Kooperatifleri destekleme yolunu seçen belediyelerin yalnızca üretici kooperatifleriyle işbirliği yaptıkları gözlenmektedir. Bu politika doğru olsa da sonuçta kentlerde yaşayan büyük tüketici kitlelerin kooperatiflerini ihmal etmek, üretici-tüketici işbirliği oluşumunu zorlaştırmaktadır

 31 Mart 2019 tarihli yerel seçimler öncesi, belediyelerin öteden beri zaman zaman yürüttükleri tanzim satışları yeniden gündeme oturdu: Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimlere bir ay kala alınacak yeni önlemleri açıklayarak üretici ile tüketici arasındaki tüm aracıları ortadan kaldırıcı bir sistem getireceklerini, geçmişte olduğu gibi belediyelerin tanzim satış yerleri açarak fiyatları kontrol altına alacaklarını söyledi, “gerekirse fiyatlara ayar çekeriz” dedi[i]. Yerel seçimler öncesi İstanbul’da 50, Ankara’da ise 30 tanzim satış noktası hizmete sunuldu. Yerel seçimlerden sonra ise bu satış noktalarının tamamı kapatıldı. Bu girişimin, tüketicinin korunmasını amaçlayan ekonomik bir girişim olmadığı böylelikle anlaşılmış oldu.

Her ne kadar Türkiye’de tanzim satış mağazaları uygulamasının 1970’lere dayanan bir girişim olduğu ve TANSAŞ adı verilen bu girişimin Türkiye’de belediyelerin tanzim satışlar yolu ile halka ucuz ve kaliteli gıda ürünlerinin satışı amacıyla CHP’li İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak tarafından başlatıldığı iddia edilse de[ii], aslında bu uygulamanın başlangıcı 1950’li yıllara dayanmaktadır. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti hükümetinin ilk yıllarında görülen mal bolluğu ve ucuzluk uzun sürmemiş ve büyük kentlerde mal kıtlığı ve aşırı fiyat artışları görülmeye başlamıştı. Belediyelerin piyasayı kontrol etmeye yönelmelerine de bu durum gerekçe oluşturmuştu.

1953 yılında İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay hakkında kısa boyundan dolayı halk, gıda fiyatlarının yüksekliği nedeni ile “mini mini valimiz, ne olacak halimiz” tekerlemesini üretmişti[iii]. Tanzim satışlar yolu ile piyasaya müdahale etme gereği duyan Gökay, belediyenin mali kaynakları yetersiz olduğundan Hükümete başvurmuş ve kaynak temin edilinceye kadar kendi parası ile belediye arsaları üzerinde kurduğu barakalarda tanzim satışlarını başlatmıştı. Daha sonra, Hükümet tarafından tahsis edilen 500.000 lira ile tanzim satışı yapılan yerlerin sayısı ve satılan malların çeşitleri artırılmıştı. Sistemli ve planlı bir organizasyona dayanmayan bu tanzim satış girişimi piyasada beklenilen etkiyi yapamadığından, önce özel sektöre devredilmiş, sonra da kapatılmıştı[iv].

Tanzim satışlardan şirketleşmeye: MİGROS’un Türkiye’ye gelişi

“Yarı toptan” anlamına gelen (mi-gros) kelimelerinden türetilmiş olan MİGROS,  1925 yılında İsviçre’de Gottlieb Duttveiler tarafından kurulmuş ve gezici satış kamyonları ile temel tüketim maddeleri satışı yaparak ülke çapında adeta “ucuzluk sembolü”, kurucusu da “Ucuzluk Kralı” olarak isim yapmıştır. Daha sonra yerleşik mağaza düzenine geçerek İsviçre’nin en büyük perakendecisi olan Duttveiler, şirketini 100 binden fazla düzenli müşterilerini örgütleyerek 1941 yılında MİGROS’u bu müşterileri ve çalışanlarına devrederek İsviçre’nin en büyük tüketim kooperatifini kurmuştur. MİGROS bugün, 28,5 Milyar Dolar cirosu, 1,5 milyondan fazla ortağı ve 105.000’den fazla çalışanı ile dünyanın en büyük 300 kooperatifi sıralamasında 17. sırada bulunuyor[v].

Tanzim satışlarının beklenilen etkiyi uzun süreli sağlayamamasının anlaşılması üzerine İstanbul Belediyesi ucuz mal sunumu konusunda formüller ve örnekler aramayı sürdürmüştür. MİGROS ile temas kurularak İsviçre’de görülen ucuzluğun İstanbul’da da yaratılması konusunda Belediye’ye yardımcı olunması istenilmiştir. Menderes Hükümetinin Ticaret Bakanı Fethi Çelikbaş’ın daveti ile İstanbul’a gelen Duttveiler, bazı özel şirketler ve kişilerle birlikte ve İstanbul Belediyesi’nin ortaklığı ile MİGROS-TÜRK anonim şirketinin kuruluşunu gerçekleştirmiştir. Şirket, perakende satışlarına İsviçre’de olduğu gibi 40 gezici kamyon ile başlamış, sonradan yerleşik mağazalar düzenine geçilmiştir.  Öncelikle Beşiktaş, Taksim, Eminönü ve Beyazıt olmak üzere İstanbul’un muhtelif semtlerinde mağazalar açılmıştır. Bakanlar Kurulu kararı ile kamu bankalarından iki kez 5.000.000 TL’lik krediler alınmıştır. MİGROS çalışanları düzenli olarak eğitimden geçirilmiş, hatta bir bölümü bu amaçla İsviçre’ye gönderilmiştir. MİGROS-TÜRK şirketinin yönetim kurulunda İsviçre MİGROS’unu temsil eden H. Hochstrasser, bir basın toplantısında amaçlarının ne olduğunu şöyle açıklamıştır[vi]:

«Nasıl vaktiyle Türkiye demiryollarının bir kısmı İsviçreliler tarafından idare edilmiş ve Türk idarecilerinin yetişmesinde bunların da rolü olmuşsa ve nasıl bugün Türk demiryolları Türk unsurlar tarafından idare edilebiliyorsa, biz İsviçreliler Migros Türk idarecisi olarak ayni şeyi yapmak istiyoruz. Türk elemanların bu saha için yetiştirilmesine gayret edilecek ve bir müddet sonra bizlere ihtiyaç kalmadan da bu teşekkül sevk ve idare edilebilecektir.»

Basın-yayın organları da MİGROS’un devreye girmesini destekliyor ve bu girişimin fiyat artışlarını kontrol edeceğine ilişkin yayınlar yapıyordu. O günlerde Migros’un açılışına ilgi gösteren ünlü yazarlardan biri de Milliyet’te yazan Refii Cevat Ulunay idi.  Ulunay’ın Migros hakkındaki görüşleri özetle şöyle idi[vii]:

Migros’un bulunduğu yerde kabzımalın işlemesine imkân yoktur. Bundan dolayı kabzımallar bu teşkilata Migros yerine Mikrop diyorlarmış… Anlaşılıyor ki insana faydalı mikropların mevcudiyetinden pek haberleri yok. Belediye tanzim satışları, nasıl bazı gaddar esnafın burnunu kırdı ise, Migros’un da memleketin iktisadi hayatında halka geniş bir nefes aldıracağına hiç şüphe etmiyorum.

“Tanzim satışlar mı, şirketler mi, kooperatifler mi” tartışmaları

MİGROS-TÜRK’ün yönetiminde bulunan İsviçreli MİGROS’un temsilcileri sürekli olarak şirketin İstanbul Belediyesi’nin de ortakları arasında olacağı bir tüketim kooperatifine dönüştürülmesi teklifinde bulunmuştu. Bu öneride, kurulacak tüketim kooperatifine tüzel kişi olarak belediyenin ortaklığı yanı sıra, özellikle dar gelirli tüketicilerin ortak olmalarının sağlanması istenilmişti. Hatta bakkal ve küçük esnafa veresiye satışlardan dolayı bağımlı olan dar gelirli tüketicilerin, bu bağımlılığının bankalardan sağlanacak uzun vadeli kredilerle giderilmesi ve kooperatiflere katılmalarının sağlanması önerilmişti. Ancak, tüketim kooperatiflerinin geçmişteki başarısızlıkları örnek gösterilerek bu teklif kabul edilmemiş ve MİGROS-TÜRK’ün şirket olarak devam etmesi konusunda mutabık kalınmıştı.

Başarısız olarak gösterilen önceki uygulamalar, 1913 yılında İstanbul’da Çırçır, Unkapanı ve Karaköy’de kurulan tüketim kooperatifleridir. İttihat ve Terakki Hükümeti de bu girişimleri desteklemiştir[viii]. Ahmet Cevat Emre, “İktisatta İnkılâp” adlı eserinde bu kooperatiflerin tıpkı İngiltere’deki Rochdale Öncüleri tarafından kurulan ilk tüketim kooperatifi gibi kurulduklarını,  ancak 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile ortadan kalktıklarını anlatıyor[ix]. 1921 yılındaki “Memurin Erzak Kooperatifi” adını taşıyan ikinci deney de ilk günlerindeki başarılı çalışmalarına karşın uzun ömürlü olamamıştır[x].

Koç Grubu, kurucusu Vehbi Koç’un istek ve yönlendirmesiyle 1975 yılında Migros’un çoğunluk hisselerini devraldı ve böylece Migros yönetiminin İstanbul Belediyesi ile ilişiği kesilmiş oldu ve mağazalaşma süreci başladı. Migros 2015 yılında Anadolu Grubu bünyesine geçti[xi].

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Atatürk’ün de aralarında bulunduğu devlet memurları tarafından 1925 yılında Ankara’da kurulan ve özel bir yasa ile devlet memurlarının yarı maaşları kadar bir avansın kooperatife sermaye olarak aktarıldığı Ankara Memurlar İstihlâk Kooperatifi çeşitli zorluklara ve duraksamalara karşın bugüne kadar yaşamayı başarmıştır[xii].

TANSAŞ deneyimi

Yukarıda da belirtildiği üzere, Tansaş 1973 yılında İzmir Belediye Başkanı İhsan Alyanak tarafından tanzim satış amacıyla Tansa adı ile kuruldu. 1976 yılına gelindiğinde, “Tanzim Satışlar Müdürlüğü” çatısı altında, İzmir Konak’ta ilk mağaza açıldı. Mağaza sayısı, 1986 yılında 12’ye ulaştı. Bu gelişmeyle birlikte ortaya çıkan şirketleşme düşüncesi doğrultusunda, 15 Aralık 1986 tarihinde Tansaş İzmir Büyükşehir Belediyesi İç ve Dış Ticaret A.Ş. kuruldu. 1996 yılında, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ait Tansaş hisselerinin %32,98’i halka açıldı. Bu adım, TANSAŞ’ın belediye tarafından kuruluşunda güdülen amacın dışına çıkılması sonucunu doğurdu ve 1999 yılında TANSAŞ’ın hisselerini Doğuş Grubu satın aldı[xiii]. İzmir Belediyesi’nin tanzim satış serüveni de böylelikle sona ermiş oldu.

https://www.izgazete.net/ekonomi/taris-eski-genel-muduru-gonenc-in-anilarindan-tansas-h32794.html

TANSAŞ deneyiminden çıkarılan ders: kooperatiflere destek

2005 yılında Ahmet Piriştina’nın ölümü üzerine Bornova Belediye Başkanı iken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına getirilen, 2009 ve 2014 yıllarında yapılan yerel seçimlerde de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Aziz Kocaoğlu, uygulamaya koyduğu “İzmir Modeli” ile TANSAŞ deneyiminden gerekli dersi çıkardığını göstermiştir.

Türkiye’de ilk kez bir belediye bünyesinde kurulan Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nı yaşama geçiren İzmir Büyükşehir Belediyesi, yine Türkiye’de “sözleşmeli üretim” modelini uygulayan ilk yerel yönetim oldu. Kooperatifçiliğin gelişmesini tarımın kurtuluş reçetesi olarak gören Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Tire Süt Kooperatifi ile anlaşarak “Okul Sütü” projesi ile başlattığı sözleşmeli alımları, çiçek, fidan, süt mamulleri, zeytinyağı gibi ürünlerle çeşitlendirdi. Kooperatiflerden sözleşmeli üretimle yapılan alımla, üretici birliklerinden yapılan alımlar, üreticiye verilen doğrudan destekler, üretici kooperatifleri ve ziraat odalarına verilen destekler kapsamında 869 milyon liralık maddi katkı sağlandı[xiv].

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım ve gıda alanına yönelik çalışmalarının yasal dayanağı 2004 yılında yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 12 Kasım 2012’de kabul edilen 6360 sayılı yasadır. Bu yasa ile Türkiye’de büyükşehirlerin görev ve sorumluluk alanları kent merkezi ile sınırlı olmaktan çıkmış, il sınırları içindeki kırsal alanları da içine alacak şekilde genişlemiştir. Her iki yasa da, büyükşehir ve ilçe belediyelerine tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyette bulunmaları görevini yüklemiştir. Bu görevin gereğini yerine getiren büyükşehir belediyelerinin arasında İzmir Büyükşehir Belediyesini, ilçe belediyeleri arasında da Tunceli’nin Ovacık Belediyesini öncelikle belirtmek gerekiyor. Bu iki uygulama, “İzmir Modeli” ve “Ovacık Modeli” olarak biliniyor[xv].

İlgili İçerik:   Kooperatifler ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri - 2

Aziz Kocaoğlu, son yerel seçimlerin hemen öncesinde İzmir’deki bir toplantıda yaptıklarını şöyle özetliyor[xvi]:

Biz İzmir’in yerel yönetimi olarak, özelikle küçük ölçekli üreticinin girdi maliyetlerini düşürmek ve ürününe katma değer katmak için projeler üretiyor ve uyguluyoruz. Üreticilere direkt verdiğimiz destekler olduğu gibi kooperatif, birlik ve ziraat odalarına verilen desteklerimiz de var. Örneğin kurduğumuz soğuk hava deposu ile satılmayan ürünler için uygun koşullarda depolanma olanağı sunarak fiyat istikrarını sağlıyoruz. Örneğin ortak makine parkı oluşturarak girdi maliyetlerini azaltıyoruz. Verdiğimiz desteklerle tarımsal kalkınma kooperatiflerine verimlilik ve kârlılık kazandırıyoruz. Ova, bahçe yollarını asfaltlıyoruz. Fidandan küçükbaş hayvana, arı ve arı kovanından incir kerevetine kadar her türlü ihtiyacı karşılıyoruz. Üreticiden aldığımız sütü çocuklarımıza dağıtıyoruz. Akıllı tarım projeleri ile üreticinin iklim değişikliklerinden en az etkilenmesini sağlıyoruz. Büyükşehir Belediyesi’nin önemli katkılarıyla tarımsal üretimi artırmada ciddi mesafeler alan İzmir, Türkiye tarımının yeniden ayağa kalkması için iyi bir rol modeldir.”

Soner Yalçın öneriyor

“Belki de İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde bir ‘Kooperatifçilik Enstitüsü’ hayata geçirilebilir ve bilimsel bir ‘know-how’ oluşabilir” diyen ünlü araştırmacı gazeteci Soner Yalçın, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Köy-Koop İzmir Birliği ile düzenlediği Tarım ve Kırsal Kalkınma başlıklı İzmir Buluşmasında belediyelerin tarım ve kooperatifleri desteklemeleri konusunda şu önerilerde bulunulduğunu naklediyor[xvii]:

  • Köy bazlı kooperatifler değil, güçlü bir örgütlenme modeli için ilçe bazlı kooperatifleşmeler desteklenip, yaygınlaştırılsın.
  • Alım garantili sözleşmeli üretim modeli desteklenmeye devam edilsin.
  • Yerel ve atalık tohum kullanan kooperatifler özellikle teşvik edilsin, desteklensin.
  • Kooperatif ürünlerinin markalaşabilmesine ilişkin destekler sağlansın.
  • Tüketici kooperatifleri ve gıda toplulukları desteklenip, yaygınlaştırılsın.
  • Tüm tarım paydaşları (veteriner, gıda ve ziraat mühendisi vs.) kooperatifler ile buluşsun, kooperatiflerimiz güçlensin.
  • Tüm ilçe belediyelerimizde “tarım birimleri” oluşturulsun.
  • Çiftçi, üretici ve tüketiciyi buluşturan bir Tarım A.Ş. kurulsun.
  • Bağımsız ve akredite olmuş denetim firmalarından alınacak gıda güvenliği belgesi tüm kooperatiflere zorunlu kılınsın.
  • Kooperatifler ticari faaliyetlerinin dışında, doğal ve çağdaş bir tarım kültürü oluşturabilmek amacıyla da projeler üretsin.
  • Sebze meyve hallerinde kooperatiflere yer tahsis edilsin.
  • Tarım Eğitim Kooperatifleri desteklenip, yaygınlaştırılsın.

Sonuç: Belediyeler Tüketim Kooperatiflerini de desteklemeye yönelmeli

Yukarda anlatıldığı gibi, belediyelerin tüketiciyi korumak amacıyla başlattıkları tanzim satış uygulamaları tarih boyunca hep sürdürülebilir olmaktan uzak kalmıştır. Uzun süre başarılı biçimde sürdürülemeyen bu uygulamadan, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı gibi gerekli dersi çıkararak “kooperatif modeli” uygulamaya başlayan belediyeler de yalnızca tarımsal kooperatiflere ve onların ortakları olan üreticilere destek vermeye yönelmişlerdir. Bir kısım belediyeler, basından da izlenildiği gibi hâlâ tanzim satış/kooperatif ikilemi içerisinde bulunuyorlar. Kentlerdeki büyük tüketici kitleleri kooperatiflerde örgütlemeyi ve bu kooperatiflerin üretici kooperatifleri ile işbirliği yapmalarını özendiren politikalar oluşturmaları konusunda aşağıda özetlenen görüşlerin yararlı olacağını belirtmek isteriz:

  1. Belediyelerin üreticinin ürününü aracısız ve mümkün olan en yüksek fiyatla değerlendirmeyi amaçlayan üretici kooperatiflerini destekleme uygulamaları, kentlerdeki tüketicilerin mümkün olan en düşük fiyatla mal almaları beklentisi ile çelişmektedir. Zira aracı ortadan kaldırıldığında, aracıya gidecek olan fiyat farkı tamamen üreticide kalmaktadır ve üretici kooperatiflerinin amacı gerçekleşmiş olmaktadır. Ama bunun tüketiciler açısından somut bir yararı olmamaktadır.
  2. Yukarıda özetlenen İzmir Buluşması başlıklı toplantıda yapılan “Tüketici kooperatifleri ve gıda toplulukları desteklenip, yaygınlaştırılsın” konusundaki öneriyi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bugüne kadar dikkate almadığı anlaşılmaktadır. Soner Yalçın’ın önerdiği gibi belediye bünyesinde bir kooperatifçilik enstitüsünün kurulmasının da düşünülmediği görülmektedir.
  3. Kentlerdeki tüketim kooperatifleri ise, çoğunluğu yabancı firmalar tarafından işletilen büyük zincir mağazalar ile yarışamadıkları ve bu mağazaların yaptıkları gibi üreticilerden doğrudan ve yüklü miktarlarda mal alamadıkları için ayakta kalmakta güçlük çekiyorlar.
  4. Bugün, birkaç istisna dışında, halka açık ya da işyerleri dışında faaliyet gösteren tüketim kooperatifi kalmamıştır. Çok sayıda işçi ve memur çalıştıran kamu ve özel kuruluşların bünyelerinde bulunan tüketim kooperatifleri varlıklarını sürdürmektedirler. Sendikalar öncüğünde kurulan tüketim kooperatifleri (Yol-Koop örneği) 1980’li yıllarda başarılı olmuşlardı. Bunların başarılarının arkasında sendikal örgütlenmenin bir ihtisas örgütü olarak kurulmuş ve sendikaların toplu sözleşmelerle desteklemiş olmaları yatmaktaydı.
  5. İşyerlerinde kurulmuş olan işçi tüketim kooperatiflerinin bugün en başarılı örneklerini gördüğümüz İzmit bölgesinde bunlara bölgesel birlik (Körfez Tükobirlik) yardımcı ve destek olmaktadır. Eskişehir’deki tüketim kooperatifleri de başarılı örnekler arasında yer almaktadır.
  6. Belediyeler, kentlerde yaşayan tüketicilerin kurdukları tüketim kooperatiflerini desteklemek amacı ile öncelikle bu kooperatiflerin ortaklarının çalıştıkları işyerleri, özellikle de kamu kuruluşları, sendikalar ve meslek odaları başta olmak üzere ilgili sivil toplum kuruluşları ile ortak toplantılar yaparak bir strateji belirlemelidir. Bu strateji içerisinde tüketim kooperatifleri ve bunların üst örgütlerinin ihtiyaç duydukları altyapı ve finansman sorunlarına belediyelerin nasıl katkıda bulunabilecekleri de belirtilmelidir.
  7. İkinci adım olarak, tüketim kooperatifleri temsilcileri, o il sınırları içerisinde bulunan üretici kooperatifleri temsilcileri ile bir araya getirilmeli ve ortak bir plan çerçevesinde nasıl birlikte çalışacaklarına karar vermeleri sağlanmalı. Belediyenin buradaki rolü “koordinasyon” ya da “kolaylaştırıcı” olmalıdır.
  8. Kentlerde tüketicilerin örgütlenmeleri ve üretici kooperatifleri tarafından gönderilecek malları satmak için belediyenin desteğinde satış yerleri açmaları “pratik” ve uygulanabilir bir yöntem olarak görülmeyebilir. Buradaki amaç sadece tüketim kooperatiflerinin ayağa kalkmalarına destek olmak değildir. Buradaki asıl amaç, üretici kooperatiflerinin tespit edecekleri fiyatlarda tüketicinin de görüşleri ve beklentilerinin dikkate alınmasının sağlanmasıdır. Yani, belediyenin üretim kooperatiflerini desteklerken, tüketicinin korunmasını da ihmal etmemesidir.
  9. Belediyelerin “halk pazarı” ya da benzeri isimler altında üretici kooperatiflerinin ürünlerinin pazarlanacağı yerler açması ya da kentlerde böyle yerleri üretici kooperatiflerine tahsis etmesi, tüketiciyi nasıl koruyacaktır? Tüketicinin şikâyetleri ile kim ilgilenecektir? Tüketicinin ya da tüketim kooperatiflerinin temsilcilerinin yer almayacağı bu satış yerlerinin pratikte tanzim satış mağazalarından bir farkı olmayacaktır. Zira belediye yönetimleri değiştiğinde bu yerlerin kooperatiflere tahsis edilmesi uygulamasının devam edeceğini kimse garanti edemeyecektir. Bu ve benzeri girişimler de, geçmişte olduğu gibi uzun ömürlü olmayacaktır.
  10. Kent merkezlerinde belediyeler desteğinde mahalle bazlı tüketim kooperatifleri kurulması ve yukarıda belirtilen kamu kurumları bünyesindeki kooperatifleri güçlendirme çalışmalarının koordine edilmesi amacıyla belediyeler bünyesinde özellikle bu işle görevli kooperatif büroları kurulmalıdır. İlçe merkezlerinde de tüketicilerin örgütlenerek merkezi bir tüketim kooperatifi kurmalarına ilçe belediyelerinin öncülük etmeleri sağlanmalıdır. Belediye ve şirketlerinde çalışanların da merkezi bir tüketim kooperatifinde örgütlenmeleri teşvik edilmelidir. Bu yöntemle kurulacak tüketim kooperatifleri ve bunların üst örgütleri ile üretici kooperatifleri arasında belediyenin desteği ile başlatılacak işbirliği, hem üreticinin hem de tüketicinin korunması konusunda önemli bir adım olacaktır. Günümüzde çok sayıda büyükşehir belediyesinin kooperatifleri destekleyici bir politika izlemeleri, umarız bu fırsatın kaçırılmaması ve beklenilen üretici-tüketici işbirliğinin gerçekleştirilmesi sonucunu doğurur.

Kaynakça

[i] Çoralan, İhsan: Denetimle, tanzim satışlarıyla, racon kesmekle fiyatlar düşer mi?, Evrensel, 07 Şubat 2019

[ii] Oyan, Oğuz: “Devlet Manavlık Yapar mı?”, Sol, 12.02.2019

[iii] Acar, Özgen: Tanzim Satış, tarih yüzyıllarca sonra tekerrür ediyor”, Cumhuriyet, 13 Şubat 2019

[iv] Doç.Dr. Mehmet Oluç: Migros-Türk (www.dergipark.org.tr/en/download/article-file/8490) erişim: 16.01.2020

[v] World Cooperative Monitor, www.wcm2019-final

[vi] Oluç, age s. 236

[vii] Öymen, Altan: Önce Migros Geldi, Radikal, 21.11.2010

[viii] Oluç, age. s. 217

[ix] Polat, Hüseyin, Tunç Tayanç: Cumhuriyetimizin 50. Yılında Tüketim Kooperatifleri ve Sorunları,  Türk Kooperatifçilik Kurumu Yayın No. 35, Ankara, 1973, s. 46

[x] Polat, age s. 46

[xi] Özkan, Barış: Türkiye’de süpermarketler nasıl ortaya çıktı?, Sözcü, 7 Eylül 2017

[xii] Polat, age. s.47

[xiii] Özkan, Barış, Sözcü, 07 Eylül 2017

[xiv] Cumhuriyet, 15 Temmuz 2018

[xv] Bu konuda ayrıntılı analiz için bkz: Yıldırım, Uygar Dursun: Belediyeler ve Kooperatifler Ekseninde Türkiye Tarımında Alternatif Kamusallık Deneyimleri: Olanaklar ve Sınırlar, Krize Karşı Kooperatifler – Deneyimler, Tartışmalar ve Alternatifler, Kasım 2019, s. 25- 78

[xv] İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun “İzmir’de Yerel Yönetimler ve Kooperatifler el ele” çalıştayında yaptığı konuşma, 30 Mart 2019

[xvi] İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun “İzmir’de Yerel Yönetimler ve Kooperatifler el ele” çalıştayında yaptığı konuşma, 30 Mart 2019

[xvii] Soner Yalçın: Soyer’in ilk adımları, Odatv, 26.08.2019

Kategori(ler): Konuk Yazarlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir