Büyümeye takıntılı ekonomilerde düşük verimlilik bir hastalık olarak görülüyor. Sürdürülebilir Kalkınma Profesörü Tim Jackson’a göre verimlilik artışının doğal sınırları var. Peki, ya çözüm? Jackson, verimlilik hedeflerinin ardına düşmek yerine ekonomileri düşük verimli olarak görülen sektörlere doğru genişletmemizi öneriyor. 


Emek verimliliği arayışı sınırına ulaştı mı?

Verimlilik – ekonomide bir saatlik çalışma başına üretilen çıktı miktarı – modern kapitalist ekonomilerde genellikle ilerlemenin çekici gücü olarak görülür. Çıktı her şeydir. Vakit nakittir. Verimliliği artırma arayışı akademik literatürde bir sürü yer işgal ediyor ve CEO’ların ve maliye bakanlarının uyanık saatlerine musallat oluyor. Belki de şöyle affedilebilir: Daha az insanla daha fazla çıktı üretme yeteneğimiz angaryayı hayatlarımızdan çıkardı ve bize bolca maddi zenginlik verdi.

Verimli Olmanın Sınırları

Ancak bitmez tükenmez verimlilik koşusunun da bazı doğal sınırları olabilir. Sürekli artan verimlilik, ekonomilerimiz genişlemeye devam etmezse, insanları işsiz bırakma riskini aldığımız anlamına gelir. Her geçen yılın her çalışma saatinde daha fazlası mümkünse, o zaman ya çıktı artmak zorundadır ya da çalışacak iş daha azdır. Beğenseniz de beğenmeseniz de büyümeye bağımlıyız.

Öyleyse, şu ya da bu nedenle, artık büyüme olmayacaksa ne olmalı? Belki bir finansal kriz. Veya petrol gibi kaynakların yükselen fiyatları. Ya da gezegene yüklediği zarar (iklim değişikliği, ormansızlaşma, biyolojik çeşitliliğin kaybı) nedeniyle büyümeyi dizginleme ihtiyacı. Belki de günümüz ekonomilerinin hiçbirinde büyümenin artık güvenli ve kolay olduğunun varsayılamamasının nedeni bunlardan biridir. Sonuç değişmez. Verimliliğin artması, tam istihdamı tehdit eder.

Çözümlerden biri, verimlilik artışlarını kabul etmek, çalışma haftasını kısaltmak ve mevcut işleri paylaşmak olabilir. 1930’lardan beri aşina olunan bu tür öneriler, devam eden resesyon karşısında şimdi yeniden canlanmanın tadını çıkarıyor. Bir İngiliz düşünce kuruluşu olan New Economics Foundation (Yeni İktisat Vakfı), 21 saatlik çalışma haftası öneriyor. İşkoliklerin tercihi olmayabilir. Ama kesinlikle üzerinde düşünmeye değer bir strateji.

Düşük Verimli Sektörlerde İşler Yaratmak

Ancak talep durgunlaştığında insanları işte tutmak için başka bir strateji var. Belki de uzun vadede daha kolay ve daha ikna edici çözüm budur: Sıkı sıkıya yapıştığımız bitip tükenmez verimlilik arayışımızdan vazgeçmek. Verimliliğin gaz pedalından ayağımızı çekerek ve geleneksel olarak “düşük verimli” sektörler olarak görülen sektörlerde işler yaratarak, ekonomi durgunlaşsa bile istihdamı koruma veya artırma yollarını yakalayabiliyoruz.

İlk başta kulağa çılgınca gelebilir; etkinlik diliyle öylesine koşullandık ki. Ancak ekonomide verimlilik artışını kovalamanın hiç mantıklı olmadığı sektörler var. Bazı görevler, doğası gereği insanların zamanının ve dikkatinin paylaştırılmasına dayanır. Bakım meslekleri buna iyi bir örnektir: Tıp, sosyal hizmet, eğitim. Ekonomilerimizi bu yönde genişletmenin türlü yararı vardır.

Birincisi, bu meslekler tarafından harcanan zaman, doğrudan yaşam kalitemizi iyileştirir. Bu işleri gittikçe daha etkin hale getirmek, belirli bir noktadan sonra aslında arzu edilen bir şey değildir. Öğretmenlerimizden daha da büyük sınıflara ders vermelerini istemenin anlamı nedir? Doktorlarımız saat başına daha fazla hastayı mı tedavi edecek? Birleşik Krallık Kraliyet Hemşirelik Koleji geçtiğimiz günlerde, personel azaltmalarının ardından, Ulusal Sağlık Hizmetinin ön saflarındaki personelin artık “çökme noktasına geldiği” konusunda uyardı. Bu yılın başlarında Journal of Professional Nursing’de yapılan bir araştırma, zaman hedefleri ve verimlilik baskılarıyla başa çıkmaya çalışan hemşirelik öğrencilerinde endişe verici bir empati azalışı olduğunu ortaya çıkardı. Anlamsız verimlilik hedeflerini dayatmak yerine, sadece bakımın değerini değil, aynı zamanda bakıcının deneyimini de geliştirmeyi ve korumayı hedeflemeliyiz.

İlgili İçerik:   Zaman, İş ve İyi Oluş

Bazı İşler Düşük Verimli Olmalı

Bir insanın diğerini gözetmesi ve ilgisi tuhaf bir “meta”dır. Stoklanamaz. Ticareti yapıldığında bozulur. Makinelerle sunulamaz. Kalitesi tamamen bir kişinin diğerini umursamasına bağlıdır. Harcanan zamanı azaltmaktan bahsetmek bile değerini yanlış anlamaktır.

Bakım, ekonomik istihdam kaynağı olarak yenilenmiş ilgiyi hak eden tek meslek değildir. Bir diğeri zanaattır. Zanaat ürünlerine özgü doğruluk ve ayrıntı, onlara kalıcı bir değer kazandırır. Bu inceliği mümkün kılan, marangozun ve terzinin harcadığı zaman ve gösterdiği ilgidir. Aynı şey kültür sektörü için de geçerlidir. Örneğin müziğe kalıcı çekiciliğini veren pratik yapmak, prova yapmak ve icra etmek için harcanan zamandır. New York Filarmoni Orkestrası’ndan Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisini her yıl daha hızlı ve daha hızlı çalmasını isteyerek anlamsız gürültüden başka ne elde edilebilirdi?

Bu tür meslekleri düzene sokmak veya yavaş yavaş ortadan kaldırmak yönündeki yaygın modern eğilim büyüme takıntılı, kaynak yoğun tüketici ekonomisinin temelindeki çılgınlığı vurgulamaktadır. Düşük verimlilik bir hastalık olarak görülüyor. Anlamlı işler sağlayabilecek ve topluma değerli hizmetlerle katkıda bulunabilecek bir dizi faaliyet özveri, sabır ve özenle çalışacak insanları istihdam etmekle bağlantılı olduğu için aşağılanıyor.

Bakım, Zanaat ve Kültür Ekonomisi İnşa Etmek

Fakat insanlar, bu tür faaliyetlerin hem üreticileri hem de tüketicileri olarak, hayatımızın çoğunun geçtiği, zaman yoksulu, materyalist süpermarket ekonomisinde hiç olmadığı kadar büyük bir refah ve tatmin duygusuna genellikle ulaşırlar. Ve burada belki de en dikkate değer şey şudur: Bu faaliyetler, maddi şeylerin sürekli bolluğundan ziyade insani hizmetlerin değeri etrafında inşa edildiğinden, ekonomiyi çevresel olarak daha sürdürülebilir hale getirmek için elle tutulur bir şans sunuyor.

Elbette, düşük verimliliğe sahip bir ekonomiye geçiş, temennilerle gerçekleşmeyecektir. Teşvik düzenlemelerini – örneğin, emek üzerindeki vergilerin azaltılması ve kaynak tüketimi ve kirliliğe yönelik vergilerin artırılması – dikkatle ele almak gerekir. Hasta merkezli bakım ve öğrenci merkezli öğrenme kavramlarına yapmacık bir bağlılıktan daha fazlasını gerektirir. Sapkın verimlilik hedeflerinin kaldırılmasını ve becerilere ve eğitime ciddi bir yatırım yapılmasını gerektirir. Kısaca, işsizlik belasından kaçınmanın büyümenin peşinden koşmakla daha az; bakım, zanaat ve kültür ekonomisi inşa etmekle daha çok ilgisi olabilir. Ve bunu yaparak insana yakışır işin değerini, hak ettiği yere, toplumun tam merkezine geri döndürmek.

Tim Jackson, Surrey Üniversitesi’nde sürdürülebilir kalkınma profesörü ve “Prosperity Without Growth: Economics for a Finite Planet” (Büyümesiz Refah: Sonlu Bir Gezegen için İktisat) başlıklı kitabın yazarıdır.


Not: Tim Jackson’ın New York Times’ta yayımlanan 26 Mayıs 2012 tarihli yazısından Aylin Çiğdem Köne tarafından çevrilmiştir. Erişim

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir