, sekiz kişi, on üç kişi olduk. Ve dedik ki biz bu arkadaşlarla baya bir yol alırız. Mesela dedik ki proje yapma. Mesela iller arasında bizim gibi çalışan kadınlarla hem deneyim paylaşımı hem fikir geliştirme için hadi dernekleşelim, tüzel kişilik alalım dedik. 2013 yılında kurduk derneği. Ama pek zormuş ilk aldığımızda.

‘Ama dernek bilinci herkeste yerleşmediği için baya zorluk çektik.’

Zorluklar nelerdi?

N.U: Gönüllü çalışırken birden bire tüzel kişi olmak gerçekten zor oldu bizim için. Gönüllü çalışırken her şeye ulaşıyordum ama tüzel kişi olunca belli bir prosedürü var onun dışına çıkamıyorsun.

Örgütlenmek için de mesela arkadaşına anlatıyorsun da dernekleşelim dediğin zaman mesela aidatı var, bu dernek de yürüyecek. Aylık 5 lira dediğin zaman, 5 lirayı bile veremeyecek arkadaşlarımız vardı.

Dernek bilinci herkeste yerleşmediği için baya zorluk çektik. Dernek kuralım da oturalım demek değil bu. Mahalle çalışmasında önce evlere gittiğimizde bir araya gelelim, örgütlenelim dediğimiz zaman kadınlarımız hepsi korktular. Bunlar örgütlenecekler, bizi örgüt üyesi yapacaklar diye önce bize biraz ters tepki. İlk etapta örgütlenmek biraz zor. Bu örgütlenmeyi yaparken altyapı çalışması yapmak lazım. Altyapı çalışması yaparsan insanları o zaman gönüllü de olsa tüzüklü de olsa katılan çok olur ama altyapı çok önemli.

Derneği kurarken temel amaç ve faaliyet alanlarınıza nasıl karar verdiniz? Gönüllülükten gelen birikimle mi oluşturdunuz?

N.U: Aynen. Hak temelli ve emek üzerine çalışıyoruz. Onun için Emek Benim Kadın Derneği ismimiz.

Derneğin adı emeğine sahip çıkan kadınları ya da kadınların emeklerine sahip çıkmaları gerektiğini akla getiriyor. İsim annesi kim?

N.U: İsim benden çıktı. Hani emeklerimizi değerlendiriyoruz. Herkesin kendi emeği.

“… sadece Belediye pazar yerindeki stantları verdi.”

Kuruluşta destek aldınız mı?

N.U: Yok, sadece Belediye pazar yerindeki stantları verdi. Başka bir destek yok. Ama her şeyde bize gözdağı veriyorlar; alırız oradan sizi, başkasına veririz. Yerel yönetimlerin de çirkinliği bu. İnsan emeğiyle para kazanmak istiyor. Niye siyasete alet ediyorsunuz bunları?

Biz ilk kurduğumuz zaman bez çantalar yaptık. Ticaret Odası’ndan kumaş istedik. Bunu çalışarak paraya çevireceğiz. Kumaşı bize aldılar, baskısını da kendimiz yaptırdık. Sonra belediyeye götürdük. Muğla Belediyesi’nin kâğıttan yapılmış poşetleri var. Onları yapacağınıza hem bize destek olun hem de daha güzel görünümlü diye şey yaptık. Fiyatı yüksek buldular, satın almadılar. Ticaret Odasına cüzi bir tutar karşılığı verdik torbaları.

Bu mekân sanırım belediyenin size tahsis ettiği bir yer. Kira ödüyor musunuz?

N.U: Yok ödemiyoruz. Neyi ödüyoruz, para mı var? Bir de burası yıkılacak. Yıkılana kadar burayı kullanacağız. Sonrası yok, belirsiz.

Derneğin gelir kaynaklarından söz etsek?

N.U: Sadece aidata dayalıyız. Bağış alamıyoruz. Derneğe bir vantilatör alacağız; kime gidelim diye düşünüyoruz. Arkadaşlardan kimsede yok. Zengine de gittiğin zaman, alışmamışız ya biz ona. Sanki dilencilik gibi geliyor. Zenginin de burnu biraz daha büyüyor: ‘Bir siz mi varsınız dernek? Bir sürü dernek var, hangi birine bağış yapayım.’ diye.

Ürünlerin satışından gelen gelirden derneğe bir pay ayrılmıyor mu?

N.U: Gönüllülük temelinde emeklerimizi satıyoruz ama bu yetmiyor. Herkes kendi ürününü satıyor. Zaten iki tane lif satsa 20 lira, onunla da pazar masrafını görüp gidiyor.  Aslında tüzüğümüzde var. Satılan malın yüzde kaçını derneğe bağış yapması lazım. Ama kadın zaten satamıyor ki neyini bağış alayım derneğe. Onun için diyorum ki bir proje yapalım da projeden derneğimize bir şeyler alalım veya daha büyük bir yer tutalım orada da üretim yapalım. Toplu çalışırsak ancak o zaman masraflar çıktıktan sonra geriye kalan parayı bütün üyelere bölüştürürsün. Derneğe de yüzde kaçını alırsın koyarsın. Ama öyle bir imkânımız da yok şu an, kiralar çok yüksek.

Muğla’da pazar alanı çok kısıtlı. Turizm bölgesindeyiz diyoruz ama destek olmadığı için turizm yerlerine ulaşamıyoruz. Yoksa oralarda iyi satış yapabiliriz. Bir sene Valilik desteği ile Akyaka’ya gidiyorduk, orada satış çok güzeldi. Kadın arkadaşlarımızla beraber küçük mikro kredi alıp el işi yapıyorduk, ürünlerimizi orada satıyorduk. Haftada bir kredinin geri ödemesi vardı. Ama devamlılık olmadı. Orayı kapattılar dağıtıldık.

Belediyenin kuruluş yasasında sivil toplum örgütü, derneklere destek olacaksınız diyor ama bizim belediye ‘biz sadece Menteşe Belediyesi kurumlarına destek oluyoruz’ dedi. Büyükşehir Belediyesi de ‘biz kimseye destek olmuyoruz’ dedi.

“Vergiler biraz indirilirse belki kooperatifleşmeyi düşünebiliriz.”

Kooperatifleşmeyi hiç düşünmediniz mi?

N.U: Düşündük. Biz derneğiz ama kooperatif gibi satış yapıyoruz. Yani çok satış yapamıyoruz ama yerelimizde yapabiliyoruz. Bize şöyle geldi; sanki kooperatif olunca biz bütün ürünlerimizi daha çok satacağız, daha başka yerlerde satacağız gibi geldi. Kooperatifleşsek acaba nasıl olur diye araştırmaya başladık.

Belediyeye biz bu derneği kooperatifleştirmek istiyoruz diye gittik. Belediye bunun neresinde olabilir? Belediyeye bizim üzerimizden kooperatif kursanız, beraber çalışsak nasıl olur dedik. Zarar ederiz dediler, kabul etmediler.

Sonra KEİG’e (Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi Platformu)  üye olduk biz. KEİG’in kooperatifleşme üzerine bir çalışması olmuştu.

Kooperatifler İl Müdürlüğüne gittik. Bir kooperatif kurmak için neler gerekli olduğunu öğrendik. Bir muhasebeci arkadaşa gittik. Kooperatifin kuruluş aşamasındaki prosedürlerini çok inceledik. Vergi yükünün çok yüksek olduğunu gördük. Mesela büyük inşaat yapı kooperatifi o nasıl vergi veriyorsa, küçük kooperatifler de aynı vergiye tabi.

Ayrıca, 5 lira aidat veremeyen arkadaşlardan o paraları nasıl isteriz? Mesela o zaman ortaklar para koyuyor ya ortaya, 100 lira bile koyacak paramız yoktu biliyor musunuz? Yani arkadaşları zorlamanın hiçbir anlamı yok diye düşündük. Kooperatif bize biraz ağır geldi. Onun için bundan vazgeçtik ve dernek olarak devam etmeye karar verdik.

Kooperatiflerin yasası değişse; sattığının, satmadığının vergisini her ay vermek zorundasın. Yıllık vergiler var. Vergiler biraz indirilirse belki kooperatifleşmeyi düşünebiliriz.

Ev eksenli çalışan kadınlar. Bu kadınların temel sorunları ne?

N.U: Sosyal güvenceleri yok. Hükümet, primini kendin yatırdığın zaman destek veriyor primine ama kadın onu bile yatıramıyor. Yani her zaman sosyal yardımlaşmadan yardım alacak değil ki. İşte kadınlar yardım alıyor kocaları harcıyor parasını. Bir de her ay oradan yardım gelecek diye kendini şartlandırırsan üretim yapamazsın. Hiçbir şey yapamazsın. Bunun için kadın istihdamının çok önemi var. Burada iş sahası yok, fabrika yok. Fason iş bile yok burada.

Biz mesela yerel yönetimlere diyoruz ki şiddete uğramış mağdur kadınlar için bir kadro açın. Mesela belediye ihaleler veriyor. Şart koş ona, bir tane kadın istihdam ettir.

Ev eksenli çalışmayla ilgili haritalama yaptığınızı söylemiştiniz. Başka bir projeniz oldu mu?

N.U: Haritalandırma çalışmasını tamamladık, kitaplaştırdık. Onun dışında ev eksenli çalışan kadınlar görünür kılınsın diye, işin devamı olsun diye, ‘Çaputa Can Veren Kadınlar’ diye bir proje hazırladık. Dezavantajlı kadın grubundan, Suriyeli göçmen kadınlar, Roman kadınlar ve sosyal güvencesi olmayan kadınlardan 35 kadını kapsayan bir çalışma planlamıştık. Amacımız bu proje bittiği zaman herkesin bir işinin olmasıydı. İç İşleri Bakanlığına teklif sunmuştuk ama kabul edilmedi. Ama bunu içeriğini değiştirerek tekrar başka kurumlara sunacağız.

Bunun devamında cezaevindeki kadınlara dokuma tezgâhlarımızı götürelim, orada şey yapalım diye düşünüyoruz.  Onlar da mesela ceza süreleri bittikten sonra dışarıya çıktıklarında bir meslekleri olsun. Mesela cezası az kalmış kadınları düşünelim. Dokumayı öğrenirler biz de dokuma tezgâhlarının birini ona hibe edebiliriz mesela. Dışarıda çıksın bunu yapsın.

“…kadınlar bize 24 saat ne zaman olursa ulaşabiliyorlardı.”

Şiddete uğrayan kadınlar için dernek olarak neler yaptınız?

N.U: Dernek olduğumuzda gönüllü çalışırken edindiğimiz tecrübeler vardı. Kadınlar bizi arıyorlardı, derneğe geliyorlardı. İfade alma aşamasında karakoldan arıyorlardı biz de gidiyorduk. Hatta kalacak yeri olmayan kadınları evlerimize götürüyorduk. Sonra baktık o da riskli. Ondan sonra Semra (Kaya Karaağaçlı), psikolog arkadaşımız, Sosyal Politikalar ’da çalışıyordu. Semra’dan rica ediyorduk.

S.K.K: Aile Sosyal Politikalara ait İl Kabul Birimi vardı. Karşılıklı haberleşiyorduk. Muğla’nın dışındaki örgütleri de Nahide Hanımlar tanıdığı için diyelim Ankara’daki biri, Muğla’da bir kadının sorunu varsa mesela, hemen ulaşıyordu bize. Hani böyle bir kadın var hemen takip edin diye. Böyle bir haberleşme sistemi de var.

N.U: Mesela Fethiye Seydikemer’den bir gece telefon ettiler bana. Kocam beni öldürecek diye. Kızımın arabası var, hemen yola çıktık. Karakola gidip gelmişler, birkaç defa. Polisler hep seninle mi uğraşacağız demişler. Ben gittiğimde kadın sokaktaydı. Neyse aldık işte yine polise gittik. Bir gönüllü avukat arkadaş bulduk yasal işlemleri yaptık. Ama kadın hala sorunlu. Şimdi artık Fethiye Kadın Dayanışma kurulduğu için Fethiye’deki arkadaşlar ilgileniyorlar.

S.K.K: Kurumsal bir tanıtım değil de daha çok mahalle çalışmalarıyla, Muğla’nın küçük olup ilişkilerin birebir yoğun olması sebebiyle, kadınlar bize 24 saat ne zaman olursa ulaşabiliyorlardı. Gecenin üçünde arasalar da biz kalkıp bir şekilde örgütlenip, o kadın neredeyse gerek yanına giderek, gerek işte hukuksal ya da sağlık açısından ya da emniyet kuvvetleriyle ilgili ne tür rehberlik verilmesi gerekiyorsa o rehberliği yapıyorduk. Katkı da sağlıyorduk, yanında da oluyorduk.

İlgili İçerik:   13. Karaburun Bilim Kongresi

Geçen hafta da öyle bir şey yaşadık hatta. Bir arkadaşımız silahlı saldırıya uğradı. Hemen haberleşme. Bir de Muğla Kadın Platformu var. Bütün kadın derneklerine kadın çalışması yapan işte sendikaların örgütlerin olduğu bir Kadın Platformu var. Orada bir haberleşme ağımız var. Yani en ufak bir yerde ne olsa hemen birbirimizle haberleşme imkânımız.

Kadına karşı şiddet konusunda çalışan kadın kurumlarıyla bağlantıyı yerel dışında oluşturabildiniz mi?

N.U: Mor Çatı’nın bileşeniyiz zaten. Mor Çatıyla beraber çalışıyoruz. Mesela Semra’nın dediği gibi Fethiye’de veya Muğla’da bir şey varsa onlar hemen bizi arıyorlar. Bize müracaat geldiğinde, biz hangi ildeyse Adana, Gaziantep, hangi ildeyse Mor Çatının bileşeni kadına yönelik şiddetle çalışan derneklere haber veriyoruz. Birbirimizle paslaşıyoruz.

S.K.K: Özellikle emniyet ve jandarmada yasaların nasıl uygulandığını da takip ediyoruz. Bizim desteğimizin olması, bizim orada olmamız, yanına kadın polis verin ifadesini kadın polis alsın dediğiniz zaman çok daha etkili oluyor. Tek başına kadın gittiği zaman biliyorsunuz kadın mağdurlarda en çok gözlenen şey duygusal kararsızlık, özgüven eksikliği, ne yapacağını bilememe, güven kaybı. Onun için inişli çıkışlı davranışları oluyor kadınların. Bir gidiyor kocasından şikâyetçi oluyor, iki gün sonra yapacak bir şey olmadığı için vazgeçiyor. Bu durumdaki emniyette hep seninle mi uğraşacağız sen ne dediğini bilmiyorsun, karar veremiyorsun gibi bir yaklaşım olabiliyor. Emniyet teşkilatının da erkek ağırlıklı olduğunu düşünürsek onların da yaklaşımlarında bazen sıkıntılar çıkıyor. Hani bu anlamda biz aracı olunca biraz daha etkili olduğunu düşünüyorum.

“ Aslında sığınma evinin bile açılması lazım.”

Derneğiniz şiddet gören kaç kadına ulaştı?

N.U: Bazı kadınlar kayıt tutulmasını istemiyorlar. En son Sekibaşı Dayanışmadayken 38 kadın gelmişti. 38. Kadını iyi hatırlıyorum. Kocası bıçaklayacakmış, gece dışarı çıkmış. Hemen karakola getirdik onu. Orada ifadesini aldırdık ve o gece bende kaldı. Tedbir kararı aldırdık. Adamı evden uzaklaştırdık. Ertesi gün kadını götürdük evine polisle birlikte yerleştirdik. Ertesi gün kocası eve gitmiş ve daha sonra adam beni rahatsız etmeye başladı. Adam şizofreni hastası. Bu sefer ben kendime tedbir kararı aldırtmak zorunda kaldım. Böyle güçlüklerle de çalışıyorsun.

Belediyeden tam teşekküllü bir kadın dayanışma merkezi talep ediyoruz. Kadın mesela o an dayak yemiş gelmiş, ifadesi alınıyor, sağlıklı karar veremiyor. Diyoruz ki iki gün orada yatsın. Sağlıklı karar versin düşünsün. Biz böyle bir yerin açılmasını istiyoruz. Aslında sığınma evinin bile açılması lazım. Nüfusumuz 100 bini geçtiği için. Ama belediye buna pek yanaşmıyor. Muğla’nın küçük yer olduğunu, her yerden bilinir görünür olduğunu söylüyorlar. Emniyetle polisle korumanın zor olacağından söz ediyorlar. Böyle bir şey açılsa, kadınlar oradan oraya koşturmasa. Biz de kendimiz için koruma tedbiri aldırmak zorunda kalmasak çok iyi olacak. Belediyenin mutlaka bunu yapması lazım.

“Eskiden çalışma olarak görülmeyen bu işler şimdi çalışma olarak görülmeye başlandı.”

Sizce derneğiniz bugüne kadar neleri başardı, neleri az başardı, neleri yapamadı?

N.U: Emeğin değerlendirilmesi çok güzel bir şey. Grubumuzun emeklerinin değerlendirilmesi ve hep beraber para kazanmanız gerçekten çok güzel bir şey. Biz bu paralarla aman aman çok büyük şeyler kazanmıyoruz ama küçücük kazansak bize Allah bereket versin dedirtiyor. Emeğimizin değerini aldık, Allah bereket versin bunu da diyoruz yani. Bunlarla da mutlu oluyoruz biz.

Derneğimizde, kadınlar olarak birbirimize dokunmayı becerdik. Yani en büyük kazanımımız o. Birlikte hareket etmeyi, birlikte olmayı. Şurada nöbet listesi var şimdi, üçer kişi nöbet tutuyoruz, burası bizim evimiz diye giriyoruz. Bu birlikteliği sağladık. Mesela dışardan bizi arıyor arkadaşlar. ‘Biz de dernek kuracağız. Nasıl örgütlendiniz, ne yaptınız’ diye soruyorlar. Kadınların birbirine dokunması çok önemli, birbirine güveni çok önemli. Örgütlenmede en önce güven geliyor zaten.

S.K.K: Düne kadar kadınların lif yapıp satması fakirlik, yoksulluk, utanç verici bir şey gibi görünürken şimdi kadınlar güçlerini birleştirmişler. O emeği, biz de buradayız diye ortaya çıkarmışlar. Yıllarca erkekler işte çalışıyor, kadınlar evde oturuyor gibi görünüyordu. Ama kadınlar bir taraftan örgü örüyordu, dantel örüyordu ailesine katkı sağlıyordu. Eskiden çalışma olarak görülmeyen bu işler şimdi çalışma olarak görülmeye başlandı. Emek görünür oldu. Ama yıllarca insanlar ne yaptı bunu eşlerinden bile sakladılar. O ördüğü dantelin bile parasını sakladılar.

“Muğla’mızda otellerde satabileceğimiz bir tane Muğla’dan çıkan bir ürünümüz yok.”

N.U: Ama çok para kazanamıyoruz. Biz çoğaldıkça herkes aynı şeyi yapmaya başladı. Pazar bozuluyor. Arkadaşlar hep ayrı ayrı şeyler yapsın istedik. Uzman olduğu hangi dal varsa onu yapsın dedik. Üniversiteden ürün geliştirme, ürün çeşitlendirmesi için destek istedik. Ama aynı sorun devam ediyor hâlâ.

Derneğimizi dışarıya tam tanıtamadık. Bir Facebook sayfası açtık. Amacımızı yazdık. Ama çok yararlanamıyoruz ondan.

Pazar alanı sıkıntımız var. Turistik yerlere ulaşıp satış yapamıyoruz. Yerel yönetimden bu konuda destek alamıyoruz.

S.K.K: Devlet, yerel yönetim herkesin derdi yol yapmak herhalde. O yolda gidebilmek için arabaya benzin koymak lazım. Benzin için para kazanmak lazım. Çok kıymetli görünmüyor. Sonra insanlar iş isteyince her şeyi devletten beklemeyin diyorlar.

Muğla İlinde Bodrum, Fethiye, Marmaris üç tane büyük turizm cenneti var. Muğla’mızda otellerde satabileceğimiz bir tane Muğla’dan çıkan bir ürünümüz yok. Hediyelik eşya yok. Ben diyorum ki otellerde sabunumuz satılsın, otellerde lavanta torbalarımız satılsın, otellerde işte bizim yemeniler, bizim takılar satılsın, yok yani böyle bir şey.

Mesela bunu Turizm Bakanı olarak önemsemezsen, el atmazsan, desteklemezsen ne olacak? Hem desteklemiyorsun, hem bir şey istedikleri zaman şikâyet ediyorsun;  her şeyi bizden beklemeyin diye. O zaman sen ne yapacaksın? Bu tür örgütlerin birleşmelerin yolunu açacaksın. Sen yol göstereceksin. Ama bu sosyal devlet anlayışının yemek, su kadar önemli olduğunu, toplumun geleceği için önemli olduğunu sanırım fark etmeleri gerekiyor.

“Ekonomik ve güven ortamı olmadığı zaman herkes kendi güvenlik alanını oluşturmaya çalışıyor.”

Dernek kurmak ve yürütmek, temel sorunlar sizce neler?

S.K.K: İleri toplumlarda, bir takım sorunlarını halletmiş, kendi bireysel geçimini sağlayan, eğitimini sağlayan insanlar ne yapıyor? Artık topluma daha güzel bir şeyler katabilmek için STK’lar (Sivil Toplum Kuruluşu) kuruluyorlar. STK’lar bizim için önemli. Nahide’nin dediği gibi örgüt deyince herkes korkuyor zaten. Yasadışı örgüt anlaşılıyor. Örgütlü davranmayı bilemiyoruz. Bu bizim toplumumuzun sorunu aslında.

Aslında toplumumuzda imece vardı mesela.  Kültürümüzde var ama bu şekilde birlikte adım atmak, henüz o kültür yerleşmedi. Bizzat biz görüyoruz bunu. Hani birlikte başlıyorsunuz. İnsanlar bireysele dönmek için çabalıyorlar. Onlar için aslında çok beklenmedik bir şey değil. Siz birliktelik ruhunu, birlikten güç elde etmeyi, aynı yola baş koymayı eğer oturtamamışsanız örgütte ayrılmalar oluyor. Biz onun için dernekte sık sık birlikte olmanın nasıl bir güç sağladığını, örgütlü dayanışmanın insanı nasıl güçlendirdiğini sık sık dile getirmeye çalışıyoruz. Ama bu yeterli değil. Ekonomik ve güven ortamı olmadığı zaman herkes kendi güvenlik alanını oluşturmaya çalışıyor. Herkes bireysel olduğu zaman da yalnızlaşma ve güçsüzleşme geliyor.

Ama tecrübelerimizden biliyoruz ki toplumsal olarak bazı davranışların kazanılması bir anda olmuyor. Genellikle örgütlerde birinin para yediği, birinin kariyer sahibi olmak için böyle olduğu, bir muhalif grubun mutlaka olması gerektiği, tabandan bir yönetimin olması gerektiği şeklinde düşünceler hâlâ var. Ama biz nasıl örgütleneceğiz arkadaşlar? Bu örgütlülük nasıl yürüyecek? Başkan sembolik bir şeydir, hepimizin söz hakkı var dediğimiz zaman insanlar söz hakkını kullanamıyor bile.

Onun için çok yolun başındayız ama güzel bir adım bu. Bizler sıkıntı yaşayacağız bundan sonrası için bir temel oluşturacağız ki onlar da başka sıkıntılar yaşayacaklar. Böyle böyle hayat devam edecek.

“Kooperatifleşmeyi cazip bir yöne getirebiliriz.”

N.U: Kooperatifleşmede ya da dernekleşmede aynı şey var. İş paraya döndüğü zaman bireysellik ortaya çıkıyor. Mesela Ankara’da Ev Eksenli Çözüm Ortakları diye bir grup vardı. Orada bir proje yaptılar, makineler aldılar. Çalışırlarken kimisi bireysel sipariş almaya başladı ötekilerden habersiz. Para bölüşümlerinde farklılıklar olmaya başladı. Ondan sonra bu iş bitti. Para girdiği zaman insanlar bireysel düşünüyor gerçekten öyle.

Bir de ölçek sorunu var değil mi? Küçük yapılar, örgütler sürdürülebilir olamıyorlar.

N.U: Bize hep kooperatifleşin diyorlar ya. En son KEİG’in toplantısına gittiğimizde şöyle bir teklif götürdüm. Küçük küçük olmaktansa KEİG bünyesindeki grupları tek bir kooperatifin bünyesine almayı önerdim. Herkes yerelindeki ürünleri getirsin. Fuarları takip edelim. Kooperatifler için fuarlar düzenlenebilir. Ancak birbirimize öyle destek olabiliriz. Kooperatifleşmeyi cazip bir yöne getirebiliriz.

Kapanan derneklere ne gibi destek olabiliriz diye toplantılara gittik hem Diyarbakır’a hem Urfa’ya. Destek için onların ürünlerini biz alıp buralarda satabiliriz. Ama bir de düşünüyorsun bana malını nasıl gönderecek? Kargoyla gönderecek. Kargo parası dünyanın parası. Ama yeni çalışmalarda, bir proje aşamasında gündeme getireceğiz tekrar.

S.K.K: Niçin kooperatifleşme? Güç birliği için. Ama ortaya belli bir gücü koymazsanız, birleştirecek bir şey de bulamıyorsunuz. Biz zaten böyle bir şeyin eksikliğini hissettiğimiz için yapmaya çalışıyoruz. Ama bu tek başına derneklerin yapacağı şeyler değil. Kurumsal, yerelde, ulusal bazda yardım alınması gerekiyor. Bir ateşin ilk yakılması gerekiyor. Çünkü ben gönüllüyüm. Ben nasıl bileceğim kooperatif nasıl kurulacak? Ben ne bileceğim nasıl proje yazılacak? Kadın dernekleriyle eğitime gidiliyor geliniyor, destek alınıyor ama bu da yeterli olmuyor. Nahide Hanımın dediği gibi kooperatifleşmek çok önemli ama bunu için uzmanlık gerektiriyor. Ciddi bir bilgi, deneyim gerektiriyor. Çünkü insanlar örgütlü olmaya da alışık değil. Bu da eksik olunca iyice bir sıkıntı ortaya çıkıyor.

İleriye dönük planlardan konuşabilir miyiz?

S.K.K: Çağın gereklerini takip etmeye, yakalamaya çalışıyoruz. Ev eksenli kadın emeklerinin ürünlerini internet ortamında satışa sunmakla ilgili bir çalışma içine gireceğiz.

N.U: Bir dikiş atölyesi de kurabiliriz ama makine alacak para yok. Bir makineyle de bitmiyor. Bir sürü şeye ihtiyaç var. Aslında böyle bir şey açabilsek başarılı oluruz.

“Örgütlenmenin çok önemli olduğunu bilmeleri lazım.”

Kadın çalışmaları konusunda çalışmak isteyenler için önerileriniz var mı?

N.U: Kadın çalışması veya emek üzerine çalışmak yapmak isteyen önce kadın olarak kendinden pay biçsin. Mesela kadına yönelik şiddet diyoruz ya biz de vaktinde şiddet görmüşüzdür. Kocamızdan görmesek, kayınpederden görmüşüzdür, kaynanadan görmüşüzdür. İşten eve biraz geç gelsek, mesela iki tane çocuk var, hani nerede kaldın demeleri bile bir şiddet bizim için. Yani bakış bile bir şiddet. Yani kadınların önce kendilerini çok tanıması lazım. Mesela emek üzerine çalışacaklarsa emek sarf etmeleri lazım. Ben bunları yapıyorum satamıyorum ama elbet bir gün satacağım. Örgütlenmenin çok önemli olduğunu bilmeleri lazım. Örgütlenerek bu işleri yapmaları lazım.

Son olarak eklemek istedikleriniz?

N.U: Bu dernekte 33 kişilik bir kadın grubu var. Bu kadın grubu gerçekten çok çalışıyor. Yerellerin siyasilerin bunları değerlendirmeleri lazım. Bu kadınlara destek olmaları lazım. Pazarlama alanında, yardım istiyoruz. Pazar alanı bulma konusunda. Festivallere Belediye kursiyerlerini çağırıyor, ürünlerini getirtiyor ama diğer tarafta örgütlü kadınları görmezlikten geliyor. Kent merkezinde farklı noktalarda masalar açalım,  pazar alanı genişlesin.

“Onlar bizi görmese de ya da yeterince dikkate almasa da bu bizim işimiz ve Muğla’da bunu yapmaya devam edeceğiz.”

R.K: Perşembe günleri stant açtığımız yerin kapalı olmasını istiyoruz. Kilitli kapı. Eskişehir’de Hamamönü’nde çok güzel yapılmış. Biz de orayı öyle istiyoruz. Kapalı olsun herkes kilitlesin gitsin. Bu eşyaları taşıyoruz, eve götürüyoruz, hamallığını yapıyoruz. Orada kalsın eşyalar, güven altında.

N.E: Biz kendi çabalarımızla ayakta durmaya çalışıyoruz. Dışarıdan da yani pek bir destek görmüyoruz. Yaptığımız işlerin takdir görmesini istiyoruz. El işlerimize değer vermelerini istiyoruz. Belediyemizin kadın olarak bizlerin var olduğunu bilmelerini yani destek bekliyoruz her açıdan. Bir sürü ilçemiz var. Buralara satış için gidebilsek derneğimize çok faydası olur.

S.K.K: Kadın varlığını kabul etmeleri önemsemeleri, bu reklam yapılacak ya da fotoğraf çekilecek bir konu değildir. Bu toplumun merkezindeki bir sıkıntıdır.

Yerel yönetimlerin bunu mutlaka ön plana almaları gerekiyor. En önemlisi bu kendi bakış açılarını değiştirecekler.  ‘İşte kadınlarımız! Bizim kadınlarımız!’ deyip de bunu sadece basın önünde kullanıp ondan sonra arkasını dönüp ciddi ciddi bir çalışma içine girilmemesi çok yanlış.

Bu mücadelede kimse sizin adınıza bir şey yapmıyor. Yani bizim bu mücadeleyi sürdürmemiz gerekiyor. Kurumların sorumluluklarını anımsatıyoruz, beklentilerimizi söylüyoruz ama bu mücadele kadın mücadelesi onun için biz devam edeceğiz. Onlar bizi görmese de ya da yeterince dikkate almasa da bu bizim işimiz ve Muğla’da bunu yapmaya devam edeceğiz.

Not: Söyleşinin ses kaydı çözümlemesini yapan Güneş Kurtuluş’a teşekkür ediyorum.

Kategori(ler): Söyleşiler Uygulama

2 Yorum

Emeği Görünür Kılmak: Muğla Emek Benim Kadın Derneği

  1. Çok güzel olmuş.
    Emek odaklı, bu türden tanıtımlarınızın devamını diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir