Öyle bir dönem ki bu yaşadığımız; neyin düşünülebilir, neyin kabul edilebilir ve neyin talep edilebilir olduğunun sınırlarını belirleyen ahlaki çerçeveler değişiyor. Günümüzün çoklu krizleri bizi, tüm kavramlar üzerine yeniden düşünmeye ve ana akıma meydan okumaya davet ediyor. Madem durum bu, iktisadın en temel sorularından biri olan “ekonomik faaliyetin amacı nedir?” sorusu ile başlayabiliriz. Bu soru, çalışmanın ve işin amacının ne olduğunun sorgulanmasını da beraberinde getirir. İş, yaşam kalitesini arttıran insani hizmetleri sunmakla ilgili olarak görülebilir. İş, topluma ve gezegene yararlı faaliyetleri yaparken kendini gerçekleştirmenin bir yolu olabilir. Aşağıdaki çeviride Richard Douglas, Keynesçi çözümleme ve neoliberalizmin eleştirisini yaptıktan sonra, hizmet, amaç ve anlamın politik ekonomideki yeni paradigmanın temelini oluşturmasını öneriyor. 


Richard Douglas, politik ekonomi için yeni bir tanımlayıcı fikre ihtiyacımız olduğunu yazıyor. Bu tanımı bir hizmet olarak ekonomik faaliyet fikrinde bulabilir miyiz? (Bu makale ilk olarak The Mint’in 6. sayısında yer almıştır.)

Birine hizmet etmek zorunda kalacaksın.
-Bob Dylan

İş ve Çalışmaya Dair İki Küçük Öykü

Cheltenham Gold Cup sırasında bir arkadaşımla karşılaştım. Yarışları izlemek için bir günlük izin almıştı ve iyi bir gün geçiriyordu. Bahislerine nasıl karar verdiğini sordum. Her şeyin, gençliğinde adını veremeyeceği bir kamu kurumu için çalışırken başladığını söyledi. Ofisinde işlerini genellikle öğlen saatlerinde bitirirlermiş ve patronu adına bahis oynamak için ganyan bayiine gönderilirmiş. İşi bu olmasa da görevi sırasında bahis oynamayı öğrenmişti.

O günün ilerleyen saatlerinde, komşumla akşam yemeği yiyordum. Bana okul tatillerinde otobüs biletçisi olan annesinin onu ve erkek kardeşini işe götürüşünü anlattı. Londra’da otobüsle dolaştıktan (şimdi olsaydı ücretsiz çocuk bakımı olarak görülürdü) sonra yemek verilen büyük bir kantinin olduğu otobüs garajına geri dönerlermiş ve çalışanların şakaları ile eğlenirlermiş. Söylediğine göre, personel arasında güçlü bir yoldaşlık varmış; tüm garaj yaz aylarında birlikte deniz kenarına gidermiş.

Ekonomik Paradigmadaki Değişim İş ve Çalışmayı Dönüştürdü

Bu iki anlatının ortak noktası nedir? İkisi de artık çoğu durumda var olmayan işleri ve çalışma biçimlerini betimlemektedir. Otobüs biletçileri etkinlik adına elendiler ve otobüs garajları kapatıldı ve arsaları gayrimenkul olarak satıldı. Daha genel olarak, kamu sektörü, on yıllardır etkinlik incelemeleri, denetim rejimleri, yeniden yapılanmalar ve kemer sıkma önlemleri dalgalarına maruz kalmıştır. Alışılagelmiş tembellik zamanının var olduğu kamu kesiminden çekip alınmayan çok fazla alan kalmadı. Ve bu, elbette, önceliği her zaman özel sektör olan daha geniş bir ekonomik gelişmedir.

Başka bir ifadeyle, bu geçmiş ve şimdiki çalışma dünyasında bir ekonomik paradigmadan diğerine geçişi görebiliriz.

Keynesçilik ve Tam İstihdam

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Batı politik iktisadında iki tanımlayıcı düşünce egemen oldu. Önce, Keynesçilik çağı ekonomik aktivitenin öncelikli amacının tam istihdamı sürdürmek olduğu düşüncesiyle geldi. Bu düşüncenin o günlerin politik ortodoksisi haline gelme derecesi, 1962’de yayınlanan bir Joan Robinson makalesinde, “Keynesyen Devrim” adlı bir yorumda açıkça ortaya konmuştur. Robinson, Muhafazakar Parti milletvekillerinin soldaki oylar için rekabet ederlerken tam istihdam sloganını nasıl gururla benimsediklerini anlatır. Onların ifadelerini şu şekilde alıntılar: “Şimdi yüksek ve istikrarlı bir istihdam seviyesine sahip kapitalizmi sunuyoruz. Yakınacak hiçbir şeyiniz yok. ”

Neoliberalizm ve Etkinlik

Bundan sonra olanların hikâyesi iyi bilinmektedir. Milton Friedman ve Friedrich von Hayek gibi iktisatçıların düşüncelerine dayanarak hazırlanan neoliberalizm, 1980’lerin başlarında baskın paradigma olmak için 1970’lerde Keynesyençiliğin stagflasyonist çöküşünden yararlandı. Neoliberalizm, ekonomik faaliyetin asıl amacının, sermaye sahiplerinin elde edeceği kârı en üst seviyeye çıkarmak olduğunu kabul ediyordu. Neoliberalizmin entelektüel tarihçisi Richard Cockett’in ifadesiyle, neoliberalizmin savunucuları bunu, Keynesyençiliğin “kapitalizm adına beyaz bayrak çekmesinden” sonra kontrolü geri alış, politik ekonominin başlangıç değerler sisteminin bir restorasyonu olarak gördü. Neoliberalizm bayrağı altında, örgütler son kırk yılda, her zamankinden daha zayıf hale getirildi ve çalışma kültürleri “verimlilik mantrası (Jennifer Kearns Alexander’ın harika bir kitabının başlığı)” na göre bileylendi.

Bu iyi mi yoksa kötü bir şey mi? Kötü bir şey olarak görmek belki de çok kolaydır. Neoliberalizm kavramı, kullananlar arasında çoğunlukla kirli bir kelime olarak görülür. Kuşkusuz, neoliberalizmin kısa vadeli kâr elde etmeyi sosyal bir öncelik olarak teşvik etmesinde, mevcut ekonomik güvensizliğinde beğenilmeyecek çok fazla şey var. Ancak etkinlik arayışının sonucunda gelen kârlılık (veya kamu parasının değeri) vurgusundaki erdemi de takdir edemez miyiz? Etkinlik, daha fazla sosyal zenginliğe yol açan daha yüksek verimlilik anlamına gelir. Bu, daha fazla hastanın bakılması ya da müşterilere daha hızlı hizmet verilmesi anlamına gelir.

Keynesçiliğin eski güzel günleri, iş güvencesinin tüm değerlerine sahipti, ama bunların hepsi iyi değildi.

İlgili İçerik:   İşin Değeri Üzerine Yeniden Düşünme Zamanı

Belki de, Keynesçi çözümleme ilgili bu ikircikliliğin nedeni, aksine bazı beklentilere rağmen, 2008 finans krizinden bu yana geçen yılların Colin Crouch’un sözleriyle “neoliberalizmin garip ölümüne” tanık olmasıdır. Keynesçi sosyal demokrasiye olan ilgi yeniden canlanırken – İşçi Partisi’nin 2017 genel seçim manifestosu örneği— Keynesçiliğin taraflar arası sağduyulu statüsünü sürdürmek üzere olduğuna dair çok az işaret var. Belki de ihtiyaç duyulan şey, politik ekonomi için yeni bir tanımlayıcı ilkedir: Şu an kendimizi içinde bulduğumuz ekonomik durumla yüz yüze gelmek için en uygun olan ilke.

Politik İktisat için Tanımlayıcı İlke Önerisi

Bu fikir nereden gelebilir? Kişisel bakış açımdan bu soru ile ilgili birkaç farklı görüşe sahibim. Bir işçi olarak, etkinlik önlemlerinin etkilerine maruz kaldım. Eski patronun bize söylediği gibi; bu önlemler, ek işlerle zamanın tamamını dolduruyor ve destek işleri zayıflatılıyor, böylece tüm organizasyon “hızlı bir şekilde yol alıyor”.

Geçmişte, kamu sektörü kuruluşları için performans (harcanan paranın karşılığı) denetimi yapmak ve etkinliği artırmak ve halka daha fazlasını sunmak için yollar önermek benim işimdi. Bir sendika temsilcisi olarak örgütsel performansı iyileştirme zorlamaları ile çatışan çalışanları temsil ettim ve çalışma koşullarında kötüleşmeye karşı muhalefeti örgütledim. Şimdi, Centre for the Understanding of Sustainable Prosperity (Sürdürülebilir Refah Anlayışı Merkezi) tarafından finanse edilen bir akademik araştırmacı olarak, ekonomik felsefenin bakış açısından, ekonomik faaliyetin amacı ile ilgileniyorum.

Bu görüşleri bir araya toplayarak karşıt yaklaşımlarına rağmen, hem Keynesçilik hem de neoliberalizmden yapılabilecek tek bir eleştiri çizgisi olduğunu öne sürmek istiyorum. Bu düşünce çizgisini sürdürmek, üçüncü bir kavramın (belki de işe yaklaşımların bir sentezi gibi) nasıl görünebileceğini anlamamızı sağlayabilir.

Keynesçi çözümlemeden yapılabilecek eleştirilerden biri, ekonomik faaliyetin tanımlayıcı fikrinin tam istihdam olarak kabul edilmesidir. Bu, tüm organizasyonların amaçlarını tek bir amaca indirger: insanlara bir iş sağlamak. Bu yaklaşım, kuruluşların müşterilere ve hizmet kullanıcılarına bir hizmet sunmaya yoğunlaşma derecesini azalttı ve bunun sonucunda çalışanların bir dış amaca katkıda bulunmaya odaklanma fırsatlarını azalttı.

Neoliberalizm, örgütlerin yeniden, belirgin ve görünür amaçlarına odaklanmalarını amaçladı. Ancak, tüm işletmelerin amacını her şeyden önce para kazanmak olarak yorumlarken, neoliberalizm, tüm organizasyonların amaçlarını da bire indirdi. Bu süreçte, kurumların işçilerine hizmet etmeyi rollerinin bir parçası olarak görmekten vazgeçmeleri ve örgütsel odağın işletme sahiplerine hizmet etmeye yönelik olarak içe kayması nedeniyle işin kalitesi zarar gördü.

İş: Hizmet, Amaç ve Anlam

Bu eleştiriyi göz önünde bulundurarak, şimdi hizmetin, amacın ve anlamın ekonomik faaliyetteki önemini dikkate alacak şekilde konumlandık. Hizmet, amaç ve anlamın politik ekonomideki yeni bir paradigmanın temelini oluşturmasını öneriyoruz.

Hizmet

Prosperity Without Growth (Büyümesiz Refah), adlı kitabında Tim Jackson, ekonomik aktivitenin baskın amacını yeniden kavramlaştırıyor. Ekonomik aktiviteyi kendi içinde bir amaç olarak görmekten yani daha fazla kâr elde etmek için sürekli olarak daha fazla şey üretme ve tüketme sürecinden uzaklaşmamızı öğütlüyor. Bunun yerine, ekonomik faaliyetin ‘yaşam kalitesini artıran insani hizmetleri sunmakla ilgili olarak görülmesi gerektiğini belirtiyor: beslenme, barınma, sağlık, sosyal bakım, eğitim, boş zaman, eğlence ve spor amaçlı gönüllü etkinlikler ve fiziksel ve doğal varlıkların korunması.’

Amaç

2008’deki çöküşün ve diğer şirket skandallarının ardından, iş liderleri arasında, kârı en çoklaştırmaktan farklı olarak, örgütsel amaçlara (bir organizasyonun kendi hesabına görünürdeki hedefleri) odaklanmaya dair büyüyen bir söylem vardı. Bu düşünce, Oxford Said Business School’dan Richard Olivier ve Andrew White gibi bazı isimler tarafından daha ileri götürüldü: Olivier ve White, işletmelerin kendi “gezegensel amaçlarını” göz önünde bulundurmaları – açık bir şekilde çevre ve insan hakları sorunlarıyla kuşatılmış bir dünyada iyi şeyler yapmaya odaklanmaları –  gerektiğini savunuyorlardı.

Anlam

2017’de hazırlanan ve bir işi iyi yapan faktörleri inceleyen Taylor Review’in gösterdiği gibi, bugün çalışma kalitesine gösterilen ilgi artmakta. Ve Kings College London’dan Katie Bailey’in iddia ettiği gibi, buradaki en önemli kavramlardan biri anlamdır. Bailey’nin araştırmaları işi anlamlı kılan dört faktöre dikkat çekiyor:

  • çok çalıştığını ve elinden gelenin en iyisini yaptığını hissetmek;
  • kalıcı ya da kendisi dışındaki bir şeye katkıda bulunmak;
  • zorlukların üstesinden gelmek ve karışık durumları iyi idare etmek ve
  • yoldaşlık ve takım olarak bir şeyler başarmak.

Bu kavramları bir araya getirirsek, ekonomik faaliyetin öncelikli amacının topluma hizmet etmek olması gerektiğini söyleyebiliriz. Bu genel yapılandırma kapsamında, kurumlar amaçlarını oynadıkları rollerde bulurlar. Bu kurumlar için çalışanlar ise, başkaları ile birlikte, anlamı, kurumlarının amaçlarını ve saygın bir nedeni kendilerine uygulamakta bulurlar.

Not: Richard Douglas’ın CUSP’ta 31 Temmuz 2018’te yayımlanan yazısından Aylin Çiğdem Köne tarafından çevrilmiştir. Erişim

Kategori(ler): Görüş Yazıları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir